Sai̇t Fai̇k, Oğuz Atay ve Seli̇m İleri̇

23 dakikada okunur

Cumhuriyet dönemi Türk öykücülüğü dendiği zaman “Semaver”, “Sarnıç” ve “Şahmerdan” gibi birçok öykünün sahibi ve Çehov tarzı hikâyeciliğin Türkiye’deki en bilinen temsilcisi Sait Faik Abasıyanık gelir akla. “Lüzumsuz Adam” Sait Faik’in bilinen ilk öykülerindendir ve bilinen ilk öykü kitabının da adıdır. “Mahalle Kahvesi” ise yazarın yıllar sonra kaleme aldığı öykünün ve bu öyküyü de içinde barındırdığı eserinin adıdır. Bu iki eserdeki öyküler arasında tarz anlamında bir benzerlik göze çarpar ve iki öyküde de tasvirlerin başarısı dikkat çeker. Haldun Taner, Sait Faik ve öyküleri için; “Bir konuyu değil, yaşamın bir parçasını işliyordu. Bir tez savunmuyor, bir yaşantıyı yansıtıyordu. İnsan sevgisi dolu, doğa sevgisi dolu bir yüreği vardı. Neye baksa bu sevgi ile ısınıyor, ışıklanıyordu. Biz ancak o el attıktan sonradır ki en önemsiz görünen insanların ve şeylerin zevkine eriştik” der. Oğuz Atay’ı daha çok “Tutunamayanlar”, “Tehlikeli Oyunlar”, “Eylembilim” ve “Bir Bilim Adamının Romanı” adlı romanları ile tanırız. Fakat Atay’ın “Oyunlarla Yaşayanlar” adlı bir tiyatro eseri, “Günlük” adlı güncesi ile “Korkuyu Beklerken” adıyla öykülerini topladığı bir eseri de bulunmaktadır. Bu eserde en dikkati çeken öykülerden biri de postmodern anlayışla kaleme aldığı “Demiryolu Hikâyecileri”dir. Selim İleri, roman, deneme, anı, şiir, söyleşi, oyun, senaryo ve öykü türünde yüzlere varan eserler vermiş ve halen hayatta olan bir edebiyatçımız. Son öykü kitabını 2011 yılında Everest Yayınlarından çıkaran Selim İleri’nin 2006 yılında 22 yıl aradan sonra yayımladığı ilk öykü kitabı olan “Fotoğrafı Sana Gönderiyorum”da dikkat çeken öykülerinden biri de “Şahane Bir Tuvalet”. Sait Faik Abasıyanık’ın “Lüzumsuz Adam” ile “Mahalle Kahvesi”, Oğuz Atay’ın “Demiryolu Hikâyecileri” ve Selim İleri’nin “Şahane Bir Tuvalet” öykülerini art arda okudum. Sizlere de tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.

Yeni Çıkanlar 

Ariyet Fikirle Düşünmek / Rasim Özdenören / İz Yayıncılık

Türk öykücülüğüne ve düşünce dünyasına yeni fikirler ve boyutlar kazandırarak unutulmaz eserler veren Rasim Özdenören, öykü ve düşüncedeki istikrarlı ve güçlü konumuyla kendinden sonra gelen pek çok yazarı etkiledi. Bu eserinde Türkiye’nin gerek içerde gerek dışarda yaşadığı sorunların temelinde Batılılaşma sürecinde toplumumuzun ihtiyaçlarına ve şartlarına uygun olmayan, Batı’dan aldığımız ariyet fikirlerin yattığını ifade ediyor. Bizim olmayan ve üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunamayacağımız Batı’nın kelimelerini ve fikirlerini kopya ederek yol alamayacağımızı dile getiren yazar, korkularımızdan ve kafamızdaki ön yargılarımızdan kurtulamadığımız sürece kendimiz olamayacağımızı derinlemesine ve ustaca anlatıyor.

 

 Yokuş, Nikos Kazancakis’in ölümünden yıllar sonra keşfedilen ve ilk kez 2022’de yayımlanan son romanı. Yazarın kendi deneyimlerinden ve görüşlerinden izler de barındıran bu coşkulu ve melankolik eser, Kazancakis’ten hepimize bir armağan.

 

Rünya / Ömer Faruk Dönmez / İz Yayıncılık

Öyküleriyle Türk edebiyatında kendine mahsus bir yer edinen Ömer Faruk Dönmez, Rünya’da şair kimliğiyle öne çıkıyor. Dönmez’in ilk öykülerinden itibaren asla taviz vermediği hatta son eserlerinde anlatısını yaslayacak kadar itimat ettiği unsurun dil olduğu görülür. Bilhassa Paradigma Sonsuzluk ile Yolcu ve Burjuva’da metinden sıyrılarak adeta özgün ve çarpıcı bir varlık kazanan dil, Rünya’da doruk noktasına ulaşır. Yazarın yirmi yılı aşkın zamana yayılan yazı hayatının her şeyin bütün çıplaklığıyla ortaya çıktığı bu olgunluk döneminde şiirin safında yer alması şaşırtıcı olmaktan ziyade anlamlıdır. Şiir, Ömer Faruk Dönmez’in dil ile kurduğu bağın doğal bir sonucudur çünkü. 

Türk Komutanlar & Mete’den Atatürk’e Tarihe Yön Verenler / A. Sefa Özkaya / Kronik Kitap

Tarih boyunca pek çok Türk komutan, dünya askerî tarihi için bir ilham kaynağı olmuştur. Ruhlarındaki önderliği ve savaş kabiliyetlerini tam bir dengeyle uygulamış olmaları, Türk komutanları unutulmaz bir konuma yerleştirmiştir. Muharebe alanında işler birbirine düğümlendiğinde hangi stratejiyi uyguladılar? Yoğun baskı ve gerilim içindeyken psikolojilerini nasıl yüksek tuttular? İmkânsız gibi görülen savaşlara hangi yollarla hazırlandılar? Hem kendilerinin hem de etraflarındaki kimselerin bakış açılarını nasıl değiştirdiler? Pek çok uzmanı bir araya getiren Türk Komutanlar; hem bu soruların cevaplarını ortaya koyuyor hem de benzersiz bir askerî tarih okuması sunuyor.

Yokuş / Nikos Kazancakis / Can Yayınları

Genç ve ihtiraslı yazar Kosmas, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra eşi Noemi’yle birlikte Girit’e döndüğünde bir cennet gibi hatırladığı memleketinin yerinde yıllar süren savaşın tanınmaz hale getirdiği bir ada bulur. Her zaman ters düştüğü babası ölmüştür ve adanın büyük reislerinden dedesi de ölüm döşeğindedir. Kosmas yaşadığı kayıplardan ve karşılaştığı manzaralardan sonra dünyada yeni bir kardeşliği egemen kılacak kişilerin kendisi gibi aydınlar olduğuna karar verir. Yokuş, Nikos Kazancakis’in ölümünden yıllar sonra keşfedilen ve ilk kez 2022’de yayımlanan son romanı. Yazarın kendi deneyimlerinden ve görüşlerinden izler de barındıran bu coşkulu ve melankolik eser, Kazancakis’ten hepimize bir armağan.

 

Önerdiklerim

Avrupa’nın Kısa Kültür Tarihi / Emmanuelle Loyer / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Avrupa’da 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren şekillenen kültürel temsilleri ve pratikleri, önemini hâlâ koruyan on üç tema çerçevesinde derleyen bu kitap kıta ölçeğinde bir kültür tarihi sentezi sunuyor. 1914-45 arasında Avrupalı toplumlara damgasını vuran savaş kültürünün toplumsal yaşama nasıl sızdığını ve sömürgeci kültür denen düşünsel yapıda kendini nasıl sürdürdüğünü gösteriyor. Avrupa monarşilerinin karşısında oluşan sivil toplumun bayraktarlığını yapan entelektüel figürünün geçirdiği dönüşüme, 1968’le baş gösteren yeni hareketlilik tarzlarına odaklanıyor. Son olarak, yirmi beş yıllık okumalarının ve derslerinin ürünü olan Avrupa’nın Kısa Kültür Tarihi’ni özel hayatın yakın tarihine göz atarak tamamlıyor.

 

Kötülük fikrinin insan davranışını anlama, eleştirme veya ıslah etmedeki yararına kuşkuyla yaklaşan Phillip Cole, kötülüğü dini veya ahlaki değil mitolojik bir kavram olarak düşünmeyi öneriyor.

 

Batı Edebiyatında Akımlar / Emel Kefeli / Dergâh Yayınları

Edebi eserler, içinde doğdurdukları toplumdan izler taşır, ait oldukları toplumun sosyal, tarihi, politik, ekonomik, felsefi özelliklerini yansıtırlar. Toplumların geçirdikleri evreleri estetik formlar içinde sunan akımları anlamak, onları oluşturan nedenleri öğrenmek, neden-sonuç ilişkilerini kurmak, sanat şubeleri arasındaki ilişkiyi ve etkileşimi görmek, kişinin hayata bakışının değiştirir, fikir dünyasını zenginleştirir. Türk edebiyatını etkileyen en önemli kaynaklardan biri Fransız edebiyatı olduğu için akımlarla ilgili örnekler daha çok bu edebiyattan verilmiştir. Kitapta amaç, Batı edebiyatı akımlarını gelişme süreçleri içinde incelemek, temel özellikleri ve temsilcilerini genel bir çerçeve içinde tanıtmaktır.

Kötülük Miti / Phillip Cole / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kötülük fikrinin insan davranışını anlama, eleştirme veya ıslah etmedeki yararına kuşkuyla yaklaşan Phillip Cole, kötülüğü dini veya ahlaki değil mitolojik bir kavram olarak düşünmeyi öneriyor. Kitâb-ı Mukaddes’teki Şeytan’dan popüler film ve romanlardaki şeytani karakterlere, cadı mahkemelerinden 18. yüzyılın vampir salgınına kadar çok çeşitli felsefi, tarihi ve edebi temayı ele alan yazar, metafizik kötülük problemiyle uğraşırken bir yandan da kötülüğün politik felsefesini yapmayı amaçlıyor. Tarih boyunca en büyük kötülük timsalinin içimizdeki düşman olduğunu, en çok, bizim gibi görünüp konuşanların tekinsizliğinden korktuğumuzu savunan Cole, bu korku türünün politik toplulukların kimlik inşasında oynadığı merkezi rolü tartışıyor. 

Modern Türk Hikayesi & Kavram, Gelişim Seyri, Tematik ve Karşılaştırmalı Okumalar / Alim Kahraman / Büyüyen Ay Yayınları

Eser, hikâyemizin gelişim seyrini, yönelimlerini tematik ve karşılaştırmalı okumalarla araştırıyor. Kitap üç ana bölümden meydana gelmektedir. Kavramlar üzerine bazı dikkatlerin yer aldığı ilk bölümde aynı zamanda klasik hikâye verimleriyle modern dönem arasında, yeni algı çerçevesinde bağlantı kurmaya da yardımcı olacak düşünceler de dile getirilmekte. İkinci bölüm modern Türk hikâyeciliğini kuşbakışı irdeliyor. Doğuşundan başlayarak günümüze yakın bir tarihe kadar türün gelişim seyrini gözler önüne seriyor. Üçüncü bölüm ise yazarlar ve eserler bağlamında tematik, kavramsal ve karşılaştırmalı okumaları içeriyor. Şüphesiz her bölüm kendi içinde açımlayıcı yeni yazılara, ilavelere açık bir yapı da sergilemektedir. 

Tufan Gündüz’den Tavsiyeler

Bu sayımızda “Dede Korkut Destanları”, “Tarih Bizi Çağırıyor”, “Kur’an ve Kılıç & Türkler Nasıl Müslüman Oldu?”, “Oğuz Kağan Destanı”, “Kızılbaşlar, Osmanlılar, Safeviler”, “Yeni ve Yakınçağlarda Türk Devletleri”, “Osmanlı Teşkilat Tarihi”, “Allahimanet Bosna”, “Nisan’ın İki Günü”, “Son Kızılbaş Şah İsmail”, “Bozkırın Efendileri –Türkmenler Üzerine Makaleler”, “XVII. ve XVIII. Yüzyıllarda Danişmendli Türkmenleri” ve daha birçok eserin sahibi, tarihçi ve yazar Prof. Dr. Tufan Gündüz’e “Hangi kitapları okuyalım?”  diye sordum. İşte aldığım cevaplar: 

Kendi Gök Kubbemiz / Yahya Kemal Beyatlı / İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları

Yahya Kemal şiirlerinde tarihimizi, musikimizi, değerlerimizi, bü tü n kültür varlıklarımızı, medeniyetimizi ideolojiye bulamadan en güzel şekilde ve sanat olarak işlemiştir. Kendi Gök Kubbemiz, yaşadığı ana ruhunu yansıtan bir milletin yeri ve göğüyle bütün bir dünyanın terennümüdür. Bu dünyada “Süleymaniye’de Bayram Sabahı”, rindlik, ufuk, aşk, musiki, “Erenköyü’nde Bahar” ve vatan vardır. İstanbul’un fethinin bize kazandırdığı “Mihriyâr” salınarak Boğaziçi’nde dolaşır. Onun şiirleriyle geçmiş, içimizde yaşar. Biz, atalarla buluşur ve geleceğe kanat açarız. Yahya Kemal bize, geçmişi günden ve gelecekten ayırmadan onunla iç içe sunar. Bu sunuşta beşerî zaaflardan çok insanî değerler ö ne çıkar.

 

 Ginzburg, halk kültürünün iktidar karşısındaki konumunu incelerken, günümüze kalan belgeler ve Engizisyon kayıtlarından yola çıkarak tarihi yeniden yazıyor. Peynir ve Kurtlar, bir detektif romanı gibi kışkırtıcı bir kitap. 

Has-bağçede ayş u tarab / Halil İnalcık / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Türk Edebiyatın en büyük şairlerinden biri olan Yunus Emre’nin hayatı, eserleri, sanatı ve dili üzerine sayısız çalışma yapılmıştır. Öyle ki bu çalışmalardan oluşacak bir kaynakça kitabı hatırı sayılır bir hacimde olacaktır. Elde bu kadar araştırma varken Yunus Emre’nin Risaletü’n-Nüshiyye’si üzerine böyle bir çalışmaya neden gerek duyulduğu akla gelen ilk sorudur. Çalışmamızın Giriş bölümde “Bu Çalışmanın Yapılış Amacı ve Yöntemi” başlığı altında bu sorunun cevabı uzun uzun verilmiştir. Ancak burada kısaca belirtmek gerekirse özellikle araştırmacıların, lisans öğrencilerinin ve nihayet meraklı geniş halk kitlelerinin farklı talepleri eserin yeniden çalışılması ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

 

 

 

Peynir ve Kurtlar / Carlo Ginzburg / Metis Yayınları

16.yüzyılın sonları, İtalya’nın bir dağ köyünde herkesin Menocchio dediği bir değirmenci yaşar. Latincesi kıt olan bu yoksul köylü koskoca Engizisyon’a meydan okur. Eline geçen, halk diline çevrilmiş, içlerinde Kur’an’ın da bulunduğu bütün kitapları okuyan Menocchio, o karanlık çağda kendi evren kuramını yaratır. Ona kalırsa dünya, kaostan, bozulan peynirde oluşan kurtlar gibi türemiştir. Tanrı, gücünü herkese; “Yahudiler’e, Türkler’e, Hıristiyanlar’a ve hatta sapkınlara” eşit olarak vermiş, kimseyi kayırmamıştır… Ginzburg, halk kültürünün iktidar karşısındaki konumunu incelerken, günümüze kalan belgeler ve Engizisyon kayıtlarından yola çıkarak tarihi yeniden yazıyor. Peynir ve Kurtlar, bir detektif romanı gibi kışkırtıcı bir kitap.

Toplumlar Nasıl Anımsar? / Paul Connerton / Ayrıntı Yayınları

Belleği, bireysel olmaktan çok kültürel bir yetenek olarak ele alan bu kitap, yazıya ve kaydetmeye dayalı olmayan pratiklerin, gelenekler içinde nasıl kuşaktan kuşağa aktarıldığını açıklamaktadır. Kültürel bir beceri olarak bellek üzerine yapılan çalışmaların çoğu, yaşananların kayda geçirilmiş biçimiyle aktarılması üzerinde odaklaşır. Connerton ise bedene uyarlanmış, pratikler üzerinde yoğunlaşmakta; günümüzde ağırlıkta olan yazınsal metinler konusunun, genelde toplumsal pratiklerin bir eğretilemesi olarak kabul edilebileceği görüşünü sorgulamaktadır. Yazar, geçmişin imgelerinin ve anımsanan bilgisinin, törensel uygulamalar kanalıyla aktarılıp sürdürüldüğünü, uygulayımsal belleğin bedensel olduğunu ileri sürmektedir. 

 

Önceki Yazı

Fotoğrafçı kadraj ve ışık avcısıdır

Sonraki Yazı

Hangi hikâyeden yanasın?

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye