Sanatta en büyük yetenek: Sabır!

18 dakikada okunur

Perküsyon sanatçısı Gürkan Özkan, perküsyona ve sanata dair tutkusunu Litros Sanat okuyucuları için anlattı. Sanata gönül vermek isteyenlerde en büyük eksikliğinin sabır olduğunu söyleyen Gürkan Özkan şöyle devam etti: “Dış etkenler ne olursa olsun bu işi yapmak istediğinize inanmanız gerekir. Ben ritm çalan kişiyi futboldaki kaleciye benzetirim. Sen tereddütte kalırsan gol yersin. Evvela kendine güveneceksin. Ben bu işi yapacağım demelisin kim ne derse desin. Bu işi yapacağına inanmalısın. Kendine güvenmelisin ve sabırla çalmalısın. Bu sabır sayısı galiba bu jenerasyonda problemli. Tüketim zamanı dünyası diyoruz ya tüketim çağı, her şey 15 saniyelik hikâye sosyal medyada. Çok azaldı sabrı insanların. Bırak bir enstrüman çalmayı hiçbir şeye sabrı kalmadı. En büyük yetenek sabır. Sabır yeteneğin varsa, kendini yönetebiliyorsan eğer, benim çalışmam lazım diye kendi kendine söylüyor ve empati yapabiliyorsan başarabilirsin.”


Sizi bugün çok özgün bir sanatçıyla tanıştıracağım. Aşık olduğu vurmalı çalgıyı henüz çocuk yaşta harçlıklarını biriktirerek almış bir müzisyen. Enstrümanını yanına alarak 14 yaşında birçok farklı yerde çalmaya başlayarak kendini geliştirmiş.  Kendi deyimiyle mutfakta pişen ‘alaylı’ bir sanatçı. Çocuk yaşlardan itibaren sürekli kendini geliştirmek için çalıştığını ve kendisini ise şu sözlerle cesaretlendirdiğini ifade ediyor; “İyi bir şekilde enstrüman çalarsan iyi yerlerde çalışmaya başlarsın. İyi yerlerde çalmaya başlarsan da iyi para kazanırsın. İyi kazanırsan da annen mutlu olur. Bu otomatik olarak kendimi geliştirmemi sağladı. Müziğe duyduğum aşk olmasaydı hiçbir şey başaramazdım.” şeklinde anlatıyor kısaca hikâyesini. Gelin isterseniz perküsyon sanatçısı Gürkan Özkan ile gerçekleştirdiğimiz keyifli röportajımıza geçelim hep birlikte.

Sizi ve çaldığınız enstrüman tablayı tanıyabilir miyiz?
2006-2011 arasında Hindistan’da yaşadım. Tabla klasik bir Hint müziği çalgısı. Piyanoya eş değer bir vurmalı çalgı. Perküsyon vurmalı çalgılar demek. Sadece perküsyon enstrümanı değil, çoğunluğuna verilen bir isim. Benim çaldığım tabla ise bunların dışında bambaşka bir noktada duruyor. Çünkü tabla akort edilen ve repertuvarı olan  bir vurmalı çalgı. Bir piyanistin muhakkak öğrenmesi gereken bir repertuvar vardır, bir tabla sanatçısının da aynı şekilde bilmesi şart olan bir repertuvarı bulunuyor. Bunları öğrenmek ise yaklaşık olarak 7-10 yıl arası sürüyor. Öğrenmenin bir sonu da yok bu arada. Her zaman öğrenci kalabiliyorsan o zaman kendini devamlı geliştiriyorsun. Öbür türlü usta olduğum dediğin vakit öğreneceğin hiçbir şey olmuyor.
Tabla bir Türk enstrümanı

Tabla’nın bilmediğimiz o ortaya çıkış hikâyesini sizden dinleyebilir miyiz?

Tabla için Hint enstrümanı diyoruz ama aslında bir Türk enstrümanı. Hindistan topraklarında 13. yüzyılda Türk asıllı müzisyen Emir Kuşçu’nun icat ettiği vurmalı çalgı tabla. Kudüm yerine tabla olsaydı Türk müziği çok daha iyi noktalara gelebilirdi. Çünkü tablayı direk olarak karar sese akort ediyorsun. O kadar melodik bir hale getiriyor ki ritmik yapıyı bile. Kudüm teknolojik olarak çok kısır bir enstrüman. Birçok tanburi ve udi sanatçının Türk müziğine en çok yakışan enstrümanın aslında tabla olduğunu ifade ettiklerini duydum birçok ortamda. Tablayla tanışan bir sürü klasik Türk müziği icracısı da var. Ben Emir Kuşçu’dan 700 yıl sonra tabla çalan ilk Türk sanatçıyım. O yüzden de gururlanıyorum. Baba tarafı Çağatay Türkü Emir Kuşçu’nun. Semerkant üzerinden gelmişler vakti zamanında ve Hindistan’a yerleşmişler. O topraklarda da bu şekilde ortaya çıkmış tabla. Çok geniş bir konu aslında konuşmakla bitmeyecek diyebilirim bu sanat için. Böyle kadim bir enstrümanı anlatmak öyle çok kolay değil kelimelerle. 3-5 kişi bile sizlerin sayesinde bu sanatı görse ve öğrense bizim için kârdır bu arada.

Enstrümanı çalmak için kültürünü de öğrenmek gerekiyor

Tabla sizinle birlikte de aslında ülkemizde de iyice bilinmeye başlandı?

Konya Mistik Müzik Festivali’nde çaldım. Neyzen Süleyman Erguner’le programlar da yaptım. Televizyonlarda da yayınlar gerçekleştirdik. Bu enstrümanı baya bir yaydık. Kitabım içerisinde o dönemin Hindistan Ankara Büyükelçisi Sanjay Bhattacharyya’nın sözü var “Gürkan Özkan sadece iyi bir müzisyen değil, iki ülke arasında kültür köprüsü” şeklinde onore ediyor. Kültürel ve akademik olarak işler yapmaya çalışıyorum. Üniversitelerde konuşmalar yapıyorum. Etnomüzikologlar çok meraklı. Bir sürü talebenin kaynak kişisi oldum. Bir enstrümanı çalmak onun kültürünü bilmekten geçer, onun kültürünü bilmezsen ne çaldığını bilmezsin. Bütün enstrümanlar için geçerli bu. O yüzden kültürünü ve tarihini de öğreneceksin o enstrümanın. İşin sosyolojisini öğreneceksin. Bir sürü vurmalı çalgılar çalıyorum. Birçok vurmalı çalgının hikâyesine kadar bilen ve çalan bir kişiyim.

İnternette isminizi arattığımızda kick boks sporcusu Gürkan Özkan da çıkıyor?

Çok sıkıntı yaşadım bu noktada. Web sitesi de yapamadım bu yüzden. Bazı şeyleri çok kovalamıyorum. Popülerlikle alakalı şeyler var ya onların üstüne gitmiyorum. Beni bulmak isteyen buluyor sizin gibi, isim ve soy isim benzerliğine rağmen.

Tablaya ilgi nasıl sizce peki eskiye göre?

Daha çok arttı diyebilirim. Sosyal medya ve basından ulaşarak da yazanlar olabiliyor. Tabla öğrenmek isteyen kişi ikinci adımda beni buluyor zaten.

Bütün kültürlerde ilk enstrüman vurmalı çalgıdır
Sizin bu merakınız nasıl ortaya çıktı?

Ben bir sürü vurmalı çalgı çaldım. 16 yaşından beri dünyanın her türlü müziğini dinlediğimi söyleyebilirim. Bali’den Fas’a, Anadolu’dan Brezilya’ya bütün dünya müziklerine kulağımı açtım. Perküsyon insanın ilk enstrümanı. İlk kendi sesini keşfediyor, sonra vurmalı olarak vücudunu keşfediyor. Bütün kültürlerde ilk enstrüman vurmalı çalgıdır. Nereye baksanız muhakkak bir vurmalı çalgıları vardır.  Vurmalı çalgıları dinlerken hep not alıyordum kendi kendime. Sonra orijinal albümler almaya başladım daha küçük yaşta. 5 liram varsa 3 lirama kaset, cd ve plak aldım. Bunların içerisinden yazılar çıkıyordu çalınan müziğin hikâyesine dair. Ben hep çalınan müziğin hikâyesini de öğrenmeye çalıştım. Eğer hikâyesini bilmiyorsam İngilizceden çevrilmiş olan halini de okuyup öğrenmek iyi geliyor. Hissederek çalmış oluyorsun böylece. Öbür türlü matematik olarak algılıyorsun ya da ses olarak keyif alıyorsun. Mesela operadaki hikâyeyi bilmezsen bir sürü adamın ve kadının bağırdığını zannedersin. Esas mesele o müziğin arkasındaki hikâye.

Birçok yabancı sanatçıyla da konserleriniz oldu…
Ben çaldığım eserleri hep hissederek çalıyorum. 40 tane ülkede çok iyi müzisyenlerle konserler verdim. Müzikte ruh ortaktır. Natacha Atlas, Ibrahim Maalouf, Prasad Khaparde, gibi dünya çapında sanatçılarla çalıştım. Avrupa’nın her bölgesi, Kuzey Afrika, Orta Asya, Hindistan, Ortadoğu, Umman, Ürdün gibi birçok farklı coğrafyada konserler verdim.

Perküsyon ülkemizde nasıl ortaya çıktı?
Türkiye’de Okay Temiz’le birlikte hayatımıza girmiş perküsyon. Perküsyonun öncülerdendir kendisi. Okay abiye dair internette arattığınızda her dilde bir sürü şey çıkar önünüze. Yine aynı şekilde Engin Gürkey de çok değerli bir sanatçıdır. Okay Temiz ve Engin Gürkey benim feyz aldığım kişilerdir bu hayatta. Okay hocam ve Engin hocamla çok konserim oldu birlikte. 2002 senesinde 17 yaşımdayken ilk caz festivalindeki konserime Okay abim çıkartmıştı.
Konser ne kadar kalabalıksa o kadar rahat çalarım
17 yaşında böyle bir festivalde konser verince heyecanlanmadınız mı?

Hayatımın her alanında belki de mecburdum o anda o işi yapmaya. Heyecanımı belli etmeden ve sanki hep o işi yapıyormuş profesyonelliğiyle konserlerimi verdim. İlk kez 17 yaşında o caz festivalinde olsam da dışarı bunun heyecanını hiç belli etmedim. Sanki sürekli caz festivaline çıkıp çalıyormuşum gibi. Büyük konserlerimde de genel olarak hepsinde heyecanlandığım noktada nefes alırım ve çalmaya devam ederim. Karşımda 5 kişi de olsa 5000 kişide olsa heyecanımı böyle yenerim. Hatta ne kadar kabalık olursa o kadar daha rahat çalarım. Kalabalık aksine motive ediyor beni.

Ritim çalan kişiyi kaleciye benzetiyorum
Müziğe gönül vermiş kişilerde gördüğünüz en büyük eksiklik ne sizce?

En büyük eksiklik sabır. Dış etkenler ne olursa olsun bu işi yapmak istediğinize inanmanız gerekir. Ben ritim çalan kişiyi futboldaki kaleciye benzetirim. Sen tereddütte kalırsan gol yersin. Evvela kendine güveneceksin. Ben bu işi yapacağım demelisin kim ne derse desin. Bu işi yapacağına inanmalısın. Kendine güvenmelisin ve sabırla çalmalısın. Bu sabır sayısı galiba bu jenerasyonda problemli. Tüketim zamanı diyoruz ya tüketim çağında, her şey 15 saniyelik hikâye sosyal medyada. Çok azaldı sabrı insanların. Bırak bir enstrüman çalmayı hiçbir şeye sabrı kalmadı. En büyük yetenek sabır. Sabır yeteneğin varsa, kendini yönetebiliyorsan eğer, benim çalışmam lazım diye kendi kendine söylüyor ve empati yapabiliyorsan başarabilirsin.

Aşk ile işlerse gönül, el ona secde eder

Hep para biriktirdim müzikle ilgili gereçleri alabilmek için. Öyle yapmak zorundasın. “Aşk ile işlerse gönül el ona secde eder.” cümlesi benim mottom. Sen istersen o gelir. Fıtratında ne varsa, ekmeği nereden yiyeceksen Hak döner dolaşır bunu sana verir. Benim ilk aldığım tablanın üstünden ses çıkmıyordu ama ben 3 aya eve kapanıp enstrümana çalıştım. Sonra Hindistan’a gittim yerinde öğrenmek için.

En iyi müzisyenlerle birlikte Nilüfer’in arkasında çaldık

21 yaşında Hindistan’a gittim ama 19 yaşındayken İstanbul Caz Festivali’nde sahne aldım. 17 yaşında Nilüfer’in orkestrasında çalıyordum. 2000-2007 arasında Türkiye’nin en iyi müzisyenleriyle birlikte Nilüfer’in arkasında bulundum. En uzun süre Nilüfer’le çalıştım pop sanatçısı olarak. Ayrıca iki albümünde olmak üzere Metin-Kemal Kahraman ve Birol Topaloğlu’yla çalıştım. Kendi alanlarında büyük isimleridir.

Orkestralardaki en entelektüel kişi perküsyoncudur

Workshop etkinliklerine katılıyorum, arada liselerde de oluyor. Gençlerle buluştuğum zaman beni dinleyenlere şunu soruyorum; “Bir orkestradaki en entelektüel kişi kimdir biliyor musunuz?” Benden de öyle bir soru beklemedikleri için herkes şaşırıyor. Eğer donanımı tamsa perküsyoncudur. Çünkü perküsyoncu bir sürü vurmalı çalgı var ve bütün bu vurmalı çalgılara hâkim. O enstrümanı çalman için kültürünü de bilmen lazım. Öğrendiğin zaman doğru ve yerinde çalmaya başlıyorsun. Yoksa ses çıkartıyorsunuz sadece.

Önceki Yazı

Zeher Ali ve Öz Kavuşmalar

Sonraki Yazı

Aceleye gerek yok, izleyecek yapım çok

Son Yazılar

Bir değirmendir bu dünya

Muhtârî’nin “Men be-pây-ı hod in hatâ kerdem/Tâ be-destâ renc gestem âsiyâb” (Ben kendi attığım yanlış adım