Sanatta yapay zeka ile alternatif gerçeklik arayışı 

/
21 dakikada okunur

Sanatçı Alper Yeşiltaş, Akbank Sanat’ın yapay zekâ diyaloglu yeni dijital sanat sergisi Dijital Sezgiler’de “Hiçbir Şey Olmamış Gibi” seri çalışmasıyla yer alıyor. Serisinde vefat eden bazı ikon isimlerin eğer yaşasalardı şimdi nasıl görüneceklerine odaklanan Yeşiltaş, bunu yaparken ise yapay zekâ ve benzeri uygulamalardan faydalanıyor. Biz de Litros Sanat’ın yeni sayısında hem sanatçı ile çalışmalarını konuştuk hem de serginin diğer katılımcı sanatçıları Anna Ridler, Anna Shustikova, Roman Solodkow ve Dilara Başköylü ile küratörü Helena Nikonole’a yapay zekanın dijital sanatlarla olan diyaloğunun evrileceği durumu sorduk.

Önceleri daha az sayıda ya da ‘adlandırılmamış’ olsa da özellikle son yıllarda dijital sanat temalı sergi ve sanatsal çalışmalar, üretimler hız kazandı. İlgili sanatçılar daha görünür oldu, sanat galerileri ve kurumlar, dijital sanat sergilerine daha fazla yer açmaya başladı. Doğrudan dijital sanat temalı olmayan sergilerde bile bu ilinti aranır oldu. Kısacası dijital sanatlar hiç olmadığı kadar revaçta hem ülkemizde hem de dünyada. İstanbul’da ise bu konulara özellikle ağırlık veren ve dikkat çeken Akbank Sanat, küratörlüğünü Helena Nikonole’nin üstlendiği “Dijital Sezgiler” adını verdiği yeni sergisiyle karşımızda şu sıralarda. Yeni medya ve dijital sanatla yapay zekanın diyaloğuna odaklanan sergi yapay zekâyı hem bir araç hem de felsefi bir kavram olarak ele alıyor. Bundan hareketle yapay zekânın çağdaş sanat, kültür, insanlar ve toplum üzerindeki etkisi inceleyen; 11 Şubat’a kadar devam edecek olan bu sergide ülkemizden ve dünyadan sanatçılar yer alıyor. O sanatçılardan biri de Alper Yeşiltaş. Kendisi bu sergide “Hiçbir Şey Olmamış Gibi” adını verdiği serisiyle yer alıyor. Şu an hayatta olmayan ikon isimler eğer yaşasaydı nasıl görünürlerdi sorusuna odaklanan ve bunu bir portre fotoğrafçısı gözünden tasvir etmeye çalışan Yeşiltaş, bunu yaparken yapay zekâ ve benzeri uygulamalardan faydalanıyor. Biz de Litros Sanat’ın yeni sayısında “Gördüğünüz her çalışmada birçok yazılımı bir arada kullandım fakat benim için en önemli şey, yapay izlerden arınmış, gerçekçi bir his yakalayabilmekti.” diyen Alper Yeşiltaş ile çalışmalarını ve dijital sanatı konuştuk. Aynı zamanda serginin diğer katılımcı sanatçıları Anna Ridler, Anna Shustikova, Roman Solodkow ve Dilara Başköylü ile küratörü Helena Nikonole’a ise yapay zekanın dijital sanatlarla olan diyaloğunun evrileceği durumu sorduk. Hepsi haberimizde…

Ürettiğim işimde araçlardan iz bırakmıyorum 

Sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?

Mesleğim olan avukatlığın yanı sıra uzun süredir profesyonel anlamda fotoğrafçılıkla ve dijital görsel sanatlarla ilgileniyorum. 2003 yılında dijital fotoğrafçılıkla tanıştım. O yıllar, internet üzerinde fotoğraf sanatına ilişkin kaliteli sunumların ve paylaşımların yavaş yavaş belirginleştiği yıllardı. Günümüzdeki görsel tabanlı sosyal medyanın temellerinin o yıllarda atıldığını rahatlıkla söyleyebilirim. Etkileşim ise günümüze göre çok daha ayrıntılı ve eğiticiydi. Bu kültürel imkânın, her ne kadar zamanla değişime uğrasa da bazı algılarımın temelini oluşturarak bana büyük fayda sağladığını ifade edebilirim. 2007-2008 yıllarından itibaren ise bazı dijital görsel üretim/editleme teknikleri ile tanıştım. Bu teknikleri çoğunlukla fotoğrafik düzlemde kullanmayı tercih ediyorum. Yani dijital sanat tekniklerini fotoğrafı zenginleştirmek için kullanmakla birlikte, son zamanlarda sadece dijital araçlarla fotoğraf üretmeye çabalıyorum. 2005’ten 2017’ye uzanan “12 yıl: Bir pencerenin bilinmeyen hikâyesi” fotoğraf serim 2018’de, yapay zekâ tabanlı çalışmalarım ise 2022’de dünya basınında geniş yer aldı.

Sanatınızı ve üretim pratiğinizi nasıl tanımlarsınız? 

Yaptığım işlerde çok sayıda aracı bir arada kullanmayı ve nihai iş üzerinde bu araçlardan geriye bir iz bırakmamayı seviyorum. Bunun için en önemli şey içerisinde hareket edebileceğim ve kendimi ifade edebileceğim bir alanın bulunması. Böyle bir alandayken rahatça üretebiliyorum. Böyle bir alan bulamadığımda ise kendi alanımı yaratmaya çalışıyorum.

Alternatif bir gerçekliği tasvir ettim

Akbank Sanat’ta yer alan çalışmanızın çıkış noktası ne oldu, nasıl bir düşünce sürecinin ürünü?

Pandemi sonrası daralan hareket alanımda fotoğrafik düzlemle kesişen yapay zekâ araçları ile ilgilenmeye başladım. Bilgi kazandıkça ve bu alanın sınırsızlığını keşfettikçe kişisel merakım ve hissettiklerim, gördüğünüz seriye dönüştü, bu seri ve sonra ürettiğim farklı seriler devam ediyor. Bu seride, kaybedildiği için üzüntü duyduğum kişilerin, hayatlarındaki kırılma noktalarında durup yön değiştirerek, mutlu bir hayat yaşadıkları, günümüzde onlarla karşılaşabileceğimiz alternatif bir gerçekliği tasvir ettim.

 (Ali Demirtaş ve Alper Yeşiltaş)

Dijital sanat geleneksel sanatı yorumlamaya çalışıyor

Dijital sanatın üslubunu, formatını ve geleceğini nasıl görüyorsunuz? Diğer sanat alanlarından daha sınırsız bir zeminde konumlandığı düşüncesine katılıyor musunuz?

Bilakis, şu aşamada daha sınırsız değil, daha sınırlı olduğunu düşünüyorum. Zira dijital sanat geleneksel sanata eklemlenerek/öykünerek bir sanat biçimi olduğunu ispatlamaya, geleneksel sanatın uyandırdığı duyguları uyandırmaya ya da yorumlamaya çalışıyor. Ancak bana göre dijital sanat tamamen yeni duygularla ilgili. Demek istediğim, dijital sanatın uyandırabileceği duygular o kadar farklı yerlerde ve keşfedilmemiş durumda ki, bu duygular ortaya çıkartıldıkça birçok dijital sanat formatı oluştuğunu göreceğiz.

İşlerim izleyiciye gerçek olabileceğini düşündürüyor

Aynı zamanda dijital sanat çalışmalarınızda yapay zekâ uygulamalarıyla diyalog halindesiniz. Buna bir kolektif üretim desek yanlış olur mu? Yapay zekâ uygulamalarıyla sanatınızın iş birliğinden ya da diyaloğundan bahseder misiniz? Siz bu diyaloğu nasıl tanımlıyorsunuz?

Bahsettiğiniz gibi, halihazırda mevcut yazılımları ve platformları kullanıyorum. (Bunu bir gün gerçekleştirmeyi ümit etmekle birlikte, sadece benim kullanabildiğim özel bir yazılım henüz oluşturulmuş değil.) Bu yazılımların ve platformların farklı işlevleri var. Bu işlevlerin bir araya gelmesi, bir ressamın resmi tamamlarken farklı işlere yarayan araçları belli şekillerde kullanmasına ya da renkleri elde etmek için diğer renkleri belli oranlarda karıştırmasına benziyor. Benim bu işlevleri bir araya getirerek oluşturmaya çalıştığım ürün ise, izleyiciye “gerçek” olabileceğini düşündüren ürün oluyor.

Yapay zeka yönlendirilmesi gereken bir üretim şekli

Peki bu konuda sanatçılara ya da üreticlere getirilen eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz? Yani yapay zekâ destekli ya da diyaloglu üretimlerde üretici sizce geri planda mı?

İfade edilen üretim şeklinin, en azından benim gerçekçilik beklentime göre üreticiyi geri planda bırakacak kusursuzlukta olmadığını ve ciddi manada yönlendirilmesi gereken (hatta çoğu zaman yönlendirmekle de kalmayıp üzerinde farklı araçlarla çalışılması gereken) bir üretim şekli olduğunu düşünüyorum.

Yapay zekâ dijital sanatlarla çok ilişkili bir başlık. Hem uzun hem de kısa vadede başta dijital sanatlar olmak üzere yapay zekânın sanatları nasıl etkileyeceğini ve şekillendireceğini düşünüyorsunuz? Bu diyalog sizce nasıl şekillenecek ve devam edecek?

Yukarıda da bahsettiğim eklemlenme/öykünme/kıyas/ispat çabası ortadan kalkıp, bir farkındalık ve özgünlük yakalandığında, diğer sanatların bundan etkilenebileceğini ancak kendi varlıklarını sürdüreceklerini düşünüyorum.

 

30 yıl sonrasının tasvirine çalışıyorum

Bize potansiyel yeni çalışmalarınız hakkında da bilgi verir misiniz? Hem içerik hem de teknik bağlamda nelerle karşılaşacağız ilerleyen süreçte sizin üretimlerinizde?

Çok fazla ayrıntı verip sürprizi kaçırmak istememekle birlikte, yakın geleceği (30 yıl sonrası diyelim) tasvir ettiğim bir seri üzerinde çalışıyorum. Bu seride, “kişi”lere ek olarak “şey”ler de yer alacak. Önceki serilerde yer alan tekniklere ve üzerinde çalıştığım diğer yeni tekniklere de yer vermeyi düşünüyorum.

Bazı insanların çalışmalarını tamamen şekillendirecek

Anna Ridler: Bence bu, bireylerin pratiklerine bağlı. Bazı insanlar için çok az etkisi olacak veya hiç etkisi olmayacak, diğerleri için ise çalışma şekillerini tamamen yeniden şekillendirecek. Yapay zekâ giderek daha sofistike hale geldikçe, bir işin arkasında yatan konseptin güçlü olmasının daha önemli hale geldiğini düşünüyorum, aksi takdirde yalnızca arka planı boş bir gösteriye dönüşüyor. 

 

 

 

Çıkardığı etik sorunlarla çalışmayı ilginç buluyorum

Anna Shustikova: Günümüzde yapay zekâ tarafından oluşturulan görüntülerin kullanımında hızlı bir artış var. Son zamanlarda kaç kişinin sosyal medyadaki kullanıcı profillerini Lensa tarafından oluşturulan portrelerle değiştirdiğini hatırlayın. Yapay zekâ tarafından oluşturulan görüntüler, illüstrasyon olarak ve birçok sanatsal projede kullanılır. Ancak daha da önemlisi, aynı yapay zekâ patlaması hayatımızın gözetim, üretim, karar verme ve diğer yönlerinde de yaşanıyor. Yapay zekâ, teknolojik, politik ve sosyal gerçekliğin bir parçası haline gelir. Sadece yeni bir yapay zekâ estetiğiyle değil, yapay zeka teknolojilerinin yaygın kullanımıyla ortaya çıkan yeni etik ve politik sorularla çalışmayı daha önemli ve ilginç buluyorum. Günümüzde bu tür pek çok proje var ve benzeri birçok projenin daha da geleceğine inanıyorum.

 

 

Bu durum ustalaşmayla bağlantılı

Roman Solodkow: Kısa vadede, genellikle güçlü (nispeten) yeni bir aracın kullanıma sunulmasıyla birlikte gelen dinamiği gözlemleyeceğimizi düşünüyorum. Sanatsal pratiğin bir çizgisi, ustalaşma, komut yazma konusunda uzmanlaşma, farklı yapay zekâ mimarilerini birleştirme vb. ile bağlantılı olacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

Sanatta etkisi giderek artacak

Dilara Başköylü: Yapay zekanın sadece sanatta değil her alanda kullanımının dünyanın her yanında arttığını görüyoruz ve daha da artacağına şüphe yok. Sanat üretiminde de istense de istenmese de etkisi giderek artacak diye düşünüyorum. Tıpkı internetin ilk ortaya çıktığı zamanlarda olduğu gibi hem nasıl ve ne amaçlarla kullanılacağına hem de ne sonuçlar çıkacağına dair bir bilinmezlik taşıdığı için insanlar üzerinde benzer bir korku yaratıyor. Ama dünya üzerinde insanın yeniye olan merakının ötesine geçebilecek bir korku olduğuna inanmıyorum. Eninde sonunda öyle de böyle de sunulsa, insanlar merak edecektir ve öğrenecektir. Açıkçası çoğu kişi bu fikrime katılmasa da ben yapay zekanın insanlar üzerinde harika etkileri olduğunu ve olacağını, birçok farklı perspektiften bakıldığında artılarının olası eksilerinden fazla olduğunu düşünüyorum. Yapay zekayı benim için özel kılan sadece yapay zekâ diye adlandırdığımız algoritmalarla olan etkileşimimin hissettirdikleri ya da yapay zekanın benim verilerimle diğer öğrendiği insan verileri ve modelleriyle etkileşiminden doğan sonuçları gözlemleme heyecanı değil aynı zamanda yapay zekanın kullandığı datalar bizlerin datası, bu algoritmalar aracılığıyla datalarımız arası etkileşimler kuruyoruz bu bence tek başına inanılmaz. Yapay zekâ kendi bilinci olmadığı sürece datalar havuzumuz arasında, beynimizdeki sinirler gibi, görsel bir evrende bize koridorlar oluşturmaya devam edecek ve bence bu keşfedilmeye değer. 

 

 

 

Dünyayı ve sonunda bizi de değiştirir

Helena Nikonole: Bana göre yapay zekâ, yeni medya sanatıyla ilgili bir konu. Örneğin dijital projeler ve sanat/bilim pratikleri de dahil olmak üzere biraz daha geniş ve kesin/belirgin bir terim. Yapay zekâ genel amaçlı bir teknoloji olduğundan, yalnızca çok geniş bir şekilde uygulanmaz ve başka birçok yenilik yaratmaz fakat çevremizdeki dünyayı ve sonunda insanlar olarak bizi de değiştirir. Bu, yalnızca yeni yapay zekâ mimarilerinin, yeni yaklaşımlarının ve estetiğinin ortaya çıkmayacağı, aynı zamanda bu bağlamda yeni konuların, yeni meselelerin ve yeni sanatsal fikirlerin ortaya çıkacağı anlamına gelir.

 

Önceki Yazı

Edebiyat hayatımın bir cüzü

Sonraki Yazı

2023’e sanat dolu merhaba

Son Yazılar

Mevlânâ ve Mesnevî

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak

Tam gaz izlemeye devam!

Dijital ekranda; Netflix yapımı Oscar adaylı Noah Baumbach imzalı “Beyaz Gürültü”, sosyal medyada izlemeyenin dövüldüğü Mubi’de