Sanatta ilhamın sınırı ne olmalı?

32 dakikada okunur

Akbank 41. Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi katılımcılarından sanatçılar Cemil Arslan, Mustafa Yasin Aydoğan, Melike Şevval Akın, Uğur Bişirici, Ahmet Dündar, Hüseyin Güler ve Fatih Umdu’ya sorduk: Bir sanatçı üslubunu, tekniği ve içeriği nasıl belirlemeli, ayrıca bir sanatçının başka bir sanatçıdan ilham almasının sınırı ne olmalı? Litros Sanat’ın yeni sayısı için yanıtladılar… 

Resim ve Heykel Müzeleri Derneği ve Akbank Sanat iş birliğiyle düzenlenen Akbank 41. Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi 4 Kasım’a kadar Akbank Sanat’ta ziyaret edilebiliyor. Sanatçı ve yazar Ferhat Özgür’ün küratörlüğünde gerçekleşen ve 19 sanatçının bulunduğu sergide; sanat ile felsefe arasındaki ilişkiyi ele alan ve Spinoza’ya saygıyla ünlü düşünürün ortaya koyduğu ‘Conatus’ kavramı üzerinden öznel yorumlara dayanan eserler yer alıyor. Biz de bu vesileyle Litros Sanat’ın yeni sayısı için belirlediğimiz iki soruyu sergi katılımcılarından genç sanatçılar Cemil Arslan, Mustafa Yasin Aydoğan, Melike Şevval Akın, Uğur Bişirici, Ahmet Dündar, Hüseyin Güler ve Fatih Umdu’ya sorduk: Bir sanatçı tekniğini, üslubunu, formatını ve içeriğini nasıl belirlemeli, aynı zamanda bir sanatçının başka bir sanatçıdan ilham almasının sınırı ne olmalı? Genç sanatçılar Litros Sanat’ın yeni sayısı için yanıtladı. 

Ahmet Dündar: Sanatçı önce kendini keşfetmeli

1999 senesinde Eskişehir’de doğdum, Boğaziçi Üniversitesi, Uluslararası Ticaret Bölümü’nde okuyorum ve sanatsal çalışmalarıma İstanbul’da devam ediyorum. Ben her sanatçının eserleri ile amaçladıklarına ulaşabilmesi için izlemesi gereken belirli bir süreçten ziyade kendini keşfetmeye başlamasının önemli olduğunu düşünüyorum. Kendi sanat yolcuğumu düşündüğümde; her zaman en çok merakıma dokunan malzeme/tekniğe yöneldim ve atölye arkadaşlarım beni her zaman buna teşvik etti. Bu sayede çok farklı malzeme/tekniği tecrübe edebildim. Bu tecrübelerin sonuncunda farkettim ki çalışmalarımı yaparken ya da bitirdikten sonra bende en çok etki bırakan şey denediğim yeni işlerin öğrendiğim detayları değil de yaptığım seçimler ile yavaş yavaş kendimi ve tarzımı tanımam oluyordu. Devamında kimi malzeme/tekniği elimde düşürmezken, kimisinden de unutamayacağım dersler aldım ve uzaklaştım. Tüm bu süreçler sayesinde sezgilerimin farkında olduğum sürece çalışmalarımın ve araştırmalarımın yolunu bulduğunu düşünüyorum. Öte yandan bahsettiğim atölye ortamında birbirimizden her zaman çok öğreniyor ve ilham alıyoruz. Özellikle de çalışma arkadaşım Rahmican Seçkin’i düşününce başka bir sanatçıdan ilham almanın bir sınırı olduğu fikrinin netliğini kaybettiği zamanlar oluyor çünkü Rahmi ile adeta birbirimizin fikirlerini kopyalayıp değiştiriyor ve üzerine yeni fikirler ekliyoruz. Bu şekilde ortaklaşa üretiyor ve işlerimizi geliştiriyoruz. Ortak üretimin haricinde ilhamın sınırlarını düşündüğümde ise bu sınırın yeni ve yaratıcı dokunuşlarla çekildiğini söyleyebilirim. Kullandığımız tekniklerin ve fikirlerin kurgusunda devreye giren bu dokunuşlar ile ilhamımızı olduğu gibi değil, yorum katarak uygulayabiliriz. Dokunuşların azaldığı ve ele aldığımız işlerdeki kurgu elemanlarının paralelliği arttığı zaman ise er ya da geç ilhamdan kopyaya uzanan yolu görmeye başlarız.

Cemil Arslan: İlham almada sanatçinin niyeti çok önemli

1989 Ankara doğumlu ve aslen Boluluyum. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Anasanat Dalı lisans eğitimime devam etmekteyim. Genç bir sanatçı veya sanatçı adayı öncelikle günümüz sanatının geldiği noktayı ve günümüze ulaşana kadar geçen süreçteki dinamikleri çok iyi anlamalıdır. Sanatın tarihsel gelişim sürecini çok iyi bilmek, tarihten ve günümüzden farklı tür ve üsluplarda üreten sanatçıların yapıtları hakkında geniş bilgi sahibi olmak faydalı olacaktır. Bu süreçte kendisini en çok etkileyen veya kabiliyetli olduğu sanat disiplinini (resim, müzik, yazı, heykel, dans, vb.) keşfedecektir. Sanatçı tarzını keşfederken deneysel çalışmaya her zaman açık olmalıdır. Ayrıca sanat dünyasında neler olup bittiğini ve günümüz sanatının bulunduğu noktayı sanatçı çok iyi takip etmeli ve kendi sanatının oluşum sürecinde çıkarımda bulunmalıdır. Çok hızlı gelişen ve büyüyen teknoloji çağında sanat da hızla gelişip değişmektedir. Bu değişime ayak uydurmak da sanatçının gelişimi açısından oldukça önemlidir. Öte yandan bir sanatçının diğer sanatçılardan ilham alması ve etkilenmesi çok olağan bir durumdur ve sanat tarihinde de oldukça yaygındır. Fakat başka bir sanatçıyı taklit etmek veya kopyalamak daha farklı bir durumdur. Eğer sanatçı diğer sanatçının eserinin kopyasını, taklidini veya benzerini çalışması gerekiyorsa bunu mutlaka belirtmelidir. Aksi halde bu durum öncelikle etik olarak uygun değil ve ayrıca yasal bazı problemlere yol açabilir. Ancak bu noktada temellük sanatından da bahsetmemiz gerekir. Günümüzde postmodern sanatçılar modern sanatın biriciklik, orijinallik ve otantisite kavramlarını eleştirip sorgulamak için temellük sanatına başvurarak özgün, orijinal ve biricik kabul edilen başka eserleri yeniden üretip farklı bir yaklaşım sergilemektedirler. Bütün bunlardan da anlaşılacağı gibi sanatçının diğer sanatçılardan veya eserlerden ilham alması veya taklit eser üretmesinde sanatçının niyetinin ne olduğu çok önemlidir.

Melike Şevval Akın: Herkesin yolu kendine has olmalı

İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Canlandırma Filmi Tasarımı ve Yönetimi Bölümü’nü bitirdikten sonra Ankara’ya taşındım. Bir seneden biraz fazla süredir de animasyon sinema filmleri ve dizi serileri yapan İSF Studios’ta çalışıyorum. Bir sanatçının üslubunu, tekniğini, formatını ve içeriğini belirlemesi konusunda net bir cevap veremem. Herkesin yolu kendine has olursa en azından daha samimi ilerlenebilecektir. Eskiden halk ozanlarını, başka ozanlardan etkilenmemeleri için köylerinden bile çıkarmazlarmış. Şimdilerde bu kadar izole bir hayat yaşamak pek azımız için mümkün olabilir. Burada benim farketmeye çalışacağım nokta yolumun ne kadar benim olduğu. Öte yandan bence ilham almak konusunda bir tek ayrım var o da niyet. Herhangi biri bir eserin neredeyse aynısını yapsa bile kopyacı olmaz. O esnada ilham aldığı eseri yaparken belki de benzersiz olacak bir sonraki eserinin kapısını aralıyordur, kim bilir? Ama ne zaman ki yapıtını diğer insanlara sunarsa işte o an bu durumlardan bahsedebiliriz. Artık bazı kelimeleri söyleyebilecek insanlar vardır. Bu noktada herkes sizinle ilk defa karşılaşmıştır. Belki isminizin aynı olduğu başka insanlarla da tanışmıştır. Fakat sizinle hiç tanışmamış, bu ismi sizin ağzınızdan hiç duymamıştır. Belki daha önce sizinkiyle benzer yapıda birçok göz görmüştür ama tam olarak sizin gözlerinize asla bakmamıştır. Birçok insan bir sanatçının eserleriyle ilk kez karşılaştığında da bu yeni tanışmayı yaşamak ister. Bu sayede merak eder, keşfetmek isteriz. Ve ancak bu sayede sevebilir ya da sevmeyebiliriz. Zaten diğer seçenek hiçlik ile aynı şey. Yine bu yüzden aslında tam da söylediğiniz gibi kopya, kopyadır. Benim için, kötü niyetle, sahiplenilmiş bir eser yalnızca tanıştığım kişiyi karşıdaki uzak sokakta gördüğüm an gibidir. O mu değil mi emin olamam. O olmadığını farkettiğimde yalnızca sokağı kalabalıklaştıran ve ne kadar uğraşsam da yeteri kadar yeremeyeceğim biri kadar yersizleşir. Ve bu durum yapan kişi için büyük bir yıkım. Yaşama bu şekilde yaklaşan herhangi bir insan ile ilgili birçok çıkarım yapılabilir. Ne yazık ki, onca potansiyele ve ihtimale rağmen kendi yollarını asla göremeyecek, o tarifsiz sıcak his ile asla tanışamayacaklar. Gerçekten hiç olmak bu kadar önemsiz mi?

Fatih Umdu: Kopyalamak hırsızlık olur

1998, İstanbul doğumluyum. Görsel kültür ve müzik ile uğraşıyorum. Bir sanatçı sanatının üslubunu, formatını, içeriğini ve tekniğini nasıl belirlemeli konusunda bu belirleme süreci uzun bir vakit alabilir. Bu vakit sonunda bir sonuca ulaşmayabilir. Sanatçının belirlediği içeriğin, sanat eseri olmasına giden yolun sadece sanatçının elinde olduğunu düşünmüyorum. Kendi bedeni içerisinde bulunmayan şeylerle uğraşmak büyük bir sabır gerektiriyor. Nesneler, materyaller, kendilerini size sunmaları için onlarla iyi bir dostluğunuz olmalı. Çok uzun zamanlar alabilir bu durum ve bu süreç oldukça öznel bir zaman dilimi. Dışarıya aktarmanın kolay olmayacağı bir süreç. Sanatçı üretim sırasında kullanacağı nesneler, imgeler, sanatçının zihnindeki fikre hizmet etmeye başladığı vakit, sanatçı bir şeyler ortaya çıkarmak için harekete geçebilir. Tabii sanat alanında bir şeylerin kesinliği olması imkânsız. Her şeyin bir anda tepetaklak olabileceği ihtimali düşüncesini sürekli taşımak gerekiyor. Tüm bu kurulan yapı çok kısa bir zaman diliminde çökebilir. Bu düşünce yapıtaşları zamanın karşısında yok olmaya mahkûm, biz yaşarken bile. Diğer sanatçıların düştüğü verimsiz toprakların, yarışmaların, kurumların, toplumun yarattığı formüllerin üzerinden yapılan sanatı gözlemlemek, bu gözlem sonucu neyi yapmamalıyım sorusunu sormak neyi nasıl ve ne şekilde yapmalıyım sorusundan daha iyi olabilir. Genç veya yeni sanatçı sıfatlarına inanmıyorum. Yukarıda kısaca bahsettiğim süreç tüm bir yaşam boyunca tekrar edebilir veya hiç karşınıza çıkmayabilir. Öte yandan sanatta ilham almanın bir sınırı yok bana kalırsa, tanımadığımız ölü veya canlı insandan aldığımız mektuplar bir anlamda sanat eserleri. Sonsuz kere soyutlanabilirler. Fakat o insanın yarattığı şeyi, direkt kopyalayıp ortaya kendi isminle çıkarsan bu hırsızlık olur. Çok karışık bir durum yok bana kalırsa. Guguk kuşu gibi düşünebilir burada insan kendini. O yumurta kendinden çıktığı sürece, hangi konuma, bağlama koyduğun seni çok ilgilendirmeyebilir. Başkalarının anlam yuvalarını kendine ev olarak kabul edebilirsiniz. 

Hüseyin Güler: Herkesin sanatta iletişim kurma yöntemi farklı olmalı

Lisans eğitimimi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nde tamamladım ve aynı bölümünde yüksek lisans eğitimine devam etmekteyim. Daha öncesinde ise Matematik Öğretmenliği bölümünü bitirdim. İstanbul’da yaşıyorum ve kariyerimin bu noktasında çalışma pratiğime İstanbul’u alarak üretim yapmaya çalışıyorum. Sanatçı için sanatının üslubunu, formatını, içeriğini ve tekniğini belirleme süreci bence pek çok sanatçı adayı için deneme yanılma şeklinde ilerliyor. Bunu yanlış bulmamakla birlikte eğitimin gücüne inananlardanım. Tekniği ele alalım; lisans eğitimim boyunca görüntü üretiminin pek çok farklı yönünü öğrendim ama çalışma pratiğimde bunların neredeyse hiçbirini kullanmıyorum. Eğitim sanırım bilinçli olarak bunları kullanma veya kullanmama bakış açısını kazandırıyor. Tekniğe sadece dönüştürme aracı olarak bakıyorum, aklımdaki iş için hangi tekniği kullanmam gerekiyorsa onu kullanırım burada önemli olan bence üretim yapmak. Üslup ve içerik konusunda ise sanatçı kariyerinin bir noktasında piyasa tarafından beğenilen işler üretiyorsa o güvenli alandan çıkma gereği duymuyor ve tüm kariyerinde birbirine benzeyen işler üretiyor. Pek çok yetenekli insan bu güvenli alanda kariyerini bitiriyor, bence bu üzücü. Sanat tarihinde de pek çok sanatçının erken ve geç dönemleri arasında farklılıklar var, bu dönüşümü görmek çok heyecanlı. Hayatın kendisi sürekli değişiyorken dönüşüm fikrine açık olmamak, yeniliklere kapalı olmak hayatın akışına da ters zaten. Öte yandan bilgiye kolay ulaşılabilen bir çağda yaşıyoruz ve istemesek de her gün belki de onlarca yeni bilgiye maruz kalıyoruz. Bunlardan korunmanın bir yolu olduğunu düşünmüyorum. Zaman geçirdiğimiz insanlardan bile bir süre sonra etkilenirken özellikle biraz sanat tarihi bilgisi olan veya günceli takip eden biri mutlaka başka sanatçılardan etkilenir. Yine sanat tarihini incelediğimizde pek çok sanatçı başlangıçta kendi dönemlerinin ustalarını inceleyerek kariyerlerine başlamışlar. Benim de çalışmalarını, üretim yöntemlerini ilgiyle takip ettiğim birçok sanatçı var ama ben sanatı bir iletişim yöntemi olarak görüyorum ve herkesin iletişim kurma yöntemi farklı olmalı. Üretilen işin bir bağlamı varsa yeniden üretimde sanatın bir konusu bu konuda bir şey diyemem ama bazı sergilerde maalesef bağlamdan kopuk olarak kopya işler görüyoruz. Bunun sınırı, ölçütü nedir bilemiyorum buna sanırım sanat alanındaki karar vericiler daha çok kafa yormalı sonuçta bizler açık çağrılara başvurarak görünür olmaya çalışıyoruz. Bu noktada jürilerden başlayarak belki de dikkatli bir şekilde eleme süreci yürütülmesi ve bu tarz kişilere pek alan sağlanmaması gerekiyor.

Mustafa Yasin Aydoğan: Özgünlük üslubu oluşturur

1990 Ankara doğumluyum. Lisans ve yüksek lisans eğitimimi Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde tamamladım. 2021 yılında aynı bölümde Sanatta Yeterlik yapmaya başladım, halen devam etmekteyim. Sanatta üslup, duygusal ve düşünsel ifadelerin somutlaştırılmış halidir diyebilirim. Bunu besleyen şeyin de insanların kendi kimlikleri, kişilikleri, yaşayış biçimleri, çevresi, kültürü gibi birçok şeyin üsluplarını belirleyen unsurlar olduğunu düşünüyorum. Sanatının içeriği kısmı sorusuna kendi adıma cevap verecek olursam, yüksek lisans dönemimde yapmış olduğum çalışmalar içerik olarak daha çok formu bozulmuş yüzeyler, hareket eden parçalardan oluşan deneysel çalışmalardı diyebilirim. Son dönemde yapmış olduğum çalışmaların içeriğinde ise mekanlar üzerinden yola çıkarak işler üretmekteyim. Akbank sanatta yer alan “ilk çivi” adlı çalışmam Ankara Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde uygulamış olduğum mekâna özgü bir çalışma. Mekanları deneyimleyip araştırmalar yaparak, oralar için çalışmalar üretip yerinde deneyimlemekteyim. Bu durum bana göre, kişinin kendi özgünlüğünü koruması için fikirlerini ve tekniğini geliştirmesi anlamına gelmektedir. Bu özgünlüğün “üslubu” oluşturduğunu düşünmekteyim. Teknik kısmın belirlenmesi ise günümüzde çalışmaların daha çok disiplinler arası olması üslup çeşitliliğinizde beraberinde getirmiştir. Bu yüzden deneyimlerden yola çıkarak, farklı alanlarda, farklı malzemelerle denemeler yapmak, yeni ve özgün yaratıcı yolların açılmasını sağlayabilir.Bu sayede değişen deneyimler ve bakış açıları, üsluplarının dönüşmesinede katkı sağlayabilir. Başka bir sanatçıdan ilham almak, sanat dünyasında yaygın ve değerli bir süreçtir. Taklitten kaçıp, kendi sanatsal ifadeleriyle birleştirmelidirler. Sanat dünyasında başka bir sanatçıdan ilham almak, yaratıcı bir sürecin bir parçası olabilir. Ancak bu süreçte bazı etik ve yasal sınırların göz önüne alınarak çalışmalar üretilmesi gerektiğini düşünüyorum. Buda aslında bir üslup olarak değerlendirilebilir. Başka bir sanatçının eserini kopyalamak yerine, İlham alınan eserin içeriği veya temasını kullanırken, bu konuda kendi yaratıcı yorumunuzu eklemek bir üslup olarak değerlendirilebilir. 

Uğur Bişirici: Kendi tarzını oluşturmak zaman alır

Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü mezunu ve Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Anasanat Dalı yüksek lisans öğrencisiyim. Resim, heykel ve enstalasyon alanlarında çalışıyorum. Üslubu, sanatçının kendine has bir tarz elde etmesi olarak ele alırsak, kilit nokta üretim seçiciliği olacaktır. Sanatçının kendi ilgisini çeken her türlü medyumdan üretimler denemesi, bunlar resim, heykel, seramik, enstalasyon, baskı teknikleri, video işleri olabilir. Kendini en iyi şekilde ifade edebileceği tekniği ve içeriği bulması adına çok yararlı bir süreçtir. Kendi tarzını oluşturması ise daha çok zaman alacak bir süreçtir. Belli bir fikre bağlı kalarak takıntılı gibi o işin üzerinde yoğunlaştığınız zaman muhakkak ki kendi tarzınızda belirmeye başlayacaktır. Günümüz sanat pratiğinde çok yönlü eserler üreten sanatçılarda belli bir üsluptan söz etmek ne kadar doğru olur bilinmez, fakat daha çok resim, heykel gibi üretimlerde üslup daha çok ön plana çıkmaktadır. Bir işe baktığınızda net bir biçimde hangi sanatçıya ait olduğunu anlayabilirsiniz. Format ve içeriğe gelince, üretmek için hayatla bir derdinizin olması işinizi kolaylaştıracaktır. Eğitim hayatında içerik bulmak daha kolay iken bireysel üretimlerde zorlaşıyor çünkü bu süreçte tek başınızsınız. O yüzden en iyi çıkış yolu derdinizin ne olduğu ve izleyiciye ne aktarmak istediğinize karar vermek. İntihal, kopya ve esinlenme meselesini ise kendi sanat pratiğim üzerinden ele alacağım. Daha çok enstalasyon yaptığım için bu alanda ilgimi çeken sanatçıları özellikle incelerim ve burada önemli olan anlatmak istediği şeyden daha çok malzemeye yaklaşımlarının nasıl olduğudur benim için. Bu teknik meseleleri kullanırken çok dikkatli olmak gerekiyor çünkü birbirine çok benzeyen işler ortaya çıkabilirsiniz. Buradaki amaç malzemeyi kendi üretim pratiğinize uygun hale getirip kullanmak olmalıdır. Etkilendiğiniz bir sanatçının yaptığı işleri bire bir kopyalayıp başka bir fikirmiş gibi sunmak intihale girmeye çok daha müsaittir. Örneğin resimde birebir taklit işi kullanılır. Sanat tarihinde de birçok ressam kendinden önceki usta ressamları taklit etmişlerdir fakat bunları kendi işleri gibi sunmazlar. Sadece tekniğinizi geliştirmek için iyi bir yöntem olacaktır. Günümüzde internet ve sosyal medyalar sayesinde gün içerisinde birçok imge ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu da aklınıza bir fikir geldiğinde kendi fikriniz zannetmenize sebep olabiliyor. Halbuki daha önce gördüğünüz bir imge beliriyor gözünüzün önünde. İşte bu gibi durumlara düşmemek için üretimde kullanacağınız malzemeleri daha önce kullanan sanatçıları araştırmak, teknikleri analiz etmek intihale düşmenize engel olacaktır.

Önceki Yazı

Taşranın sabrı taşsa NBC’ye ulaşsa!

Sonraki Yazı

Sesleri harflere aktaran bir prens: Kantemiroğlu (1673-1723)

Son Yazılar

Şehir, mimari ve sanat

Hepimizin ortak derdi olan hususlarla ilgili birkaç soru soralım; Mimarlık eğitimi ülkemizde bu kadar geliştiği halde