Sanat özgündür, seri üretim değildir

/
16 dakikada okunur

Diorama sanatının inceliklerini ve diorama ile yapay zeka ilişkisinden  bahseden İsmail Kuş “Diorama sanatı bilgisayar teknolojisinden etkilenen ilk sanatlardan diyebilirim. Dünyada diorama sanatını icra eden mesela 200 kişi var dersek bunların 180 tanesi 3d yazıcılardan veya hazır çin’den ithal edilen objeleri kullanmaktadır. Ben bunları sanatçı olarak maalesef görmüyorum. Sanat özgündür, seri üretim değildir.”

Benim için yeni dünyalara adım atmak her zaman heyecan verici olmuştur. Sanatının detaylarına hayran kaldığım ve diorama tutkusunu yakından keşfetmek için Litros Sanat’ın 77. sayısısındaki misafirim Diorama sanatçısı İsmail Kuş oldu. Kendisiyle Diorama sanatının büyüleyici evrenine adım  adım attık. Sanatçının sanatına olan tutkusu sizleri de etkileyecek. Diorama sanatına bir pencere açmaya hazır mısınız? 

Diorama sanatına nasıl başladınız? İlk eserinizi hatırlıyor musunuz?

4 yıl önce  iş yerime gelen bir arkadaşım benden ahşap parçalar, çubuklar istedi. Ne için kullanacağını sordum. Yaptığı maket köy evi için tırmık yapacağını  söyledi. Benim hikayemde bu tırmık ile başladı.

Köy evini ve köy yaşamını sevdiğim için bir köy evide ben yapmalıyım dedim. O gün köy evi yapmaya başlamamla maketçilik hayatım başlamış oldu. 15-20 günde köy evini bitirdim. Sırayla köy bakkalı-nalbur-kahvehane-okul-park ve değişik evler  yapmaya başladım. 

Maketlerimin sayısı 15-20 tane olunca,  işlerimi bir süre durdurdum. Yaptığım çalışmalar sevimli, tatlı ve çizgi film animasyonlarındaki görseller gibi çalışmalardı. Benim istediğim bu değildi. Bende gerçeği arama,  bulma ve onu yapma isteği oluştu. “Bunlar gerçekçiliğe uymuyor, yaptıklarımdan sanat eseri olmaz’’ diyerek ilk yaptığım hariç tüm maketlerimi çöpe attım.

Bundan sonra yaptığım işlerde gerçeklik arayarak daha yavaş ve sabırlı bir şekilde çalışmalarıma tekrar başladım. Aslında ben adını sonradan öğrendiğim diorama sanatını yapmaya başlamışım.

Deneyimleyerek kendimi geliştiriyorum

Çok ince bir işçilik ve sabır isteyen bir sanat. Diorama el yeteneği ister mi yoksa sabrım var diyen herkes yapabilir mi?

Son zamanlarda sosyal medyanın daha aktif olmasıyla diorama sanatı daha görünür hale gelsede bu sanatın herhangi bir kurumsal veya bireysel eğitimi şuanlık yok maalesef. Bunun nedeni objelerin yapımlarının kısa sürede uzun zamanda yapılması. Örnek verirsem kilden yapılan bir güğümün elde şekillenmesi, boyaması, eskitilme süreci kısa kısa sürelerde olsa 3-4 güne yayılmasıdır. Objeleriyle, dış mimarisi ve iç çalışmalarıyla çok girift – karmaşık ilerleyen bir iştir. Bu yüzden öğrenmenin tecrübe, deneme, yanılma ile öğrenilmesiyle bile mümkün olsada, boyutun ve malzemenin çok çeşitliliğinden dolayı  devam etmenin zor olduğu bir sanat dalıdır diyebilirim. 4 senelik çalışmalarımda eğitim almadım, bir kişiye “nasıl yapılıyor’’ diye bir soru bile sormadan tamamiyle deneme, yanılma ve gözlem ile kendimi geliştirdim. İşlerimi yaparken hep yeni teknikler deneyerek kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Daha öğreneceğim çok şeyler var.

Doğaçlama ve gözlemle eserlerimi inşa ediyorum

Hangi eseri yapacağınıza nasıl karar veriyorsunuz?

Yaptığım çalışmalarda önce hangi dükkanı yapmalıyım diyerek işe başlıyorum. Berber mi – market mi – nalbur mu veya evin hangi odasını yapmalıyım ona karar veriyorum. Kararını verdiğim dükkanda hangi malzemeler olmalı, hangi aletler kullanılıyor araştırmasını yapıyorum. Hafızamdan, internetten veya   benzer işyerlerine giderek fotoğraflar çekiyorum.

Dükkanın içini bitirdikten sonra  dışını yapmaya başlıyorum. Kaç katlı olacak, balkonu nereye gelecek, tuğla mı, ahşap mı olacak hepsini işlerimi yapmaya devam ederken karar veriyorum. Yolda yürürken kafam hep kaldırımlarda, çöplerin diziliş şeklinden evlerin sıvalarının döküntüsüne kadar inceliyorum.  Hiç eskiz defterim yok, belli  plan üzerinde gitmiyorum. Tamamen doğaçlama şekilde çalışıyorum. Son zamanlarda, Türkiye’nin herhangi bir yerinden internetten ev modellerini alıyor ve üzerinde değişiklikler yaparak çalışıyorum.”

Evlerinizde, dükkanlarınızda hangi malzemeleri kullanıyorsunuz. Malzeme temin etmede sorun yaşıyor musunuz?

Diorama sanatında kullanılan malzemeler bildiğimiz basit kırtasiye malzemeleridir. Pahalı ve lüks malzemeler değildir.  Kil, ahşap, plastik parçalar, karton, mukavva, strafor köpük, metal veya  çöpe atılan bir elektronik aletin içindeki tüm küçük parçalar dahil her türlü malzemeyi kullanıyorum.

Diorama sanatı anıları canlandırıyor

Eserlerinizde nostaljik unsurlarıda  gözlemliyoruz. Bunun bir nedeni var mı?

Çalışmalarımda günlük veya geçmişte yaşadığımız her şeyi kullanmaya başladım. Binalar, dükkanlar, eşyalar, anılar, yaşanmışlıklar. Kısaca dünden geriye ne varsa. İnsanlar çalışmalarıma bakarken kendilerinden veya yaşadıklarından birçok parça bulabiliyorlar. Eskilere veya anılara gidebiliyorlar. Kısaca bugünden itibaren geriye dönük ne varsa diyebiliriz. Belli bir tarihe 80’ler, 90’lar gibi tarihlere takılmıyorum. Sonuçta bu evler ve işyerleri, sokaklar günümüzde varlığını sürdürüyor. 

Minyatür ve diorama arasındaki farklılıklar neler?

Diorama; bir an’ın bir olayın, bir kurgunun geriye veya  ileriye dönük bir hikayenin 3 boyutlu modellemesidir. Veya 3 boyutlu resimde diyebiliriz. Dioramada çalışmanın ebatı önemli değildir. Küçük boyutta olabilir. Çok büyük boyutlarda olabilir. Minyatür ise belli ölçekte küçültülmüş objelere minyatür diyoruz. Birde maket var. Binaların veya yapıların belli ölçek küçültülmüş olanına ise maket diyoruz. Benim icra ettiğim sanat ise minyatür boyutunda diorama sanatıdır. Diorama sanatını maket veya minyatürden ayıran en önemli iş; dioramalarda bir yaşanmışlık bir hatıra ve duyguların işlenmesidir. Yaptığım çalışmalarda ayrıntıların   spesifik nedeni diorama sanatının kendisidir. Ayrıntıların çeşitleri ve yaşanmışlık olmazsa olmazdır. 

Yapay  zekayı bir sanat olarak görmüyorum

Diorama sanatının dijital sanatlarla, yapay zekayla nasıl bir ilişkisinin olacağını düşünüyorsunuz? Bunun dışında bir sanatçı, insan olarak yapay zeka ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Yapay zekadan, bilgisayara yüklenmiş programdan sanata bakışım; bir sanat olarak görmüyorum. Daha önce bir sanat fuarında büyük bir fanus içinde bir robot makinenin kendisine yüklenen programla bir heykeli traşlayıp yaptığına  şahit oldum.  Sonuçta bunu programa yükleyen belki bir sanatçı olabilir, belkide eli heykeltraşlığa yatkın olmayan fakat iyi bir bilgisayar programcısı çizebilir. Ancak bu sonra yüzlerce kez aynı çalışma tekrardan yapılabilir. Programdaki çizimleri silmezsenin aynı sanatçının 200 yıl sonrada çiziminden yüzlerce üretebilirsiniz. Eğer bana göre bu bir sanatsa plastik bir kovanın çizimini yapan torna-tesviyeci de bir sanatçıdır, daha sonra üretilecek kovalarda bir sanat eseri olacaktır.

Diorama sanatı bilgisayar teknolojisinden etkilenen ilk sanatlardan diyebilirim. Dünyada diorama sanatını icra eden mesela 200 kişi var dersek bunların 180 tanesi 3d yazıcılardan veya hazır çin’den ithal edilen objeleri kullanmaktadır. Ben bunları sanatçı olarak maalesef görmüyorum. Sanat özgündür, seri üretim değildir.

Sanatımı korumaya çalışıyorum 

Eserlerinizin geleceğiyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Sizinle yapılan röportajlarda müze açma isteğiniz olduğunu okumuştum. Müze yapmakla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Yaptığım çalışmaları, satın almak isteyenler oluyor. Fakat ben ticari amaçla çıkmadığım bu sanat yolculuğunda yaptıklarımı satmaya sıcak bakmadım. Belki satarsam bu sanatı icra edebilir miyim? Bu kadar uzun süreli ve özveriyle yaptığım işleri devam ettirebilir miyim? Eğer satarsam kısa yoldan 3d yazıcı veya hazır objeler kullanmaya başlayabilirim. Veya satarsam daha karlı bir iş bulursam bu sanatı bırakacakmıyım? Ben bu sanatın sanat olarak  devam etmesi için  satış yapmadım.

Satarsam bu çalışmalar kaybolup gidecek. Çünkü bir  resim, tablo gibi değil. Taşınma ve sergileme esnasında parçalar çok kolay kırılabiliyor. Dünyanın en nazik, en zarif, en kırılgan ve hassas sanatıdır diyebilirim. Muhafazası çok önemli.  İnsanların ilgisini ve dikkatini çeken bu çalışmaları uzun süre bir arada nasıl tutabilirim ve nasıl çalışmalarımı sürekli devam ettirebilirim diye düşünürken aklıma müzecilik geldi. Kendi yaptığım çalışmaların haricinde başka sanatçıların yaptığı çalışmalardan da alarak bir müze oluşturma hedefim var. Böylece yapılan işler gelecek nesillere sağlam bir şekilde ulaşmış olur düşüncesindeyim. Ülkemizde 30-40 sene önce gerek köyler gerekse şehir hayatını en iyi şekilde yansıtan türk filmlerin arka planındaki o evler ve dükkanlardır. Eğer yaptığım  bu eserler geleceğe nakledilirse insanlar 50 sene – 100 sene önce kendilerinden öncekilerin yaşadıklarını 3 boyutlu birebir görebilme imkanına sahip olabilirler. 

Gelecekteki sanat projelerinizde neler var?

Şu anda çalışmalarımın  çoğalması için çalışıyorum. Sergilemiyorum. Sadece sosyal medya instagramda: ismail_diorama_art adlı hesabımda sergiliyorum.

 Sosyal medyanın sanatınıza bir katkısı oldu mu? 

Satış, sipariş ve ticari olarak yapmadığım için sosyal medyanın sadece eserlerimin ve diorama sanatının tanıtılmasına faydası oldu sanırım. 

 

 

 

Önceki Yazı

Sinemanın heyecanı hep bizimle!

Sonraki Yazı

İnsan insanın yurdudur!

Son Yazılar

Burgazada, Sait Faik ve gençler

Sakarya Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesi öğrencileriyle yazar Sait Faik’in vefatının 70. yılında Burgazada’da birlikteydik. Burgazada

Şiir daima bir fazladır

Şair İhsan Deniz: “Şiir kendi başına vardır, olduğu yerde durur, orda, ancak orada vardır. Tanımlar ne