Sanat Toplumu İyileştirir

11 dakikada okunur

Aylin İZMİR

‘Çılgın Profesör’ olarak nam salan Mehmet Kavukçu, toplumsal olaylara dikkat çekmek için gerçekleştirdiği performanslarla adından söz ettiriyor. Sanatın iyileştirici bir güce sahip olduğunu belirten Kavukçu, çalışmalarına her gün bir yenisini ekliyor.

Terör olayları, orman yangınları, mülteci sorunları, Kovid-19 pandemisi ve son olarak da kadına şiddet olgusu… Yaptığı her çalışmayla toplumun kanayan bir yarasına parmak basan Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Kavukçu, kendine özgü sanat anlayışıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Türkiye’nin değişik illerinde enstalasyon ve performanslar gerçekleştiren Kavukçu, pek çok kişi tarafından ‘Çılgın Profesör’ olarak anılıyor. Terörün yaşattığı acılara karda tabut performansıyla dikkat çeken ve orman yangınında zarar gören ağaçları sırtlayarak kent merkezine taşıyan Kavukçu, bugüne dek pek çok çalışmaya imza attı. Geçtiğimiz günlerde buz tutturduğu 13 metrelik piramit konstrüksiyonun dört ayrı yüzeyine kadına ait bazı kavramları yazarak onların toplumsal hayatta yaşadıkları acılara gönderme yapan Kavukçu ile sanatı ve çalışmalarını konuştuk.

Sosyal problemler üzerine gerçekleştirdiğiniz enstalasyonlar ve performanslar ile dikkatleri üzerinize çekiyorsunuz. Sizi bu türden çalışmalara iten sebepler nelerdir?

Bir sanatçının toplumsal iletişim üzerinden düşüncesini ve davranış biçimlerini belirleyebilmesini önemsiyorum. Gerçekleştirdiğim performanslarım ve kurmuş olduğum enstalasyonlarımda insana ulaşabilmeyi hedefleyerek bir olgu ya da kavramı ifade etmenin daha etkin ve daha doğru olduğuna inanıyorum. Bu kimi zaman toplumsal duyarlılık kimi zaman düşünsel kavramlar oluyor. Doğru örtüşmelerin olduğu anlarda da işime yansıyorlar bunlar.

SANATÇI DÜŞÜNDÜRÜR

Diğer sanatçılara göre duygu ve düşüncelerinizi farklı bir şekilde dışa vuruyorsunuz. Bu özelliğinizden hareketle “sanat” sizin için ne ifade ediyor? Çalışmalarınızda sanatın hangi yönüne dikkat çekiyorsunuz?

Sanat benim için kendimi anlatmayı yani bazen toplumsal bazen bireysel etkileşimlerle gerçekleşen olaylara söz söyleyebilmeyi ifade ediyor. Pandemi sürecinin ilk aylarında kendi evimde gerçekleştirdiğim ‘Sessiz Çığlık’ performansım, yine pandemi ile alakalı yaptığım ‘Pandemi – Eğitim- Etkileşim’ performansım, orman yangınları üzerine yaptığım yanmış ağaçları şehir merkezine insanların arasına taşıdığım, ‘Şiddeti Düşünmek VI: Ormanlar’ performansım gibi… Toplumsal ve bireysel etkileşimler beni bu işleri yapmaya yöneltiyor. Sanatın toplum üzerinde hem uyarıcı hem etkileyici hem de iyileştirici bir etkisi vardır. Binlerce yıldır böyledir bu. Bu açıdan sanatın çağ açıp çağ kapatan yönlerini dikkate almak gerekir.

Sanat, toplumsal bir fayda gözetlemeli midir? Toplumsal mesaj vermede sanatın gücünü nasıl yorumlarsınız?

Öyle bir zorunluluk yok tabi. Toplumsal fayda gözetilip gözetilmeyeceğine sanatçı kendi duruş ve anlayışına göre karar verir. Sanatçının verdiği mesaj bireyi ve toplumu düşünmeye sevk edebilir, onu yönlendirebilir. Bu anlamda toplumsal hareketlerin güçlenmesine ve daha aktif olmasına etki edebilir.

DELİ DEĞİL UZMANMIŞ!

Yaptığınız çalışmalara vatandaşlardan ne tür tepkiler geliyor? Bugüne dek gördüğünüz en ilginç tepki ne oldu?

Yaptığım çalışmalarda halkın ilgisinin yoğun olduğunu görüyorum. Bu kimi zaman belki de doğrudan anlaşılmamanın getirisi olarak bireysel tepkilere de dönüşebiliyor. Genelde ise ilgi, takip ve işi doğru algılayabilme oranının daha yüksek olduğunu söyleyebilirim. 2019’da Erzincan’da yaptığım ‘Şiddeti Düşünmek VI: Yangınlar’ başlıklı performansımda çok ilginç bir olay yaşadım. Yakılmış ormanlık alandan yanmış bir ağacı şehre indirip şehirde sürükleyip yakılmış başka bir grup ağaç ile yerleştirdik. Tabi performansım sürecince yanmış ağaçlar ile yakın temas içinde olduğum için kıyafetlerim, ellerim, yüzüm kömürden kararmıştı. Alana geldiğimde iki yaşlı teyzenin birbirleriyle konuşarak bana baktıkları dikkatimi çekti. Biraz sonra yanıma yaklaştılar ve içlerinden biri bana eğilerek şunu sordu: “Oğlum, sen ne yapmak istiyorsun?” Ben de kısaca orman yangınlarına vurgu yaptığımı anlattım. Sonra soruyu soran teyze diğerine dönüp şunu dedi: “Bak deli değilmiş. Uzmanmış, uzman.” İşin sonundaki o yorgunluğun üzerine beni ve çevremdeki ekibimi gülümseten bir olay olmuştu.

Öğrencileriniz arasında sizden ilham alıp benzer çalışmalar yapmak isteyenler oluyor mu?

Özellikle enstalasyonlar üzerinden birtakım denemeler gerçekleştirmek isteyen öğrencilerim oldu.

GENÇLER ÖZGÜN OLMALI

Terör, şiddet, ölüm, pandemi, orman yangını, mülteci sorunları… gibi pek konuda çalışmalar yaptınız. Bu çalışmalardan hangisini gerçekleştirirken zorlandınız?

Asıl zorlanma fiziksel uygulamada değil de olayı nasıl ifade edeceğime karar verme aşamasında oluyor. Büyük boyutlu enstalasyonlar daha büyük bir çalışma ekibi ile gerçekleştiriliyor. Yerebatan Sarnıcı’nda ve Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Kültür ve Kongre Merkezi’nde yaptığım alan- kurgularım gibi çalışmalar daha fazla iş gücü gerektirmişti.

Hayata geçirmeyi düşündüğünüz yeni bir çalışma var mı?

Her zaman var. Bunların hazırlık ve sponsorluk aşamalarını çözümleyip öyle hayata geçirmek gerektiği için süre uzayabiliyor.

Genç sanatçılara nasıl bir mesaj verirsiniz?

Genç sanatçılara çok iyi araştırmalarını, toplumsal ve bireysel olgu ve olayları doğru takip etmelerini, kendi bireysel kimlik özelliklerini doğru tahlil ederek özgün bir dile ulaşma çabası içinde olmalarını tavsiye ederim.

TÜM ŞİDDETİ BUZA HAPSETTİM

Son olarak buz tutan enstalasyonun dört ayrı yüzeyine boya ile “kadın”, “aile”, “emekçi kadın” ve “şiddet” yazarak kadına şiddet konusuna dikkat çekmiştiniz. Bu çalışmanızdan biraz bahseder misiniz?

Evet, yaklaşık 13 metrelik piramidal bir konstrüksiyon kurup onu su ile buluşturup buzlaştırdıktan sonra piramidin farklı yüzeylerine “kadın, aile ve emekçi kadın” yazdığım bir performans gerçekleştirdim. Üç yüzeye kadına ait olgular yazıp dördüncü yüzeye ‘şiddet’ yazarak aslında bütün bu yüzeyleri kapsayan yani kadının bütün kimliklerini kapsayan bir toplumsal problemi ifade ettim. Kadına şiddet dünya insanını ve toplumları çürüten acı bir olgu. Bu yüzden ben de hem bu acıyı ifade etmesi açısından buz kullandım hem de bütün bu şiddeti buza hapsedebilme umudu taşıyarak performansımı gerçekleştirdim. Piramidin en tepesine ise gökyüzüne yani sonsuzluğa yükselen bir merdiven yerleştirip, üzerine neon aydınlatmalar ile “Kadın” yazarak aslında bütün olumsuzluklara rağmen ışıldayan kadını anlatmak istedim.

Önceki Yazı

Salgında Hibrit Yayıncı Buluşması

Sonraki Yazı

Altın Küre Ödülleri Sahiplerini Buldu

Son Yazılar

Suveydâ Vizyonda

Usta yönetmen, senarist ve yapımcı Mesut Uçakan'ın yeni filmi "Suveydâ" izleyicisi ile buluştu.