Savaşın gölgesindeki Ramazan!

5 dakikada okunur

Asıl açlık, ruhun fukaralığı idi! Hoş geldin sultan…

Ramazan-ı Şerif Ayı geldi. Bu kutlu dönemin şerefine bir parça dinlenmek diyeceğiz ve unutturulmaya çalışılan tüm gelişmelere rağmen, huzurun manevi güzergâhında insan olduğumuzu hatırlayacağız. Geldiği dönemi mutlaka huzura/güzelliğe/iyiliğe boyayan tarifsiz bir zenginliği içinde barındırıyor. Aç bırakılan ruh ve beden, hakikatin eteklerinden inanç/dua/umut olarak bırakıyor kendini toprağa. Toprakta kendini yenileyen mana, gökyüzünün sonsuzluğu ile harman olup bu kutsal ayı yaşamanın mealini sağıyor zamana. Geriye susup dinlemek kalıyor, evreni ve mesajlarını…

Dikkat ederseniz her nesil, Ramazan yaklaşırken, “Ahh nerede o eski Ramazanlar!” cümlesinin avlusunda bulur kendini. Belki de ortak kurduğumuz/buluştuğumuz nadir cümlelerdendir. Bu bağlamda geçmişi yâd etmek herkese iyi de geliyordur. Geçmiş, masumiyetimize, çocukluğumuza ve üzerine çok da kir bulaşmamış insan yanımıza, hasret de olur bazen. Kim bilir, belki de bu yüzden geçmişin hasretinde arındırırız çoğu kez insan yanımızı! Bu yâd rütüellerinde en çok özlenen, topladığımız harçlıklar, yaşanılan eğlenceler ve oturduğumuz sofraların çeşitliliğinden beslendiğimiz huzur/umut/inanç duygularının ceplerimize sığan yanıdır. Büyüklerimizin anlattığı kadarını bilip, bizim yaşadıklarımızı da çocuklarımıza anlattığımız kadarıdır aslında yâd…  

İçinde bulunduğumuz dönem, sıkıştırılmış bir dizi korku filmini andırıyor! Başlangıcı ve finali kendinden bağımsız ve seyircisi yüksek bir seri… Evet, seyircisi yüksek! Korku filmlerine meyilli olan toplumlar, gerilimin gizeminden beslenirken, huzurun kanını emmeyi de ihmâl etmez. Sanırım 21. yüzyılın insanı da bu anlamda hakkını veriyor toplumsal yansımalar ile. Vahşete dâhil olmuyorsak da vahşeti bir süre sonra görmezden gelerek, buna ortak olmanın talihsizliğindeyiz. 

“İsrail’in abluka altındaki Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları aralıksız sürerken, Ramazan ayına sayılı günler kala Gazze’nin güneyindeki Mısır sınırında yer alan ve savaş nedeniyle yerinden edilenlerle 1,5 milyon nüfusa ulaşan Refah kentindeki Filistinliler, Ramazan ayı hazırlıkları kapsamında Ramazan ayının simgelerinden ‘ramazan feneri’ satışlarına başladı. İsrail ordusunun saldırılarından kaçarak, Refah’ın Tel Sultan bölgesine sığınan Filistinliler, yaklaşan ramazan ayı nedeniyle çadırlarını ramazan fenerleri ile ışıklı aydınlatmalarla süsledi.”

Evet, savaşın gölgesindeki Gazze sokaklarında, Ramazan hazırlıkları devam ediyor. Peki, bizde hazırlıklar başladı mı? Ya da… Ne yapsak da sanırım savaşın topraklarındaki hazırlıkları geçemeyecek bizim hazırlığımız. Ölümün gölgesinde manevi değerlerine/dini değerlerine sıkı sıkıya sahip çıkmak! Aylarca ekmeğe hasret bırakılmaları ve aç kalan çoğu çocuk minicik bedenlerinin isyan denen kelimeyi ağızlarına bile almadıklarını hatırlamak, kendi içimizdeki kargaşayı daha da hatırlatıyor. Ölümlerin masumların üzerine yağmur olup yağdığı Filistin’de kutsal ayın hazırlığı… 

Ne yapsak, onların orucunu tutamayız diyerek, susmaların kıblesinde; görmedim, duymadım, bilmiyorumun gölgesinde kalan İslâm aleminin Ramazan-ı Şerif’ini kutluyorum…

Asıl açlık, ruhun fukaralığı idi! Hoş geldin sultan…

 

Önceki Yazı

Kalp ile dil birbirini besler

Sonraki Yazı

İstanbul’da konser vermek evde olmak gibi

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı

Elly hakkında konuşalım mı?

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde