Polemik yazısı

7 dakikada okunur

Merhaba sevgili okur, aslında başka bir konuda yazacaktım lâkin hayatın olağan akışı yine engel oldu. Haziran, Temmuz, Ağustos ayları genelde “Özel Tiyatrolara Devlet Desteği” tartışmasıyla geçer. Mesleğin içinden gelenler ve fiilen tiyatro yönetenler için en temel ilgi konulardan birisidir bu durum. “Ne kadar dağıtılacak, kim başvurdu, hangi projeyle başvurdu, çıktı mı, çıkmadı mı?” gibi sorular yaz boyu prova salonlarında döner durur.

Şahsen, devletin Özel Profesyonel Tiyatrolar’a her yıl bir defa para dağıtmasına karşıyım. Dağıtılan paranın miktarından bağımsız olarak söylüyorum bunu. Tabii ki genelde sanat, özelde tiyatro devlet tarafından sübvanse edilmelidir ve fakat bizim uyguladığımız prosedür sürdürülebilir değildir. Sanatın “maddi ve manevi desteklenmesi” meselesi Antik Yunan’dan beri tartışılan bir husustur. Shakespeare’de destek aldı, Dede Efendi’de, Moliere’de buna ihtiyaç duydu, Necip Fazıl’da. Zaten modern bir devlet sanatı desteklemek zorundadır, bakınız “desteklemelidir”, “desteklese iyi olur” demiyorum, “zorundadır” diyorum. Tıpkı İngiltere, Almanya ya da ne bileyim Brezilya’da olduğu gibi.

Evet sayın okur, devletimiz ‘SANATIN VE SANATÇININ KORUNMASI’ meselesini 1982 Anayasası’nda ‘SOSYAL GÜVENLİK HAKKI’ başlığı altında düzenlemiştir.  Şimdi gelin şu meşhur 64. Madde’ye bakalım: “Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır.” Demek ki neymiş, “Sosyal Devlet İlkesi”ni benimsemiş bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bizim ülkemiz de sanatçıya destek verilmesini benimsemiştir.

Peki bu görev sadece devletin mi? Tabii ki hayır, haydi bir de 5393 Sayılı Belediye Kanunu’na bakalım: “5393 Sayılı Belediye Kanunu Sosyal Devlet İlkesi’ nin yerel olarak uygulanması için, yerel idareler, aynı zamanda toplumsal gelişimi de sağlamakla yükümlüdür. Kanunun ‘Belediyenin Görev ve Sorumlulukları’ başlığını taşıyan 14. Maddesi’nde “Belediye, mahallî müşterek nitelikte olmak şartıyla…kültür ve sanat geliştirilmesi hizmetlerini yapar veya yaptırır.” denilmiştir.

Sevgili okur, bu ve benzeri pek çok mevzuat ve yükümlülük maddesi var kanunumuzda. Şimdi bana; ‘İyi de kardeşim o zaman neden her yıl para dağıtılmasına karşısın?’ diye sorabilirsiniz. Hemen yanıtlayayım; ‘Profesyonel Tiyatro’ olmak için şirket kurmak zorundasınız ki fatura kesip, çalışanlarınıza sigorta yaptırabilesiniz. Yani milyonluk şirketler ile aynı mevzuata tâbi oluyorsunuz, sonra şunlar oluyor;

Devlet diğer şirketlerden olduğu gibi, tiyatro için kurduğunuz şirketten de vergi alıyor, Biletinden; %8, %18 KDV. Artı %22 ve %35 arasında gelir vergisi, artı bu durumlardan oluşan ; geçici vergi, artı stopaj, artı zaten devletten kiralanan salonun günlük kullanım vergisi, artı defter tasdik ücreti, artı TSO’ya kayıt olduğunuz için ödediğiniz aylık ücreti, artı bunları takipetmesi için mali müşavir ödemesi, SGK prim ödemeleri vs. Peki bitiyor mu? Hayır!

Belediye sizden oyun aldığı için devlete vergi öder. Siz belediyeye oyun sattığınız için vergi ödersiniz. İzleyici bilet aldığı için vergi öder. Siz bilet sattığınız için vergi ödersiniz. Devlet tiyatroya yardım eder. Yardım olarak verdiği paranın yaklaşık %40’ı yine vergi olarak dağılır.

Sevgili okur burada bahsettiğim; bilet satan, turne yapan Profesyonel Özel Tiyatrolar’dır. Bu yazının müellifi yaklaşık on yıldır böyle bir tiyatronun sahibidir ve yukarıda yazılanları yaşamaktadır. Bunlar göz önüne alındığında tiyatro ve sanat kurumlarına özel bir mevzuat getirilmelidir. Devlet bazı iş alanlarından  %1 vergi alıyor. Bu kapsama özel tiyatrolar da sokulmalıdır, mesela bakınız pandemi döneminde yayınevlerinden vergi alınmadı ama biz hem oyun oynayamadık hem de geçmiş dönem vergi ödemeleri ile boğuştuk. Özetle derim ki; tiyatro biletinden ve kamusal satıştan alınan vergi %1 olsun. Ayrıca her tiyatro için belirli derecede SGK prim muafiyeti getirilsin. Bu, sanat kurumunu olduğu kadar, o kurumda sigortalı çalışan profesyonel sanatçıyı da korur. Tabi bu bahsettiğim geleneksel ve amatör tiyatrolar için geçerli değildir. Onların projeleri mutlaka desteklenmelidir.

Yani sevgili okur, pozitif ayırımcılık ilkesinden bahsediyorum, diğer şirketler ve sanat kurumlarına farklı yaklaşılması gerekliliğinden sözediyorum. Gerisini tiyatro ve izleyici kendi arasında çözer zaten, sevgilerimle…

Önceki Yazı

Yaz yaz nereye kadar?!

Sonraki Yazı

Fotoğrafçı kültürlü olmalı

Son Yazılar

Mevlânâ ve Mesnevî

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak

Tam gaz izlemeye devam!

Dijital ekranda; Netflix yapımı Oscar adaylı Noah Baumbach imzalı “Beyaz Gürültü”, sosyal medyada izlemeyenin dövüldüğü Mubi’de