Sanatçılar Filistin’in seslerini çizgilerle haykırdı

28 dakikada okunur

Filistinlilerin özellikle de son günlerdeki saldırılardan sonra Gazze’de yaşayan insanların sesi olmak ve yaşanan katliamı dünyaya duyurmak hatta haykırmak adına çizgilerine sarılan illüstratörler sanatın gücünü bu sefer barış için kullanmak üzere harekete geçti: “Bu soykırım tüm dünyanın gözü önünde varlığını sürdürmesine rağmen görmeyen gözler için bu gerçeği daha fazla duyurmamız lazım. Bu sebeple sanatın gücünü iyi kullanmamız gerekiyor. Bu noktada elimizden gelenin çizgilere sarılmak olduğunu keşfettik. Sanat, görmeyen gözlere olayları görünür kılıyor. Yaşanılanlar illüstrasyon ile anlatıldığında daha etkileyici olabilir. Sayfalar dolusu bir yazının özetini bir karede size anlatır çizgiler. Sanatın insanlığa barışı tek başına tek başına getirebilir olduğunu söyleyemesek de bu yolda en büyük destekçisi olacak.”    

Filistin’de 75 yıldır devam İsrail zulmü bugün Gazze’de soykırama dönüştü. 7 Ekim’den beri devam eden saldırılarla daha önce eşi benzeri görülmemiş bir katliam yapıyor, İsrail. Bunun yankıları da Mescid-i Aksa’da, Kudüs’te de hissediliyor ve müslümanlar dünyanın gözü önünde öldürülüyor. Dünya ise sus pus. Türkiye ve birkaç ülke dışında Gazze’de yaşananlara üst düzey yetkililerden kimse ses çıkarmıyor. Ama dünya genelindeki Müslüman vatandaşlar her yerde miting ve gösterilerle hem tepkilerini ortaya koyuyor hem de Gazze’ye yardım için el birliğiyle çalışıyor. Bireyler olarak Gazze için harekete geçenlerden bir bölümünü de sanatçılar oluşturuyor. Sanatın gücünü her zaman konuşuyoruz, sanat evrenseldir… Onun dili, dini, ırkı yoktur. Bunun farkında olan ve İsrail’in bu insanlık dışı muamelesi karşısında, “Ben ne yapabilirim?” diyerek çizgilerine sığınan illüstratörler hem kendi duygularını ifade etmek hem de Gazze’deki dramı herkese göstermek adına kolları sıvadı. Söze gerek olmadan yaşananları çalışmalarıyla anlatan; Ayşe Şeref, Cemile Ağaç Yıldırım, Hilal Nur Eren, Ümran Aşkın Aydın ve Taha Arben Vurgun’a hem duygularını hem de çizimlerini sorduk.   

Yaşamını yitirenleri unutturmayacağım

Ayşe Şeref

Uzun yıllardır Filistin’de yaşanan zulme şahit oluyoruz. 7 Ekim ile birlikte bu saldırıların ölçüsüzce devam etmesi, binlerce masum çocuğun tüm dünyanın gözü önünde katledilmesi ve bu katliama sessiz kalınması kabul edilebilir değil.  Bu anlamda herkesin elinden geleni yaparak gerçekleri duyurması gerekiyor.

Çizerler olarak bizim yapabileceğimiz şey de yaşanan gerçekleri, katliamı insanlara duyurmak. Bizler yaptığımız eserlerde aynı zamanda üzüntümüzü, haykırışımızı yansıtıyoruz. Bunu işlenen temalar ile ister istemez kullandığımız renklerle bile yansıtıyoruz. Son zamanlarda kullandığım resimlerin çoğunda bir karartı hâkim oldu. Bir yandan da umut içeren canlı renkler ile çalıştım. İnsanlığın umudunu kaybetmeden aydınlığa çıkacağına inanıyorum.  Sosyal medyanın Filistin paylaşımlarımıza zaman zaman engel getiriyor olmasına rağmen Filistin’i temsil eden renkler ile anlaşılır şekilde gerçekleri göstermeye devam etmeliyiz.

Hastanenin bombalandığı gün, gece saatinde büyük bir üzüntüyle haberleri takip ederken elinde ekmeği ile sedyede öylece yatan küçük kız çocuğunu gördüm ve çok etkilendim. Bizim milletimizde çocuklara ilk “Aç mısın?” diye sorulur. O an artık aç değilim der gibi yaşamını yitiren tüm çocuklar adına o ekmeği bize uzatıyor oluşu beni derinden yaraladı. Bu katliama kimse sessiz kalmamalı diye düşünerek hemen oturup bu çocuğun elini çizdim. “Bunu da mı görmüyorsunuz? Hala neyi bekliyorsunuz?” demek için, onların sesi olmak için yaptım.

Elimizdeki bu gücü kullanmalıyız

Üzücü diğer bir konu da yaşamını yitiren kişilerin sayı olarak anılması. Halbuki her biri hayalleri, umutları olan bir insanı temsil ediyor. Bunun için Filistin’de yaşamını yitiren çocukları, yetişkinleri resmetmeyi hedefliyorum.  13 yaşında olan Hala Abu Sa’ada yaşamını yitiren Filistinli çocuklardan biri. İşitme engelli çocuklar için hazırlanan albümde aldığı işaret dili eğitimi ile gönüllü çalışmalar yapan bir kız çocuğuydu. Onu resmederek ismiyle ve yaptığı işler ile anılmasını istedim. 

Duyguların sanat üzerinden yansıtılmasının özellikle gerçeği gözler önüne sermek için çok etkili olduğunu düşünüyorum. Bu paylaşımların, çalışmaların insanlar üzerinde farkındalığı arttırdığına inanıyorum. Bir şeyin durdurulması, yok edilmesi için önce varlığının bilinmesi gerekiyor. Bu soykırım tüm dünyanın gözü önünde varlığını sürdürmesine rağmen görmeyen gözler için bu gerçeği daha fazla duyurmamız lazım. Bu sebeple sanatın gücünü iyi kullanmamız gerekiyor. Çünkü insanlara böyle bir katliamın olduğu gösterilmiyor, yok sayılıyor ya da çarpıtılıyor. Gerçeği, yaşananları gözler önüne sermek sanatçıların çalışmalarıyla çok daha geniş kitlelere ulaşacaktır. Sanat, görmeyen gözlere olayları görünür kılıyor. Sanatın insanlığa barışı tek başına tek başına getirebilir olduğunu söyleyemesem de bu yolda en büyük destekçisi olur. Gerçekleri yansıtan, tarihe ışık tutan acıyı gözler önüne seren bir ortak gözdür sanat.

Siyonizm zihniyeti barış düşmanı

Cemile Ağaç Yıldırım 

Yeni Şafak gazetesi, Düşünce Günlüğü sayfasında hafta içi her gün çiziyorum. Bana gelen her bir yazıyı keyifle çiziyorum çünkü karakter olarak eğlileştirmeye çalıştığım aktivist ruhumu bir ifade biçimine dönüştürdüm. Siyasi-politik, sağlık, hayvan hakları, kadın, çocuk gibi daha birçok konu başlığı illüstrasyonlarımın alt metnini oluşturuyor. Bu konuların tarafsızca, adaletli bir biçimde duyurulmasının sanatsal yolculuğunu şahsım adına üstlenmiş hissediyorum. Bugünlerde yaşananlardan dolayı çok üzgünüm. Bu duruma karşı dünyanın çıkarttığı kısık ses beni ayrıca üzüyor. 

Düşünce Günlüğü sayfasında İsrail ve İsrail’in anlamsız siyasetini sık sık gündeme getiriyoruz ve çiziyorum. Sosyal medyada paylaştığım İsrail bayrağındaki Davut Yıldızı’na ayağından bağlı olan bir kuşun, barışı simgeleyen zeytin dalına ulaşamaması konulu çalışmam geçtiğimiz aylara ait bir çizimdi. Çünkü İsrail ve siyonizm zihniyetinin barış düşmanı olduğunu düşündüğüm için böyle bir illüstrasyon yapmıştım. Davut yıldızına asılı kalmış bir barış güvercini, yanında da yere düşürdüğü zeytin dalı. Hatta bu illüstrasyonun birçok versiyonunu çizdim diyebilirim. 

