Seyyahın sinema günlüğü

17 dakikada okunur

“Kimse yerinden kımıldayamazken bu sınırlar neden var?” Nikos Panayotopoulos’un 2008 yapımı Atina-İstanbul filminde geçer bu replik. Atina’dan İstanbul’a seyahat eden bir adamın yaşadıklarını anlatıyordu. Derya Durmaz’ın yönettiği Ermenistan-Türkiye sınırını bir çocuğun gözünden anlatan Ziazan adlı kısa filmi içinse yönetmen, “Sınırların olmadığı bir dünyaya inananlar için” der. Avrupa vize başvurularımızın her geçen gün daha fazla reddedildiği bu zaman aralığında daha da anlamlı geliyor bu ifadeler. Ancak karamsar olmayalım şimdi. Yurdun da dört bir yanı keşfedilecek mekanlarla dolu. Vizesiz komşu ülkeler de yeni hikayeler için her dâim yolculuğa müsait. Özellikle yaz aylarında. Zira yaz ayları gezginlik aylarıdır. Kış ayları çalışmaya yaz ayları daha çok gezginliğe yakışan aylar. Köyüne dönenden tekne turuna çıkana kadar farklı ekonomik ve sosyal statülerdekilerin tek ortak noktası yaz gelince bulundukları yerden başka yere yolculuk etmeye başlamış olmalarıdır. Yolculukların kimisi sırt çantasını alıp kendini yola bırakırken kimisi de planların arasında görülecek yerler listeleriyle atar adımlarını. Esasen yolculuğun kendisi insana iyi gelir, gidilecek yer değil.  Dijital platformlarda seyyahlığın görsel macerasının peşine düştük bu sayıda. Kimi belgeseller yemek üzerinden bir yolculuk vaat ederken kimileri de arabaların üretildiği Avrupa şehirlerini tura çıkıyor. Kimisi bisiklet pedallarının izinde Latin Amerika’yı ya da Avrupa’yı turlarken kimisi uzun yolculuklarda kaybettiklerinin izini sürmeyi amaçlıyor.

Filmlerle çıkılan yolculuklar

Ye Dua Et Sev

Yaklaşık 15 yıl öncesinin çok satan romanlarından biri olan Elizabeth Gilbert’in  yazdığı Ye Dua Et Sev, kısa bir süre sonra çok popüler olan bir filme dönüşmüştü. Filmin sevilmesinde Julia Roberts ve Javier Bardem’in oynamasının büyük rolü olmuştu. Elizabeth Gilbert’in   yaşamından izler taşıyan romanda New York’ta yaşayan yazar Elizabeth, bir gecede boşanma kararı alır. David Piccolo isminde birine âşık olmayı dener ama başarılı olamaz, daha önceden Bali’ye yaptığı bir ziyarette tanıştığı ‘iyileştirici’ lakaplı Ketut’un kehaneti üzere üç bölümden oluşan bir seyahate çıkar. Yemek, dua etmek ve sevmek olarak üç bölüme ayrılan bu seyahatin ilk durağı yemek ve makarnaları ile meşhur olan Roma’dır. Daha sonra Hindistan’a gider ve Texaslı Richard ile tanışır. Hindistan’dan önceki hayatında yaptığı hataların verdiği suçluluk duygusuyla, hayata pek de iyi bakmayan Richard, Elizabeth’e kendini affetmenin mümkün olduğunu öğretir. Richard ile yollarını ayıran Elizabeth son durağı olan Bali’ye, kehaneti yapan iyileştirici ile görüşmeye gider. Bali’de Felipe ile tanışır. Felipe’e âşık olur. 

Gün Doğmadan Önce

Richard Linklater’in Before Sunrise (Gün Doğmadan Önce), Before Sunset (Gün Batmadan Önce), Before Midnight (Geceyarısından Önce) filmlerinden oluşan Before üçlemesi’nin ilk filmi tam bir seyyahlık filmi. Avrupa yolculuğu sırasında trende karşılaşıp tanışan iki farklı insan, Jesse ve Celine uzun yıllara yayılacak olan ilişkilerinin ilk adımlarını bu tren yolculuğunda ve trenden inip 1 gün geçirdikleri Viyana sokaklarında atarlar. Viyana’nın cazibeli fonunda birbirlerini ve şehri keşfe çıkan bu ikili unutulmaz bir sinema üçlemesinin ilk filminde sadık bir izleyici kitlesi oluşturdular.

