PARS YILININ Z RAPORU

23 dakikada okunur

12 Hayvanlı Türk Takvimini duymayanımız yoktur artık. Kimine göre Türk, kimine göre Hint, Babil, Mısır ya da Çin kökenli bir takvim bu. Ama şuna eminiz ki Türkler İslâmiyet öncesi dönemde bu sıra dışı takvimi kullanmışlar. On iki yıllık sürekli bir devir ortaya çıkaran bu takvimin her yılı, belli bir hayvanla ilintilidir ve her yıl mensup olduğu hayvanın adını alır. 2022 yılı da bu takvime göre “Pars Yılı”dır. Pars Yılı ile ilgili öngörülerin ne derece tuttuğunu irdelemek ve takvim hakkında kapsamlı malumat sahibi olmak isteyenler Osman Turan’ın Ötüken Neşriyat’tan çıkan “On İki Hayvanlı Türk Takvimi” yahut Edouard Chavennes’in Selenge Yayınları’ndan aynı adla çıkan eserini okuyabilir. Pars yılının diğer bir deyişle miladi 2022’nin sonuna geldik. Bu yıl da yayıncılık açısından verimli bir yıl oldu. Bibliyomanlar ve bibliyofiller bu süreci yakinen takip ettiler zaten. Bazı eserler çok sattı ve çok okundu. Bunlar arasından bir seçki oluşturdum. Keyifli okumalar dilerim. 

 

2022’de Çok Okunanlar

Elveda Aşk / Sinan Akyüz / Alfa

“Sen…” dedi kekeleyerek, “sen… deli misin?” Süreyya buruk bir şekilde gülümsemiş, birden gamzeleri ortaya çıkıvermişti. “Değilim,” dedi düşünceli bir sesle, “inan bana deli değilim! Ama şükürler olsun ki sana âşığım. İçimde fokurdayıp duran bir sen varsın. Sadece içimdeki senin bu telaşına engel olamıyorum. Karşında durmuş böyle saçmalıyorum.” Güzide kalakalmıştı. İlk defa hazırcevaplığı bir işe yaramıyordu. Titrek bir sesle, “Bu yaptığın,” dedi, “iş mi senin? Böyle bir zamanda birine âşık mı olunur?” Süreyya bu sefer tatlı tatlı gülümsedi. “Ne yapayım? Savaş çıktı diye bu hikâyem yarım mı kalsın?” Güzide birden öyle savruldu ki… O savrulmanın etkisiyle arkasını dönüp oradan hızla uzaklaşırken, “Nerden biliyorsun?” diye söylendi. “Belki de yarım kalan hikâyeler güzeldir…”

Hazan, Füreya, Türkan, Handan, Veda, Son, Dönüş, Köprü, Hüzün ve Sevdalinka’nın yazarı Ayşe Kulinden Hayal… 

Hayal / Ayşe Kulin / Everest

Yazar olmanın hayalini kurduğumda kaç yaşındaydım tam hatırlayamıyorum ama okul öncesinde, evdekilerden harfleri öğrenip yazarlığa özendiğime göre, altı yaş civarında olmalıydım. Neredeyse bir yarım asır bu hayalin peşinde koştum; yazar hanesine rastlatmak için çevirip durdum, feleğin çemberini. Elinizde tuttuğunuz Hayal’in satırları, beni, yazmaya tutkun bir genç kadından bir yazara evrilten birikimin, tesadüflerin, olayların dökümünü verirken, kahramanlarımın roman kişilerine dönüşme nedenlerini de anlatıyor; sizi kitaplarımın arka bahçelerinde bir gezintiye çıkarıyorum. Dilerim gezintiniz keyifli geçer. Hazan, Füreya, Türkan, Handan, Veda, Son, Dönüş, Köprü, Hüzün ve Sevdalinka’nın yazarı Ayşe Kulinden Hayal…

 

 

Kırmızı Pelerin / Gülseren Budayıcıoğlu / Doğan

İnsan bir psikiyatri kliniğine giderken neden böyle bir pelerin giyer, neden başına önü tüllü bir şapka takar ki… Bunların bir anlamı olmalı. Ve çok geçmeden yaşanan acılar, ince bir sızı gibi tel tel dökülüyor ağzından. Acının, korkunun, aşkın, sevdanın, umudun, umutsuzluğun en büyüğünü yaşamış bu kız. Çocuklukta yaşanan bir tacizin, bu tacizin koyu gölgesi altında geçen yılların, yalnızlığın, kimsesizliğin, her şey bitti derken açılan yepyeni kapıların, kısaca iyisiyle kötüsüyle macera dolu, dokunaklı bir hayatın hikâyesi bu; çok masum bir aşk hikâyesi aslında. Kitabın bir yerlerinde mutlaka kendinizle ve sizde iz bırakanlarla karşılaşacaksınız. Umarım onları iyi tanır, önce kendinize, sonra da onlara biraz daha hoşgörüyle yaklaşabilirsiniz. 

Seyir / Piraye Erdoğan / Mona

Seyreden misin, seyreden mi bu alemde? Eksikliğin boş gözleriyle büyümüştü Mina… Küçük bir kızken bunu ilk fark ettiğinde, şaşırmıştı; olmayan her ne ise kalbinin orta yerinde, orada bir oyuk oluşturmuştu sanki. Bozuktu. Defoluydu. Büyüdü, genç bir kadın oldu ve bir karar verdi; madem eksiğim ben, bu eksikliği kapatacak olan malzeme başkalarında olmalı. Onların sözleri, onların ilgisi, onların tanımları, onların yorumları… Aşklar da oldu yaşamında, kırgınlıklar, savruluşlar da… Kaybetti, ama yıkılmadı yeniden ayağa kalktı. Bir sergi açılışında Celal ile göz göze geldiği ilk an, bir tokat patlamıştı sanki yüzünde. Deli gibi çarpan kalbinin sesini duyuyor, bu gergin ama bir o kadar da gizemli erkeği izlemekten kendini alamıyordu. Mina, onu kendi dönüşümüne götürecek uzun bir yolculuğa çıkmaya hazırdı artık!

2022’den Önerilerim

Bir Aşk Masalı / Ahmet Ümit / Yapı Kredi: Asla sevdiğin insanın gardiyanı olma… Bir varmış bir yokmuş, dünyada acayiplikler çokmuş. Bir gece beş farklı ülkede, beş prens aynı rüyayı görmüşler: Bir genç kız, kadim bir kentin alacakaranlık sokaklarında ışıktan bir güzellik halinde dolaşıyormuş. İşte o kızı gördükten sonra, artık ne eski hayatları kalmış ne de eski hakikatleri. “Kavim”, “Bâb-ı Esrâr”, “Patlasana”, “Sis ve Gece” ve “İstanbul Hatırası”nın yazarı Ahmet Ümit’ten insanlığın en yüce duygusu olan aşkın doğasına dair bir hikâyat. Bir Aşk Masalı, beş prensin sevda uğruna revan oldukları bir yol ve hal macerası. Kaf Dağı’ndan ıssız çöllere, ücra hanlardan savaşçı kabilelerin çadırlarına, devlerden denizkızlarına, balinalardan devasa yılanlara, cümle tabiatın ve mahlukatın geçiş yaptığı bir hayal perdesi. 

 

İhsan Oktay Anar’ın derin denizlerde kurduğu âlemde, o belirsiz, kımıltısız siluetin hem içinde hem dışında, olağanüstü bir hikâyede, hikâyeyiz. 

 

Kaplanın Sırtında / Zülfü Livaneli / İnkılâp 

Otuz üç yıl süren bir saltanat, ardından bir gece yarısı gelen Selanik sürgünü… Tahttan indirilişinin üzerinden bir asırdan uzun bir zaman geçmiş olan II. Abdülhamid’in yaşamının en ilginç evresi Livaneli’nin çağdaş anlatısıyla gün yüzüne çıkıyor. Devrik padişahın, ihtilalci fikirlerin filizlendiği Selanik şehrindeki günleri hem bir vicdan muhasebesi hem de yoğun bir psikolojik gelgit dalgası. Türk edebiyatının kuşak bağı Zülfü Livaneli, II. Abdülhamid’in tahtını kaybettikten sonra yaşadıklarına odaklanırken, bireyi, toplumu, devleti ve iktidarı sorguluyor. Selanik sürgünü boyunca Sultan’ın ve maiyetinin hususi doktoru olan Tabip Yüzbaşı Atıf Hüseyin Bey’in hatıratından hareketle vücut bulan bu tarihi romanda, iktidar kavramına çarpıcı bir bakış açısı sunuluyor.