Sanat içgüdüleri harekete geçirir

İsrail’in Filistin’e uyguladığı insanlık dışı tavır senelerdir devam ediyor. Uzun yıllardır Filistinliler açık hava hapishanesinde yaşıyor ve dünyada bunu izliyor. Ben izlemekle kalmaktan daha fazlasını yapmak adına çiziyorum. Ben çizerek haykırıyorum. Bu seslenişimi sanatın iletişim gücünden ilham alarak yapıyorum. Bana en çok şu söyleniyor, duygularıma tercüman olmuşsunuz. Çünkü sanat kişilerin iç güdülerini ortaya çıkarır ama asla müdahale etmez. Eşitsizliğe eşitmiş gibi yalandan yaklaşmaz, savaşa makul gerekçeler uydurmaz, her türlü esarete hangi çağda hangi toplumda olursa olsun duyarsız kalmaz. Sanat korkmadan var olabilen bir olgudur. İşte tamda bu sebeple sanatın insanlığa barışı getireceğine inanıyorum. 

İllüstrasyon onlarca kelimenin anlatamadığını anlatıyor

Hilal Nur Eren

Gazze’de yaşanan olaylar, sadece o bölgedeki insanların değil tüm insanlığın sorumluluğunu taşıdığı bir trajedidir. Paylaşılan her bir haber her bir görüntüyle içim daha fazla acıyla doluyor. Filistinlilerin yaşadığı bu insan dışı muameleye rağmen İsrail’e hala engel olunmaması beni inanılmaz derecede kahrediyor. Eşi benzeri görülmemiş bir insanlık suçuna, bir soykırıma tanıklık ediyoruz. Filistin tarih boyunca devam eden çatışmalar ve insan hakları ihlali ile özellikle müslümanlar için hassas ve duygusal bir konu olmuştur. Benim için de her zaman öyleydi. Ben herkesin elinde bulunduğu olanaklarla bunun gibi toplumsal sorunlara sesini çıkarması, tepki göstermesi, engellemesi taraftarıyım. Benim olanağım ise sanatımdı. 

Çocuklara Filistin’i göstermek istiyorum

Çalışmalarımı kendimi ve hislerimi ifade etmek yanı sıra insani tepkileri, haksızlıkları ve acıyı sanat yoluyla kitlelere duyurmak için yapıyorum. Bu acıyı sansürlenmeden tepki çekmek için üzerinde Filistin’in geleneksel motifleri olan, Filistin bayrağını simgeleyen karpuz dilimini çizdim. Filistin bayrağının renklerini taşıyan karpuz, uzun yıllardır Filistin direnişinin sembollerinden biri. Sosyal medya platformları Filistin’e dair her görsel ve metni kısıtlayıp, kitlelere ulaşmasını engellemeye başladığında çizerler buna tepki olarak sosyal medyada karpuz dilimleri çizip paylaşarak desteklerini bu şekilde ortaya koydular. Bünyesinde çalışıyor olduğum Umuda Koşanlar Derneği bunun gibi çalışmalarımı her zaman desteklemiş. Bu nedenle çalışmamı sayelerinde daha fazla kişiye ulaştırmış oldum. Umuda Koşanlar Derneği bünyesinde başka çizimler yapmaya devam ediyorum. İlerleyen süreçte de özellikle çocuklar için Filistin’i anlatan çalışmalar yapmayı planlıyor ve istiyorum. Yaşanılan trajediler ve gerçekler duygusal olarak görsel bir sanat olan illüstrasyon ile anlatıldığında daha etkileyici olabiliyor ve mesajın hızlı bir şekilde anlatılmasında onlarca kelimenin yerine geçebiliyor. Sanat, insanların duygusal ve düşünsel tepkilerini uyandırabilir. Bu tepkiler değişim ve eyleme sebep olabiliyor. 

Gözyaşlarıyla çizgilere sarıldım

Ümran Aşkın Aydın

Filistin’de çocukluğumdan bu yana şahit olduğum büyük bir zulüm yaşanmakta. Bu zulüm zaman zaman katliama dönüşmekte. Biz müslümanlar ise içimiz yanarak, dualar etmek ve elimizden geldiğince destek olmak dışında bir şey yapamıyoruz. Sivil halk bebek, çocuk, kadın, erkek demeden saldırıya maruz kalıyor, öldürülüyor. Bir hastanenin bombalanmış olduğuna hala inanamıyorum mesela. 

Dünyada gerçekleşen olaylar bizim de duygu durumumuzu, ruh hallerimizi çoğu zaman derinden etkiliyor. Kimi zaman tarafımızı belli etmek için, kimi zaman daha geniş kitlelere etki etmesini gerektiğini düşündüğümüz doğrularımızı savunabilmek için, kimi zamansa sadece hislerimizi sağaltabilmek için sanatı aracı olarak kullanıyoruz. Ancak Filistin bizim gerçekten derdimiz olduğunda bu hayatımıza da yansıyacak. Terzinin diktiği kıyafete, aşçının yaptığı yemeğe, öğretmenin verdiği eğitime yansımadan Filistin için aydınlık günlerin geleceğine inanmıyorum. Bu noktada da elimden gelenin çizgilere sarılmak olduğunu keşfettim. 

Yaşananları duyurmak için çabalıyorum

Filistin ile ilgili çizimlerimin hepsi gerçek hayatların sanatıma yansıması. Mesela elinde Filistin bayrağı ile yıkıntılar üzerinde oturan kız çocuğu 2021 yılındaki saldırılar sonrası sosyal medyada gördüğüm bir fotoğraf üzerine ortaya çıkan bir çalışmaydı. Yine bir sabah kalkıp, gözyaşları içerisinde ama vakur duruşunu da bozmayan bir kız çocuğunun “Ben sadece 10 yaşındayım” feryadı tüm işlerimi kenara itip gözyaşlarıyla çizgilere sarılmama sebep olmuştu. Keşke daha fazlasını yapabilsek. İnsanların yapısına ve meziyetlerine göre herkesin yapacak çok şeyi olduğuna inanıyorum. Kanlı bir el içerisinde, yıkıntılar arasında, saçları Filistin bayrağı renginde, içindeki ateş dışarı vurmuş kız çocuğunu refah kapısının açıldığını duyduğum gün çizmiştim. Çünkü o habere sevinemediğimi, o kapı açılsa da kapının anahtarının hangi kanlı ellerde olduğunu bilmenin kaygısını ve o hain ellerin ufak bir hamleyle zaten perişan olmuş her şeyini kaybetme noktasına gelmiş Gazzelilerin kırılgan ruhlarını ve hayatlarını yeniden mahvedebileceklerini iliklerime kadar hissettim. Ortaya bu eser çıktı. Beni derinden etkileyen bir diğer sahne de çocuğu kucağında kefenlenmiş haliyle bulunan ve ona sımsıkı sarılan acılı bir anne fotoğrafıydı. Kendi çocuğumun ve hepimizin rahatı içimi parçaladı o an. Aslında tüm Türkiye’nin o kadının çektiği acıya ortak olduğunu resmettim. Gözyaşları içerisinde çok plansız ve hoyratça çizdiğimi hatırlıyorum. Bu yıllar önce bir televizyon kanalında şehadetine şahit olduğum Muhammed Durra’dan sonra beni en derinden etkileyen acıydı. Ama yüzlercesi her gün yaşanıyor orada. Bir de TDV yayınlarından çıkmış olan Ayşe Gül Gürbüz’ün yazıp benim resimlemiş olduğum “Bir Rüyanın İçinden Kudüs” isimli bir çocuk kitabı var. Karıncaların yıllar önce nezaketen şehirlerini paylaştıkları ateş karıncalarının zulmüne uğramasını anlatıyor. Sonra tüm karıncalar ve birçok böcek türü ateş karıncalarının zulmüne sessiz kalmamaya karar veriyor. Ve birlik oluyorlar. Burada sadece müslümanlar değil her dinden insanların bu zulme dur demesi gerektiği mesajı veriliyor. Tüm dünyanın da en kısa zamanda bu birlikle hareket edebilmesini tüm kalbimle diliyorum. Bu konuda daha çok yazıp çizmemiz gerekiyor. 

İnsanlık bitti. The end… 

Taha Arben Vurgun 

Gazze’ye yönelik saldırılarda ölenlerin çoğunluğu çocuklar, onların anneleri ve aile büyüklerinden oluşuyor. Tek başına bu tablo bile, İsrail’in amacının kendini savunmak olmadığını gösteriyor. Savaş uçaklarıyla gece gündüz Gazze’deki çocukların bombalanması, okulların, hastanelerin, camilerin, binaların, sokakların ateşe boğulması insanlık dışı. Filistin’de ki görüntüleri izlerken kahır oluyorum. Kalbim sıkışıyor, üzülmekten yorgun düşer ya insan işte tam o şekilde hissediyorum. Filistin’de yaşananlar kabul edilemez. El-Ehli Baptist Hastanesi’nin vurularak çoğunluğu çocuk ve kadınlardan oluşan masum sivillerin, uluslararası hukukun ve en temel insani değerlerin hiçe sayılarak katledilmesi tüm insanlığın bittiği noktadır. Dünyanın bu mesajı artık alması lazım. İnsanlık Bitti. The End… O yüzden bu eseri çizdim. Çünkü bence her sanat toplumu yansıtır ama karikatür sanatında toplumun yansıması daha çok görülebilir. Çizimlerim ile dünyanın nabzını tutmaya çalışıyorum. Bir çizer olarak değil, bir insan olarak kendimi sorumlu hissediyorum. Belki de sosyal hayatta kendimi çok iyi ifade edemediğim için çizme yoluna gidiyorum. Çizgi, yazamadığımız şeyleri daha iyi anlatmak için bir araç gibi hissediyorum. 

Hiçbir şeyin değişmediğini Hanzala çizimimle göstermek istedim 

Ünlü karikatürist Naci el-Ali’nin kaleminden doğan Hanzala benim en sevdiğim çizgi karakter. 10 yaşında ayrıldığı Filistin’i bir daha hiç göremeyen Naci el-Ali, Londra’da çalıştığı gazetenin ofisine giderken MOSSAD tarafından silahlı saldırıya uğradı ve 1987’de şehit oldu. Bugün yaşananlara sessiz kalan dünya, Naci el-Ali’nin öldürülmesi karşısında da yine herhangi bir tepki göstermedi. Geride direnişin sembolü olan Hanzala’yı bıraktı. Naci el-Ali’nin tüm dünyaya olan küskünlüğünün bir ifadesi olarak ortaya çıkan Hanzala, üstü başı yırtık, yamalı bir çocuk olarak hala yaşanan zulmün dinmesini bekliyor. Geçmişten günümüze aslında hiçbir şeyin değişmediğini zulmün yıllardan beri devam ettiğini bitenin insanlık olduğunu göstermek için en son çizimimde Naci el Ali’nin çizdiği bir karikatürü yeniden yorumladım.

Sanatın savaşa karşı olduğunu, barıştan yana olduğunu düşünüyorum. Ve karikatürün dünyanın en samimi, içten sanatlarından biri olduğunu düşünüyorum. Sayfalar dolusu bir yazının özetini bir karede söyleyebilir size karikatür. Sosyal medya mecralarına baktığımızda karikatürün gücünü rahatlıkla görebiliriz. 

 

Önceki Yazı

Biz büyürken küçülen harita ya da çocuklara söylenen yalanlar

Sonraki Yazı

Şairin Filistin’i ya da çevirinin kullanışlı dili

Son Yazılar

Burgazada, Sait Faik ve gençler

Sakarya Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesi öğrencileriyle yazar Sait Faik’in vefatının 70. yılında Burgazada’da birlikteydik. Burgazada

Şiir daima bir fazladır

Şair İhsan Deniz: “Şiir kendi başına vardır, olduğu yerde durur, orda, ancak orada vardır. Tanımlar ne