Şarkılar sürgün ve soykırım coğrafyaları için söylendi

/
19 dakikada okunur

 Hayal Meyal Grubu: “Sadece Filistin’i değil, Türk-İslam coğrafyasında yaşanan diğer sürgün ve soykırımları da anmak istedik. Kırım, Karabağ, Doğu Türkistan, Srebrenitsa, Türkmeneli, Balkanlar ve Çerkes sürgününü de ekledik. Tarih boyunca hep böyle acılar vardı, hâlâ devam ediyor. Demek ki tarihten hiç ders almıyoruz. Bu konseri tam da bu duruma dikkat çekmek için yaptık.”

Filistin’de yaşanan zulme karşı “Diren Filistin Zafer Senin Olacak” demek için bir araya gelen “Hayal Meyal” müzik grubu, Sürgün ve Soykırım Anma Konseri ile Ankara’da ilk kez sahne aldı. 11 Mayıs Cumartesi akşamı gerçekleşen konserde tarih boyunca yaşanmış ve hâlen devam eden sürgün ve soykırım coğrafyalarından seçilen eserler seslendirildi: Kırım ve Çerkes Sürgünleri, Srebrenitsa, Türkmeneli ve Karabağ Soykırımları, Balkan Tehciri, Doğu Türkistan Zulmü ve Filistin… Hayal Meyal grubuyla yola çıkış hikâyelerini ve yaşanan zulümlerde yitirilen insanları anmak için verdikleri konseri konuştuk. 

Grubunuzun ismi ile başlayalım. Neden bu ismi tercih ettiniz? 

Emin Çakır: Bizim Bi İhtimal isminde bir sosyal medya platformumuz var. Edebiyat, sanat, tarih, müzik gibi alanlarda popüler ama popülist olmayan bir yaklaşımla içerik üretiyoruz. Arkadaşlarımızın bir kısmıyla zaten bu grupta birlikteydik. 7 Ekim’den sonra Gazze’de yaşananlar bize bir şeyler yapmamız gerektirdiğini düşündürdü. Zaten müzik yapıyoruz, o zaman “Filistin için müzik yaparak” onların yanında olmalıyız dedik. Hepimizin özgür bir Filistin hayali var. Bu hayale vurgu yapmak için de “Hayal Meyal” ismini seçtik. Diren Filistin’in sözlerini de o gün yazdım. Ben de hâlâ nasıl yaptığımı bilmiyorum. 

Şeyma Sayımlar: Emin sözleri yazdıktan sonra benden şarkıyı okumamı istediler. Dilan ile birlikte başka bir grupta da müzik yapıyorum. Kendisine, gelir misin birlikte marş okuyacağız, dedim. O gün Hasan da Dilan ile gelmişti. Sonra baktık Dilan daha güzel okuyor, sen oku, dedik. Hasan da şef olarak aramıza katıldı. 

Emin Çakır: Hasan müziğin altyapısını yaptı. Dilan solistliğini yaptı. Diğer arkadaşlar vokalist olarak katıldılar. Biz bu müziği zaten İsveççe olarak biliyorduk. Birçok dile çevrilmişti ama Türkçesi yoktu. Sözler de sevildi ve kısa sürede popüler oldu. 

Aranjmanı nasıl yaptınız? O süreçten bahseder misiniz?

Muhammed Hasan Solmaz: Bu düzenleme için bir stüdyo ile anlaşılmıştı ama biraz hızlı olmamız gerekiyordu. Benim evimde zaten bir stüdyom var; aranje, mix mastering yapıyorum. Gönüllü olarak arkadaşlara bir teklifte bulundum, ben bunu 6 saatte bitiririm, dedim. Gerçekten de aynı gece bitmiş oldu. Birkaç gün içerisinde de kaydı aldık. Her şey çok hızlı gelişti, biz de bu kadar hızlı olmasını beklemiyorduk.

İyi bir niyetle yola çıkınca işleriniz nasıl da kolaylaşmış. Yayınladıktan sonra nasıl karşılandı? 

Dilan Aydın: Bu işe ilk başladığımızda bu kadar yayılacağını düşünmemiştim. Sesimin de marş söylemeye uygun olduğunu düşünmüyorum. Acıklı bir sesim var aslında ama bu marşın da acı bir tarafı var. O hissin dinleyene geçtiğini düşünüyorum. Yaşanan olayların da ağırlığıyla insanlar müziğine aşina oldukları bu marşı sahiplenip söylemeye başladı. Tepkiler çok güzeldi. 

İşin profesyonelleri neler söyledi?

Muhammed Hasan Solmaz: Kofia’nın İsveç versiyonu zaten çok basit bir melodi olarak bestelendi. Bunun sebebi basit melodilerin her zaman daha kolay akılda kalması ve herkes tarafından kolay söylenmesiydi. Biz de bundan ötürü aynı şekilde devam ettik. Hatta Emin’in ufak bir düzenlemesi olmuştu orijinal versiyondan. O zaman tamamen orijinali gibi yapalım dedik. Profesyonel camiaya gelince böyle bir işe girişmemiz açısından çok güzel tepkiler aldık. Yapabileceğimizin en iyisini yaptığımızı söylediler. Onun dışında böyle üretimlerde her zaman beğenmeyen olur. Bu işin doğasında var. 

Ülkemizde Filistin için yapılan yürüyüşlerde hâlen 90’lı yılların marşları söyleniyor. Hâlbuki müzikle ilgilenen sizler gibi çok sayıda genç var. Bunun nedeni üretimin yetersizliği mi üretilenin kabul görmemesi mi? 

Muhammed Hasan Solmaz: Bu cevabı zor ve uzun bir soru. Pek çok sebebi var kimseyi de incitmeden şöyle açıklayalım. Muhafazakâr camiada bazı kesimlerin müziğe mesafeli duruşu devam ediyor. Biz bu marşı zaten kamu yararına yaptık ve arkadaşlar konuyla ilgili yürüyüş düzenleyen, program yapan herkese ulaştırdı. Kullanıp kullanmamak onların tercihidir.

Şeyma Sayımlar: Eski marşların çoğunda sadece vurmalı çalgılar var, bizim yaptığımız gibi müzik yok. Bugün hâlâ bu konularda tartışmalar devam ediyor. Yapılan eleştirilerle ilgilenmeden üretmeye devam ediyoruz. Bakın bu marşı çocuklar çok sevdi. Benim de çocuğum var, onu Filistin ya da başka ülkelerdeki zulümlere karşı hassasiyetle yetiştirmek istiyorum. Bir çocuğa bir konuyu pek çok açıdan anlatıp onun dikkatini çekemeyebilirsiniz ama akılda kalan bir marşla bunu çok kolay yapabilirsiniz. Bize çocukların bu marşları okuduğu o kadar çok kayıt geldi ki… Siz de gördünüz bugün, konserde çok sayıda çocuklu aile vardı. En sonunda çocukları da sahneye aldık. Sadece çocukları değil gençleri de müzikle yakalamak çok kolay. Her zaman bir konferans dikkatlerini çekmeyebilir ama dinlemeyi sevdikleri tarzda bir müzik yapıldığında düzenlenen bir konsere hemen hepsi kendi isteyerek gelir. Konuya artık buradan bakabilirsek üretim de artacaktır, yapılan işlerin sahiplenilmesi de…

Geçtiğimiz günlerde çocukların 23 Nisan etkinliğinde hep birlikte Diren Filistin’i söylediği bir videoyu yayınladınız. Anlatmaya çalıştığınız şeyin hayata geçmiş güzel bir resmiydi. Onları görünce ne hissettiniz? 

Şeyma Sayımlar: O kadar duygulandım ki, ağladım. Biz bunu küçücük bir odada kaydettik bizden çok uzakta bir şehirde çocuklar ezberlemiş ve öğretmenleriyle 23 Nisan gösterisi hazırlamışlar. İzleyince evet biz iyi bir şey yaptık dedim. 

Dilan Aydın: Öğretmenleri de aynı coşkuyla söylüyor. Çok güzeldi gerçekten. Sadece o okuldan değil pek çok okuldan çocukların Diren Filistin’i söylediği görüntüler geldi. Filistin’deki zulmü durdurmaya belki gücümüz yetmez ama bilinçli bir neslin yetişmesine katkı sağlayabiliriz.

Sürgün ve Soykırım Anma Konseri’ni yapmaya ne zaman karar verdiniz? Nasıl hazırlandınız?

Emin Çakır: Bize bu salonu açan İlim Yayma Cemiyeti, Filistin için bir şey yapalım dedi. Biz de sadece Filistin değil, Türk-İslam coğrafyasında yaşanan diğer sürgün ve soykırımları da dahil etmek istedik. Kırım, Karabağ, Doğu Türkistan, Srebrenitsa, Türkmeneli, Balkanlar ve Çerkes sürgününü de ekledik. Sadece buralarla da kalmıyor o kadar çok savaş, sürgün ve soykırım var ki… Tarih boyunca hep böyle acılar vardı, hâlâ devam ediyor. Demek ki tarihten hiç ders almıyoruz. Bunu söylemek için ve tam da buraya dikkat çekmek için yaptık bu konseri. Biz bu işi sevdiğimiz için yapıyoruz. İçimizde profesyonel olarak müzikle uğraşanlar da var. Bu grupla ürettiğimiz hiçbir şeyi para ile ya da para için yapmıyoruz. Herkes alıp bu marşları kullanabilir telif vs de beklemiyoruz. Bu yayılsın, herkesin dilinde olsun. Bu konser için elbette bir bütçe gerekti. Sağ olsun İlim Yayma Cemiyeti destek oldu. Birlikte güzel bir şey yapmış olduk. 

Mustafa Fatsa: Ben özel sektör çalışanıyım. Müzikle amatör olarak ilgileniyorum. Tüm coğrafyalarda yaşanan acıları anmak ve unutturmamak için bir araya geldik. Hasan şefimiz bizi müzikal açıdan yönlendirdi. Haftalardır prova yapıyoruz sonunda bu geceki güzel sonuca ulaştık. 

Emin Çakır: Bu konserde okunmasını planladığımız yeni bir Filistin düzenlemesi vardı. Fakat onu yetiştiremedik. Önümüzdeki günlerde dinleyebilirsiniz. Ayrıca bir klip de çekeceğiz ve bizim gibi amatör bir grubun üç tane yeni eseri olacak, şükrediyoruz bunun için. Bu konserin burada kalmasını da istemiyoruz. İstanbul’da hatta yurt dışında özellikle Srebrenitsa ve Karabağ’da da bu konseri vermek hayallerimiz arasında…

Biz de sizi önce İstanbul’da sonra da hayal ettiğiniz tüm ülkelerde dinlemek isteriz. Her şeyiniz hazır zaten, buradan sponsor olmak isteyenlere duyurmuş olalım. 

Şeyma Sayımlar: Çok gurur verici. Hasan inanılmaz güzel müzisyenler getirdi. Bu sanatçılarla istesek belki başka yerde çalışamazdık. Sürgün ve soykırımlarına dikkat çektiğimiz bu ülkelerin derneklerine ulaştık, onlardan eserler ve okunan şiirler konusunda destek aldık. Sağ olsunlar hepsi yeter ki bu soykırımları unutmayalım, hatırlayalım diyerek ellerinden geleni yaptı. Benim dedem Kosova göçmeni, çocukluğunda zulme uğradığı için gelmiş Türkiye’ye. İnanın şarkıları söylerken ağlamamak için kendimi zor tuttum. 

Müzik gerçekten çok evrensel bir şey, müziğin verdiği duygu dile, coğrafyaya, milliyete bakmıyor. O yüzden bu alanda daha çok buluşmalıyız. Geçen gün bir yorum gelmişti videolardan birinin altına. Özetle bu şekilde konser yaparak mı Filistin’e yardım etmiş olacaksınız diyor, sadece eleştiriyor. Evet, biz bu şekilde destek olacağız Filistin’e ve tüm soykırım coğrafyalarına. Onların sesini müziğimizle duyuracağız. Kırım’ı uzun süredir hiç andık mı, anmadık! Bakın bu gece Filistin ile birlikte onu da hatırladık. 

Muhammed Hasan Solmaz: Ya da Doğu Türkistan’ı asla göz ardı edemeyiz. Orada yaşananları hatırlatacak çok az program yapılıyor. Sanat alanında neredeyse hiç yapılmadı. Benim buradaki esas amaçlarımdan biri de Doğu Türkistan’ı duyurmaktı. İstanbul’dan Doğu Türkistanlı arkadaşlarım geldi konserde sahne aldı. Acının milleti, dini yok tabii… Ve bunları unutturmamanın, anlatmanın ve anmanın en güzel yolu müzik. 

Sahneyi ve program akışını kim planladı?

Emin Çakır: Hep birlikte yaptık. Bu sürgün ve soykırım coğrafyalarıyla ilgili tek tek çok şey yapılıyor. Ama araştırdığımda hepsini bir araya getiren bir işle ben karşılaşmadım. Sahneyi hazırlarken de bütüncül bakmaya çalıştık. Sunucumuz bu coğrafyalarda yaşananların tarihçesini kısaca hatırlattı. Bu coğrafyalardan ülkemize yerleşen insanlara ulaştık ve onların da sahnede olmalarını istedik. 

Muhammed Hasan Solmaz: İstediğimiz birçok şeyi yapamadık, kafamızda pek çok şey vardı. Ama hiç aklımıza gelmeyen birçok şeyi de yaptık. Bu nedenle ilk konserimiz için gönül rahatlığıyla elimizden gelenin en iyisiyle sahne aldık diyebiliriz.

Şeyma Sayımlar: Son bir şey eklemek istiyorum. Müzik, coğrafyamızda şimdiki kadar hiç dışlanmamış. Bakın bu akşam andığımız tüm coğrafyalar tüm ülkeler Müslüman ve hepsi yaşadıklarını türkülerle, şarkılarla anlatmışlar. Bizim de Çanakkale ile Kurtuluş Savaşımızla ilgili türkülerimiz, şarkılarımız var. Müziğin gücünü lütfen yeniden hatırlayalım ve müziği daha etkili kullanalım.

Önceki Yazı

Şiirimin kaynağı gündelik hayat

Sonraki Yazı

Kulağıma hoş gelmeyen müzikleri dinliyorum

Son Yazılar

Mekan bendedir, sanatım da mekan da!

Tarih sanatçıları hep takıldıkları mekanlar ile andı.  1800’lü yılların ortalarına doğru açılan kafeler sanatçıların sosyalleştikleri, ilham