Şairin Filistin’i ya da çevirinin kullanışlı dili

11 dakikada okunur

Bugünü ve yarını yazma, bir iftirayı karartmak ve özgür bir topluma arka çıkmak anlamına da gelir. Bu hafta 2012 yılından bu yana düzenlenen Uluslararası İstanbulensis Şiir Festivali davetlisiydim. On yıldır olduğu gibi festivale Türkiye’den ve çeşitli ülkelerden birçok şair katıldı. Filistin vurgusu ve şiirlerdeki öfkenin belirginleştiği açılış programında şiirimi okumadan önce insanların bir adamı işaret ederek, “Bu o, ailesinden 28 kişiyi kaybeden Filistinli şair” dediklerini işittiğim heybetli şaire takıldı gözlerim. Filistinli Şair Ghayath Almadhoun’un durgun ama vakarlı bir havası vardı, yanına gidemedim. Sahneye çıktığında “Sanal bir dünyada olsaydık/Savaşı, televizyonun düğmesini kapatır gibi sona erdirirdim…/Zaman bir daktiloya dönüşüyor/Ve ölüler şiirlere.”  dizelerini seslendirdi. 

Savaşı yaşamış bir şairin sadece şiirini okuyup inmesi beni diğer bütün söz ve tavırlardan daha çok etkilemişti. Çünkü gerçek acı böyledir, etkisi gösteriye dönüşemez. Bu sebeple Filistin için yazılan şiir ve eserlerin savaşın dışındakiler tarafından yazılması niyeti soykırım ve Siyonizm’i yaymak olsa da büyük bir riski barındırıyor. Özellikle şiirin en zayıf halkası “haber” değeriyle şaire ulaşan bilgidir. Şair şimdi, şu an, gerçekleşen ve uzaktan izlemek zorunda kaldığı bir savaşı aktarırken haberden beslenemez. Şair ahlaki bir tavır almak zorundadır. Çünkü masa başından bir çocuk ölümünü şiire dökmek başka bir açıdan konfordur, gerçekliği sanata dönüştüren bir zayıflığın da göstergesidir. 

Filistin halkının ve soykırımın edebiyata aksettiği noktayı kendi edebiyatlarından okumak, anlamak için birkaç önemli esere bakalım.

Zulüm kelimelerle ete kemiğe bürünüyor

Edward Said’in ön sözüyle Mourid Barghouti tarafından yazılan Şairin Filistini, sürgündeki bir Filistinli şairin işgal altındaki yurduna dönüşünün öyküsünü ele alıyor. Filistin’de binlerce insan sürgün edildi. Kalanlara her gün çeşitli baskı ve zorbalıkla katlanılmaz bir hayat yaşatılırken milyonlarca insan açık hava hapishanesinde yaşamaya mahkum edildi. Bu sebeplerle dünyaca ünlü entelektüel ve bir şair olsa da Barghouti, 30 yıl boyunca ülkesinden ayrı bırakıldı. Kendi kişisel öyküsünde tüm Filistin halkının yaşadığı zorlukları gösteren şair, kitabında hatırda diri kalacak bir üslupla ülkesini kültürden, sanata aktarırken kendiliğiyle kurduğu bağı yaşadığı zorluklarla ete kemiğe büründürüyor. 

Direnişin şairi Mahmud Derviş

60’lı yıllarda Filistin’de direnişin en önemli sesi haline gelen Mahmud Derviş’in şiiri ve tavrı Filistinlileri dünyanın tanıması ve özgüvenli bir milleti anlaması için ayırt edici olmuştur. Biz Kaybettik Aşk da Kazanmadı, Derviş şiirine yaklaşmak için bir adım.

İsrail’in sürdürdüğü zulme şiiriyle karşılık vererek her gittiği yerde bu zulmü anlatmayı kendine vazife bilen Derviş, “Şairü’n-nahda” (uyanış şairi) olarak tanındı. 22 yaşında iken geçiş kartını göstermediği için kendisini durduran İsrailli bir polise hitaben yazdığı Kimlik Kartı şiiri, Filistin halkının özgürlüğe olan özlemini kimlik sorunu bağlamında ele alması Filistinlilerin duyuş ve inanışlarının da çıkışını haber veriyor. “Kaydet!/ Arabım/ Adım var yalnız, yoktur soyadım”

Mahmud Derviş, ilk şiirlerinden itibaren sahip olduğu kimliğin farkına varan bir ben’in sahibi olarak karşımıza çıkar. Derviş özellikle ilk dönem şiirlerinde, evvela bir kimliğin sahibi olduğunun iyice anlaşılmasını ister. Burada dikkat çeken nokta “kimlik sahibi” olma meselesi değil, “bir kimliğin sahibi olma şuuru”nun elde edilmiş olması. Yaşadığı hayatın bilincinin idrake vurduğu an’ı bilir artık şair, kendini bir güvenli alana alır,  Ses ve Kırbaç adlı şiirinden yükselen sesi “Korkmuyorum!” diye haykırır: Gece, yine çöktü gece ve haykırıyor: Korkmuyorum!

Güneşteki Adamlar’ın özgürlüğü

Romanları, hikâyeleri ve tiyatro metinleriyle Arap edebiyatına modern kimlik kazandıran ve Arap edebiyatının önemli kalemlerinden Gassan Kanafani’nin Güneşteki Adamlar kitabı yılın ilk aylarında  Metis Yayınları’ndan çıktı. Kanafani 24 yaşında yazdığı Güneşteki Adamlar ile Filistinlilerin sürgünlüğünü, çaresizliğini, umutsuzluğunu  dünyaya duyurdu. Gassan Kanafani, geliştirdiği politik tutumla, deneyimlerinde kök salmış Filistin’i, titizlikle fotoğrafı çekilmiş olayları, yerleri ve hafızaları silmeden taşır eserlerine. Yazarın, ahlaki vicdan ile sorumluluk arasında görülen duruşu, aslında sessizliğe bürünen, karamsarlığı yaşamın her alanına yaymış, çaresizliğine bir yardım arayan topluma kendini hatırlatmakla geçer. Bir diğer önemli ayrıntıyı unutmamak gerekir ki, Gassan Kanafani, her ne kadar halkının sesi olmaya çalışsa da, bu amaçla eserlerini yazmış olsa da, eserlerinin arka perdesinde ülkelerini terk eden Filistinlilere ciddi eleştirileri vardır.  Güneşteki Adamlar, kaçışı bir dönüş yolu olarak görenlerin, dünyada kimsesiz kalan, sesini duyuramayan bir halkın romanıdır. Her ne kadar sonradan yayınlanmış olsa da roman, Altı Gün Savaşları sonrası gelen hezimete denk düşmektedir. Ülkelerinden kaçmaya çalışan Filistinliler, bir gün yeniden Filistin’e dönmenin umudu içindedirler. Ve Kanafani, mücadele dolu bir hayat ve kavgasıyla 1972’de henüz 36 yaşındayken Beyrut’ta arabasına konulan bombayla öldürülür. Fakat yazar konuşmaya devam ediyor.

Ve kadınlar yazdı

Son olarak edisyon ve kolektif kitapların kemikleşen meselelerimizde az sayıda olmasından yakınmam sebebiyle bu kitabı buraya alıyorum. Bir haber niteliği taşıyan ve ellerimizle bulunmadığımız savaşın aktarımı noktasında düz yazı, eylem ve kolektif bilinç için bugün de bir şeyler yapmamız gerekiyor. Bu kitap bu bilincin sonucunda elimizin altına geliyor.  Türkiye Filistin Hattı Birun Yayınları’ndan çıkan ve kadın yazarların çağa tanıklığını 2002 senesinde aktardıkları bir kitaptır. Edisyon olarak basılan kitapta yer alan isimlerin bazılarını tanınmış kişiler oluşturuyor; Alev Alatlı, Cihan Aktaş, Fatma K. Barbarosoğlu, Alev Erkilet, Ayşe Böhürler, Sibel Eraslan, Mine Alpay Gün, Afet Ilgaz, Halime Kökçe, Sevgi Kurtulmuş. Filistin’de yaşanan olayları kendi ülkelerinden aktarmaya çalışan yazarların “yazılanlar çağa tanıklığımız” dediği ve bölgenin o dönem 54 yıl işgaline karşı günlerdir artan saldırıların etkisi üzerine yer alıyor.

 

Önceki Yazı

Sanatçılar Filistin’in seslerini çizgilerle haykırdı

Sonraki Yazı

Kanayan yara: Filistin

Son Yazılar

Sahnede kör oluyorum

Özellikle komedi yapımlarından tanıdığımız ama ters köşe yapan işlerle de seyircilerinin karşısına çıkmayı seven oyuncu Gökhan