Âşık Veysel ile hakikatin derinliğini arıyoruz!

22 dakikada okunur

Cumhurbaşkanlığı’nın 2022 Yılı Kültür Sanat Büyük Ödülleri belirlendi. Bu ödüller arasında Âşık Veysel’e verilecek vefa ödülü de dikkat çekiyor. Âşık Veysel’e olan vefamızı devletimizin en yetkin makamı tarafından verilecek ödül şüphesiz çok önemli. Fakat ben bu vefa sözcüğünün içerisini Veysel’in müziğini günümüz bakışıyla anlayarak doldurabileceğimizi düşünüyorum. Günümüz müziğine Âşık Veysel’in katkısı ne ölçüde oluyor? Âşık Veysel’in son asra hangi yönüyle damgasını vurduğunu Yazar Sadık Yalsızuçanlar, Türk Halk Müziği Sanatçıları Orhan Hakalmaz ve Coşkun Karademir ile de konuştuk. 

“Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kaydı ve düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım… Çiçek zorlu geldi. Sol gözümde çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bugündür dünya başıma zindan.”

Yukarıdaki sözlerin sahibi Âşık Veysel Şatıroğlu… 21. yüzyılda Türk Halk Müziğine damgasını vuran büyük ustamız. Onu anlatma ve tanıtma gibi bir kibir içerisinde bulunmamız mümkün değil. Fakat Veysel Usta’nın sazının ve sözünün gücünü anlamaya çalışma gayretindeyiz. 1894 yılında Sivas Vilayeti’nin Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya gelen Âşık Veysel, anlattığı gibi yedi yaşında çiçek hastalığından dolayı iki gözünü de kaybeder. Veysel usta ikiz kardeşlerini de aynı hastalıktan kaybetmiştir. Yaşanılan vahim olaylar hanelerinde bir karanlık çağ oluşturmuş olsa da yeteneğiyle sazını ve sözünü kuvvetlendirmiş gönül dünyamıza engin bir aydınlanma çağı yaşatmıştır. 

Âşık geleneğinin son büyük temsilcilerinden olan Âşık Veysel, bir dönem yurdu dolaşarak Köy Enstitüleri’nde saz hocalığı yapar. Çalar, söyler, gezer ve öğretir. Yerel kodları ve tınıyı evrensel bir dille aktarır. Halkın derdini ve dileğini geniş kitlelere anlatır. 

Cumhurbaşkanlığı’nın 2022 Yılı Kültür Sanat Büyük Ödülleri belirlendi. Bu ödüller arasında Âşık Veysel’e verilecek vefa ödülü de dikkat çekiyor. Âşık Veysel’e olan vefamızı devletimizin en yetkin makamı tarafından verilecek ödülle taçlandırmamız şüphesiz çok önemli. Fakat ben bu vefa sözcüğünün içerisini Veysel’in müziğini günümüz bakışıyla anlayarak doldurabileceğimizi düşünüyorum. Günümüz müziğine Âşık Veysel’in katkısı ne ölçüde oluyor? 

“Güzelliğin on par’ etmez/ Bu bendeki âşk olmasa/ Eğlenecek yer bulamaz/ Gönlümdeki köşk olmasa”

Yukarıdaki sözleri hem inanan hem de inancını düşünsel bir düzleme oturtan biri kurabilir. Âşık Veysel’i hem bir felsefe üreticisi hem de şöhretli bir sadelik ustası diye düşünürüm. Etkili sözleri yalın bir dille ifade eder ve kişinin etkilenişini artırırdı. Tüm bunların yanında dünya genelinde etnik müzik diye nitelendirilen müzik türünü başka alanlarda ve dillerde seslendirilmiş olması da son derece önemli ve dikkat çekici. Devlet Senfoni Orkestrası, Ricardo Mayono, Hi Jazz, Anna RF, Fazıl Say’ı bir çırpıda sayabildiğimiz kişiler ve gruplar. Yarım asır önce üretilen bir halk müziğinin evrenselleşmesi ve dünya müziği haline dönüşmesi nasıl oluyor? Âşık Veysel’in müziği, dili ve dünyasının tüm kurmuş olduğu bu çerçeve ile ilgili; Âşık Veysel ile ilgili kitap çalışması yayınlanan Yazar Sadık Yalsızuçanlar, Türk Halk Müziği Sanatçıları Orhan Hakalmaz ve Coşkun Karademir’in görüşlerine de başvurduk. Bakalım onların dünyasında Âşık Veysel ne ifade ediyor?

Yarım asır önce üretilen bir halk müziğinin evrenselleşmesi ve dünya müziği haline dönüşmesi ile ilgili Veysel’in bilgelik dolu sözlerinin farklı dil ve türde müzikal formlarda sunulması, O’nun evrensel özünün yansıtılması son derece heyecan verici.”

Kendine özgür şiirsel bir dili var

Sadık Yalsızuçanlar: Âşık Veysel’in tabii ki müziğimize de katkısı vardır ama O’nun asıl katkısı şiire ve modern dönem düşünme hayatımızadır. Geleneksel İslâm irfanının günümüzdeki en güzel, en nadide parçalarını oluşturur O’nun şiirleri. Saz Şiiri geleneğimizin de en kıymetli halkalarındandır. Veysel, doğaçlama şiir de söylemesine rağmen, hem Âşık şiirinin hem de modern şiirimizin kesiştiği bir yerdedir ve kendine özgü bir şiirsel sesi, sözlüğü, edası ve şiir söyleme biçimi vardır. Tabii şiirlerini yine otantik forma daha yakın, nev-i şahsına münhasır bir mızrapla söyler. Bu yönüyle modern dönem Türk Halk müziği dağarcığına değerli katkıları olmuştur.

Veysel İrfan ehlidir

Veysel, felsefeci değildir, geleneksel anlamda irfan ehlidir. Yalıncak Bektaşî Dergâhı’ndan gıdalanmış bir derviştir. Bir âriftir. Vahdet ehli bir zattır. Pek çok şiirinde, “cümle varlığın birliği ve kardeşliği” tüter. Özellikle Birlik Destanı’nda, Türkiye özelinde bütün insanlığın hatta varlığın birliğinden, kardeşliğinden söz eder. Şiir şu dörtlükle başlar: 

Allah birdir Peygamber Hâk
Rabbil alemin mutlak
Senlik benlik nedir bırak
Söyleyim geldi sırası

Şu dörtlükle biter:

Veysel sapma sağa sola
Sen Allah’tan birlik dile
İkilikten gelir bela
Dava insanlık davası

Bu ve benzeri şiirleriyle Veysel, bir vahdet ehli olarak sadece ulusal, dinî ya da insanlık birliğinden değil, cümle varlığın birliğinden söz etmektedir. Bu, bize aynı zamanda farklı etnik ve dinî topluluklar için son derece sahih ve işlevsel bir politik konukseverlik ilkesi sunmaktadır.

Yarım asır önce üretilen bir halk müziğinin evrenselleşmesi ve dünya müziği haline dönüşmesi ile ilgili Veysel’in bilgelik dolu sözlerinin farklı dil ve türde müzikal formlarda sunulması, O’nun evrensel özünün yansıtılması son derece heyecan verici. Bu bağlamda Türk Halk müziği veya Âşık tarzı şiir ve müziğin yeni müzikal biçimlere kavuşması, zenginleşmesi, hem bizim hem de dünya müzik dağarcının zenginleşmesi anlamına geliyor.

“Türkülerin sahibi belli değildir demek onlar sahipsiz demek değildir. Türkülerin sahibi “hepimiziz” demektir.”

Sadelikte müthiş bir duygu yakalamış

Orhan Hakalmaz: Âşık Veysel, “Her kim ki olursa bu sırra mazhar, dünyaya bırakır ölmez bir eser” demiş zaten ve birçok eser, düşünce yapısı, felsefe bırakmıştır. Her bir eseri zaten ne olursa olsun günümüz müziğine ve sonrasına direkt katkıdır. Benim gözlemim, Âşık Veysel’in sadelikte müthiş bir duyguyu yakalamış olmasıdır.  Veysel Usta büyük bir bağlama ve ses icracısı değil, zaten aşıklarda öyledir, çaldığı ve söylediği önemlidir. O nedenle biz zaten “deyiş” deriz. Söylediklerine baktığımızda, çok karmaşık olmayan, her zümreden insanın kolayca anlayabileceği özelliğini kolayca tespit edebiliyoruz. Müzik olarak baktığımızda  da sadelikte müthiş bir duyguyu yakalaması diyebilirim.

O Allah’ın bir mucizesi

Âşık Veysel’i son asrın felsefecilerinden olarak görmek bence doğrudur. Çünkü bir felsefesi var. İnsan sevgisi, toprak sevgisi, Allah sevgisi, Peygamber sevgisi var. Bir şeyler diyor, irdeliyor. “Güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmasa”, 

“Veysel sapma sağa sola, 

Sen Allah’tan birlik dile. 

İkilikten gelir bela, 

Dava insanlık davası” 

diye bir dörtlüğü var. Ayrıca, ben Âşık Veysel’in Allah’ın mucizelerinden olduğuna inanırım. Anadolumuzun bir şehrinin, bir köyünde, gözlerinizi de kaybetmişsiniz, ne okudu, hangi tahsili yaptı, hangi kitapları devirdi de 2023’e gelmek üzereyiz inşallah, hala sıkıştığımızda onlara atıfta bulunuyoruz, yalın haliyle anlatmak istediğimizde “Veysel Usta demiş ki…” diyoruz.     

“Beni hor görme gardaşım, 

Sen altınsın ben tunç muyum? Aynı vardan var olmuşuz, 

Sen gümüşsün ben sac mıyım” merak edenler devamını okusunlar. Bunlar müthiş felsefedir. Kimsenin kimseden üstün olmadığını, ki bizim dinimiz de bunu söyler. Üstünlük takvadadır. Veysel Usta da bunu kendi tarzıyla, müziği ve sözleri çok yalın, direkt herkesin anlayabileceği şekilde aktarmıştır. 

Bence zaten bir ilim insanını da, çok teknik terimler kullanarak halka ulaşamaz. Basit örneklerle, halkın anladığı dille anlatması lazım. Bizim halk müziğinin mucizevi yanlarından biri budur. Çok basit, hap niteliğinde, çok yalın bir şekilde vereceğini tam bir bilgelikle verir.

Eserlerin orjinalinin önüne geçmemeli 

Türkülerin sahibi belli değildir demek onlar sahipsiz demek değildir. Türkülerin sahibi “hepimiziz” demektir. Türkülere sahip çıkmak zorundayız. Türküler tavırla vardır. Tavrı yok edersek türküyü yok etmiş, türküyü yok edersek de kültür emperyalizminin kurbanı olmuşuz demektir. Dolayısıyla ben hep şunu savunuyorum. Zaman ilerliyor. Tabi ki değişmeyen tek şey değişimdir. Alt yapı dediğimiz, müziğin arka kısmı diyelim, bu kısımda orkestrasyon yapılabilir. Ancak üst yapı dediğimiz yerde, türkülerin söylenişinden, mesela opera tarzı bir şan icrasının ben halkımıza ulaşacağını düşünmüyorum. Bu yapılabilir mi? Esinlenerek yapılabilir ama asla orijinalinin önüne geçmemeli. Oradan beslendiğini hissettirmeli, orijininin asla yok olmasına sebep olmamalıdır. İlerleyelim derken, çok sesli söylediğimizde, senfoni orkestralarıyla çaldığımızda bu da insanların 200 yıl evvelden beri icra ettikleri sesler. Ancak günümüz şartlarına göre bizler de bas gitar, klavye kullanıyoruz. Bunlar da Anadolu’da yok ama bir duyum, bir sunuş. Ben hep şu şekilde örnekliyorum. Mantı yemeğinin özüyle oynamayacaksınız, mantı “mantı” olacak. Tabağı çok şık olabilir, etrafına peçeteler koyulabilir, çiçeklerle bezenebilir. Çok sesli gibi, “çok görüntülü” yaparsınız. Ancak mantı daima mantı olacak. Bilmem anlatabildim mi?

Gelenekli sanatların neredeyse tamamında bir kısım orijinal biçimde icrayı seçerken, bir kısım da yenilikçi bakış açısıyla farklı çalışmalar sunabilir. Bence ikisi de olmalıdır ve ikisi de eşit miktarda kıymetlidir.

Hakikatin derinliğini işaret etti

COŞKUN KARADEMİR: Âşıklar ve ozanlar, bıraktıklarıyla sadece müzikâl değil, edebi, sosyolojik, tarihi, dini vb. birden fazla içeriği yekpare halde bize miras olarak bırakmaktalar. Âşık Veysel de gerek dönemine, gerek şu ana, hatta geleceğe de kültür aktarımı anlamında bize en önemli duraklardan biridir. Yalın anlatımı ve icrası, bizlere hakikatin derinliğini ve derinlerde olduğunu işaret etmektedir. Bir dokunuşla bin duyurmanın, bir söz ile bin söylemenin en güzide örneğidir. Ve naçizane bence en özel yanı da budur.

 İnsanın kâmilleşme sürecindeki en kıymetli maya…

Bütün aşıkları ve ozanları, bir yönüyle felsefeci gibi görmek bence son derece doğru ve doğaldır. Sadece bizim onları tarif biçimimizde alışık olduğumuz bir sıfat değil, o kadar. Onların daima aydınlık olan yüzleri, âlemde var olan her şeye dair yaklaşımları ve sözleri, insanın kâmilleşme sürecindeki en kıymetli mayadır. Veysel de şüphesiz şiirlerinde barışı ve birlikteliği önceliğe almıştır ve herkesin yaşamdaki eşitliğini, hatta tabiatın her zerresiyle bir olduğumuz en iyi biçimde tarif eden aşığımızdır diyebilirim.

Esas olan kelâmdır

Âşıklarının bizlere bıraktığı esas miras bence sözleridir. Müzik, onların dünyasında bir aktarıcı unsurdur. Müzikâl bir kaygı gütmezler. Lâkin, sözlerini anlatmak veya aktarmak için büyük bir titizlikle en özel biçimde tarif edip önümüze koymaktadırlar. Tabii ki icra biçimleri, melodileri vb. müzikâl yanları da ele alınır, ama benim burada söylemek istediğim esas dikkat edilmesi gereken noktadır. Meseleye bu bağlamda bakıldığı vakit, farklı müzikâl formlarda ele alınmaları bir zenginliktir ve bu yolla aşığın sözlerinden bir haber olan insanlara da ulaşmasının yolu açabilir. Gelenekselli sanatların neredeyse tamamında bir kısım orijinal biçimde icrayı seçerken, bir kısım da yenilikçi bakış açısıyla farklı çalışmalar sunabilir. Bence ikisi de olmalıdır ve ikisi de eşit miktarda kıymetlidir. Ez cümle, esas olan kelâmdır ve aşığım sözünü her nesle, her biçimde sunarak anlatabilmek kıymetlidir diye düşünüyorum.

Önceki Yazı

Hangi Atatürk Kültür Merkezi? Ankara Atatürk Kültür Merkezi mi? İstanbul Atatürk Kültür Merkezi mi?

Sonraki Yazı

Gelenek yenilerek geleceğe aktarılır, bu yüzden modern olamaz!

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye