Ramazan “okuyarak” da ihya edilmelidir
Ramazan “okuyarak” da ihya edilmelidir

Ramazan “okuyarak” da ihya edilmelidir

24 dakikada okunur

On bir ayın sultanı Ramazan; oruç, sabır, imtihan, gayret, iftar, sahur, teravih, açlık terbiyesi, züht, bereket, selamlaşma, hatır sorma, tahammül, ele-dile-bele sahip çıkma, itikaf, ihlas, tefekkür, dönüşüm, Kur’an ve tövbe ayı olduğu gibi aynı zamanda “okuma” ayıdır. Bu ayda müezzinler ezanı bir başka okurlar. Teravih ve tesbih namazları yanında Sabah ve İkindi namazlarından sonra mukabeleler okunur. Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim hem orijinal metin hem de Türkçe metin olarak en çok Ramazan ayında okunur. Ramazan’ı ihya edebilmek için Kur’ân-ı Kerim’in yanında tasavvufi ve genel olarak da dini kaynak eserler okuruz, gönlümüze de dokunması için. Ben tüm bunların yanında sizler için derlediğim ve hocam Prof. Dr. Abdullah Uçman’a sorduğum kitapların da okunması gerektiğini düşünüyorum. Ramazan ayı Osmanlılar döneminde nasıl ihya edilirdi? Türk kültüründe Ramazan’ın yeri ve önemi nedir? Türkler Ramazan aylarını nasıl ihya etmişler? Eski Ramazan günlerinde neler yaşanmış? Kültür insanları Ramazan’ı nasıl görmüşler? Ramazan’ın kültürümüze tesiri ne boyutta? A’dan z’ye Ramazan… Siz de benim gibi merak ediyorsanız buyurun siz de Ramazan’ı aynı zamanda “okuyarak” ihya edin.

YENİ ÇIKANLAR

Eski Zamanlarda İstanbul Hayatı
Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey / Kapı
İstanbul… Tüm dünyanın yüzyıllar boyunca gözdesi bir şehir. Medeniyetlerin odağı. İktidar kavgalarının beşiği. Doğu’daki son Roma. Sultan II. Mehmed’e “Fatih” unvanını kazandırmasıyla birlikte bir Türk şehri hâline gelen bu kadim şehir, İslâm dininin temel felsefesi, başta Türk gelenekleri, Bizans mirası, Ermeni, Rum, Yahudi, Arap, Latin katkılarıyla 72 milletin bir arada yaşadığı bir yeryüzü cenneti… Osmanlı sonrası Cumhuriyet ile birlikte korkunç bir süratle büyüyen ve genişleyen bir şehir hâline gelmiş İstanbul’da, eskiden gündelik hayat nasıldı? İşte bu sorunun cevabını bütün detaylarıyla ilk defa kaleme alan kişi, 1928 yılında vefat etmiş olan Balıkhane Nâzırı Ali Rıza Bey’dir. Eski İstanbul’un renkli hayatı ve bu hayatın kahramanlarıyla ilgili çarpıcı bilgi ve tespitlerini, 1920-1925 arasında Peyâm-ı Sabâh başta olmak üzere çeşitli gazete ve mecmualarda yayınlanan yazılarında bulmak mümkündür. XIX. yüzyıl merkez alınarak yazılan ve anlatılan dönemle ilgili folklorik, tarihî ve sosyolojik pek çok malzemeyi ihtiva eden, meşhur olmuş ya da gölgede kalmış kahramanlarıyla eski İstanbul’u günümüze taşıyan bu yazılar, okurları bir tarih ve medeniyet yolculuğuna çıkarıyor… İstanbul’u İstanbul kılan ayrıntılar bütün renkleriyle burada.
İç Asya Tarihi: Cengizliler Çağı
Peter B. Golden, Nicola Di Cosmo, Allen J. Frank / Kronik
Doğuda Mançurya ormanlarından batıda Karadeniz’e, kuzeyde Sibirya’dan güneyde Hint altkıtasına doğru uzanan bozkırlar yüzyıllar boyunca dünya tarihinin en önemli devletlerine yurt olmuş İç Asya bölgesinin sınırlarını oluşturuyor. İç Asya Tarihi bu engin topraklar üzerinde 13. yüzyılda kurulan Moğol Cihan İmparatorluğu’nun modern dünya üzerindeki tesirlerini de içerecek şekilde 19. yüzyılda bölgeye Çin ve Rus hegemonyasının kurulmasına değin uzanan tarihini ve mirasını konu ediniyor. Cambridge Üniversitesi Yayınları bünyesinde, her biri alanının önde gelen ismi olan çok sayıda bilim insanının katkılarıyla hazırlanan İç Asya Tarihi: Cengizliler Çağı, Moğol İmparatorluğu’nun siyasî ve kültürel tarihini, Cengizli halef devletlerini ve bu canlanış sırasında İç Asya’ya egemen olmak üzere gelen diğer hanedanları ele alıyor. Cengizliler çağı, dünya tarihinde Asya ile Avrupa’nın entegrasyonuna giden süreçte büyük bir adımdı ve Avrupa, Küçük Asya, Yakın Doğu ve Kuzey Afrika’daki dünya bilincini Moğol kontrolündeki sahalara yaydı. Kore, Çin, Hindistan, Rusya ve Kırım’dan Yemen ve Mısır’a kadarki Cengizli idarelerinde çok dilli sözlükler ve gramer kitapları hazırlandı. Birçok açıdan Moğol İmparatorluğu modern dönem öncesindeki dünya sistemlerinin bir doruk noktasını teşkil etmişti. Sistem, Timurlu döneminde parçalanmaya başladığındaysa Avrupa; Asya’nın güneydoğusu, güneyi ve doğusu ile daha başka bağlantılar kurmak üzere “keşif yolculukları” yapmak teşebbüsüyle gemilerine atladı ki bu, Modern Dünya Sistemi’ni haber veriyordu. Nicola Di Cosmo, Allen J. Frank ve Peter B. Golden editörlüğünde hazırlanan İç Asya Tarihi: Cengizliler Çağı bu coğrafya üzerinde kurulmuş en parlak yönetim olan Cengizli İmparatorluğu’nun oluşum sürecini, fetihlerini, Cengiz Han’ın bıraktığı miras doğrultusunda kurulan yeni devlet ve rejimlerin dünya tarihindeki önemini ortaya koymak adına yeni araştırma yöntemleri ve yaklaşımları ortaya koyuyor. İç Asya Tarihi, bugünkü yazgısı Rusya ve Çin tarafından gölgelenmiş bölgenin önemini gözler önüne seren bir başucu eseri.
On İki Sandalye
İlya İlf, Yevgeni Petrov / Türkiye İş Bankası
Eski asiller mümessili, Sovyet döneminde nüfus memuru Vorobyaninov ile kombinezoncular kralı ve “Türk tebaasının oğlu” Ostap Bender, Bolşeviklerden kaçırılmak üzere oturağına pırlantalar dikilmiş bir sandalyenin peşine düşüyorlar. Zenginlik hırsları, onları Sovyetler Birliği’nin dört bucağında, türlü insanların arasında trajikomik bir mücadeleye sürüklüyor. İlf ve Petrov önce tefrika haline yayımladıkları On İki Sandalye yapıtını, 1928 yılında kitap olarak bastılar. Eski ile yeni düzenin arasında kalmış insanları bütün çeşitliliğiyle yakalayan yapıt, geçiş sürecinin sosyal çalkantılarını yaşayan Sovyet toplumunda büyük ilgi gördü. Bugüne dek de karakterleriyle, diyaloglarıyla Rusya’da popüler kültürün, politik jargonun ayrılmaz parçası olmayı sürdürdü. Tam bir modern klasik özelliği kazanarak yalnızca Rusya’da değil, dünyada da büyük ilgi gören On İki Sandalye, Hollywood’da, Latin Amerika’da, Ortadoğu’da sayısız uyarlamalara konu oldu.fetmek, geliştirmek, hatta toplum direncine karşı savunmak onun yaşamını ve her bir eserini bir ana tema gibi kat ediyor. Kendini Keşfet: Bireyleşmenin Albenisi Üzerine, Hesse’nin bu konudaki -çoğu yayımlanmamış- en yararlı yazılarını bir araya getiriyor ve adeta onun şu deneyimini kanıtlıyor: “Ben inancımı her zaman bireye dayandırdım, çünkü sadece birey eğitilebilir ve geliştirilebilir. Benim deneyimime göre özverili, fedakâr ve dünyadaki iyiliği koruyan cesur insanlar her zaman küçük seçkinlerden çıkmıştır.” Bizi her yeni güne güven ve merakla başlamak için yüreklendiren Hesse’nin bu kitabıyla daha yüksek bir insanlık düzeyine doğru uyanış mümkün.

ÖNERDİKLERİM

Dersaâdet’te Ramazan Akşamları
Dursun Gürlek / Timaş
Kültür dünyamızın önemli simalarından Dursun Gürlek’in süzgecinden geçen ve yine kültür dünyamızın canlı tablolarından olan yazarların, şâirlerin, edebiyatçıların ramazanlarla ilgili hâtıraları… Kendisinin Dersaâdet’te Ramazan Akşamları adını verdiği bu kitapta, Refi’i Cevad Ulunay, Münir Süleyman Çapanoğlu, A. Râgıp Akyavaş, Ercüment Ekrem Talu, Safiye Ünüvar, Ayşe Osmanoğlu, Mehmet Kaplan ve Süheyl Ünver gibi İstanbul yazarlarının yanı sıra daha birçok kalem erbabının yazısı bulunuyor. “Ramazan piyasası ilk akşamın terâvihinden sonra başlardı. Galata Köprüsü’nden boşalan arabalar, muhteşem faytonlar, kupalar, landonlar, konak ve saray arabaları katar hâlinde Beyazıt’a çıkarlar, Mürekkepçiler önünden kıvrılarak Vezneciler’e girerler, Unkapanı Köprüsü’nden geçenler Zeyrek’ten Vefâ’ya tırmanırlar, Şehzâde Câmii’nin yanından Direklerarası’na dökülürlerdi.” “Her yaştan, her sınıftan genç ihtiyar, kadın erkek birbiri üstüne yığılmış, yanaşık nizamda binbir ayak bir ayak hâline gelmiş, nefesleri birbirlerinin ensesini sıcak sıcak okşamakta. Elhâsıl velkelâm sökülmez, geçilmez bir izdiham.” Bu hâtıralar yığını olanca çeşnisiyle, bol malzemesiyle, renkli levhalarıyla bir nevi “ramazan edebiyatı” diyebileceğimiz bir edebiyat türünü ortaya çıkarıyor. “Ramazan medeniyeti”, “Ramazan edebiyatı”yla daha canlı, daha heyecanlı bir hâle geliyor.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e İstanbul’da Ramazan
François Georgeon – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Bir ibadetin de ötesinde oruç “imanın, İslam topraklarında gözlemleyebileceğimiz en önemli kolektif tezahürüdür.” Ünlü Osmanlı tarihçisi François Georgeon bu kitabında 19. ve 20. yüzyıl İstanbul’undaki siyasal reformlar ve kentsel dönüşümler çerçevesinde Ramazan yaşantısındaki değişimi ele alıyor. İstanbul sanılanın aksine 1900’lere kadar Müslümanların çoğunluğu oluşturmadığı çok dinli bir topluma ev sahipliği yaptı. Ramazan pratiklerinde o dönemden bu yana nasıl bir değişim gerçekleşti? Georgeon sosyalleşme biçimleri, toplumsal eğlence ve alışkanlıklar, gösteriler, gece hayatı, siyasal merasimler, gayrimüslimlerin ve kadınların ay boyunca kamusal alandaki konumları gibi çok çeşitli konular çerçevesinde Ramazan’ın İstanbul’daki evrimini anlatıyor. Jean-François Pérouse ise yazdığı kapanış yazısıyla Georgeon’un Cumhuriyet’in başlangıcına kadar getirdiği bu tarihi günümüz İstanbul’u ile bağlantılandırıyor.
Ramazan-nâme
Âmil Çelebioğlu / Dergâh
Eski İstanbul Ramazanlarında, her gün iftar ve sahur vakitlerinde davulcu ya da bekçi tarafından okunan mâniler, edebiyat açısından olduğu kadar İstanbul folklorunun tanıkları olmaları bakımından da kıymetli dil ve kültür yadigârlarıdır. Bu mânilerde hikmetli sözlerin yanında, çoğunlukla nükteli bir dil kullanılması dikkat çeker. Bunun amacının muhatabı güldürmek, eğlendirmek, hoşça bir an geçirtmek olduğunu söylemek mümkündür. Bu şekilde, dinî günlerin, çeşitli vesilelerle sadece birer ilahi vazife olmaktan çıkarıldığı, burada olduğu gibi iftarda, sahurda okunan mânilerle onların “bu mâh aylar yücesidir / zevk u safâ gecesidir” denilerek bir neşe kaynağı kılındığı, yolu gözlenir bir hâle getirildiği, külfet değil büyük bir nimet bilindiği kolaylıkla görülebilir. Ramazan-nâme, içerdiği yüzün üzerinde fasıl ve bin dört yüz yetmiş beş mâni ile türünün en hacimli eseridir. Yalnızca edebiyat ve dil açısından değil; dinî, tarihî, coğrafî, içtimaî yönlerden de zengin içeriğiyle kıymetli ve nadir bir eserdir. Eserde, umumiyetle İstanbul’un semt, hamam, mesireleri vs. gibi özellikleri işlenmekle beraber renklerden, mesleklerden, hayvanlardan, meyve ve tatlılardan da bahsedilir.

Abdullah Uçman’dan Tavsiyeler

Bu sayımızda; Rıza Tevfik’in Sanat ve Estetikle İlgili Yazıları, İki 150’liğin Mektupları, Koca Sekbanbaşı Risalesi & Avamın Düşüncelerinin Reddedilmesi, Aziz Feylesof’um – Refik Halid’den Rıza Tevfik’e Mektuplar, Bir 150’liğin Mektupları & Ali İlmi Fani’den Rıza Tevfik’e Mektuplar, Sinanoğlu Mevlidi, Rıza Tevfik’in Sanat ve Düşünce Dünyası, Abdullah Veliyyüddîn Bursevi Menakıb-ı Eşrefzade Eşrefoğlu Rumi’nin Menkıbeleri, Sevgili Vefakar Kadınım & Rıza Tevfik’ten Nazlı Hanım’a Mektuplar, Edebiyat-ı Cedidiye’ye Dair Ali Ekrem’den Rıza Tevfik’e Bir Mektup, Rıza Tevfik’in Şiirleri ve Edebi Makaleleri Üzerinde Bir Araştırma, Nemçe Sefaretnamesi, Rıza Tevfik’ten Kızı Munise Hanım’a Mektuplar, Rıza Tevfik’ten Eşi Nazlı Hanım’a Mektuplar, Fatih’te Geçen Kırk Yılın Hikayesi ve daha birçok akademik ve edebi eserin sahibi; derslerine öğrencisi olarak katıldığım kıymetli hocam Prof. Dr. Abdullah Uçman’a “Ramazan ayında hangi kitaplar okunmalı?” diye sordum. İşte aldığım cevaplar:

Eski İstanbul Ramazanları
Halit Fahri Ozansoy / Dergâh
Eski İstanbul Ramazanları, Halit Fahri`nin çocukluk günlerinden izler taşıyan satırlarla başlıyor. Doğduğu evin bulunduğu Çıkmaz Terazi Sokağı`ndan, evlerinde Ramazan`ın karşılanması için yapılan hazırlıklardan, Ramazan akşamlarının, Kadir gecesinin, akşamları Şehzadebaşı`nda kurulan eğlence yerlerinden, sosyal yapıdan, azınlıkların ramazan ayıyla olan münasebetlerinden bahsediliyor. Otobiyografik izlerin sıkça bulunabileceği Eski İstanbul Ramazanları, Halit Fahri`nin edebiyat hatıralarına girmeyen edebi muhit ve şahıslarından da haberler veriyor. Kitap, İstanbul`un o devir için merkezi semtleri olan Vezneciler, Direklerarası, Eminönü ve Şehzadebaşı`nın Ramazan günlerinden bahsediyor.

İstanbul’da Bir Ramazan
Cenab Şahabeddin / Dergâh
Hayatının büyük bir kısmını, kimliğini yeni yeni kaybetmeye başlayan İstanbul’da geçirmiş olan Edebiyat-ı Cedîde döneminin ünlü şairi Cenab Şahabeddin’in eski bir gazetenin sararmış yaprakları arasında unutulup kalmış yazıları, eski İstanbul’u hatırlamak ve anlamak isteyen İstanbul sevdalıları için çok anlamlı. Cenab Şahabeddin’in, kitabın birinci kısmındaki “Ramazan Hasbihalleri” başlıklı makaleleri Anadolu’nun önemli bir kısmı ile İstanbul’un işgal altında bulunduğu bir sırada kaleme alınmış. 1920’de İstanbul’da Ramazan ayı, İstanbul’un geçmişi, şehrin tabiî ve tarihî güzellikleri, bazı dinî ve siyasî konularla I. Dünya Savaşı’nın memlekette açmış olduğu derin yaralar etrafında kaleme alınan bu yazıların hemen her satırında, Cenab Şahabeddin’in zekâ ve ironisini görmek mümkün. İkinci bölümde ise, yazarın çoğu 1922 yılında Peyâm-Sabah gazetesinde yayımlanan Ramazan, oruç, iftar ve bayramlar hakkındaki on üç makalesi yer alıyor
Ramazan Kitabı
Özlem Olgun / Kitabevi
İkindi güneşinin kızarıp akşam dakikalarını hızlandırdığı demlerde başlar iftar heyecanı; susuzluk ve açlık hissi giderek zayıflayıp yerini iftar meclisinin huzuruna terk eder. İftar dakikasını güzelleştiren şey, sair zamanlardan daha zengin ve daha ziyade bir sofranın vadettiği damak lezzetleri değil cennetten rayihalar getiren bir iftar meclisinde o heyecanı birileriyle bölüşmektir. Oruç haletini sona erdiren an, bölüşmek ve beraber olmak ana fikriyle manidardır ve dünyada hiç kimse orucunu yalnız başına açmak zorunda kalan birisi kadar yalnız değildir. Şüphesiz herkesin zihninde unutulmayan iftar meclislerinin lezzeti vardır; içinizde saklı duran o güzelliklere atıfta bulunmak gayesiyle, bütün cazibesi “sıradanlıkla” inşa edilmiş birkaç iftar hatırasını yad etmek geldi içimden.

Önceki Yazı

Ramazan ayına minnet ve şükran duymak gerekiyor

Sonraki Yazı

Türkiye bugün okumazsa yarın mutlaka okuyacaktır!

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye