Sahaflık uzatmaları mı oynuyor?

/
26 dakikada okunur

Binlerce yıldır devam eden sahaflığın dijitale evrilmesi daha geniş bir kitleye ulaşmasını sağladı. Dijital platformlara taşınan ve modern bir şekilde gerçekleştirilen sahaflık, koleksiyoncuların ve meraklıların ihtiyaçlarını daha iyi karşılamasını ve kültürel mirası koruma imkânı sağladı. Bugün sahaflık mesleği ve geleneğinin ne durumda olduğunu; Sahaflar Dernek Başkanı Adil Sarmusak, İstanbul Kitabevi sahibi Oktay Ertem, Akademisyen Prof. Dr. Abdullah Uçman ve gazeteci-yazar Mehmet Nuri Yardım’a sorduk.

Sahaflar eski kitapların meraklılarıyla buluştuğu mekânlar olmanın ötesinde kültürel bekçilerdir. Belki de bu yüzden sahaflık yüzyıllardır ayakta kalmayı başarmıştır. Sayfalardaki lekeler, gizli parmak izleri, altı çizili kelime ya da cümleler bu hikâyelerin ipuçlarıdır. Elden ele dolaşıp sahaf raflarındaki yerini almışlardır. Teknolojinin sunduğu imkânlar sayesinde artık romanlar, şiir kitapları ve daha niceleri bir ‘tık’ uzağımızda olsa da; dokunarak, o eskimiş kağıt kokusunu sadece okuyanın bildiği o kitap kokusunu içine çekerek okuma tutkusundan vazgeçemezler. Geçtiğimiz günlerde İstanbul İl Kültür Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz’ın sosyal medyadaki paylaşımı beni tekrar düşündürdü. Yılmaz paylaşımında şöyle söylüyordu: “08.45 Üsküdarlı sahaflara selam vermek, bir çaylarını içmek istedim. Velakin bu aylarda sahaf dükkanları saat 10.00’da açılıyormuş. Eskidenmiş demekki dükkanlarının her seherde besmele ile açılması…” Coşkun Yılmaz’ın sahaflarla ilgili bu tespiti günümüzde sahafların hayatımızdaki etkisini düşünmemiz açısından önemliydi. Eskiden yapılan gelenekler uygulanıyor mu? Sahaflar şu anda nasıl yaşıyor diye yeniden bir tartışma açıldı içimde.

Sahaf deyince ne anlıyoruz? Bugün sahafçılık mesleği ve geleneği ne durum da? Dijital medyaya yenildi mi? İyi bir sahaf nasıl olmalı? İşte bu sorularla Beyazıt’taki Sahaflar Çarşısı’nın en eski sahaflarından Sahaflar Dernek Başkanı Adil Sarmusak, nesilden nesile bu geleneği taşıyan İstanbul Kitabevi sahibi Oktay Ertem, Prof. Dr. Abdullah Uçman, gazeteci-yazar ve sahaf meraklısı Mehmet Nuri Yardım’a sorduk. Sahaflık mesleğinin dünü ve bugünü üzerine konuşma gerçekleştirdik. Bu isimlerin üzerinde durduğu ortak nokta maalesef sahafların eski ve parlak günlerinden uzaklaştığı oldu.

Adil Sarmusak

(Sahaflar Derneği Başkanı)

Sahaflık eşittir kitap doktoru

Sahaf olabilmek için bütün kitapları bilmek lazım. Gerçek bir sahaf bir kitabın ilmini bilmeli, yazısını bilmeli, yazarını tanımalı, kitabın neden bahsettiğini bilmeli. Sahaf dediğimiz kişi , Osmanlıcası, Arapçası ve Farsça gibi dilleri olan kişidir. Sahaflar kitapların teşhisini koyabilen bir kitap doktorudur. Her kitabın ne olduğunu bilecek. Esas sahaflık budur. Sahaflar Çarsında bulunan 500 yıllık çınar altında nice âlimler gelip geçmiş. Sahaflar Çarsına gelip kitaplarını alıp çınarın altında otururlarmış. Çayını, kahvesini içip kitapların kriterini yapan, tartışan âlimler varmış zamanında. Ama bugün bu gelenek maalesef yok oldu. Şimdiler de 10 tane eski kitap bulan bir dükkan açan kendine sahaf diyor. Sahaflık uzmanlık ister. Eski kitap alıp satmak sahaflık değildir.

Sahaf diye kime denir?

Eskiden her mesleğin bir piri, üstadı vardı. O meslekte yetişen insanlara yol gösteren  ahi evranlık sistemi vardı. Sahafların bir şeyhi olurdu. Sahaflar şeyhinin yanında ortalama 300 hattat çalışırdı. Her kitaptan bir tane, sahife sahife ciltsiz olarak dururdu. ‘Şu kitabı istiyorum’ diye sipariş verildiğinde, sahaflar şeyhi, yanında çalışan hattatlara bu kitabı verir, onlar da bir örneğini yazar, getirirler. Daha sonra sayfalar kitap haline getirilip sahibine verilirdi. Kitapların sahife sahife olmasından dolayı, bu kitapçılara sahifelerin çoğulu olan sahaf denirdi. Sahaflar okulda yetişmez. Tabii ki bir tahsiliniz olacak. Ondan sonra burada yetişeceksiniz. Kitaplara baka baka, anlayarak ve anlatarak… Kitapların içinde çalışa çalışa bu beceri kazanılır. 4 yaşında okumaya başladım. Sahaflara ilk 4 Haziran 1955’te geldim. Gelip gidiyordum, hiç burayla alakam kesilmedi. 1980’de Esmaül Hüsna kitabının 11. cildini almaya gelmiştim. Bir kitap almaya geldim, dükkan aldım. Sen bu işlere meraklısın, sana buradan bir dükkan verelim dediler ve öylece başladık.

Kaynak kitaplarımız gitti

Eskiden sahaflara eski kitap geliyordu. Sahafların eskiden 3 tane kitap kaynağı vardı. Birincisi bohçacılar vardı, mahalleleri dolaşıp aldıkları eşyalar arasındaki eski kitapları, sahaflara satarlardı. İkinicisi miras yoluyla gelen kitaplar, sahaflar şeyhine teslim edilirdi. Burada müzayede edilirdi. Üçüncüsü ise ölen hocaların kütüphanelerinden gelirdi.  Sahaf şeyhi onları ayırır, sahaflarda müzayede edilip arttırmaya girerek kitapları temin ederdi. Eski kitaplar bu şekilde gelirdi. Şimdi bu yollar tıkandı. Bir nesil kesilince eski kitaplar da zaten kesildi. Kaynak kitaplarımız gitti. Yeni kitap satıyoruz diye yadırgandığımız da oluyor. Oysa buradaki esnafın bir geçimi var. Bu bir arz talep meselesidir. Öğrenciler, tarih meraklıları, edebiyata ilgi duyanlar ne istiyorlarsa ne arzu ediyorsa onu satmak zorundayım. Yoksa eski kitaplarımız da el yazması eserlerimiz de mevcut.

Herkes sahaf olamaz!

Eskiden bu işte çalışan çıraklar vardı. Çıraklar usta olurdu. Ustası rahmetli olanların yerine çocukları geçerdi. 4 kuşaktan gelen birçok dükkan sahibi var. Babadan geçen bir meslek sahafçılık. Burada çalışayım sahaf olayım denilecek bir meslek değildir. Bir müşteri geldiğinde şu konuda bir kitap okumak istiyorum fikrine, zikrine güvenebileceğim bir yazar tavsiye et dediğinde, kitapların içeriğini yazarını bilmeyen biri ne tavsiye edebilir? Bu yüzden herkes sahaf olamaz. Şu an bu gelenek nispeten devam etse de ne kadar devam eder bilmiyorum. Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde baktığımız zaman şu an 100 yıllardır depolarda çürüyen, tashif edilemeyen ne kadar eser varsa hepsi gün yüzüne çıkarıldı. Büyük bir gönüllü ordusu var öğrenci, öğretmen, profesör bütün kitapları gün yüzüne çıkarıp raflara koydular. Eserleri dijital  medyaya aktardılar. Artık insanlar kolaylıkla istediği esere ulaşabiliyor.

Modern sahaf artık çevrim içi müzayedede

Oktay ERTEM 

(İstanbul Kitabevi Sahibi)

Sahaflık mesleği zaman içinde modernize oldu. Teknolojinin ilerlemesi ve internetin yaygınlaşmasıyla birlikte, sahafçılık da dijital platformlara taşınmış ve modern bir şekilde gerçekleştirilmeye başlandı. Sahaflığın nasıl modernize olduğuna şöyle anlatayım. Sahaflığın modernleşmesiyle birlikte, birçok sahaf satış platformlarına katıldı. Bu platformlar, sahafçıların ürünlerini daha geniş bir kitleye ulaştırmasını sağladı. Koleksiyoncular ve meraklılar, dünyanın dört bir yanından sahaf dükkanlarının ürünlerine erişebiliyor. Sahaflar  nadir ve eski basılı malzemeleri dijital kataloglar veya listeler aracılığıyla sergileyebiliyorlar. Bu sayede alıcılar, ürünlerin özelliklerini ve durumunu inceleyebiliyorlar. Sahaflar, müşterilerle iletişim kurarak ürün bilgilerini paylaşabiliyor, alım satım işlemlerini gerçekleştirebiliyor ve ürünleri dünya genelinde gönderebiliyorlar. Bunların yanında,  müzayedelerin dijitalleşmesi ise eski zamanlarda gerçekleştirilen müzayedeler artık çoğunlukla çevrim içi platformlarda düzenleniyor. Bu, daha geniş bir katılımcı kitlesine ulaşmayı sağlıyor. Sahaflar sadece basılı eserleri değil, aynı zamanda e-kitapları, dijital dergileri ve diğer dijital içerikler de satabiliyorlar. Bu modernleşme, sahaflığın daha geniş bir kitleye ulaşmasını, koleksiyoncuların ve merâklıların ihtiyaçlarını daha iyi karşılamasını ve kültürel mirası dijital platformlarda da koruma imkanı sağlıyor.

İyi bir sahaf nasıl olmalı?

İyi bir sahaf ve sahaf müşterisi olmak, sahafçılık deneyimini daha keyifli ve verimli kılabilir. İyi bir sahaf, kitaplar ve nadir eserler hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmalıdır. Eserlerin tarihi, yazarı, baskısı gibi detaylar konusunda uzmanlığıyla müşterilere yardımcı olmalıdır. Sahaf dükkanında geniş bir ürün yelpazesi sunmak, farklı türdeki müşterilere hitap etmeyi sağlar. Antika kitaplar, dergiler, el yazmaları gibi farklı ürünleri bulundurmak önemlidir. İyi bir sahaf, müşteri odaklı olmalı ve ihtiyaçlarına uygun ürünleri sunarak onları memnun etmelidir.  

Eski sahaflar bir ahlâk numunesiydi

Mehmet Nuri Yardım

(Gazeteci-Yazar)

Kitaplara olan duyguma tutku mu, merak mı, sevda mı, demek gerekir, doğrusu tam olarak bilmiyorum. Ama sahaflardan önce kitaplara ilgim, memleketim Siirt’te başladı. Bunu ilkokul öğretmenim rahmetli Tevfik Yargıcı’ya borçluyum. Bize kitabı, okumayı, şiiri, tarihi sevdirdi. Onun teşvikleriyle halk kütüphanesinin müdavimi oldum. Okulda kütüphane yoktu ama halk kütüphanemiz fena değildi. İki buçuk katlı, kitaplarla dopdolu şirin bir hazineydi. Doğu ve Batı klasiklerini orada okudum. Henüz ilkokul yıllarımda başlayan bu heves ile çocuk dergilerinden,  Ömer Seyfettin ve Kemalettin Tuğcu kitaplarından mahrum kalmadım. Sonra diğerleri geldi: Mehmed Âkif, Yahya Kemal, Reşat Nuri, Yakup Kadri, Halide Edib, Necip Fazıl… Memleketimizde sahaf yoktu ama iki kitapçı vardı. En düzenli ve sadık müşterileriydim. Cebimdeki harçlıkla mutlaka gider dükkânlarındaki raflardan kitap seçer, satın alırdım. Yıllar sonra İstanbul’a gelince ilk uğradığım yer, şöhretini duyduğum Sahaflar Çarşısı oldu. Çok iyi sahaflar vardı. Şimdi de var. Onlar bize güvenirdi mesela. Üniversite öğrencisi olduğumuz için bize, “Siz talebesiniz, her zaman paranız olmayabilir. Beğendiğiniz kitabı alın götürün, parasını sonra getirirsiniz.” diyebiliyorlardı. Bunu herkes yapmaz. Birer ahlâk ve fazilet numunesiydi eski sahaflar. Allah rahmet eylesin. Eh böyle iyi esnafla, babacan sahaflarla karşılaşırsınız da onlara abone olmaz mısınız? Doğrusu ben de Edebiyat Fakültesi’nden çıkar çıkmaz soluğu onlarda alırdım. Zaten başta Mehmet Kaplan, Muharrem Ergin ve Faruk Kadri Timurtaş olmak üzere bütün hocalarımız bize sahafları ve edebiyat mahfillerini sık sık tavsiye ediyorlardı. Bugün şükürler olsun iyi bir kütüphaneye sahipsem bunu, öncelik bu kanaatkâr, mütevazı, alçak gönüllü, gönül zengini sahaflara borçluyum. Dünkülere rahmet diliyorum, bugünkülere de sağlıklı ömürler temenni ediyorum.

Sahafları ziyaret etmek bir yaşama biçimi

Biliyorsunuz sahaf “sahife”nin çokluk şeklidir. Yani kıymetli eserleri, nadir ve nadide kitapları satanlara sahaf denir. Bugün bu mesleği yanlış olarak kullananlar da var. Her eski kitap satan sahaf değildir. Onlara en doğrusu “İkinci El Kitapçı” demek lazım. Yani daha önce alınmış, okunmuş ama yine de okunabilecek eski kitapları satar bu esnaf. Bu da çok hayırlı bir meslek bence. Hele şimdi kitap fiyatlarının yükseldiği bir dönemde ikinci el kitap satmak çok faydalı bir meşgale. Kitabı pahalı olarak satın alamayanlar bu şekilde ucuz yolla temin eder, okuma ihtiyaçlarını gidermiş olurlar. Gelelim sahaflara… Bir sahaf öncelikle bizim eski alfabemizi, yani Osmanlı Türkçesini çok iyi bilmeli. Çünkü sahaflara gelen kitapların yüzde 90’ı eski yazıyla basılmış veya yazılmış eserlerdir. Bu yazıya aşina olmayanlar, sahaflık yapamaz. İkincisi yabancı dil bilmeli ve çok kültürlü olmalı. Sahaf kitaplar arasından doğup büyüyor ama yine de elinden kitap düşmemeli. Sürekli okumalı, kendisini geliştirmeli. O zaman müşterileriyle çok daha sağlıklı bir iletişim kurabilir. Kitap meraklıları, bilhassa sahaflara düşkün olanlar, kültürlü insanlarla muhatap olmak ister. Aslında bu sadece sahaflar için değil kitap satan bütün dükkânlarda da geçerlidir. Örnek verelim: Müşteri içeriye girip de “Bu Ülke var mı?” diye sorduğunda tezgâhtaki genç derhâl bilecek ki “Bu müşteri Cemil Meriç’in eserini soruyor.” Şayet “Bu Ülke” kimin kitabı diye müşteriye soruyorsa bilin ki o satıcı gencin kitapla, kültürle, edebiyatla ya ilgisi yoktur veya çok azdır. Özetle, kitapları sevmek, kitapçı dükkânlarına uğramak, sahafları ziyaret etmek bir zevk olmanın ötesinde bir yaşama biçimidir. Bunu elde eden kişi asla bırakamaz. Ben 1978 yılından beri yani 45 senedir fırsat buldukça sahafları dolaşırım, kitaplara bakarım, seçerim, alırım, hiç bıkmam. Cenabı Allah bir 45 yıl daha ömür verse yine giderim. Çünkü her kitap size ayrı bir dünyanın kapılarını aralar, yeni ufukları gösterir, düşünme yeteneğinizi zenginleştirir. Kitabın bize kattıkları o kadar fazla ki… Bunu anlatabilmek mümkün değil. Hakikaten yaşamak lazım. Esenler’de bu tür kitap merkezleri vardır sanırım. Keşke her ilimizde ve ilçemizde sahaflar ve kitapçı dükkânları olsa. Bence olmalı. Gençler bu mekânlardan beslenmeli, kendilerini yetiştirmeli. İlerlemenin başka yolu yordamı yok. Okumak, okumak, okumak!

“Sahaflar”ın sayısı artacak

Bizde sahaflık şu anda çok iyi bir noktaya geldi diyebilirim. İtibarı da arttı. Geçmişte yani bundan 40-50 yıl önce sadece İstanbul Beyazıt’taki Sahaflar Çarşısı vardı. Tabii tarihî bir geleneği var o çarşının. Yüzyıllara dayalı. Bu tarz dükkânlar sonra Kadıköy ve Beyoğlu’nda da açılmaya başlandı. Beşiktaş, Üsküdar, Bakırköy, Fatih gibi yerlerde de gördüm. Ama Beyazıt’taki çarşının dışında bu mesleği esaslı biçimde yürütenler Beyoğlu’ndaki ve Kadıköy’ündeki sahaflardır. Bu iki ilçemizdeki iyi sahaflar da Beyazıt’tan yetişmedir esasında. Yani çıraklıklarını Sahaflar Çarşısı’nda tamamladıktan sonra gidip diğer ilçelerde dükkânlarını açtılar, müşteri topladılar, iyi de yaptılar. Çünkü her semtin, her ilçenin, her şehrin sahaflara ihtiyacı vardır. Benim kanaatim odur ki, mademki üniversiteler yurt geneline yayıldı. Hemen hemen her ilimizde üniversitelerimiz var artık. Bu şehirlerdeki yeni kitap satılan dükkânların sayısında artış olacak. Yetmez “İkinci El Kitapçı”çoğalacak ve en mühimi “sahaflar”ın sayısı artacak. Bilgiye ulaşmanın ilk ve en kestirme yolu mademki kitaptır. 

Sahafçılık mesleği uzatmaları oynuyor

Abdullah Uçman 

(Akademisyen)

Benim takip edebildiğim kadarıyla sahaflık maalesef eski önemini aşağı yukarı 90’lı yıllardan bu yana kaybetti. Tabii bunun çeşitli sebepleri var: Birincisi sahafiye kitabı denebilecek kitapların büyük bir kısmı yurt dışına çıktı. 70’li 80’li yıllarda Beyazıt’taki Sahaflar Çarşısı’ndan rahatça bütçemize uygun eski kitaplar temin edebiliyorduk; ama yabancılar bunların büyük bir kısmını ucuza alıp yurt dışına götürdüler. İkincisi, hem kitap azaldı, hem de sahaflık mesleği eski itibarını kaybetti. Eskiden benim tanıdığım sahafların büyük bir kısmı bu işi para kazanmak için, yani ticaret amacıyla değil, zevk için, ilim adamlarına hizmet için yapıyordu; mevcut sahaflarda şimdi böyle bir şey yok; şimdi iş tamamen ticarete dökülmüş durumda. Belli zamanlarda büyük otellerde yapılan müzayedelerde ise kitap artık başka amaçlarla, “yatırım” amacıyla alınıp satılıyor.

Sahaflık tekrar eski günlerine kavuşabilir

Sahaflığın bu günkü hâl-i pürmelâlinin bence dijital medya ile pek alâkası yok. Bir defa okuyan bir toplum değiliz. Kütüphaneler açılıyor ama oranın müdavimleri ya ders çalışmak için ya da test çözmek için kütüphaneyi işgal ediyorlar; raflardaki kitaplardan alıp okuyanı ben görmedim. Belli olmaz, bir gün gelir, eskiye rağbet modası başlar ve sahaflık tekrar eski şaşaalı günlerine kavuşabilir..

Önceki Yazı

Sanat ‘iyi insan’ için

Sonraki Yazı

Çocuk edebiyatına dair düşünceler

Son Yazılar

Bir değirmendir bu dünya

Muhtârî’nin “Men be-pây-ı hod in hatâ kerdem/Tâ be-destâ renc gestem âsiyâb” (Ben kendi attığım yanlış adım