Surnâme / İskender Pala / KapıSadrazam şehit olur… Sultan düğün neşesini siyasete boğdurmamak adına yeni sadrazam ataması yapmaz. Mühr-i Hümayûnunu kime vereceğini düğünden sonra açıklayacağını söyler. Bu durumda on beş günlük düğün süreci devletlular ve davetliler için acımasız ve ölümcül bir iktidar mücadelesine dönüşüverir.  Sarayda bunlar olurken sokaktan birkaç öksüz ve yetim delikanlının kaderleri iktidar yarışındaki devletlularla kesişir. Gençler, önce kalpazanlık yapmak, sonra da el altından düğün hediyelerini çalmak zorundadırlar. Üstelik içlerinden biri de zihinsel engellidir.  Ve İstanbul bütün görkemiyle eğlenmeye başladığında yukarıdakilerle aşağıdakilerin mücadelesi de başlar. İskender Pala’dan nefes nefese bir Osmanlı mâcerası…

Tiamat / İhsan Oktay Anar / Everest

“Başlangıçta her şey soğuk, boş ve anlamsızdı. Kutsal Rüzgâr sular üzerinde okşar gibi anaforlarla esiyor, güneş ve ayın, burçlar ve yıldızların henüz yaratılmadığı zifirî gecede, gözleri mucizevî bir dokunuşla açılmış halde bizzat kendini, yani karanlığın yine ta kendisini gören kör tabiatı sanki teselli ediyordu. Onun uyanıp cisimleşmiş hâli olan diğer çelik canavarın belirsiz silueti ise satıhtaki zayıf aydınlığın hemen altında âdeta kımıltısızdı.” Puslu Kıtalar Atlası, Kitâbü’l-Hiyel, Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri, Amat, Suskunlar, Yedinci Gün ve Galiz Kahraman kitaplarının yazarı İhsan Oktay Anar’ın derin denizlerde kurduğu âlemde, o belirsiz, kımıltısız siluetin hem içinde hem dışında, olağanüstü bir hikâyede, hikâyeyiz.

Mehmet Nuri Yardım’dan 2022 Tavsiyeleri

Bu sayımızda “Tarihimizin Güler Yüzü”, “Yazar Olacak Çocuklar”, “Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hatıraları”, “Türk Şiirinden Portreler”, “Ziya Osman Saba Sevgisi”, “Edebiyatımızın Güler Yüzü”, “Romancılar Konuşuyor,”, “Türk Şiirinden Portreler”, “Kayıp İstasyon”, “Dersimiz Edebiyat”, “Halk Türkülerinden Seçmeler”, “Aşina Çehreler”, “Çocuklar İçin İslam Tarihi” ve daha birçok eserin sahibi, gazeteci, yazar ve edebiyat araştırmacısı Mehmet Nuri Yardım’a; “Hangi kitapları okuyalım?” diye sordum. İşte aldığım cevaplar: 

Bütün Hikâyeleri / Osman Zeki Özturanlı / Ötüken

Edebiyat tarihçileri tarafından uzun yıllar “sadece köy edebiyatı, yerel edebiyat” küçümsenen, fakat aslında Ege kasabalarında bir tarım toplumundan bir tüketim toplumuna geçişi, beldelerin sayfiyeler halinde betonlaşarak şehirleşmesini, bu karmaşada yitip giden insan ilişkilerinin, trajik ama “ironik”, gerçekçi ama romantik anlatılarının temiz ve duru ustalıklı bir anlatımla kaleme alındığı öykülerdir bunlar. Neredeyse kırk yıl sonra yeniden gün ışığına çıkan bu öykülerin, bu anlamda zamana olan direncini şaşırtıcı bulacaksınız. Dahası, bugün popüler kültür ve medya-sosyal medya etkisiyle bozuşmuş bir yazınsal boşlukta, temiz ve arı bir Türkçeye, hayatın akışını insancıl gerçeklikten kopmadan anlatan, sağlam kurgularıyla edebiyatı özlemiş okurları için bu deneyim epey ilginç olacaktır.

Pek çok ilginç ve orijinal olaylara şahitlik eden Şefik Can’ın bu hatıratı, aynı zamanda, Mevlevî, Melâmî, Nakşî, Bektaşî, Cerrâhî ve Uşşakî çevrelerini yakından yansıtması yönüyle son dönemin tasavvufî yaşantısını çok renkli bir şekilde tasvir etmekte.

 

İçimden Geçen Günler / İsmail Kara / Dergâh

Zamanın farkına varmak, gelip geçen günleri farkındalıklarla zenginleştirmek, anlamlı, güzel ve zevkli hale getirmek yahut ağırlıklarını, yüklerini hissetmek, hesabı verilebilir kılmak zor iş. Halbuki insan olmak biraz da bu sorumluluğu üstlenmek demek. Günün, zamanın bereketinden bahsedenler herhalde bu farkındalıklara da işaret ediyorlardır. “Bir gününüz bin olsun” kelâmını yüzüne nur yağmış, ağzı dualı bir köylü kadından duymuştum. Hevesle, içten gelen yakarışlı bir sesle uğurlama ifadesi olarak söylemişti, bir çocuğa, bir yeni aydınlanmaya başlayan göğe bakarak… Bir de “gün uzar yüzyıl olur” var. Bu kitaptaki yazılar tarihin içinden gelen bazı mühim notların hukukunu daha bir gözetmek ve onları aynı zamanda bir mesele, belki bir müzakere alanı haline getirerek bugüne doğru uzatmak, bugüne dahil etmek için kaleme alındı. Bakın bakalım, meselelerini siz de sahiplenecek misiniz? Geçmiş bugün de olacak mı?

 

İki Dağ Arasında / Ali Bal / Şule

Kendime sesleniyorum. Bir yolun sonunu değil, başını bulmak daha kıymetli. İyi bir yola başlamak, iyi bir rehber ile mümkün. Kalbimiz zayıfladı. Biliyorum, ekilecek tohumlarda saklı hayat. Toprak kıvamını bulacak. Güneş ısıtacak, bulutlar saklandığı yerden çıkacak. Bir dost sesi bir sevgili gibi karşılayacak, sıcak bir mevsime hazır olacağız. Kitaptır insan. Manzum. Ölçülü ve ahenkli. Öykülü ve ölçülü bir şiirdir insan. Şiir yazmaya değil ama daha çok şiir okumaya geldik. Biliyorum, içimi ısıtan ve ışıtan ışığı. Tanıdım, okumaya başladım satır satır. İlhamını bekleyen saklı şiir gibisin. Yazı, zamanı aşıyor. Zaman sınırlıyor insanı. Zamanın içindeyken, o an, yaşanırken çok da farkına varamıyoruz geride bıraktıklarımızın. Ya da eklenemiyor hayatımıza bazı şeyler. Ama istemediklerimiz de takılıyor yakamıza. 

 

 

Şefik Can & Hatıralar / Hayat Nur Artıran / Sûfî

Şefik Can Hatıralar başlığıyla okurlarına takdim edilen bu eser, I. Dünya Savaşı, İstiklal Harbi, Cumhuriyet’in kuruluşu, II. Dünya Savaşı ve çok partili hayata geçiş gibi farklı dönemlere dair tam anlamıyla sosyal, siyasî, askerî, iktisâdî ve kültürel tarih membaıdır. Eğitim, edebiyat, kültür ve sanat açısından İstanbul sahaflarına, kitapçılarına, ilmi cemiyetlerine; kısacası son bir asırlık kültür tarihimize ışık tutmakta. Pek çok ilginç ve orijinal olaylara şahitlik eden Şefik Can’ın bu hatıratı, aynı zamanda, Mevlevî, Melâmî, Nakşî, Bektaşî, Cerrâhî ve Uşşakî çevrelerini yakından yansıtması yönüyle son dönemin tasavvufî yaşantısını çok renkli bir şekilde tasvir etmekte. Sufi Kitap bu paha biçilmez hazineyi Türk okuruna takdim etmenin kıvancını yaşıyor.

 

Önceki Yazı

Önce eği̇ti̇mci̇ sonra sanatçıyım

Sonraki Yazı

Dijital platformlarda yerli yapımlar rüzgarı

Son Yazılar

Mevlânâ ve Mesnevî

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak

Tam gaz izlemeye devam!

Dijital ekranda; Netflix yapımı Oscar adaylı Noah Baumbach imzalı “Beyaz Gürültü”, sosyal medyada izlemeyenin dövüldüğü Mubi’de