Şehrazat balkonda

8 dakikada okunur

Şehrazat’ın yöntemi neydi? Etkileyici bir dille hikâyeleri birbiri içinde akıtarak, Şah Şehriyar’ın merakını ayakta tutacak şekilde anlatmayı sürdürmek. Böylelikle geçerdi gece ve aklı tamamlanmayan masalda kalan Şehriyar, infaz kararını bir sonraki güne ertelerdi. Şehrazat’ın kendi canını kurtarması, sonraki gecelerde can verecek genç kızları da şahın şerrinden kurtarması anlamına gelirdi.

Şehrazat’ın bu yöntemini yönetmen Elif Eda, yüzlerce yıl sonra 2021 yapımı “Jülide” isimli kısa filminde farklı bir şekilde kullandı. Bu kez mekân İstanbul’da bir balkon, kişiler ise, Jülide, komşusu Çağla ve Çağla’nın ağabeyi Kaan’dır. Evinde namaz kılan Jülide, bir partiye özgü eğlence seslerini takiben yükselen kavga gürültü üzerine üst katındaki daireye çıktığında, Çağla’yı ağabeyine partisini mahvettiği için suçlarken bulur. Arkadaşını sakinleştirip yatırır ve hemen ardından açık mutfağa yöneldiğinde, seyircinin başta elinde bir bıçakla gördüğü Kaan’ın, ağzına attığı haplar ve elinde şarap kadehiyle intihar etmeye hazırlandığını görür. Kararlı, otoriter bir tavırla bu intiharı engellemeyi başarır, ancak Kaan bu kez de balkona yönelir. Jülide arkasından koşarken Kaan’ın, o kadarcık yükseklikten atlamak da öldürmez ki, dediğini duyar. Direnme kaynaklarıyla bağını tamamen koparmış genç bir insana hayatı bir mahkûmiyet, bir yük değil de bir bağış, bir gelişme süreci olarak göstermek hiç kolay değilse de Jülide elinden geleni yapar. Partiye davet edilmiş değildir, gürültüye gelmiştir; imdat çığlığına… Karşısındakinin anlayabileceği şekilde, bazen sarsıcı bazen de yumuşak bir dille konuşmayı başardığı için de dinletir sözünü. Tatlı dilli Şehrazat’ın ifade kalıbı masaldı, Jülide’nin ki ise felsefe ve kelam olur. Nasıl bu kadar soğukkanlı olduğunu sorgular Kaan onu dinlerken; ajan mıdır, sosyopat mı? Jülide de onu sorgular:  Pardon yani, moda fotoğrafçılığı olan mesleği gereği muhatap olduğu kadınlar hakkında işte öyle bir dille nasıl konuşabiliyordu ki?

Salonda kahve içerler, sigara için ise balkona çıkmak gerekir. Şehrazat, Şehriyar’ın dikkatini dağıtmayacak herhangi bir mekânda konuşabilirdi Şehriyar’la, Jülide ise kapalı ortamdan uzaklaşma ihtiyacı duyar. Pek uzağa da gidemezdi Jülide;  Çağla rahatsız bir uykuda, Kaan çökkün veya taşkındır. Balkon, aslında kurtarıcıdır.

“Ne bu şimdi, gerçek mi bunlar, yoksa masal mı anlatıyorsun?”

“Masal anlatıyorum ben şu an.”

Hayır, hiç kolay değildir Şehrazat rolü bir intihar girişimi karşısında… Güçlü bir derinliği olan diyaloglarda dile gelir Jülide’yi dayanıklı kılan tecrübeleri.

Kadınların sokaklarla ilişkisine dair çok fazla birikmiş olumsuz yargı var.  Sokağa, düşer kadın veya düşürülür, bazen baş döndürücü bir vaat bazen de kıymetli bir mücevher sebep olur buna; Yeşilçam filmlerinde izlerdik. Sokağa düşmek son yıllarda, bir balkondan doğru gerçekleşiyor. Konut fabrikalarının ürettiği en kullanışlı mekân olan balkon, bir cinayet mahalline dönüşüyor çift anlaşmazlıklarında. Balkon mahalle arasında, huzuru yakalamış çiftlerin bir manzara kırıntısı karşısında çaylarını yudumladıkları kısıtlı avlu değil miydi bir zamanlar ve hâlâ kısmen öyle sayılmaz mı? Oradan sokağa bir sepetle, bir selamla uzanabilir, bir anahtar atabilir, bir selam verebilirsiniz.

Şu var ki mekânlarla aramızdaki, hayatı olumlu bir şekilde etkileyen bağları büyük ölçüde yitirdik. Mekân bağlantıları ve insan ilişkiler arasındaki etkileşimin hafife alınmasının elbette bedelleri olacaktı. Sofa konuşmaları, avlu/bahçe fikir yürütmeleri ve oyunları olmaksızın doğrudan sokağa geçişin, böylelikle ortaya çıkan dil uçurumlarının sarsıcı etkilerden biri, balkon ölümleri.

Jülide, arkadaşının intihar eğilimine sahip ağabeyiyle balkonda sabah ezanına kadar hayat ve iman üzerine konuşuyor. Ölümü mekândan uzaklaştıran Şehrazat’ın yerini alıyor gece vakti arkadaşının evinin balkonunda; ancak, masal ustasının sürükleyici anlatımıyla kendini –ve sıradaki diğer kadınları- şahın şerrinden korumasına karşılık, o, muhakeme gücüyle intihar eğilimli bir erkeği kendini imhaya götüren ruh hâlinden uzaklaştırıyor. Başörtülü bir kadın, sesleri sokağa/kamuya açık bir mekânda sabah ezanına kadar, bir erkeği hayattan vazgeçmeye götüren yargılarındaki gerçeklik payıyla yüzleştiriyor.

Balkondan ölü veya sağ hâlde atılan kadınların dramı, acının olgunlaştırdığı bir kadının bu güvensiz mekânda sarf ettiği, intihara meyilli bir erkeği hayata döndüren sözlerde yeni bir mahiyet kazanıyor.  Dilden eksik kalmama çabası, kurtarıcıdır.

Önceki Yazı

Vicdanımızla davranışlarımız arasındaki uçurum

Sonraki Yazı

Birlikte daha güçlüyüz!

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye