‘Renkli, Renksiz’ İstanbul’un dehlizlerine açılıyor

//
20 dakikada okunur

Fotoğraflarıyla biz sanatseverleri bir keşif yolculuğuna çıkartan Ayşegül Ekin Odabaşı “Bu sergi, İstanbul’un bu iki yüzünü, bir arada var olan ancak bir o kadar da birbirine zıt olan bu iki duygusal durumu keşfetmeyi amaçlıyor. Sergideki fotoğraflar, şehrin hem canlı ve enerjik hem de hüzünlü ve düşünceli yönlerini ortaya koyarak, izleyicilere İstanbul’un tam kalbine, onun en samimi anlarına bir yolculuk sunuyor.” diyor.

İstanbul’un tarihini, kültürel mirasını, sokaklarını keşfetmeye çalışmak her zaman heyecan verici bir yolculuktur. Biz de bu yolculuğa Ayşegül Ekin Odabaşı’nın “Renki, Renksiz” sergisiyle adım attık. Ayşegül Ekin Odabaşı’nın Ataürk Kültür Merkezi’nde bulunan “Renkli, Renksiz” adlı Sergisi, İstanbul’un ruhunu, “Yorgun”, “Masumiyet”, “Dinginlik”, “Bekleyiş”, “Şehirler Şehri”, “Sessiz Sokaklar”, “Doku”, “İkilem-İzler”, “Yansımalar” ve “Portreler” isimlerindeki 10 farklı tema  ile sunuyor. Serginin; temalarını, açtığı kapıları ve yolcuşuğunu Sanatçı Ayşegül Ekin Odabaşı ile konuştuk.

Sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?

Elbette. Ben, Ayşegül Ekin Odabaşı, 1979 yılı İstanbul doğumluyum. Sanata ve özellikle resme olan tutkum, gençlik yıllarımda başladı ve bu tutku, yaşamımın merkezinde yer almayı sürdürdü. Resim eğitimime, 1995 yılında, sanatın çeşitli tekniklerini ve ifade biçimlerini keşfetmeye başladığım Orhan Dayal’ın atölyesinde adım attım. Bu dönem, sanat yolculuğunda beni şekillendiren, bakış açımı derinleştiren bir süreç oldu. Dayal’dan aldığım ilhamla, İlhami Atalay’ın rehberliğinde eğitimime devam ederek kendi sanatsal dilimi ve üslubumu geliştirmeye çalıştım. Fotoğraf sanatına olan ilgim, 2000’li yılların başında, eserlerime yeni bir boyut ve derinlik katma arzusuyla yoğunlaştı. Gölgelerin, yansımaların ve ışığın dramatik etkilerini keşfetmek, sanatımda önemli bir yer tutmaya başladı. Sonrasında heykel ve kolaj gibi farklı disiplinlere yönelerek sanatsal ifademde çeşitliliği aradım. 2017 yılında düzenlenen Çağdaş Eserlerle Göç Sergisi’nde, sanatın farklı alanlarından eserler sergileyerek, göçün insan hayatındaki etkilerini ve duygusal yansımalarını ele almaya çabaladım. Kabataş’ta açtığım Re’start Galeri ile sanatı daha geniş bir kitleye ulaştırma ve diğer sanatçılarla etkileşim içinde olma fırsatı buldum. Halen, Ressam Cemal Toy’un Balat’taki atölyesinde ve kendi atölyemde, İstanbul’un tarihi ve kültürel dokusundan ilham alarak, çağdaş sanatın sınırlarında çalışmalar yapmaya devam ediyorum.

 

(Ceyda Nur Sakarya ve Ayşegül Ekin Odabaşı)

Serginin isminin hikayesini anlatır mısınız?

“Renkli, Renksiz” sergimin ismi, İstanbul’un çarpıcı zıtlıklarından, bu şehrin renkli ve renksiz yönlerinden esinlenerek doğdu. Bu, hem görsel bir kontrastı hem de duygusal bir çelişkiyi ifade ediyor. İstanbul, bir yandan tarihinden gelen renkli kültürel dokusu, dinamik sokak hayatı ve canlı atmosferiyle büyülerken, diğer yandan da zamana meydan okuyan tarihi yapılarının, sakin arka sokaklarının ve melankolik manzaralarının renksiz, hüzünlü yönleriyle hikâyeler fısıldar. Bu sergi, İstanbul’un bu iki yüzünü, bir arada var olan ancak bir o kadar da birbirine zıt olan bu iki duygusal durumu keşfetmeyi amaçlıyor.

İstanbul, her bir köşesinde farklı bir hikâye barındıran, birbirinden farklı duyguları aynı anda yaşatan bir şehir. “Renkli, Renksiz” adı altında, bu çeşitliliği ve derinliği, izleyiciye sunmak ve onları, şehrin bu çok katmanlı yapısını fotoğrafın dilinden deneyimlemeye davet etmek istedim. Sergideki fotoğraflar, şehrin hem canlı ve enerjik hem de hüzünlü ve düşünceli yönlerini ortaya koyarak, izleyicilere İstanbul’un tam kalbine, onun en samimi anlarına bir yolculuk sunuyor. Bu isimle, İstanbul’un renkli renksiz tüm yönlerini kucaklayan, şehrin bütün bu zıtlıklarını ve uyumunu bir arada sergileyen bir deneyimi ifade etmeyi hedefledim. Asıl aktör İstanbul, tüm karşıt duyguları ve fikirleri bir arada yüzyıllardır dengede tutan bu şehir, şehirler şehri…

Sergi İstanbul’u keşfetmeye davet ediyor

Sergi gelenleri nasıl bir yolculuğa çıkartıyor?

“Renkli, Renksiz” sergisi, ziyaretçileri, İstanbul’un sokaklarından, tarihi mekanlarından ve gizli köşelerinden geçen, duygusal ve görsel bir yolculuğa çıkarıyor. Bu sergi, şehrin renkli canlılığını ve renksiz huzurunu, bir arada sunarak, İstanbul’un çeşitliliğini, zenginliğini ve derinliğini keşfetmeye davet ediyor. Ziyaretçiler, her bir fotoğraf karesinde, şehrin farklı yüzleriyle, onun insanlarıyla, mimarisiyle ve doğasıyla buluşuyor. Bu yolculuk, onları, gözle görünenin ötesine, şehrin ruhuna ve hikayelerine götürme gayretinde.

Sergi, İstanbul’un tarih boyunca biriktirdiği kültürel mirası ve modern zamanların getirdiği dinamikleri, hislerin dramatik karşıtlığı aracılığıyla ele alıyor. Aynı zamanda, ziyaretçileri, İstanbul’un ikilemleri ve çelişkileri üzerine düşünmeye, kendi içlerindeki renkli ve renksiz yönleri keşfetmeye teşvik ediyor. “Renkli, Renksiz” sergisiyle, İstanbul’un hem görünür hem de saklı kalmış güzelliklerini, anlarını ve hikâyelerini paylaşırken, ziyaretçilere şehri yeni bir bakış açısıyla görmeleri için bir fırsat sunmaya çalışıyorum. Bu yolculuk, onlara, şehrin sadece fiziksel bir mekan olmadığını, aynı zamanda yaşayan, nefes alan, duygusal bir varlık olduğunu hissettiriyor.

İstanbul tek bir renk ile ifade edilemez

Peki sizin İstanbul’unuz hangi renktir?

İstanbul benim için, renk paletinden bir renk seçmek gibi değil, aslında bir gün batımında gökyüzünün aldığı tüm renklerin bir arada olduğu bir tablodur. Her anı, her köşesi farklı bir ton, farklı bir hikaye barındırır. Sabahın erken saatlerinde hafif bir griye bürünen şehir, gün ilerledikçe canlı mavinin, altının ve kızılın tonlarına bürünür. İstanbul’un rengi, bir ressamın tuvalindeki gibi sürekli değişir; her bakışta farklı bir duygu, farklı bir anlatım sunar. Bu yüzden İstanbul, tek bir renkle ifade edilemeyecek kadar zengin ve çok yönlüdür.

