Öyle değil böyle çizilir!

/
23 dakikada okunur

Yaşadığımız felaket sonrasında  sanatsal bir bakış açısıyla tasvirlerine kendilerinden bir şeyler katan ulusal ve uluslararası sanatçılarımız oldu. Depremin yarattığı acıyı, enkazlardan çıkan canlarla hissettirdiği umudu çizgilerinin arasında bir sanatsal forma sokan sanatçılarımız karikatürist Dağıstan Çetinkaya’ya, Suriyeli grafik tasarımcı Abdullah Keshi’ye, illüstratör Büşra Yurtseven’e ve Sena Nur Toslak’a karikatürlerin, illüstrasyonların sanatsal, fikri boyutunu ve toplumsal karşılığını sorduk.

Sanatın hep renkli, eğlenceli, mizahi ve fikri haberlerini yaptık. Yaşadığımız dünyanın renklerini sanatla beraber keşfettik. Desteğin, kardeşliğin ve aynı acıyı paylaşmanın tablosunu ise 6 Şubat’ta yaşadığımız asrın felaketinin ardından ulusal ve uluslararası birçok karikatürist ve illüstratörün çizimleri vesilesiyle gördük. Türkiye ve Suriye’de yaşadığımız yıkıcı depremin ardından sanatçılar tarafından çizilen karikatür ve illüstrasyon çalışmalarının yaşadığımız acının elbette birebir tarifi değil. Ancak her bir çalışmanın bir hikâyeyi anlattığı karikatür ve illüstrasyon çizimlerinin dijital dünyada tartışmasız bir rol üstlendiği bir gerçek. Üstlenilen bu rolün arka planını, insanlardaki karşılığını, neden bu kadar ses getirdiğini araştırma gereği duyduk. Ayrıca duygularını çizimleriyle yansıtan sanatçıların sanatlarıyla topluma nasıl bir hizmet sağladıklarını bizzat sanatçılardan duymak istedik.

 

Dijital bir çağda yaşamamız sebebiyle de sosyal medya üzerinden yapılan her bir hamlenin dünyanın diğer ucundan ses getirdiğini  hepimiz birer sosyal medya kullanıcısı olarak bizzat deneyimliyoruz. Hatta dijitalleşmenin bir noktadan sonra küresel  ve ulusal bir silah görevi üstlendiğini ya da güçlü bir cevap aracı olduğunu geçirdiğimiz süreçler aracılığıyla tanık olduk. Bunun en önemli örneğini de yakın zamanda Fransa’da yayımlanan haftalık mizah dergisinde Charlie Hebdo’nun Türkiye’deki depremi “faşist mizah” olarak değerlendirerek bir karikatür yayınlaması üzerine görmüş olduk.

 

Bu karikatüre karşı ise Filistinli grafik tasarımcı Abrar Sabbah, yayınlanan karikatürü yeniden düzenleyerek, “Hey Ahlaksız Charlie Hebdo. Öyle çizmeyecektiniz. Böyle çizecektiniz! Yeniden ayağa kalkacağız. Bu güçlü millet yeniden ayağa kalkacak!” paylaşımını yapmasıyla sanatın ve dijital dünyanın rolünü ve etkisini tekrardan idrak ettik. Bu son yaşanan olay üzerine de yerli ve yabancı birçok sanatçının Türkiye’ye destek çizimleri arttı. Bizler de sanatçıların “Asrın felaketi için tasarladıkları çizimlerin toplumda yarattığı etki diğer olaylara nispeten yeri nedir?”, “Dijital dünyada sanatın bir silahı (güçlü bir sesi) olarak değerlendirirler mi?” sorularını karikatürist Dağıstan Çetinkaya’ya, Suriyeli grafik tasarımcı Abdullah Keshi’ye, illüstratör  Büşra Yurtseven’e ve Sena Nur Toslak’a yönelttik.

Karikatür evrensel bir dil

Dağıstan Çetinkaya (Karikatürist): Karikatür görsel bir sanat olması hasebiyle bazen binlerce kelimeyle anlatamayacağınız bir duyguyu ya da duyguları anlatabilen, bazen o duyguları kışkırtan ya da sakinleştiren,  aynı zamanda sadece bir topluluğa yada kimliğe ait olmayan evrensel bir dil. Deprem, savaş, ekonomik kriz ya da pandemi gibi  olağanüstü olaylarda  mantık ve akıldan ziyade duyguların ön plana çıktığı bu zaman dilimlerinde, çizgi duygularımıza hitap eden bir yönü olduğu için ön plana çıkması gayet doğal görüyorum. Zira çizginizle siz insanların öncelikle duygularına hitap ediyorsunuz ve kişi o çizimi kendiyle ya da yaşadıklarıyla özdeşleştiriyor.

Çizgi kalbe giden kestirme bir yol

İnsanlar her ne kadar konuşarak ya da yazarak kendini ifade edebilseler de bu tarz olağanüstü durumlarda öyle bir duygu birikimi ortaya çıkıyor ki bazen bu araçlar bu duygu birikimini anlatmakta kifayetsiz kalabiliyor. Bu ruh halinde olan insanlarda gözlerine ve duygularına dokunan çizgiler  bir karşılık bulabiliyor. Ben çizgiyi insanın kalbine ruhuna giden kestirme bir yol olarak görüyorum. Bir insanın kalbine, ruhuna dokunabilmişsem, onun iç dünyasına ulaşabilmişsem ne mutlu bana.

Karikatür topluma ayna tutar

Karikatür bir eleştiri sanatı. Asırlık ihmaller yaptık ki asırlık bir felaketle yüz yüze kaldık maalesef. Çizer kırmadan dökmeden küfre kaçmadan ince bir hicivle, aksaklıkları ve ihmalleri eleştirmeli  ki toplumun dinamiklerinin diri kalmasına ve insanların duyarlılıklarına bir katkı sağlasın. Bu felaketi diğerlerinden ayıran özellik bana göre, ihmaller zinciri ne kadar büyük olursa, neticesi de o oranda vahim oluyor ne yazık ki. Karikatür bir yerde de topluma bir ayna tutar, yöneteni de yönetileni de aynaya bakıp ‘Ben burada hangi hatayı yaptım?’ demesini bilmeli, aynayı karşı tarafa tutma kolaycılığına kaçmamalı. Ancak bu şekilde yaşadığımız bu felaketleri bir imkâna dönüştürebiliriz.

Karikatür ve illüstrasyon birleştirici tasarımlardır

Abdullah Keshi (Grafik Tasarımcı): Karikatür ve illüstrasyon tasarımcının hayal gücüne bağlı olduğu için karma tasarımlar içerisinde farklı ve özgündür. Ayrıca, tasarımcının küresel bir olayı ya da toplumu etkileyen bir hikâyeyi araştırdığı durumlarda duyguları harekete geçirdiği ve bir sansasyon yaratması sebebiyle birleştirici bir tasarıma da dönüşür. Başka sanatçılar tarafından yapılan tasarımların ve kendi tasarımlarımın topluma hizmet ettiğini düşünüyorum. Çünkü bu tasarımlar izleyicinin kendi içindeki duygularını bir hikâye ya da hayal gücü içerisine girmesini sağlar ve seslendirir ve onun duygularını bazı gruplara ya da tüm dünyaya yönelterek yaşanan senaryoya doğru insanları hareket ettirir ki buna sanatın gücü diyebiliriz.

Tasarımlar dijital dünyada bir silah görevinde

Karikatür ve illüstrasyon tasarım türleri daha önce de belirttiğim gibi, tarihin ve yılların en iyisi olarak kabul edilir. İzleyici, içgüdüsel duygularını harekete geçirdiği için onunla büyük ölçüde etkileşime girer. Asrın felakatinden dolayı çizilen tasarımların yeri elbette ayrıdır. Karikatür ve illüstrasyon tasarımlarında diğer olaylarda olduğu gibi bu son yaşadığımız olayda da etkisi güçlüdür. Tasarımın bir hikâyesi olduğunda ve sosyal medyada çok sayıda insanın o tasarımla etkileşime girer. O zaman bu tasarımlar dijital veya grafik tasarım dünyasında bir silah görevini üstlenir.

Sanatım yaşamın umudunu paylaşır 

Büşra Yurtseven (İllüstratör): Sanatsal ya da yaratıcı üretim, duygulara ve düşüncelere aracılık eder. Bize yalnız olmadığımızı hatırlatır. Hissettiklerimizin başkaları tarafından bilinmesini sağlar. Deprem gibi bir felakette olumlu ya da olumsuz hislerimiz doruğa çıkar ve onları ifade edebilmek için ulaşabildiğimiz araçlara koşarız. İyi biri olmaya çalışan bir insan isek, felakete maruz kalanlarla empati kurarız. Hayatını kaybedenler için üzülür, göçük altında kalan canları kurtarmaya çalışan ekiplere mahcubiyetle karışık bir minnet duyar, kurtulan canları öğrendiğimizde mutlu oluruz. İyi bir insan olmak gibi bir derdimiz yoksa da, kültürel, siyasi ya da ırksal farklılıklara saplanır kalırız. Bu da olumsuz duygularımızı ifade etme talihsizliğine bizi sürükler. Sanatsal üretim de bu ifade araçlarından biri ve elbette en güçlüsüdür. Bir karikatür, felaketi yaşayan toplumları binlerce siyasi söylemin yaralayamayacağı kadar çok yaralayabilir. Ancak, neyse ki, başka bir resim, illüstrasyon, şarkı, film, ya da fotoğraf da, topluma hiçbir siyasi ya da bilimsel beyanın sağlayamayacağı kadar birlik, dayanışma ve umut duygusu sağlayabilir. Sanat, enkaz altından çıkan canların gözlerinde gördüğümüz ışıltıyı paylaşmamıza yardım ettiği için güzeldir en çok.

İllüstrasyonlar  çeşitli metaforlarla doludur

İllüstrasyon, bir temanın etrafındaki imgeleri kullanarak ve/veya metaforla anlatarak bir mesaj vermektir. Bu mesaj kışkırtıcı da olabilir, hüzünlü de, umut verici de. İllüstrasyonlarımda da fark edeceğiniz üzere, ben her zaman umudu çizerim. Geçen yıl 4 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta milli mücadeleyi anlatan “22 Gün 22 Gece” isimli bir kişisel tematik sergi açtım. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi’nin talebiyle hazırladığım bu sergi, illüstrasyonlardan ve yağlı boya tablolardan oluşuyordu. Sergiye hazırlanırken Maraş tarihini detaylı bir şekilde araştırdım. 1920’de işgal güçleri Maraş’a geliyor ve bir yıl boyunca halka zulmediyor. Sonunda 22 gün süren bir muharebe oluyor. Maraş halkı büyük bir mücadele veriyor ve sonunda işgalciler Maraş’tan kaçıyor. Arkalarında yerle bir olmuş bir şehir bırakıyorlar. Yıkılıp harabeye dönen Maraş şehri kısa zamanda kendini toparlıyor ve yeniden doğuyor. Şimdi de, o zaman nasıl başarıldıysa, Kahramanmaraş ve diğer şehirlerimiz küllerinden yeniden doğacak diye ümit ediyorum. “Anka gibi” adlı illüstrasyonumu da bu umutla çizdim. Çünkü toplumun ve benim umuda ihtiyacımız var.

 Sarsıcı olayları görsel olarak kodluyoruz

Günümüzde yaşanan felaketleri, geçmişte yaşananlardan daha farklı deneyimliyoruz. Çünkü felaketi seyrediyoruz artık. Olay yerinde hiç bulunmasak da, felakete dair binlerce imge zihnimizde uçuşuyor. Özellikle bu felakette, günlerce ekran başından ayrılamadık. Uyumak için gözlerimizi kapattığımızda kendimizi enkazların arasında buluyoruz. Bu da empati düzeyimizi artırıyor diye düşünüyorum. Her şey imgelerle zihnimize yerleştiği için, toplumu sarsan olayları en çok görsel olarak kodluyoruz. Görsel sanatların ve yaratıcı üretimin daha hızlı reaksiyon alabilmesi de bu görsel kodlamayla alakalı. Olayın neredeyse bütünü fotoğraf fotoğraf zihnimizde zaten. Karikatür, illüstrasyon ya da resim gibi görsel üretim de, zihnimizdeki bu fotoğraflara beslediğimiz duyguları uyarıyor. Bu üretim, o fotoğraflardaki canımızı acıtan her şeye karşı bizi umutsuzluğa da sürükleyebilir; hayata son bir gayretle tutunup acıları aşmamıza yardım edecek umuda da.

Görsel sanatlar buhranların en güçlü ifadesi

Sena Nur Toslak (İllüstratör): Toplumları etkileyen durumlarda insanlar duygularını ilk aşamada doğal olarak dilleri, sözleri ile ifade ediyorlar. Aile, iş, dost meclislerinde yaşanılan durumun ne kadar da üzücü olduğu sürekli konuşuluyor. Fakat bu bazen eksik kalabiliyor ya da kişinin zihnindeki berrak, yalın fikirler sözcüklere dökülünce aynı etkiyi oluşturmayabiliyor. İşte burada görsel sanatlar devreye giriyor. Bir sosyal mecrada, bir gazetede yahut sanat galerisinde duygularının çizgilere ve renklere aktarıldığını gören insanlar tabii bir şekilde bu eserleri sahipleniyorlar. Yaşadığımız deprem hadisesinde de aynı durumu gördük. Derin bir üzüntü, hayal kırıklığı, acı ve öfke hisseden insanlarımız bu hislerinin pek çok insan tarafından da paylaşıldığını gördüler. Ayrıca dile getiremedikleri bu buhranlarının güçlü bir ifadesini gördükleri bu eserlere sımsıkı sarıldılar. 

Sanatçılar, toplumun bir parçası

Sanatçılar da toplumun bir parçası. Dolayısıyla bu tarz kriz anları bizleri de etkiliyor. Yaşadığımız deprem hadisesiyle alakalı yaptığım illüstrasyonlarda öncelikle kendi hissettiklerimi ifade etmek istedim. Bununla birlikte insanlarımız, hatta pek çok milletten insanlar bu yarayı sarmaya, imkanlarını seferber etmeye ve yapabildiklerinin en iyisi ile yardımcı olmaya çalıştılar. Ben de böyle yaptım. Herkes gibi ben de maddi-manevi destekte bulunmaya çalıştım ve ardından tıpkı bir günlük tutar gibi masamın başına geçtim ve çizdim. Elimden gelenin en iyisiyle hem bu afetin ortasında kalanların hem kendimin hem de benim gibi bu acıyı gönlünde hisseden halkımızın yanında olmak istedim. 

Çizimler bizlerin ve hakikatin güçlü sesi

Bizi üzen, sevindiren, sinirlendiren ve daha pek çok duyguyu yaşatan olaylar ile karşılaştık geçmişte. Sanatçıların ve hususen çizerlerin bu olaylar karşısında ciddi şekilde aksiyon aldığını gördük. Elbette bu felaket çok büyük bir hadise. Adeta benliğimize nakşoldu, içimize işledi. Neticede ortaya konan eserler de o denli etkili oldu. İnsanımız bu eserler ile kendi düşüncelerini kamu ile paylaşmış oldular. Bu anlamda gerçekten de tesiri büyük oldu çizimlerimizin. Sorduğunuz son soruyu da aslında cevaplamış olduk. Yaptığımız bu çizimler hakikaten hem bizlerin hem de sanatın “güçlü ses”i oldu. 

Sanat bir söylem biçimidir 

Birçok çizimi, tasarımı temaşa ettik. Bazıları spesifik bir şeyi anlatırken bazıları ise toplumun dili olmuş şekilde birçok sanatçının kaleminde tekrardan tercüme edilerek insanlara sunuldu. Son yaşadığımız deprem faciasının ardından da farklı renklerden, sanatçılardan kısacası farklı ruhlardan depremin tasvirini ve umutları taze tutan çizgilerin diline tanık olduk. Bu tanıklık üzerine içerisine girdiğimiz sorgulamaları dört kıymetli sanatçımıza yönelttik.

Onlardan aldığımız cevaplar eşliğinde bir değerlendirme yapacak olursak şunları söyleyebiliriz: Sanat bir söylem biçimidir. Sanat  duyguların ve fikrin birlikteliğinden doğan çizgilerin, eşsiz ve tek bir ülkeye, ruha ait olmayan bir dildir. Dijitalliğin getirdiği güçlü etki ve  sınırsız bir iletişim ağıyla bir silah olarak kullanılabildiği gibi bir barış güvercini, zeytin dalı da olabilir. Sanat, bazen bir eleştiri mekanizmasıyken bazen de insanlığın acı tecrübelerinin tarihe not düşülmek üzere renklerle sözleşerek bir vazife almasıdır. Kısacası sanatı bilmeli ve kullanmalıyız. Fakat sanatı kötülüğün gölgesinde bırakmamalıyız. Sanatla kalın sanatla büyüyün.

Önceki Yazı

Sanat şifa olur mu?

Sonraki Yazı

 “Yas” bitmeyen bir süreç

Son Yazılar

Burgazada, Sait Faik ve gençler

Sakarya Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesi öğrencileriyle yazar Sait Faik’in vefatının 70. yılında Burgazada’da birlikteydik. Burgazada

Şiir daima bir fazladır

Şair İhsan Deniz: “Şiir kendi başına vardır, olduğu yerde durur, orda, ancak orada vardır. Tanımlar ne