Selim İleri Öyküleri

//
23 dakikada okunur

Selim İleri, günümüz edebiyatının adından çokça bahsedilen ve edebiyatın pek çok türünde eser vermiş yazarlarındandır. Edebiyata öykü türünden girmesine rağmen bugün romancı kimliğiyle anımsarız. Öykü, deneme, oyun, şiir, söyleşi, senaryo, roman ve anı türünde yüze yakın eseri mevcut. Benim okuduğum ilk Selim İleri eseri “Fotoğrafı Sana Gönderiyorum” adlı öykü kitabı. Bu kitapta bulunan “Şahane Bir Tuvalet” adlı öyküsünde mutsuzluğunun nedenlerini geçmişte arayan anlatıcı, çocukluk anılarında dolaşır: Terzi Perihan Hanım, Nezihe Hanım, Amiral Cevat Bey ve karısı, Celil Ağbi, Esma Hanım, Madam Jüliyet… Kadıköy, Bahariye Caddesi, Şifa, Kalamış, Fenerbahçe, Geren Apartmanı, Büyükada, Sıra Selviler, Frerler Mektebi, Moda Deniz Kulübü, Roma, Napoli, Şifadaki ev, Amerika… Yaz sonu, sonbahar başlangıcı, sonbahar bitimi, ilkyaz öncesi, Ağustos, Eylül ayları ve kendisi… Hatırladıkları; çocuk gözüyle tanıklık ettikleri, yıllanmış hatıralarıdır. Çocuk bakışı ile irdelemiyor ama aktarımı çocuk bakışından yapıyor… Anlatıcının hissettikleri; statü farklarının üzerinde etkisi, dönemin şartlarının sosyolojik karşılıklarıdır… Anlatıcı, izlenimleri yanında bir dönemin sosyal yaşantısı, kent hayatı, anlayış tarzı hakkında bilgi veriyor ve bu yönüyle gerçekçiliğini koruyor. Öylesine otobiyografik özellikler barındırıyor ki öykü olup olmadığını tartışmaya açıyor. Yazar öykünün tam olarak içinde fakat okuru titiz bir işçilikle ne içeride ne dışarıda bırakıyor. Hissettirmiyor, sinsice yönlendiriyor. Şiirsel bir tavır takınıyor… Okuru halden hale sokuyor, sokaktan sokağa, devirden devire, o semtten bu semte getirip götürüyor. Sanki öykü zaman ve mekân mefhumlarından münezzeh gibi. Derin ve yoğun hisler içerisine girip çıkarıyor okuyucuyu… Az sözcükle çok psikolojik tahlil yapıyor. Buna rağmen okurken Anton Çehov’u anımsatabiliyor. Usta betimlemeleri ayrı bir lezzet katıyor… Bir olay söz konusu değil, yoğun ve hızlı bir hayâlin ürünü olduğunun ipuçlarını veriyor… Görsel tarafı oldukça ağır basıyor ve okurda usta bir ressamın elinden çıkmış donuk, yoğun bir tablo hissi uyandırıyor ve nostaljik dokusu da cabası… Bu sayımızda Selim İleri’nin öykü kitaplarından bir seçkiyi sizlere sunuyorum. Keyifli okumalar dilerim.

Önerdiklerim

Pastırma Yazı / Selim İleri / Everest

“Param pulum olmasa, yerimden yurdumdan edilsem köpek gibi Darülacezeye atacaklar; Bakırköy’de tımarhaneye bitişik bir hususisini açmışlar, Huzurevi’ymiş adı; başındaki kocakarıyı kapan oraya, kapan oraya. Bir yığın ihtiyarı tıkıyorlar içeri, koy dunsa bul, bir daha arayan soran yok. İhtiyarlar bir araya geldiler mi olmaz, çabuk ölünür. Etrafında gençler kızlı oğlanlı pervane olacaklar, hayatın tadını çıkardıklarını gördükçe ruhun açılacak. ” “Sekiz öykü var Pastırma Yazı’nda. Bütün öyküler başkahramanlarının ağzından anlatılıyor. Çoğunda da bu anlatıcılar kendi şartlanmışlıklarının oluşturduğu gülünç değer yargılarıyla dünyaya bakıyorlar. Bundan bir ince alay doğuyor.”

 “Doğrusu Bir Denizin Eteklerinde insan zaafları, duygusallıklar, aşklar, acılar, umutsuzluklar, umarsızlıklar, yıkımlar, yalnızlıklar yani yazında yansıdı mı ‘bireyselcilikle damgalanan, oysa yaşamdaki yerleri gerçekçi kalındığı sürece yadsınamayacak olan bütün bu duyarlıklar göğüslenerek okunmayı bileğinin gücüyle hak etmiş bir kitap.”

Cumartesi Yalnızlığı / Selim İleri / Everest

 Yayımlandığı yıl Tarık Dursun K.’nın “acemi güzellik” olarak nitelediği Cumartesi Yalnızlığı, 46 yıldır okurla bağını korumayı sürdürüyor. Yılların ustası Selim İleri’nin en genç kitabı! Oradan geçtikçe Sait Faik’i düşünürdü, çipil çipil mavi gözleri ansırdı. Üzülürdü biraz da, gelip burada oturmadı diye. Hemen top alanının yanındaydı kahve, çatıya sığınmış bir çardak vardı önünde, çardak boyu sarmaşıklar. Hele güzün büsbütün güzel olurdu ortalık, kızılyapraklar kaplardı her yanı. Mermer masalara birer kan lekesi gibi düşerlerdi. O zaman dayanamaz; elinde gülünç çantası, soluk lâcivert yağmurluğuna bürünmüş, korkak bakışları kara camlı gözlükleri gerisine saklanmış, boynu bükük girerdi içeriye.

Yağmur Akşamları / Selim İleri / Everest

Doğu’nun ve Batı’nın alet edildiği karanlık siyasetler ve bu siyasetler arasında yolunu arayan yapayalnız bireyler… Yürek burkan hesaplaşmalar: Yağmur Akşamları. Birçok gece vardır ki eve kendi kendime döndüm. Hayata kendi kendime dönmeye çalışarak. İnsanlara iyi şeyler yazmaya çalıştım, iyi sözler. Kendi kendimeyken. Kendi başıma bir şeyler yazmak ve yapmaktı hepsi, belki, bir gün, başkalarının acısını dile getirebilirim, yapraklar havuzda yansı, yemyeşil, solgun yeşil, çok özlenmiş uyku… Ölüm uykusu, ölüme götüren uyku. Günün, gündelik değerlerin değil, tüm günlerin yazarı ve öykücülüğümüzün dönemeçlerinden birini oluşturan Selim İleri’den gerçek edebiyat tutkunları için…

Bir Denizin Eteklerinde / Selim İleri / Everest

Türk öyküsünün en büyük temsilcilerinden ve günümüz edebiyatının adından çokça bahsedilen yazarlarından Selim İleri’nin yıllardır sevilerek okunan kitabı -ilk üç kitaba göre daha bireyselci bir çizgide- Bir Denizin Eteklerinde, geçen onca yıla rağmen öykü türünün köşe taşlarından biri olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor… “Doğrusu Bir Denizin Eteklerinde insan zaafları, duygusallıklar, aşklar, acılar, umutsuzluklar, umarsızlıklar, yıkımlar, yalnızlıklar yani yazında yansıdı mı ‘bireyselcilikle damgalanan, oysa yaşamdaki yerleri gerçekçi kalındığı sürece yadsınamayacak olan bütün bu duyarlıklar göğüslenerek okunmayı bileğinin gücüyle hak etmiş bir kitap.”

Yeni Çıkanlar

Nasihatler / Tâhiru’l-Mevlevî / Büyüyen Ay

 Bu eser, Tâhirü’l-Mevlevî’nin Şeyh Sa‘dî’den ilhamla/tercüme ederek yazdığı şiirlerini, Şeyh Sa‘dî’nin hükümdarlara nasihatlerini ve hayat, ölüm gibi konulardaki şiirlerinin nesir halinde yapılan tercümelerini bir araya getiriyor. Ayrıca son bölümde Tâhirü’l-Mevlevî’nin Şeyh Sa‘dî’den tercüme ettiği sözlere de yer verilmektedir. “Nasihat vermek Sa‘dî’nin tabiatıdır. Onu nasıl yapmasın ki miski vardır, kokusunu gizleyemiyor.” “Allah seni topraktan yarattı. Ey Allah’ın kulu, sen de toprak gibi tevazu göster.” “Bir padişah, tebaasına bakar ve onları muhafaza ederse aldığı vergi helal olsun, çobanlık ücreti yerine geçer; yok halkın çobanlığını yapmıyorsa o vergiler zehir olsun. Zira yediği Müslüman cizyesi demektir.”

 “Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın”, her şeyden önce okurlara ve kitaplara bir övgü, bir kutlama metni.

Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın / Umberto Eco & Jean Claude Carriere / Can

İki kitap âşığı Jean-Claude Carrière ve Umberto Eco, insan ruhunun kendini bulması ve tanıması için metne ihtiyaç duyduğu konusunda hemfikir – bu metin ister parşömende, ister kâğıtta, ister elektronik dosyada yazılı olsun. Şekilleri değişse bile kitapların dijital çağda da varlığını sürdüreceğine inanan bu iki yazar, kitabın beş bin yıllık tarihinde sohbet tadında bir yolculuğa çıkıyor. Zamanda ve mekânda gezinirken gerçek kişiler roman kahramanlarına karışıyor; koleksiyoncuların tutkuları, neden bazı dönemlerin çok sayıda şaheser doğurduğu, kütüphanemizi nasıl düzenlememiz gerektiği anlatılıyor. Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın, her şeyden önce okurlara ve kitaplara bir övgü, bir kutlama metni.

İstanbul’da Bir Sene / Mehmet Tevfik / Büyüyen Ay

Ârif usta cerrahlıkta meşhur olup şöhreti münasebetiyle sünnet düğünlerinin ekserisine o gider ve ricâl-i kibarla görüşürdü. Kahvesi ise eski zaman usulü dört yanı minderli pike, dükkânın içi müdevver, kebîr tuğla ile döşeli olup ortada bir sehpa üzerinde bir büyük mangal, her taraf temiz, parıl parıl yanar. Kahvehâne duvarlarındaki ufak dolaplarda envâ-ı alât-ı cerrahiye ve ustura ve havlu peşkir tertip üzere durur. Kehrüba takımlı limon, yasemin, gül, kiraz, silme çubuklar, elmas traş nargileler yerli yerinde, sarı beyaz birkaç nev likenler duvarda asılı ve hatt-ı nefîs ile bir levha olup onda da şu beyit yazılıydı: “Gönül ne kahve ister ne kahvehâne Gönül ahbâb ister kahve bahane”.

Yeniliklere Açılma / İnci Enginün / Dergâh

Tanzimat sonrası edebiyatımızdaki en önemli değişiklik matbaanın hayatımıza girmesiyle başlayan ve sayısı artan kitap ve süreli yayınlar ile yeni edebiyat türleridir. Tanzimat Fermanı’yla devlet yapısındaki değişiklikler ve yeni kanunlarla birlikte bunların yankıları da edebiyatta hemen kendisini hissettirir. İnsanın tazelenmesi için de yeni bakış tarzlarına ve yeni dünyaları tanımaya ihtiyaç vardır. Devletin ve sosyal hayatın yürümesini sağlayacak adımlar atılırken askerî kurumlar ve okullara öncelik verilir. Bütün toplum faaliyetleriyle ilgili kanunlar ve yeni devlet kurumları ortaya çıkar. Edebiyat ise hayatın gerçekten aynası olduğu için bunları yansıtır. 

Prof. Dr. Nurullah Genç’ten Tavsiyeler

Çiçekler Üşümesin, Tutkular Keder Oldu, Yollar Dönüşe Gider, Nuyageva, İntizar, Yankı ve Hüzün, Aşkım İsyandır Benim, Siyah Gözlerine Beni de Götür, Yanılgı Saatleri, Rüveyda, Yağmur, Denizin Son Martıları, Aşk Ölümcül Bir Hülyadır, Gül ve Ben, Hüznün Lâlesidir Dünya, Yürüyelim Seninle İstanbul’da, Müptelâdır Gemiler Benim Denizlerime, Sensiz Kalan Bu Şehri Yakmayı Çok İstedim, Birkaç Deli Güvercin, Çanakkale: Her Şey Yanıp Gül Oldu, Ateş Semazenleri ve Mahrem ve Münzevi eserlerinin yazarı Prof. Dr. Nurullah Genç’e “Hangi kitapları okuyalım?” diye sordum. İşte aldığım cevaplar:

Doğu Batı Arasında İslâm / Aliya İzzetbegoviç / Ketebe

Son yüzyılın en önemli Müslüman düşünür ve devlet adamlarından birisi olan Aliya İzetbegoviç’in başyapıtı sayılan Doğu Batı Arasında İslam, büyük bir bilgi birikimini derin bir tefekkür ile harmanlayarak geniş bir bakış açısı sunuyor. Felsefe, sanat ve sosyoloji gibi disiplinlerin kültürel öğelerle etkileşimlerini temel alan bir düşünce sistematiği inşa eden İzetbegoviç, İslam’ın kuşatıcı ve dönüştürücü özüne doğru bir yol izliyor. Doğu’da ve Batı’da, İslam’ın bütün güzelliklerini tıpkı güneşin hareketlerini takip eder gibi modern dünyanın karanlık yanlarına ulaştırmak isteyen bu eser aynı zamanda örnek bir yaşamın da ürünü. 

Bu Ülke, Meriç’in sürekli etrafında dolandığı Doğu-Batı sorunu yanında, sol-sağ kutuplaşmasına ve kalıplaşmasına ilişkin önemli tespit ve aforizmalarını da içeriyor.

Gün Olur Asra Bedel / Cengiz Aytmatov / Ketebe

Bazen “gün uzar yüzyıl olur”. Bir güne kaç hatıra, kaç deneyim, kaç hikâye sığdırılabilir? Söz konusu olan uzun bir yolculuksa, sayısız… Yeri doldurulamaz bir geçmişi paylaştığı dostunun cenazesini taşıyan Yedigey’in yolculuğu, bütünüyle hayatı soruşturan bir yolculuk olacaktır elbette. Uzak hatıralardan söylencelere, acılı ölümlerden basit mutluluklara, maddi yoksulluklardan manevi zenginliklere, geçmişin özünde ve kıyılarında dolaştıran bir yolculuk… Cengiz Aytmatov bu romanında, insanın en zayıf ve en güçlü, en özgür ve en bağımlı, en çok seven ve en kolay vazgeçen yanlarını derin ve çarpıcı bir dille anlatırken tıpkı bir madalyonun diğer yüzünü çevirir gibi içimizdeki “öteki”yi gözler önüne seriyor.

Güller Kitabı / Beşir Ayvazoğlu / Kapı

Gül, zaman zaman lâle ve karanfil gibi zorlu rakiplerle mücadele etmek zorunda kalmışsa da, saltanatını her zaman korumuş, bütün çiçekleri, hatta tabiatı özetleyen bir çiçektir. Aslında her çiçek “gül”dür ve gül, tabiattaki görüntü çokluğunun arkasında var olan gizli birliğe işaret eder. Eserde Türk kültürünün “çiçek” macerası, bu sebeple “gül” etrafında anlatılmaktadır. Göçebelik devirlerimizden bugüne kadar çiçekler etrafında geliştirdiğimiz incelikli kültür, derin duyarlık, tabiata farklı bakışımız ve bu bakış tarzındaki değişmeler de Güller Kitabı’nın başlıca konulan arasında yer alıyor. TYB tarafından 1992’de ödüle layık görülen eserini okumak, yazarıyla kültürümüzün uzun ince yollarında zevkli bir yolculuğa çıkmak demektir.

Bu Ülke / Cemil Meriç / İletişim

Cemil Meriç emekli olduktan sonraki on yıllık süre içinde kendisini daha geniş okuyucu kesimlerine tanıtacak olan olgunluk dönemi eserleri Bu Ülke’yle başlamak üzere yayımlanır. Meriç’in “aynı kaynaktan fışkırdılar” dediği eserler dizisinin önemli bir halkası. Bir çağın, bir ülkenin vicdanı olmak isteği Meriç’in bütün çabasına her zaman yön vermiştir: “Bu sayfalarda hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim; etimin eti, kemiğimin kemiği.” Bu Ülke, Meriç’in sürekli etrafında dolandığı Doğu-Batı sorunu yanında, sol-sağ kutuplaşmasına ve kalıplaşmasına ilişkin önemli tespit ve aforizmalarını da içeriyor.

Önceki Yazı

İstanbul Modern’e coşkulu karşılama

Sonraki Yazı

Filmde bütçe belirleyici olmamalı

Son Yazılar

Sahnede kör oluyorum

Özellikle komedi yapımlarından tanıdığımız ama ters köşe yapan işlerle de seyircilerinin karşısına çıkmayı seven oyuncu Gökhan