Sevgili, daima

5 dakikada okunur

1973 yılının bir eylül gecesinde, büyülü şehir Roma’da şair sigarasını düşürdü yatağına. Ne parmaklarındaki hafifliği hissetti ne de kıvılcımın büyük bir aşkla çarşafı, yorganı, evi ve kendisini tutuşturduğunu anladı. Her gün avuç dolusu yuttuğu haplardan dolayı hissetmek, geçmişe ait bir anıydı Ingeborg Bachmann için. Hastaneye kaldırıldığında doktorlar yanıklarını tedavi etmeye çalışsalar da ilaç bağımlılığından habersizdiler. Bir şeyden daha habersizdiler: Bachmann’ın parçalanmış ruhu ve kalbinden.
Kırk yedi yıllık hayatına birçok başarı sığdıran ve erkek egemenliğindeki edebiyat dünyasında zirvelere çıkan Bachmann’ı bir ayrılığın yıkacağını belki de hiç kimse tahmin edemezdi. Çocuk yaşta şiir ve müzikle tanışan bu müstesna ruh, henüz yirmi altı yaşındayken “Grup 47” tarafından bir davet alıp onların önünde şiirini okumaya çalışırken heyecandan duraksamış, bir yazar imdadına yetişip hayran kalınan şiirini yüksek sesle okumuştu. Edebiyat dünyasının -özellikle de şiirin- parlayan genç yıldızıydı o artık. Bir yıldızdı ama iflah olmaz bir özgürlük bağımlısıydı da.
Hayatına giren birçok erkek için o daima bir sevgili oldu; hiçbirinin soyadını alacak aşamaya geçmedi asla. Bu erkeklerin onu çok sevmeleri dışında ortak bir özellikleri daha vardı: Kalemine hayrandılar. Paul Celan’ın hayranlığı da bundan, ruh dünyasını karartan Max Frisch’inki de. Oysa fedakârdı Bachmann. Sevgililerinin yazdıklarını bir sanatçı gözüyle değerlendirmesini bildiği gibi çok sevdiği Roma’sını terk edip Max Frisch için Zürih’e yerleşmesini de bildi. Fakat ne olduysa birlikte Roma’ya döndüklerinde oldu. Bachmann sık sık dışarı çıkıp boş boş dolaşıyordu. Uzak durmasının nedeni, Frisch’in susmak bilmeyen daktilo tıkırtılarıydı.
Frisch’in varlığı, Bachmann’ın yazı hayatını bir nebze sekteye uğratsa da yıkım henüz gerçekleşmemişti. Frisch genç bir öğrenciyle ilişkiye başlayınca Bachmann’la yollarını ayırdı. Belki bunu da kaldırabilirdi ama onun acıdan kalbi parçalanırken Frisch son derece mutluydu. Bir roman yazacak (Adım Gutenbein Olsun) ve Lila karakterini Bachmann’ın yansıtması yapacak kadar rahattı.
Bachmann’ı hayatta tutan ve herkesten ayrı bir yerde yaşattığı yazma aşkı bir anda sönüverdi. Şiiri otuzlu yaşlarında zaten bırakacağını söyleyen ve bunu gerçekten yapacak kadar bilinçli bir yazardı ancak tamamen yazmamak planında yoktu. Acıdan ve Lila karakterini gördükten sonra Frisch’e öfkesinden hiçbir şey yazamadı. Erkekler dünyasında dimdik ayakta durmasını başaran kadın, iyileşmek için hastaneden hastaneye gidiyordu.             Yazmalısın, dedi nihayet doktorları. Ve kalemini yeniden eline alıp muhteşem eseri Malina’yı yazdı. Bütün hıncını kusacak bir alan bulmuştu. Triloji olarak tasarlanan “Ölüm çeşitleri”nin ilk kitabı 1971’de yayımlandı.
Bachmann öldüğünde eski sevgililer büyük bir acı ve pişmanlık duysalar da hiçbir önemi kalmamıştı timsah gözyaşlarının. Edebiyat dünyasında özel bir yeri olan kişi sonsuza dek Bachmann olacaktı çünkü o sadece bencil erkeklerin değil, okurlarının da sevgilisiydi; hem de daima.

Önceki Yazı

İlhami Çiçek için 5 şarkı

Sonraki Yazı

Seyyâh-ı Âlem’in aynası: Seyahatnâme

Son Yazılar