Şairin ‘Dünya Sürgünü’ Bitti

18 dakikada okunur

Özcan Ünlü

Türk şiirinin büyük ustası Üstad Sezai Karakoç 88 yaşında (16 Kasım 2021) aramızdan ayrıldı. Geride döne döne okuduğumuz binlerce dize, yüzlerce makale, onlarca eser bırakarak… Kendinden başka kimseye benzemedi. Eğilmedi, bükülmedi. Sadece hakikati söyledi. İnsandan ve imandan başka derdi olmadan tamamladı dünya sürgününü…

Türk edebiyatı Everest ise…
Onun zirvesinde bir Yunus Emre oturuyor ise…
Yunus Emre’nin yanında yöresinde Karacaoğlan, Dadaloğlu, Ruhsati, Erzurumlu Emrah oturuyor ise…
Onların da hemen yanında Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet, Asaf Halet Çelebi, Behçet Necatigil, Cahit Zarifoğlu, Nuri Pakdil ve ille de Sezai Karakoç’un yeri daima vardır.
Sezai Karakoç, “tarihin sırlarını kurcalarken” şiir nehrine düşmüşlerdendir. Ve o akıp giden kirli nehirden, kendi deltasını oluşturarak ayrılmıştır. Onun tekliği, eşsizliği, orijinalliği de buradan gelir. Çünkü kendi kozasını tek başına örmüş ve orada bile isteye kalmıştır. Bir tercihtir onunkisi…
Büyüklenmeden büyük kalmanın ete kemiğe bürünmüş halidir…
Ve hep hesapsız-samimi bir uyarıcı: “Efendiler, çocuklarınızı çağa kurban ediyorsunuz!”
Daima mahcup ve duru
Sağlığı el verdiği ölçüde, her cumartesi, sevenleriyle buluştuğunda “bir hayat, mahcup ve duru” ilhamıyla seslenir dostlarına. İddiası büyüktür. Derdi vardır. Onun derdi büyülü kelimelerle romantik şiirler söylemek değildir; “İslam bir sevinçti, kaplardı içimizi” dizesiyle suyu tersine çevirme sadedinde bir derttir. Ona göre, “Kürt sorunu, Arap sorunu, Arnavut sorunu, Türk sorunu yoktur; İslam Milletinin parçalanmışlık sorunu vardır” ve der ki “İslamiyeti öyle sağ ve diri, canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.”
“Bizi bırakıp nereye gidiyorsun Lili/ Demek bizi bırakıp gidiyorsun Lili/ Sen daima güzeller güzelini bulursun Lili/ Sen istesen de taş yürekli olamazsın/ Sen daima güzeller güzeli olursun Lili” derken de aynı hissiyatı yüklerdi okuyanlarının kalbine…
Felsefeyi çok sevdi
(Ahmet) Sezai Karakoç, 22 Ocak 1933’te Ergani’de dünyaya geldi. Babası 1. Dünya Savaşı’ında Ruslara esir düşmüş orta halli bir tüccardı. Annesi Emine hanımdı… İlkokulu 1938-1944 yılları arasında Ergani’de okudu. Maraş’ta parasız yatılı ortaokul sınavlarını kazanınca bu şehre gitti. 1947-1959 yılları arasında lise eğitimini yine parasız yatılı sınavlarını kazanarak Gaziantep Lisesi’nde tamamladı. Lise yıllarında felsefeye ilgi duymaya başlamıştı. Üniversitede felsefe eğitimi almak istiyordu ancak ailesi buna karşı çıkıyordu. Üniversite eğitimi için İstanbul’a gelmiş, bu koca şehirle tanışmıştı. Ailesinin durumu pek iyi olmadığı için yine yatılı bir bölüm seçmek zorunda idi. Önünde tek bir seçenek vardı; Siyasal Bilgiler Fakültesi…
Üniversite sınavlarına girmişti ama eğitim hayatını riske atmamak için felsefe bölümüne de kaydını yaptırdı. Sınavda başarılı olmuş Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazanmıştı. Fakültenin Maliye Bölümünden 1955 yılında mezun oldu. Maliye Bakanlığı Hazine Genel Müdürlüğü’nde mecburi hizmetine başladı. Anadolu’da birçok ilde mesleği icabı görev yaptı. Pek çok kez istifa etse de kısa aralıklarla yeniden göreve döndü fakat 1973 yılında kesin bir karar verdi ve hiçbir resmi kurumda görev almadı.‘Diriliş’ ağacının kökü
Memuriyeti devam ederken Nisan 1960’ta, Ankara’da Diriliş Dergisini yayımlamaya başladı. Derginin ilk kadrosunda Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu, Rasim Özdenören, Ebubekir Eroğlu, İsmail Kıllıoğlu, Alaeddin Özdenören, İsmet Özel gibi isimler bulunuyordu. Klasik İslam düşüncesini modern dünyanın algısına uygun biçimde tefsir eden yazılara, söyleşilere ve inceleme yazılarına yer veren derginin en cesur tarafı Muhammed Hamidullah’tan Eliot’a, Rilke’den Ezra Pound’a kadar pek çok ismin klasik metin çevirilerine yer vermesiydi. Daha sonra Mavera dergisini çıkaran ekibe Nuri Pakdil’in Edebiyat, Sezai Karakoç’un Diriliş dergileri öncü olmuştur. Dergi daha sonra İstanbul’a taşındı ve yayınına burada devam etti. Bununla birlikte 1990 yılında “güller açan güç ağacı” amblemiyle Diriliş Partisi’ni kuran Üstad Sezai Karakoç, 7 yıl boyunca partinin genel başkanlığını da yürüttü.
Sezai Karakoç’a 2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü verildi. Ancak üstad, ödülün para kısmını kabul etmedi ve kültür sanat işlerinde harcanması dileğini içeren bir mektubu bakanlığa gönderdi.
2011 yılında yine böyle bir hadise yaşandı: Cumhurbaşkanlığı Edebiyat Ödülü’ne layık görülen Karakoç, ödül törenine gitmediği gibi kendisi için hazırlanan plaketi ve para ödülünü de kabul etmedi.
2007’de Yeniden Diril Partisi’ni kuran Üstad Sezai Karakoç, partisinin genel başkanlığını vefatına kadar sürdürdü. Partinin Aksaray’daki İl Başkanlığı’ndaki cumartesi sohbetlerini de…
Tek benzeri kendisi
Birtakım edebiyat tarihçisi tarafından İkinci Yeni Akımı içerisinde anılan Karakoç’un şiiri teknik olarak bu akıma yakın görünse de ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Kendisi dışında başka hiç bir şiire benzemez. Edebiyat kaygısını da içeren yazılarının yer aldığı 3 kitaplık “Edebiyat Yazıları” onun bu konudaki düşüncelerini açıklığıyla anlatır. Bazıları Sezai Karakoç şiirindeki metafizik arkaplanı Abdülhak Hamit’e benzetir, bazıları ise Yahya Kemal ve Asaf Halet Çelebi’ye veya Necip Fazıl ve hatta Ahmet Kutsi Tecer’e yakın tutar. Ama onun şiiri özgündür. Tıpkı düşünceleri gibi…
Dr. Ali Yıldız’ın ifadesiyle, modern Türk şiirini metafizik esasa oturtan şairdir Sezai Karakoç… Çünkü hem Batı edebiyatını iyi bilen hem de Doğu edebiyatına tam hakim olan Sezai Karakoç’un “Edebiyat Yazıları I kitabındaki ilk yazı metafizik ile ilgilidir. Bu, hangi kavramlara önem verdiğini göstermesi bakımından önemlidir. Karakoç geleneksel şiire de yaklaşır ancak dili farklıdır. O, modern şiirin diliyle şiirlerini yazmıştır. Poetikasını anlattığı ikinci yazı soyutlama ile ilgilidir. Nitekim modern sanat genel anlamda soyutlamaya dayanır. Ona göre şair, şiiri soyutlamada bırakırsa eksik bırakmış olur, tamamlanması için şairin tekrar somutlaştırması yani soyutlaştırdığı şeyi tekrar yeni bir bağlama oturtması gerekir. Bunu da Diriliş kavramına bağlar.”‘Sıkıştırılmış deha’
Mülkiyeden sınıf arkadaşı olan modern Türk şiirinin güçlü isi dostu Cemal Süreya, ona “Sezo” diye hitap eder. Bu bir lakap değil, onda hissettiği mistik havayı yansıtması bakımından önemlidir. Ve Sezai Karakoç’u “Mehmet Akif ve Necip Fazıl karışımı şair” olarak tanımlar. Cemal Süreya, ’99 Yüz’ adlı deneme kitabında Sezai Karakoç’u şöyle tanımlar:
“Öyle bir Müslüman ki Marx da bilir, Nietzsche de bilir, Rimbaud da bilir. Salvador Dali de sever. Nâzım da okur. Sıkışmış, sıkıştırılmış deha. Alçakgönülle katı yüksek uçuyor. Şemsiyesi yok (…) Bulgucu adam. Belki de ülkemizde tek bulgucu. Çok daha yetenekli bir Mehmet Akif’in tinsel görüntüsüyle adamakıllı dürüst bir Necip Fazıl’ınkini iç içe geçirin, yaklaşık bir Sezai Karakoç fotoğrafı elde edebilirsiniz. Türkiye’de, özellikle sağın özellikle de mukaddesatçı kesimin içinde yalnız. Bir başına. Hiçbir ortaklığa girmez. Dışarda ve yukardadır. Düşüncesini de öfkesini de hemen ortaya koyar. Ama yalnız olması yalnız kalma anlamında değil, diyorum. Yapısı böyle.”
Son bam teli idi…
Sezai Karakoç, edebiyatımızın büyük bir şairi idi. “Ülke gibi bir şairdi.” Her şair öldüğünde duvarda asılı duran sazdan bir tel nasıl düşerse şimdi de öyle… Hem de son bam teli koptu sazın; yaklaşık bir yıl içinde iki tel de kopmuş oldu. Ötekisi Nuri Pakdil’di. “Sırların sırrına erdi” belki, bilemeyiz. Dünya sürgününü bitirip gittiğine göre, bu dileğimizi dua niyeti ile dillendirelim.
Vakur ve şahsiyetli duruşu ile, gerçek tevhid ehli iç titreyişi ile, elinde içi dergi veya kitap dolu beyaz poşeti ile, o tertemiz Türkçesi ile, millettin parası ile hacca gitmeyi reddedecek bilinci ile, örnek istikameti ile ve en önemlisi asaleti ile hatırlanacak müstesna bir insandı hiç şüphesiz…
“Geceye yenilmeyen her insana ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş vardır.” diyordu şair. Öyledir elbette ve elbette, “Fakat baktım bu ölüm değil, diriliştir.”
Ruhu şad olsun…

Şiir
• Şiirler I (Monna Rosa)
• Şiirler II (Şahdamar-Körfez-Sesler)
• Şiirler III (Hızırla Kırk Saat)
• Şiirler IV (Taha’nın Kitabı, Gül Muştusu)
• Şiirler V (Zamana Adanmış Sözler)
• Şiirler VI (Ayinler/Çeşmeler)
• Şiirler VII (Leylâ ile Mecnun)
• Şiirler VIII (Ateş Dansı)
• Şiirler IX (Alınyazısı Saati)
• Gün Doğmadan (Toplu Şiirler)

Çeviri Şiir
• Batı Şiirlerinden
• İslâmın Şiir Anıtlarından

Deneme
• Edebiyat Yazıları I Medeniyetin Rüyası Rüyanın Medeniyeti Şiir
• Edebiyat Yazıları II Dişimizin Zarı…
• Edebiyat Yazıları III Eğik Ehramlar

Düşünce
• Ruhun Dirilişi
• Kıyamet Aşısı
• Çağ ve İlham I-II-III-IV
• İnsanlığın Dirilişi
• Diriliş Neslinin Âmentüsü
• Yitik Cennet
• Makamda
• İslâmın Dirilişi
• Gündönümü
• Diriliş Muştusu
• İslâm
• İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü
• Düşünceler I-II
• Dirilişin Çevresinde
• Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi I-II-III
• Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı I-II
• Samanyolunda Ziyafet
• Unutuş ve Hatırlayış
• Varolma Savaşı
• Çağdaş Batı Düşüncesinden
• Çıkış Yolu I-II-III

İnceleme
• Yunus Emre
• Mehmet Âkif
• Mevlânâ

Tiyatro
• Piyesler I
• Armağan

Hikâye
• Hikâyeler-I Meydan Ortaya Çıktığında
• Hikâyeler-II Portreler

Günlük yazılar
• Farklar
• Sütun
• Sûr
• Gün Saati
• Gür

Röportaj
• Tarihin Yol Ağzında
• Unutuş ve Hatırlayış
• Çıkış Yolu I
• Çıkış Yolu II
• Çıkış Yolu III

Belgesel
• Gün Doğmadan

Önceki Yazı

SÜRGÜN BİTTİ, ÖZLEM BAŞLADI: “ÜSTADIN MİRASINI DİRİ TUTACAĞIZ”

Sonraki Yazı

Cevabı Gelmeyecek 251 Mektup

Son Yazılar