Perdenin Ardı

5 dakikada okunur

“Kendi ahlakıyla bir millet ölür yahut yaşar”
Mehmet Akif Ersoy

Huzurun kanına girmek isteyenin yapacağı ilk şey, bir devletin filizlerinin kökleriyle oynamak, o filizlerin tutunduğu toprağın altını eşelemek ve yapraklarının gökyüzüne bakma cesaretini daha ilk başlarda baltalamaktır. Gökyüzüne bakmaya cesareti olamayanlar, kanatlarında inanç/umut/başarı taşıyan yüreklerin uçmasını da engeller. İşin en kötü tarafı, bunlar bazen içimizdekiler; çoğu zaman da dışımızdaki düşmanlardır.
“Z” kuşağı üzerinden devletin omurgasına vurmanın adı ne vatanseverlik, ne de muhalifliktir. Bunun adı -olsa olsa- dış güçlerin pencerelerimize attığı taşların boyutunu büyütmektir; onların hesaplarına katkı sağlamaktır! Kendi iç huzurumuzun belini kırmaktır, hem de bile isteye…
Yıllardır aynı türkünün farklı nakaratlarını söyler her kesim. Ortak noktada buluşmak dışında her yol denenir. Birlik beraberlik manifestosunu hep söyleriz ama bir türlü uygulamada gerçekleştiremeyiz. Öyle ya da böyle kördüğüme dönüşmüş bu devinimde herkes bir pay sahibidir az ya da çok… Bardağın boş tarafı ile düşünce nikâhı kıyanlar, bardağın dolu tarafındaki gövermeye yüz tutmuş filizlenmeleri göremeyecek kadar körleşmiş bir ruha sahipler. Bu durumun tek kaybedeni, ülke içinde huzuru arayan gerçek halk. Evet, gerçek halk! Ülkesine alın teri ile katkı sağlayan, her şeyi devletinden beklemeyen, gencini/yaşlısını gönlünün göğünde saran/sarmalayan, namlusu halka çevrili tetiğin karşısında durabilen, bayrağının gölgesine zerre tehlike gördüğünde canı pahasına…
Evet, bu anlamda vatan/millet/bayrak rüzgârının karşısında durabilecek bir riyakârlık/hainlik elbette yok. Bunun örneğini, örneklerini geçmiş ve yakın zamanda yaşadık. Yaşayabiliriz de dönem dönem… Neden mi? Tarihi ve kökleri bu kadar sağlam bir milletin elbette içeriden ve dışarıdan düşmanı olacak ama düşman da dostta şunu çok iyi bilmeli ki topraklarımıza bir tehdit hissedildiği anda askeri/polisi/halkı bütün olmanın kutlu çağrısında bir olacak… Hep, daima…
Girizgâhımızda da belirttiğimiz gibi, bir toplumun topallamasını sonra da düşürülmesini sağlayacak en etkin adım gençlerini küstürmektir. Gençlerimiz üzerinden başlatılan negatif imlemeler onarmayı değil, bozmayı hedefleyen ciddi yan yollardır! Ana hatlarımızı ne kadar güvenli ve sağlam tutuyorsak dış güçlere karşı, yan yolların engebelerinde konuşlanan çoraklaşmış gürültülere de bir o kadar hazırlıklı olup… Nasıl mı? Gençlerimize güvenerek onlara şans vererek… Düşüncelerine saygı duyarak ve takdir ederek… Mesleki kariyerlerindeki başarı/başarısızlık gidişatına her şekilde “yanınızdayız” mesajı vererek. Ve en önemlisi, maneviyatın o kutlu hırkasını üzerlerinde daima taşımaları için onlara örnek olarak!
Gerçekliğin avlusunda toplanan her soru, bir milleti/bir insanı/bir hikâyeyi mutlaka geleceğin gerdanında en şık cevaplarla karşılar. Hakikate açılan hiçbir pencere karanlığın saçlarını taramaz!

Önceki Yazı

Coğrafyanın Kaderliği

Sonraki Yazı

Birlikteydik ve Buradaydık

Son Yazılar

Suveydâ Vizyonda

Usta yönetmen, senarist ve yapımcı Mesut Uçakan'ın yeni filmi "Suveydâ" izleyicisi ile buluştu.