Özüyle sözüyle arpın Türk hali

8 dakikada okunur

Türk Arpı adını verdiğim ve üzerinde uzun zamandır emek sarfettiğim bir çalışmayı gazete yazısı olarak kaleme almak beni hem bir zaman tünelinin içine çekti, hem de orada farklı yolların ağzına götürdü. Bu yollardan biri çalışmanın gerekçeleri ve sonuçlarını uzun uzadıya anlatmaktan geçiyor ve gereksiz geliyor bana. İkinci yol ise şahsi ve içsel: zor ama gerçek ve gerçek olduğu için de kıymetli. Ayrıca, bir de sanat alanında alışık olduğumuz “ortaya karışık” üçüncü bir patika var. Buna patika dememin arkasında genelde biz sanatçıların özgeçmişlerinde ya da kültür sanat röportajlarında karşılaştığımız bir tarzın aslında bir kısa yolda benzeyişi yatıyor. Kişisel özelliklerin ve yolun doğasındaki seyrin somut kazanımlar tarafından filtrelenerek, fazla etliye sütlüye dokunmadan tarif edilmesini içeriyor. Yani yol üzerinde nasıl düşüp kalktığınız, bu düşüşlerden ne tür yara bereler aldığınız, ne gibi dersler çıkarttığınız, ne türlü yokuşlar tırmanıp, ne tür hendeklere yuvarlandığınız, hangi dalgalarla boğuştuğunuzun dile gelmesinden ziyade sanatsal ve fikirsel bir laf kalabalığının bir siper gibi iş görmesi. Sonuçlardan gururla bahsedilen bir kültür sanat rüyasının da tasviri yapılmış olunuyor. Mutlulukla alkışlanabilir. Gelsin alkışlar!

Bazı resimler geliyor gözümün önüne; yıllar önce yurt dışında öğrenciyken karşılaştığım kimi minyatürde yere oturarak çalınan, belli ki bir arp türü olan çeng tasvirleri. Bu görüntünün “bizde de arp varmış ama unutulmuş” diye zihnime kazınması. “Batı”daki öğrencilik dönemim bittikten sonra karşıma çıkan bir saz semaisinin notasına bakakalıp onu, o kadar müzik bilmeme rağmen anlayacak kadar çalamayışımdan duyduğum mahcubiyet ve biraz da şaşkınlık. Ve bir zaman önce yurt dışında yer aldığım bir arp festivali kapsamındaki konserin akabinde bir yayıncının (arp müziği yayıncısı) yanıma gelip, “bu çaldığınız parçaların (Türk müziği repertuarından eserler) notaları var mı? soran arpistler var da” demesi. 2000 sonrası yurt dışından Türkiye’ye döndüğümde kâh bir konser, kâh yayınladığım bir albüm vesilesiyle basının bana Türkiye’de bir batı çalgısıyla uğraşmamın dezavantajlarını sürekli ima etmesi. Sonunda bir gün elime çeng alıp ne nedir, ne değildir göstermek istedim: çengi sıfırdan yapmak ve gün yüzüne çıkarmak için Tekfen Vakfı’nın desteği ile aylarca çalıştım. Bir cevap verme arzusu motivasyonumun dış çeperinde etkiliyken, iç çeperinde mesleki gelişimimin yaşadığım topraklardaki müzik kültüründen de doğrudan beslenmesi gerektiği inancı yatıyordu. İşte esas bu niyetle Türk müziğinin engebeli yollarında yürümeye başladım. Yabancı arpistler müziğimizi benden tatmış, çalmak mı istemişler? Mesleki zeminde daha büyük bir ilham, yerine getirilecek daha anlamlı bir hizmet düşünemezdim. 

Bu çalışma nota yazma, düzenleme yapma, edisyon hazırlama ve bestecilik konularında bana yeni beceriler kazandırdı. Üstelik müziğimizi bambaşka kültürlerden insanların icra etmesine olanak tanırken, bu kadar engin bir müzik kültürü olmasına rağmen dünya üzerindeki temsiliyeti yok denecek kadar az olan müzik geleneğimizi de tanıtmış ve bu gururu küçük bir çalışma ekibi olarak taşıyacak, mesleki olarak birlikte gençleşecektik. Öyle olmadı. Çalışma neredeyse tamamlanmışken sil baştan yapıp, yolu tek olarak bir kez daha yürümem gerekti. “Türk Arpı”nın yoluna baş koymak hayatımı değiştirdi. Ben ve içimdeki müzisyen değiştik. Çevrem değişti. En yakınımdaki mesai arkadaşlarımın maskelerini düşürdü. Kurucusu olduğum dernek ve yirmi yıl boyunca eğitimde verdiğim emeklerim buhar oldu. Feleğin çemberinden geçtim. Projenin kendisi üzerimde bir silah olarak kullanıldı. Sabote edilmeye çalışıldı. En sonunda geçtiğimiz Ekim ayında pedallı arp, mandallı arp ve çeng için yirmi üç adet nota kitabını Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle yayına hazırladım. İçinde düzenlemeler, kadim eserler, kendi bestelerim var. Profesyoneller, öğrenciler, amatörler için farklı kullanımları gözeten nota koleksiyonunda saz semaileri, peşrevler, türküler, ilahiler, şarkılar, longalar, oyun havaları, kasap havaları, zeybekler ve fantezi türünde parçalar var. Türk müziğini makam ve usul zenginliğiyle temsil eden anlamlı bir kesit oluşturmaya çalıştım. Hayatımda arp çalmaktan sonra hiçbir mesleki başlık için bu kadar çok çalıştığımı hatırlamıyorum. Kitaplar İngiltere’de yayınlandı. Bugün, nota yayıncılığı ile iştigal etmeyen bir ülkenin müziğinden örnekler, icra edilmek üzere yurt dışında yayınlanmış oldu.

Önceki Yazı

Bir sinemacının ütopik dualar listesi

Sonraki Yazı

Sesin toplumsal arka planı “Portede Saklı Tarih”te

Son Yazılar

Mevlânâ ve Mesnevî

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak

Tam gaz izlemeye devam!

Dijital ekranda; Netflix yapımı Oscar adaylı Noah Baumbach imzalı “Beyaz Gürültü”, sosyal medyada izlemeyenin dövüldüğü Mubi’de