Popüleri değil değerliyi tercih ederim

19 dakikada okunur

Sanatçı Selin Yücesoy: “Ben popüleri değil, değerli olanı yapmayı tercih ediyorum. Popüler olan kötüdür demiyorum tabii ama popülerlik bir amaç olmamalı. Bu albümün de popüler olma amacı, böyle bir iddiası yok. Bunun yanında yaptığımızın değerli olduğuna inanıyorum. Amaç popülerlik olunca inandıklarınızdan, eğitiminizden ve çabalarınızdan ödün vermek zorunda kalabiliyorsunuz. İnanmadığınız bir şeyi sunduğunuzda da samimi olmuyor. Bu yapaylık dinleyici tarafından da anlaşılıyor diye düşünüyorum.”

Litros Sanat Gazetesi olarak bir buçuk yıldır yayın hayatımıza devam ediyoruz. Her sayımızda kültür sanat dünyasının farklı alanlarına, isimlerine dair röportajlar yapıyor, haberler oluşturuyoruz. Yeni ve duyulmamış isimleri tanıyoruz. Kültür sanat dünyasının keşfedilmemiş zenginliğinin farkına varıyoruz. Gazetemizin köşe yazarlarından değerli arp sanatçısı Şirin Pancaroğlu aracılığıyla Selin Yücesoy’dan ve albümü “Saklı”dan haberdar oldum. “Saklı”, Sanatçı Selin Yücesoy’un ilk albümü. Albüm çeşitli koleksiyonlardaki eski nota defterlerinden, 1928 öncesi nota fasiküllerinden ve taş plak kayıtlarından notaya alınarak icra edilen eserlerden oluşuyor. Dinledikten sonra albüme dair bir merak sardığında ise kendiyle iletişime geçerek keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Kendinizden ve müzik yolculuğunuzdan bahseder misiniz?

İstanbul’da doğdum. Ailemin işi sebebiyle 7 yaşındayken İzmir’e gitmek durumunda kaldık. İlkokul ve ortaokul öğrenimimi İzmir’de tamamladım. 8 yaşındayken televizyonda keman çalıp şarkı söyleyen genç bir kız görmüştüm. Aileme keman çalmak ve şarkı söylemek istediğimi söyledim. Bana yarım keman bulundu ve İzmir Belediyesi’nde verilmekte olan keman kursuna başlattılar. Orada aynı zamanda çocuk korosuna da başlamıştım. Çocuk yaşımdaki bu ilk dersler, bana çok haz verdi ve beni müziğe daha çok yöneltti. Keman hocam konservatuvar hocalarındandı. Onun da etkisiyle ben de konservatuvara gitmeye, müzisyen olmaya karar verdim. Lise öğrenimim için İstanbul’a geldik. Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi’ni kazanarak hayalini kurduğum mesleğe giden önemli bir yola girmiş oldum. Lise son sınıfa kadar aldığım eğitim tamamen Batı müziğiydi. Üniversitede Batı müziğine mi devam edecektim yoksa Türk müziği konservatuvarına mı gidecektim? O yıllarda özellikle babamın etkisiyle Türk müziğine ilgi duymaya başladım. Karar arefesinde olduğumuz için babam beni Nevzat Atlığ’a götürdü. Onun yönlendirmesiyle Bakırköy Türk Musikisi Vakfı Konservatuvarı’ndaki kurslara başladım. Türk müziği beni her geçen gün içine daha da çekti. İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Ses Eğitimi Bölümü’nü kazandım. Üniversitede yıllarımda TRT’de ve Kültür Bakanlığı’na bağlı korolardaki solistlik tecrübelerim beni daha da motive etti. Şimdi de mezunu olduğum okulda yüksek lisans eğitimime devam ediyorum.

Gün yüzüne çıkmamış eserlerin yer aldığı “Saklı” albümünün hazırlık süreci nasıl gerçekleşti?

Günümüzde pek icra edilmeyen yahut elde kaydı bulunmayan eserleri okumaktan zevk alıyorum. Bu eserlere konserlerde yer verdiğim gibi sosyal medya hesaplarımda da bu eserleri okuduğum kayıtları paylaşıyorum. Bu çalışmalarım Ahenk Müzik’in kurucusu Sercan Yılmaz tarafından görülmüş olacak ki bu eserleri bir albüme dönüştürmeyi teklif etti. Kayıtlarda yahut konserlerde okumak için biriktirdiğim eserler vardı. Repertuvar araştırmasında en büyük yardımcım olan Hüseyin Kıyak’la birlikte bazılarını benim müzayedelerden aldığım, bazıları onun arşivinde bulunan defterleri, eski yazı nota fasiküllerini, elyazısı yaprak notaları karıştırmaya başladık. Seçtiklerimizi albüme aldık. Repertuvar seçimi hem heyecanlı hem de stresli bir süreç. O kadar güzel eserler var ki, insan seçimde kararsız kalıyor. Daha sonra bu eserlerde hangi sazendelerle çalışacağımıza karar vermemiz gerekiyordu. Her biri sazında bu müziğin en önemli isimlerinden olan Taner Sayacıoğlu, Özata Ayan, Furkan Bilgi ve Volkan Ertem’le görüştük. Sağ olsunlar, kabul ettiler; provalara başladık. Hepimizin mezunu olduğu İstanbul Teknik Üniversitesi MİAM Stüdyolarında kayıtları yaptık. Edit ve kayıt Oğuz Öz; mix ve mastering de Taylan Özdemir tarafından yapıldı. Hepsine bir kez daha teşekkür ediyorum; hepimizin ortak ürünü bu albüm.