Fotoğraflarımla o anın ruhunu yakalamaya çalışırım

Fotoğraflarınızın arkasında özel bir hikaye var mı?

Her bir fotoğrafımın arkasında, kendine özgü bir hikaye, yakaladığı bir an ve ifade ettiği bir duygu yatar. Fotoğraflarım, sadece gözle görülen bir gerçekliği değil, aynı zamanda o anın ruhunu, derinliğini ve hikayesini yakalamayı amaçlar. Örneğin, İstanbul’un arka sokaklarında rastladığım yaşlı bir adamın portresi, onun yüzündeki çizgilerde saklı yılların hikayesini, gözlerindeki parıltıda saklı tecrübeyi anlatır. Özellikle, pandemi döneminde kaybettiğim en yakın dostumu, Boğaza bakan yalnız bir iskele ile birlikte fotoğrafladığım kare benim için çok özeldir. O fotoğraf, kişisel bir kaybın acısını, özlemi ve yas tutmanın sessizliğini yansıtırken, aynı zamanda İstanbul’un büyüleyici güzelliği içinde bir teselli, bir huzur bulma çabasını da ifade eder. Bu fotoğraf, bana her baktığımda dostumu hatırlatır ve onunla olan bağımı güçlendirir. Her fotoğrafım, çekildiği anın ötesinde, geniş bir hikaye yelpazesine sahiptir. Bu hikayeler, zaman zaman belirli bir kişinin öyküsünü, bazen bir mekanın ruhunu, bazen de bir duygunun evrenselliğini anlatır. Fakat birleştirici ve ortak hikâye zıtlıkların bir aradalığıdır.

Sergim İstanbul’un çok katmanlı yapısına odaklanıyor

Bu sergideki eserlerinizi diğer eserlerinizden ayıran nokta nedir?

“Renkli, Renksiz” sergisi, benim sanatsal yolculuğumda önemli bir nokta. Bu sergi, önceki eserlerimden farklı olarak, İstanbul’un çok katmanlı yapısına ve bu şehrin sunduğu zıtlıklara odaklanıyor. Diğer eserlerimde genellikle tek bir tema veya duygu üzerine yoğunlaşırken, “Renkli, Renksiz” sergisi, şehrin geniş spektrumunu, onun farklı yüzlerini ve insan hikâyelerini bir araya getiriyor. Bu sergi, İstanbul’un dinamik atmosferini, tarihini ve modern yaşamın getirdiği çelişkileri bir bütün olarak ele alıyor. Sergideki her bir fotoğraf, şehrin farklı bir hikayesini, farklı bir duygusunu yansıtıyor ve bu da sergiyi, şehrin bir portresi haline getiriyor. “Renkli, Renksiz” sergisi, bu yönleriyle, diğer eserlerim arasında özel bir yere sahip olup, sanatsal ifademdeki gelişimin ve olgunlaşmanın bir göstergesi olarak önem taşıyor ve sosyolojik bir açılım yapıyor.

Serginizin sonunda nasıl bir tepki almayı düşünüyorsunuz?

Karşıt duyguların bir aradalığı ve İstanbul’un bunu mükemmel bir şekilde dengede tutuyor olması, aslında sosyolojik bir realiteyi temsil ediyor. Sergi, bu realitenin keşfedilmesini, şehrin bu eşsiz dengesinin ve zıtlıkların bir arada nasıl uyum içinde var olabildiğinin anlaşılmasını arzuluyor. İstanbul, tarihi boyunca pek çok farklı kültürü, inancı ve yaşam tarzını bünyesinde barındırmış; bu çeşitlilik, şehrin sosyal dokusunu şekillendirmiş ve zengin bir kültürel miras oluşturmuştur. “Renkli, Renksiz” sergisi, izleyicilere, İstanbul’un bu sosyolojik çeşitliliğini, onun sunduğu zıtlıkları ve bu zıtlıkların bir arada yarattığı güzelliği göstermeyi amaçlıyor. Sergi, izleyicilerin, sadece gözle görülen yüzeyin ötesine geçmelerini, şehrin derinliklerine inmelerini ve İstanbul’un bu karmaşık yapısını, kültürel zenginliğini keşfetmelerini teşvik ediyor. Serginin sonunda, izleyicilerin, İstanbul’un ve genel olarak yaşamın, renkler ve renksizlik gibi zıtlıklarla dolu olduğunu, ancak bu zıtlıkların bir arada uyum içinde var olabileceğini ve hatta yepyeni bir güzellik  yaratabileceğini fark etmelerini arzuluyorum.

Sergilerinizde fotoğrafseverlerle bir araya geliyorsunuz. Bu sizde nasıl bir duygu yaratıyor?

Sergilerimde fotoğrafseverlerle bir araya gelmek, benim için her zaman heyecan verici ve derinlemesine tatmin edici bir deneyimdir. Bu buluşmalar, sanatımı doğrudan izleyicilerle paylaşmanın, onların tepkilerini, düşüncelerini ve hislerini ilk elden gözlemlemenin eşsiz bir fırsatını sunar. Bu etkileşimler, ayrıca, fotoğraf sanatının sadece bireysel bir ifade aracı olmadığını, aynı zamanda insanları bir araya getiren, ortak bir duygusal ve estetik deneyim yaratan bir güce sahip olduğunu hatırlatır. Sergilerde fotoğrafseverlerle bir araya gelmek, sanatın, farklı insanları, farklı bakış açılarını ve farklı hikayeleri birleştirme gücünü bir kez daha kanıtlar. Bu buluşmalar, sanatın sadece kendimizi ifade etme yolu olmadığını, aynı zamanda diğer insanlarla bağ kurma, anlaşılma ve etkileşimde bulunma aracı olduğunu gösterir. Bu yüzden, sergilerimde fotoğrafseverlerle bir araya gelmek, sanatımın bir parçası olarak büyük bir önem taşır ve bana her seferinde yeni bir ilham, motivasyon ve memnuniyet duygusu verir.

Filistin’de yaşanan drama ‘ışık’ tutuyorum

Bildiğiniz üzere Filistin’de bir soykırım yaşanıyor. Ve kültür sanat alanında da herkes kendi sanatıyla Filistin’e destek olmaya çalıştı. Peki fotoğrafçılığın buradaki rolü nedir? Nasıl olmalıdır?

Fotoğrafçılar, Filistin’de yaşanan insanlık dramı gibi kritik bir meselede önemli bir rol üstlenirler. Onların görevi, yaşananları objektif bir şekilde belgelemek, soykırım ve insan hakları ihlalleri gibi acı gerçekleri dünya çapında görünür kılmaktır. Fotoğraf, yaşanan zulmü ve acıları, kelimelerin anlatamayacağı bir şekilde iletebilir; bu nedenle fotoğrafçıların bu konudaki rolü hayati önem taşır. Filistin’de yaşananlara dikkat çekmek ve bu konuda farkındalık yaratmak için fotoğrafçılar, oradaki yaşamın kesitlerini, insanlık dramını, günlük yaşamın zorluklarını ve direnişin hikâyelerini fotoğraflayarak, dünyanın dört bir yanındaki insanlara ulaştırabilirler. Bu fotoğraflar, anın kanıtları olarak tarihe geçer ve gelecek nesillere aktarılacak önemli belgeler haline gelir. Ben de bir fotoğrafçı ve sanatçı olarak Filistin’deki duruma duyarlıyım ve sanatım aracılığıyla bu konuya dikkat çekmeyi, insanlık dramına ışık tutmayı hedefliyorum. Sanat eserleri, yaşanan acıların belgelenmesinin yanı sıra, bu konuda bir empati köprüsü kurabilir ve izleyicileri daha derin bir düzeyde etkileyebilir.

Önceki Yazı

Sinemada bahar havası

Sonraki Yazı

Şimdilik şiiri kovalıyorum

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı

Elly hakkında konuşalım mı?

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde