Sanatta esinlenmenin sınırı ne?

14 dakikada okunur

Sanatın temel dayanaklarından biridir esinlenmek. Genelde sınırların amaca uygun çizilmemesinden kaynaklı taklitçiliğe, kopyalamaya dönüşebiliyor. Dikkat edilmesi gereken husus ise esinlenmek ve taklitçilik arasındaki ince çizgide doğru tarafta durabilmek. Esinlenmenin sınırlarını; piyanist Tuluyhan Uğurlu, oyuncu Ayşen İnci, yönetmen Emre Karapınar ve yazar Handan Acar Yıldız’a sorduk.

Kelime anlamıyla esinlenmek: Bir şeyden ilham almak, içine doğmak, mülhem olmak anlamına gelir. Aristoteles sanatın “doğanın taklidi” (mimesis) olduğunu söyler. Tarihte de sanatçılar, doğadan başlayarak daha sonralardan duydukları bir müzikten, okudukları bir şiirden, gördükleri bir resimden, inançlardan, rüzgardan, yağmurdan, duyguları ve hissettikleri her şeyden esinlenmiştir. Esinlenmek, yaratıcılığın ilk evresi, öğrenmenin temelidir. Gelişim süreçlerinde sanatçılar elbette birbirlerinden esinlenmiştir. Ama aradaki fark sanatçının ruhu, özgünlüğü. Sanatçı sanatına ilk adımını attığında gelişim sürecine kadar olan dönemde esinlenebilir ama bir süreden sonra heybesine doldurduğu birikimlerini yoğurup özgün sanatını bulmalıdır. Yohji Yamamoto: “Sevdiğini kopyalamakla başla, kopyala, kopyala, kopyala. Kopyalamanın sonunda kendini bulacaksın.” sözüyle konu özetliyor.
Bir eser oluştururken ne yapmaya karar vermek eserin yapım aşamasından daha zordur. İşte bu noktada geçmiş gözlemlerden esinlenmek, kişiye nereden başlayacağına dair ipucu verir. Aksi takdirde düşünceler, kafamızın içinde yolunu bulamayıp oradan oraya savrulur durur. İnsan soyut düşüncelerini yoğunlaştırıp somut yaratıma çeviremez. Esinlenme, savrulan düşünceleri iyi kötü bir noktaya çapalayıp sabitler. Dikkat edilmesi gereken husus ise esinlenmek ve taklitçilik arasındaki ince çizgide doğru tarafta durabilmek. Asıl ve kopya arasındaki fark kopya asıl olana öykünen, dolayısıyla asıl olandaki değişimden en çok etkilenendir. İyi kopya kötü kopya ayrımına gitmeden belirtmek gerekir ki asıl ve kopya arasındaki en büyük fark kopya olanın yaşatabilmek için asıl olana ihtiyacı olduğudur. Kopyalanarak oluşturulmuş bir esere baktığımızda asıl eser aklımıza gelir o eserle mukayese ederiz. Çünkü taklitler aslını yaşatır. Oslo’nun da dediği gibi: “Kendini bir başkasıyla kıyasladığın zaman, bütün doğal potansiyelini kaybediyorsun. artık hiçbir zaman mutlu olamazsın. bir daha asla temiz, net ve şeffaf olamazsın. Kendi netliğini ve vizyonunu kaybedersin. Ödünç gözlerin olur. Ama bir başkasının gözünden nasıl görebilirsin? Sana ait olan gözlere ihtiyacın var. Kendi bacaklarınla yürümelisin. Kendi kalbin çarpmalı.”

Gerçek bir sanatçı her şeyden etkilenir
Tuluyhan Uğurlu (Müzisyen)
Çocuk yaşta sanat eğitimine başlayan insanlar bir müddet sonra eğer kendi yönlerini çizme kararı alır. O yön bestecilik olursa, yani kendine özgün sanat üretmek müzik aracılığıyla duygu ve düşüncelerini insanlıkla paylaşmak, kendi şahsiyetini müzik tarihine damgalamak ve öldükten sonra anılmak, bunu hedeflemeye başladığı andan itibaren kendine idol tespit ettiği bir takım bestecilerin etkisi altında kalmaya başlar. Çocukluğumda henüz altı yaşındayken Johann Sebastian Bach’ın eserlerini çalardım, bir müddet sonra Bach’ın eserlerinden besteciliğe doğru yöneldiğimde bir bakmışım ki Bach’ın eserlerinden, yöntemlerinden, müzik tarzından çok etkilenmişim. Çünkü gerçekten hayran olunmayacak bir isim değil. Itri ile beraber dünya müzik tarihini yönlendirmiş isimlerden biridir. Dolayısıyla bir müddet sonra yer yer esinlenerek idol olarak seçtiğiniz isimleri ister istemez etkisi altında kalırsınız. 17’li yaşlarım da Keith Jarret, Chick Corea’nın etkisinde kaldım. Bana Türk Jarret derlerdi, ama bu 17’li yaşlarındaydı. O yaşlarda bu gayet normal. Ondan sonra ise ayrılmak gerekiyor. Bir süreden sonra bütün bunlardan sıyrılmaya başlarsınız. Kendi şahsiyetiniz, müziğiniz oturur kendi bakış açınız insanlara ne anlatmak istediğinizi daha bilinçli bir şekilde anlarsınız ve o zaman diğer bestecilerin etkisinden ayrılırsınız. Ben resimden çok etkilenirim ve ilham alırım. Leonardo da Vinci’nin eserleri bana ilham verir, Michelangelo’nun Son Akşam Yemeği tablosundaki o müthiş anlatımından çok etkilenirim. Picasso’nun İspanya iç savaşını anlattığı, Guernica eserinden çok etkilenmişimdir yıllarca o eseri anlatan konserler verdim. Bir müddet sonra bunları da bırakıyorsunuz, ben gözümü kainata çevridim, uzayın sonsuzluğundan, yaradanın gücünden ve kuvvetinden etkilendim. Eserlerimi böyle üretmeye başladım, yani ilhamın ve esinlenmenin sınırı yok çünkü canlı bir varlıksınız etkilenirsiniz. Gerçek bir sanatçı her şeyden etkilenir. Mesela benim ilham aldığım en önemli kaynak toplumdur. Toplumsal hareketlerden etkilenirim. İnsanlığın gidişatından, yaşadıkları felaketlerden etkileniyorum. İnsanlık için bir şeyler yapmam gerekiyor dediğiniz anda orada sanat başlıyor. Adeta bir direnişçi gibi insanlığın yaşamış olduğu drama başkaldırıyorsunuz ve eser üretiyorsunuz. Esinlenme hayatın her alanında var. Sosyal bir varlığız güneşte bir patlama olsa ondan da etkileniriz. Örneğin Beethoven’ın Haydn’dan etkilenmiştir, buna “historismus” denir. Yani daha evvelki bir besteciden ya da eserden etkilenmek. Ama bir süreden sonra yolunuzu ayırmanız gerekiyor eğer yolunuzu ayırmazsanız iş çirkin noktalara gidebiliyor. Onun için böyle meyili olan sanatçılara çok fazla dinlememelerini öneriyorum. Esinlenmenin ince bir sınırı var ve o sınırı aşmamak gerekiyor.

Esinlenmeyi taklide vardırırlar
Ayşen İnci (Tiyatro oyuncusu)
Esinlenme insanın ve de sanatın doğal ve yadsınamaz bir gerçeğidir. İnsan varoluşundan bu yana gördüğü, tattığı, işittiği, kokladığı, duyumsadığı duygu ve nesnelerden, kişilerden, olaylardan esinlenmiş ve bu esinlenme doğal olarak bilimin, sanatın, kısacası yaşamın her alanını etkilemiştir. Sanatın henüz başında öğrenme aşamasında olan kişiler usta ressam, müzisyen, yazar ve oyunculardan esinlenip onları taklit edebilirler. Kendi özgün kimliklerini bulma yolculuğunda bu esinlenme bir yere kadar hoş görülebilir. Ancak sanatçı bir süre sonra ürettiklerinde kendi özgün yaratısını sunmak zorundadır. Özgünleşmeyi başaramayanlar zamanla esinlenmeyi taklide ve hatta daha ileri götürerek kopyacılığa vardırırlar ki bu da etik ve ahlaki değerler açısından yanlış ve de suçtur.

Esinlenme bir kalkış noktası
Emre Karapınar (Yönetmen)
Fabrikasyon ürünlerin kıymeti el işi göz nuru ürünlerdeki kadar yok. Çünkü onlarda bir emek var. Örneğin; bir makina halısıyla bir el dokuması halının değeri aynı değildir. Birinde emek var ötekinde ise makina yağI var dolayısıyla ruh yok. Durduğunuz yer baktığınız şeyi şekillendiriyor yürüyeceğiniz yolu da ona göre seçiyorsunuz Esinlenmeye ben kalkış noktası diyorum. Orada üzerimize bir sorumluluk yükleniyor. Sanatçı sanatçıdan elbette esinlenebilir ama günümüzde kopyalamanın adı ne yazık ki esinlenmek oldu. Kolaycı olduğumuz için kopyalarız. Çünkü meseleye tüccar gözüyle yaklaşıyoruz. Şiir şairin siparişiyle yazılmaz, İsmet Özel’in dediği “Şiir gelir.” Kendi alanımdan örnek vermem gerekirse şimdilerde çok güzel bir hikayem var diye bir kalkış noktası oluyor. Ama hikâyede ne anlatıldığı pek önemsenmiyor. Çünkü işe tüccar zihniyetiyle yaklaşılıyor. Halbuki yönetmenlik ızdıraplı bir iş. Tarkovski sancı çeken bir sanatçıydı aynı şekilde Angelopoulos’un bir derdi vardı. Biz onların nasıl dertlendiklerine bakıp kalkış noktalarındaki hareketten esinleniyoruz. Dertlerimiz farklı olabilir ama bir şeyi dert edinebilmek basit birşey değil dolayısıyla onlar nasıl dert edinmiş bu konuda onlardan esinlendiğimiz oluyor ama direk olarak onun şeklini alıp kopyalamak komik olur.

Esinleme ve kopyalama arasında tek fark var
Handan Acar Yıldız (Yazar)
Esinlenme ve kopyalama arasında belirleyici tek farktan söz edebiliriz. Birinin bilinçsizce diğerinin ise farkında olarak yapılmasıdır. Nereden ne aldığımızın gayet farkında isek bu bir harf dahi olsa kopyadır. Fakat bilinçsizce almışsak hatta yansıtırken bile bilinç dışı devrede ise bu alım sayfaları kaplasa dahi esinlenmedir. Çoğu zaman da farklı iki insan aynı tespitte bulunmuş, aynı pencereden bakmıştır. Burada ise ne esinlenme ne kopya vardır lakin okur yanılıp var olduğunu sanabilir.

Önceki Yazı

Şiir gibi bir Ramazan

Sonraki Yazı

Çocukluğunuz sizi bekliyor!

Son Yazılar

Mevlânâ ve Mesnevî

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak

Tam gaz izlemeye devam!

Dijital ekranda; Netflix yapımı Oscar adaylı Noah Baumbach imzalı “Beyaz Gürültü”, sosyal medyada izlemeyenin dövüldüğü Mubi’de