Repertuvarı ince eleyip sık dokuyarak oluşturduk

Albümü dinlerken beni “Dünyaya Geldim Gülmek İçin” parçası ayrı bir etkiledi. Parçalar içinden sizin için yeri ayrı olan, özel bir anısı olan bir parça var mıdır?

O şarkı, Kemani Serkis’in bir kantosu. Çok sık olmasa da günümüzde de okunur. Dinlenme listeleri elimize ulaşıyor, bu şarkı beğenilerde üçüncü sırada. Repertuvarı ince eleyip sık dokuyarak belirlediğimiz için aslında tüm şarkılar benim için özel. Hepsinin bana hissettirdikleri farklıydı. “Deniz Kızı” şarkısını bulduğum andaki heyecanımı unutamıyorum. Müntahabat adı verilen bir nota serisi var, 1900’lerin başlarında yayımlanıyor. Her birinde bir ya da iki eser var bu yayının. İşte “Denizkızı”nı da bu seri içinde buldum. Bu eser, şu anda albümün en beğenilen şarkısı. Bu şarkı eski İstanbul’u canlandırıyordu sanki: İstanbul boğazı, mehtap âlemleri… Nitekim görüyorum ki dinleyiciler için de böyle olmuş. “Ne çok çektim hasretini” de çok severek okuduğum eserlerden. İlk duyduğum andan itibaren beni hep hüzünlendirirdi. O hüznü yansıtmak için sadece tanbur refakatiyle okudum.

Albüm tanıtımınızda “Popüler olma iddiası bulunmayan bu albümün de “saklı” bir güzellik olarak kalması düşünülüyor.” ifadesi geçiyor. Popüler olmanın müzik ve müzisyen için artıları ve eksileri nelerdir?

Ben popüleri değil, değerli olanı yapmayı tercih ediyorum. Popüler olan kötüdür demiyorum tabii ama popülerlik bir amaç olmamalı. Bu albümün de popüler olma amacı, böyle bir iddiası yok. Ama yaptığımızın değerli olduğuna inanıyorum. Çok bilinen, ortalama müzik dinleyicisi için herkesin hayatında hatırası olan eserlerden de bir albüm yapabilirdik. Yahut daha fazla enstrümanla başka müziklerle “sentez”lenmiş bir icra sunabilirdik. Bizim yaptığımız yeni bir şey değil aslında. Eski radyo kayıtlarındaki tınının, bugün için pek tercih edilmeyenin peşinden gittik. Gerçekten bu sadelikten hoşlanan kişiler dinleyecekler bu kayıtları; belki de bu albüm sayesinde, asıl kaynağımız olan plakları, eski radyo kayıtlarını keşfedecekler. Amaç popülerlik olunca inandıklarınızdan, eğitiminizden, çabalarınızdan ödün vermek zorunda kalabiliyorsunuz. İnanmadığınız bir şeyi sunduğunuzda da samimi olmuyor. Bu yapaylık dinleyici tarafından da anlaşılıyor diye düşünüyorum. Her müzisyen daha çok kişi tarafından dinlenmek ister kuşkusuz, ben de isterim. Ama benim kendi değer verdiğimi yapmış olmam ve anlaşılmam, beni fazla kişinin dinlemesinden daha önemli benim için.

Türk müziğine büyük ilgi duyuyorlar

Nisan ayında Kopenhag’da yer aldığınız konser, müzikseverler tarafından beğeniyle karşılandı. Müziğinizle yurt dışına açılma konusunda neler düşünüyorsunuz?

Kopenhag konserinde beklediğimizden fazla bir dinleyici bizi karşıladı. Beklenilenin aksine, yabancılar Türklerden fazlaydı. İlk defa duydukları, sözlerini hemen hiç anlamadıkları bu eserlere epey ilgiliydiler. Konser bitiminde de sohbet ettik, bizi tekrar davet etmek istediklerini söylediler. Avrupa için konuşacak olursak kendi müziklerinden epey farklı olan bu Türk müziğine büyük ilgi duyuyorlar. Bunu sadece kendi konserlerimizden değil, arkadaşlarımızın ve büyüklerimizin tecrübelerinden de biliyoruz. Yeni sezon için de yine bu müziği duyurmaya, yurt içi ve yurt dışı konserlerimize devam edeceğiz.

Müziğin sizin için anlamı nedir?

Müziği bir iş, bir meslek, geçinmek için yapılan bir uğraş gibi görmüyorum. Müzisyenliğin bir meslek olduğu modern zamanların insanıyız. Biliyorsunuz eskiden böyle değildi. İşin çok ötesinde görüyorum; özünde müzikten merakımı, zevkimi tatmine çalışıyorum. Çok klişe bir laf olacak ama müzik hakikaten bir hayat tarzı!
Sanatınızı nasıl tanımlarsınız ve sizin sanatınıza attığınız imza nedir?
Aslında biz şarkıcıların yaptıkları da resim ve mimariden farklı olarak somut olmayan sanat eserlerini bir an için somutlaştırmak. “Şarkıcı” sözcüğünü bilerek kullanıyorum. Sanki küçümseyici, kötü bir ifade gibi karşılanır oldu bu son zamanlarda; oysa yaptığımız tam olarak bu. Albümün ismi benim müzikte yapmak istediklerimi de anlatıyor. Temiz bir üslupla, eğip bükmeden, onla bunla “sentez”lemeden, sevdirmeye filan çalışmadan inandığımı ortaya koymak. Eski kaynaklarda kalmış eserleri de bugünün dinleyicisiyle buluşturabilirsem ne mutlu bana.
Dijitalleşen dünyada Klasik Türk Müziği’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Dijital imkânlar müzisyenlerin önünü açıyor. Bugün kolayca her şeye ulaşabiliyoruz. Çok yakın bir zamana kadar, bir notanın, bir eserin kaydı peşinde koşulurmuş. Filanca lütfedecek de sizin kasetinize o kaydı kopyalayacak, siz de dinleyip çalışacaksınız… Bugün binlerce kaydı da notayı da cebimizde taşıyoruz. Bu bakımdan büyük kolaylık bizim için. Ama bu dijitalleşme içinde bir kaos da olduğu muhakkak. Ulaştığınız şeyin doğruluğu için bir denetim mekanizması yok. Eskiden zorlukla elde ettiğiniz o kayıt, muhtemelen iyi bir hocadan geldiği için düzgün ve güzeldi. Ama bugün bir eserin çok farklı halleri var internette. Öğrenci hangisinden çalışacak? Bu dijitalleşen dünya algılarımızı da çok değiştirdi. Sürekli uyarılıyoruz. Bir şey üzerine uzun uzun düşünmeye, bir eseri analiz etmeye vs. kimsenin sabrı yok.

İlhamınızı hangi sanatçılardan alırsınız?

Asıl kaynağa gitmeye çalışıyorum. Tabi asıl kaynak dediğim de o kadar eski değil. Çünkü bugün dinleyebildiğimiz kayıtların en eskisi ancak 1900’lerin başına ait. Ben de taş plakları ve radyo kayıtlarını dinliyorum. Aslında ilhamımı 1920-1960 arası kayıtlarından aldığımı söyleyebilirim. Münir Nureddin Selçuk, Safiye Ayla ve Perihan Altındağ benim için ilk üçte. Onların hiçbiri ile karşılaşma imkanım olamadı ama ben onları çok yakından tanıyor gibiyim.

Yapılmayan şeyler gerçekleşsin istiyorum

Gelecek için hayalleriniz, planlarınız nelerdir?

Planlar, hayaller bitmiyor hiç aslında. Biri gerçekleştiğinde başka bir şey koyuyorum kafama. 2019 senesinde bir kağıda yazmıştım hayallerimi… Albüm bu hayallerden biriydi. Ne mutlu bana ki şimdiye kadar planladıklarımın pek çoğunu gerçekleştirmeye imkân buldum. İnsanın varoluş mücadelesinde motivasyonunu artıran şeyler bunlar tabii. Gelecekte yapmayı düşündüğüm bazı projeler var. Bunları oluştururken de sadece bir şey yapmış olmak amacı gütmüyorum. Bir şeye yarasın, yapılmayan bir şey gerçekleşsin diyerek oluşturuyorum.

Önceki Yazı

Ağustos bereketi ile geldi

Sonraki Yazı

Bastiani kalelerimiz

Son Yazılar

Tiyatro asla ölmez!

Deneyimli tiyatro oyuncusu Kerem Atabeyoğlu, teknolojinin gelişmesiyle tiyatroların öldüğü şeklinde yapılan yorumlar için net konuştu. Tiyatroya