PEYAMİ SAFA VE MATMAZEL NORALİYA’NIN KOLTUĞU

26 dakikada okunur

Peyami Safa’nın ilk defa 1949 senesinde yayımlanan romanı Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, Nebioğlu, İnkılâp, Alkım yayınları tarafından muhtelif zamanlarda neşredilmiş, son baskısı Ötüken yayınları tarafından yapılmış. Romanın müellifi Peyami Safa, romanlarının yanı sıra, fikrî eserleri, kalem kavgası, köşe yazarlığı ve gazeteciliği ile de bilinir ve Cumhuriyet döneminin önemli edebiyatçılarındandır. Matmazel Noraliya’nın Koltuğu’nun muhtevası, tahlilleri ve verdiği mesajlarıyla Türk edebiyatının başarılı romanlarından biri olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Peyami Safa romanda; madde ve mana karşısında toplum ile kendi ruh dünyası arasında çatışma içinde bulunan aydının bir senteze ulaşarak olgunlaşmasını konu edinmiştir. Olağanüstü olayları benimsemesi neticesinde maddeci bir yapıya bürünen bir genç netice olarak buhrandan kurtulup huzura kavuşmuştur. Olağanüstü olaylar zıt kutuptaki bir kişiyi hiç ummadığı bir noktaya getirip yerleştirebilir. Eserin baş karakteri Ferit ilk bölümde, ikinci bölümde alenen yönlendirileceği dinsel/ruhçu/metafizik görüşün alternatifi olan dünyanın içinde, o dünyanın bir parçası olarak resmedilir. Ve bu dünyadan (maddeci olandan, maddeyi önceleyen her türlü düşünce ve yaşam biçiminden) adım adım uzaklaşır. O dünyanın bir parçası olarak, hatta bir nihilist olarak içerden eleştiri yapmaktadır. Sonunda da Ferit milliyetçi Muhtar’dan kaçar, pozitivist Mr. Joe’dan kaçar, solcu Saim’den kaçar. Kaçtığı sadece onlar değildir. Selma’dan, hasta Nilüfer’den, Nedime, Suzy, Haldun gibi tiplerin toplandığı yapmacık arkadaş grubundan, Eda Hanım’ın Zehra’nın Babuş’un dramından, yüklükte yatan Tahir Bey’den, Vâfi Bey’den… Kendi kendine “Kalk, sen burada çıldıracaksın.” der. Ardından da “mutlak doğruyu” metafizik/dinsel olanda bulduğu maceraya yönelir. Ruhçu görüşün, fikir münakaşası ile değil de peş peşe yaşanan doğaüstü olaylarla galip gelmesi ilginçtir. Bu dünyada maddeci olan diğer bütün alternatifleri elemiş ama hâlâ inanmamaya devam eden Ferit ile dinsel/metafizik olanı simgeleyen ve artık maddî dünyaya ait olmayan Noraliya iki ayrı kutuptur. Sonunda da Noraliya kendi dünyasında Ferit’i eritir. Yaşayan/diri Ferit, ölü/değersiz fikirlerle ve ölü/değersiz/soysuzlaşmış bir yaşam biçimiyle sarmalanmışken, ölü Noraliya ebedî olan inancı simgelemektedir. Bu vesile ile Peyami Safa külliyatını bu yaz baştan okumanız dileği ile…

 

Önerdiklerim

Kurt Gölgesi / Hamdi Akyol / Kapı Yayınları

1968 yılının soğuk kış günlerinde, görevi Bulgaristan’daki gizli askeri tesisleri belirleyip fotoğraflarını çekmek olan bir Türk casusu… Kahramanımızın, kendisinden istendiği gibi sessizce hareket etmesi, varlığını kimseye sezdirmemesi gerekiyor ama gelişen kimi olaylar onu silahlı çarpışmaların, cinayetlerin, polis soruşturmalarının tam ortasına atıyor. O hem görevini yerine getirmeli hem de karşılaştığı bu beklenmedik olaylardan bir şekilde sıyrılmalı. Öte yandan bütün bu olayların aktörleri, yakın tarihin derinliklerine kadar uzanan bir bağ ile birbirine bağlı. Okur, romanda sadece bir casusluk savaşını değil, romandaki karakterlerin bulundukları noktaya nasıl geldiklerini anlatan geçmiş hikâyelerini de okuyor; bazen olaylar içinden çıkılamaz bir hale geliyor, bazen çözülüyor. Tarihimizin çeşitli olaylarına bağlanan romanın karakterlerini ve olayları daha iyi anlamamızı sağlıyor. 

Müzmin Susuzluk / Halil Ziya Doğruöz / Ötüken Neşriyat

“Efendim biz güzeli nerede kaybettik?” diye soran şaire verilmiş en güzel cevaplardan birisi Müzmin Susuzluk hikâyesi. Tanpınar’ın Bursası’ndan arta kalan güzelliklerin ayak izlerini sürebildiğimiz bir şehrin ve insanlarının hikâyesi aynı zamanda. Nefes nefese kalınan, bitmek bilmeyen yokuşlarının ve taşlıktan ibaret kısa mesafeli çıkmaz sokaklarının içine sinen yüzlerce yılın kokusunu duyabileceğiniz bir hikâye Müzmin Susuzluk. Bir yerlerden tanıyorum hissiyle yakınlık kurabileceği ve okuyucunun odasına doluşup sohbete başlayabilecekleri kadar sahici karakterleriyle insan hikâyesi. Halil Ziya Doğruöz, Müzmin Susuzluk hikâyesi ile Bursa’ya ve Bursa’nın şahsında şehirlerimizde kaybettiğimiz güzelliklere de kitabında sonsuza kadar yaşama imkânı verdi… 

Yakub Çelebi’nin Öyküsü / Juan Carlos Bayo / İletişim Yayınları

Yaklaşık 1400 yılında yazılmış, Osmanlı şehzadesi Yakub Çelebi’den esinlenmiş anonim bir kısa öykü olan Yakub Çelebi’nin Öyküsü, tarihî ve kurgusal unsurların harmanlandığı, gerek Türk-Katalan ilişkilerine gerek erken dönem Osmanlı tarihine ve Anadolu’daki yaşayışa dair eşsiz bir yapıt. Osmanlı kronikleriyle de epey örtüşen anlatı Kosova Savaşı’na dair ilk kaynaklardan biri olarak da çarpıcı bilgiler sunuyor; I. Murad’ın ve Yakub Çelebi’nin savaş sırasında Bayezid tarafından öldürüldüğü iddiasını içeriyor. Şarkiyatçılık tartışmaları, Doğu-Batı karşılaşması, Avrupa edebiyatında Türk imgesi gibi birçok konuya yeni bir bakış açısı sunan, Bayo’nun kapsamlı önsözü ve metne dair notlarıyla zenginleşen eser edebiyatla süslenmiş, leziz bir tarih anlatısı. 

Kur’an Coğrafyası & Kavimler ve Yaşadığı Yerler / S. Süleyman Nedvi & Muzafferüddin Nedvi / İnkılâb Yayınları

Kur’ân-ı Kerîm’de doğrudan veya dolaylı olarak bahsedilen yer, kavim ve toplumların coğrafî tarihi üzerine kapsamlı sayılabilecek bir çalışma olan bu eserde Seyyid Süleyman Nedvî’ni Arzü’l-Kur’ân adlı Urduca kitabı esas alınmıştır. Kadîm tarih çalışmalarının en zor yanı, zaman dilimlerinin ve isimlerinin tespitidir. Bu zorluğun üstesinden gelmek için öncelikle eski çağların oldukça kifayetsiz kaynaklarından Arabistan’daki farklı kabile ve halkların yaşadığı dönemler tespit edilmeye çalışılmıştır. Kitapta Arabistan coğrafyası, Göçebe toplumlar ve Yerleşik toplumlar adıyla üç bölüm yer almakta, alt başlıklar olarak Nuh Tufanından sonra insanoğlu, Sâmilerin asıl yurdu ve göçleri, Helâk edilen toplumlar, Âd, Semûd, Medyen kavimleri ve Peygamberleri, Cürhümîler, Minalılar, Lihyânîler, Tasm ve Cadîler ele alınmaktadır. 

 

Yeni Çıkanlar

Floransa Kitapçısı / Ross King / E Yayınları

Brunelleschi’nin Kubbesi adlı kitabın yazarı Ross King’in yeni kitabı…
Vespasiano’nun kırkıncı doğum gününü kutladığı 1462 yılı dolaylarında, Milano’daki bir hümanist, en güzel üretilmiş kitapların hep Floransa’dan çıktığını yazmaktaydı. ‘Orada Vespasiano diye biri var,’ diyordu, ‘mükemmel bir kitapçı.  Hem kitapları, hem de yazıcıları çok iyi bilen biri; hem İtalya’nın tümü, hem de yabancılar, satılık zarif kitaplar aradıklarında ona başvuruyorlar.’ Yazıcılarından birine göre Vespasiano, princeps onmium librariorum florentinorum (Floransa kitapçılarının prensi) sayılmaktaydı. Bir müşterisi de onu en basit ifadeyle rei de li librari del mundo – ‘dünya kitapçılarının kralı’ ilan etmekteydi. Yapay harflerin kendilerini işsiz bıraktığından yakınan yazıcı sayısı pek azdı. 

Hürriyetin İlanı / İkinci Meşrutiyet’in Siyasî Hayatına Bakışlar / Tarık Zafer Tunaya / Kronik Kitap

İkinci Meşrutiyet, bugünün kapılarını açan anahtarlara sahip olmasıyla çok önemli bir dönemi kapsar. Osmanlı İmparatorluğu, tarihinin bu döneminde en kritik anlarını yaşamış, yine bu dönemde dünya tarihine veda etmiştir. İkinci Meşrutiyet ve İttihatçılık gibi konuların popülerliğini koruması, bu konularla ilgili çalışmaların giderek artması, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğum sancılarının bu dönemde yaşanmasıyla alakalıdır. “Meşrutiyet, Türkleri imparatorluk formülünden demokratik bir Cumhuriyet formülüne iletmiş olan köprüdür” diyen Tarık Zafer Tunaya’nın bu çalışmasında, bir imparatorluğun geçmişine, hâline ve geleceğine ait bütün sorular 1908’den itibaren büyük bir açıklıkla sorulmuş ve cevaplar aranmıştır. Hürriyetin İlanı geçmişimize dair soruları olan tüm meraklılar için de kolayca okunabilen, benzersiz bir kaynak…

İstanbul Bektaşileri / Fahri Maden / La Kitap

İstanbul’un fethinden önce başlayan Bektaşi faaliyetleri fetih sonrası kentte birbiri ardına yeni tekkeler açılarak kurumsallaşmıştır. Bir taraftan da Yeniçeriler ve âşık kahvehaneleri yoluyla kent merkezine tesir eden Bektaşilik, 1826 yılında büyük bir badire atlatmıştır. 1826 yasağı sırasında İstanbul’da yirmiden fazla Bektaşi tekkesi yıktırılıp emval ve eşyası yağmalanırken yedi Bektaşi babası idam edilmiş, yüzlerce Bektaşi baba ve dervişleri sürgün edilmiştir. 1826 sonra özellikle Babagân Bektaşiliğin güçlü temsilcileri Mahmut Baba, Mehmet Ali Hilmi Dedebaba, Hafız Baba, Necip Baba, Münir Baba, Hasib Baba, Emin Baba, Tahir Baba ve daha nice Bektaşi erenleri son dönem İstanbul Bektaşiliğinin abidevi şahsiyetleri olmuşlardır. Bu çalışmada başta arşiv belgeleri olmak üzere çok sayıda kaynak ve araştırma eser gözden geçirilerek İstanbul ve çevresinde elliden fazla Bektaşi tekke ve türbesinin tarihi aydınlatılmaktadır.

Türklerin Hz. Ali’si & Destanlar, Efsaneler, Menkıbeler / Sadullah Gülten / Yeditepe Yayınları

Hz. Ali, bir taraftan Oğuz Kağan, Afrasiyab ve Mete gibi Türklerin efsanevî kahramanlarının, bir taraftan da Göktürklerin bilgesi Tonyukuk’un ve Oğuzların tam bilicisi Dede Korkut’un özelliklerini taşır ve zamanla onların yerini alır. Türk alperenleri gibi üstün kabiliyet ve güçlerle donatılmış büyük bir savaşçı, mucizeler ve kerametler gösteren bir veli, ayrıca yardım isteyen herkesin imdadına koşan Hızır’dır. Yüzlerce yıl yoğrulup, ilmek ilmek dokunan Buyruklar, cenknâmeler, destanlar, efsaneler, menâkıbnâmeler, fütüvvetnâmeler, makteller, mevlidler, nefes ve deyişler onun mucize, keramet ve yiğitliğini anlatır. İşte Türklerin Hz. Ali’si & Destanlar, Efsaneler, Menkıbeler’de, bahsedilen kaynakların ışığında, mezhep ve coğrafya farkı olmaksızın Türklerin Ali’sini ve bunun temellerini bulacaksınız.

 

 

 

Sabri Koz’dan Tavsiyeler

Nasreddin Hoca’dan Fıkralar, Dalda Durur Elde Durmaz, En Güzel Öğrenci Fıkraları, En Güzel Bekri Mustafa ve İncili Çavuş Fıkraları, Nükte Ve Fıkralarıyla Ömer Seyfettin, Bilmece Bildirmece, Nasreddin Hoca’ya Armağan, Edirne: Serhattaki Payıtaht, Bekçi Baba, Ramazan Fasılları, Halk Hikâyeleri I, Diyarbakır: Müze Şehir, Adana: Köprü, Yemek Kitabı, Her Güne Bir Ninni ve Türk Kahvesi eserlerinin yazarı Sabri Koz’a “Hangi kitapları okuyalım?” diye sordum. İşte aldığım cevaplar:

 

 

 

Osmanlı Yer Adları Sözlüğü / Nuri Akbayar / Tarih Vakfı Yurt Yayınları

Alanında ilk çalışma olan bu sözlük, Osmanlı yerleşim yerlerinin adlarını altı yüzyıllık tarihi derinliği ve üç kıtaya yayılmış coğrafi genişliği içinde kapsamaktadır. Dilbilim ile tarihin ortak ilgi alanlarından olan yer adları bu çalışmada tarih araştırmacılarına yönelik olarak ele alınmış, adların Arap harfleriyle imlalarının ve doğru okunuşlarının saptanması amaçlanmıştır. Özellikle Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesinden çekilmesinden sonra ortay çıkan ulus-devletler döneminde -ki bunlara Türkiye Cumhuriyeti de dâhildir- yer adları ulusal varlığın bir ifadesi, ulusal kimliğin bir simgesi sayılarak ulusallaşma adına geniş çapta değişikliğe uğramış, bu durum günümüzde tarih araştırmacıları için içinden çıkılması zor birçok soruna yol açmıştır. Sözlükte Türkiye’de cumhuriyet döneminde yapılan bu türden değişiklikler yanında o yerleşim yerinin değişik adları da gösterilmiştir. Her düzeyden tarih araştırmacısının kolaylıkla yararlanabileceği bu sözlük Osmanlı tarihsel coğrafyası için de bir kılavuz niteliğindedir.

O Ada Senin Bu Ada Benim / Adil İzci / Oğlak Yayınları 

Ada! Ne güzel bir sözcüktür o! Söylemesi de, türlü türlü imgesi de… Sait Faik’in “Haritada Bir Nokta” öyküsünün ilk bölümcelerini anımsayalım: Bırakalım yüz yüze gelmeyi, ardından da ayak basmayı, haritadaki bir ada -altı da üstü de bir noktadır- Sait Faik’e bir anda nelerin nelerin sözünü vermez ki! Zeyyat Selimoğlu’nun bir kitabının da adı olan “Bir Ada Soyunuyor” öyküsü de ah ne güzeldir! Orada daha yakın yılların bir adasından- Heybeliada’dan- nice albenili kesitler izleriz. Örnekleri artırmak olası… Nitekim bu kitapta Jan Neruda, Nejat Gülen, Adnan Özyalçıner, Demir Özlü, Selçuk Erez, Nihat Ziyalan, Yüksel Pazarkaya, Necati Tosuner, İsmail Hakkı Gülsoy, İsmet Tokgöz, Bercuhi Berberyan, Selim İleri, Tülin Dursun, Gültekin Emre, Şükran Yücel, Behlül Ablak, Zeynep Aliye, Vecdi Çıracıoğlu, Arife Kalender, Adil İzci, Haydar Ergülen, Ayşe Sarısayın, Yasemin Yazıcı, Yiğit Baner, Jale Sancak, Nuray Çiftçi, Aziz Gökdemir, Pelin Özer, C. Hakkı Zariç, Uğur Deveci birer öyküyle adalara giden yolları önümüze seriyor! Oğlak Yayınları olarak büyük bir keyifle yayımladığımız bu seçkinin size de kendi adanızda bir ferahlık vereceğini umuyoruz. 

Cumhuriyet’in İlk Yılı (29 Ekim 1923 – 29 Ekim 1924) / Kolektif / Yapı Kredi Yayınları

Cumhuriyet’in İlk Yılı 29 Ekim 1923’te ilan edilen ve yüzüncü yaşını kutladığımız Cumhuriyet’in en yoğun yılı kuşkusuz ilk yılıdır. Yıllarca süren savaşlardan, salgın hastalıklardan, geçim sıkıntısından yorgun düşmüş bir halk… Siyasi tartışmalar, ekonomik sorunlar, nüfus mübadelesi, idari yapıdan eğitime, yargı sisteminden belediyelere kadar her alanda yapılan yenilikler, Anayasa’nın kabulü, halifeliğin kaldırılması, laiklik yönünde yapılan köklü değişimler ve ülkenin yeniden inşa edilmesi… Tüm bunlar olurken bir yandan da günlük yaşam yeni kitapların yayımlanması, sinemalarda gösterilen filmler, tiyatro oyunları, konserler ve spor karşılaşmalarıyla devam eder. Bütün zorluklara karşın umut hep vardır, bayramlar da kutlanır, Hıdırellez’de mesire alanlarına da gidilir, balo salonlarında dans da edilir. Cumhuriyet’in ilk yılında, muhalif seslerin yanı sıra, Meclis’te mebusların, Gazi Paşa’yı karşılayan halkın, grevlerde işçilerin, genel afla salınan mahkûmların, valiliğe şikâyete giden kadın ve çocukların, kısaca her kesimden halkın ortak sloganı şudur: “Yaşasın Cumhuriyet!” 

 

Kitap Sevenler Cemiyeti & Kütüphaneler, Aşklar ve Tesadüfler / Halil Solak / Dergâh Yayınları 

Kitap Sevenler Cemiyeti meraklı bir okuryazarın kütüphaneler ve kitapseverler -bazen de sevmeyenler- etrafında kaleme aldığı kültür tarihi denemelerinden oluşuyor. Topkapı Sarayı’ndan çıkarılıp Atina’da haraç mezat satılırken son anda kurtarılan Osmanlı belgelerinden İbnülemin Mahmud Kemal’in rüyasında gördüğü kitaplara, Dede Korkut’un keşfedil(e)meyen Diyarbakır nüshasından saray ahırındaki sakat atı istemek için Fatih’e şiir yazan Semerkantlı kâtibe, koleksiyonundaki nadir bir kitabın sayfalarını beyaz eldivenleriyle çevirecek kadar hassas olan ordinaryüs profesörden tılsımlı kitapların gizemine, Reşat Ekrem Koçu’nun yarım kalan İstanbul Ansiklopedisi’ne annesinin katkısından kâğıt fabrikalarında hamur olmaktan tesadüfen kurtulan elyazmalarının ilginç serüvenlerine kadar pek çok olaya ve portreye şahitlik edeceksiniz bu kitapta. Halil Solak Kitap Sevenler Cemiyeti & Kütüphaneler, Aşklar ve Tesadüfler’de okuru renkli bir sohbete davet ediyor.

Önceki Yazı

Boğaz’dan caz, Taksim’den Anadolu Ateşi yükselecek

Sonraki Yazı

Christian Petzold sineması: Almanya’dan insan hikâyeleri

Son Yazılar

Burgazada, Sait Faik ve gençler

Sakarya Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesi öğrencileriyle yazar Sait Faik’in vefatının 70. yılında Burgazada’da birlikteydik. Burgazada

Şiir daima bir fazladır

Şair İhsan Deniz: “Şiir kendi başına vardır, olduğu yerde durur, orda, ancak orada vardır. Tanımlar ne