Motosiklet Günlüğü

Ernesto Che Guevara’nın yakın arkadaşı Alberto Granado ile birlikte Latin Amerika’da yaptıkları motosiklet yolculuğunu şiirsel bir dille beyazperdeye taşıyan filmin yönetmen koltuğunda Walter Salles yer alıyor. Tablo gibi manzaraları, muhteşem anlatımıyla film Ernesto Guevara’nın nasıl Che’ye dönüştüğünü, yansıtıyor. Filmin en can alıcı noktası ve Ernesto Guevara’nın Che’ye dönüşmeye başladığını dostu Alberto’ya söylediği şu sözlerden anlıyoruz. “Çok fazla adaletsizlik var Ernesto.” Yolculuklarında kendilerine rota olarak Şili kıyı şeridi, And dağları, Atakama Çölü, Peru Amazonlarından geçip Venezüella’da son bulmasını planlıyorlardı. Yolda yaşadıkları aksilikler yüzünden rotayı tam olarak hayata geçiremeseler de yolda karşılaştıkları olaylar ikilinin düşüncelerini derinden etkileyecektir.

 

Âşıklar Bayramı

Kemal Varol’un bol ödüllü aynı isimli romanından uyarlanan film, hem yolculuk hem de bir baba oğul hesaplaşması filmiydi. 25 yıl ayrı kaldıktan sonra bir kapı vurulmasıyla bir araya gelen baba oğul hikâyesinde avukat Yusuf ve saz âşığı babası Heves Ali’nin arabayla âşıklar bayramına yaptıkları yolculukta sevgi ve nefret ilişkisi aynı kadraja giriyordu. Gidişin ve tekrar gelişin nedensiz kaldığı bu öyküde, Anadolu’nun farklı şehirleri bahar ve yaz aylarının güneşli atmosferinde resmediliyordu.

Yolun Açık Olsun

Asker kökenli yazar Hakan Evrensel’in romanından uyarlanan Yolun Açık Olsun, bir Anadolu yolculuğu vaat ediyor. Yüzbaşı Salih ve Asteğmen Kerim’in yolculukları bir aşk için gibi görünse de esasen aşktan daha önemli olan duygunun geçmişle hesaplaşma olduğu filmde, askerliğin güçlü bağları ile tahrip edici yanları aynı potada eritiliyor. Dalyan’a yaptıkları yolculuktaki durakları onları her adımda geçmişe daha çok yaklaştıran bir yolculuğa dönüşüyor.

Green Book

Oscar ödüllü 1950’ler Amerikan hayatının ırkçılıkla olan sınavını resmeden filmde, ünlü siyahi piyanist Dr. Don Shirley konser serisi için Amerika’da Manhattan’dan güneye doğru birçok farklı eyalete gitmek zorundadır. Ancak bir siyahinin o günün Amerika’sında yolculuk etmesini sağlayacak sağlıklı bir güzergaha ve onun güvenliğini ve şoförlüğünü yapacak bir beyaz sürücüye ihtiyacı vardır. İtalyan kökenli Tony Lip bu iş için seçildiğinde hem sınıfsal hem de kültürel farklılığı olan bu ikili yol öğretir şiarının gerçek bir örneğini göstermiş olurlar.

Yola Devam

Cafer Penahi’nin oğlu Panah Panahi’nin ilk uzun metraj yönetmenlik filmi Yola Devam, 2021’de Cannes Film Festivali’nde yarışmıştı. Film Tahran’dan İran’ın kuzeyine yapılan bir yol hikayesini anlatıyor. Ailecek yapılan bu yolculuğun temel nedeni evin büyük oğlunun sınırı geçmesini sağlamak. Keyifli müzik seçimleri ve trajik aile ilişkilerini iç içe geçiren filmde Kuzey İran’ın enfes ve bakir doğası da filmin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Karakterleri, mekanları, hikâyeyi başarılı bir kurguyla birleştiren yönetmen, yolculuğun çetrefil yanlarıyla keyifli taraflarını harmanlarken ailenin kendi içindeki hesaplaşmalarını da es geçmiyor.

Elveda Berlin

Alman yazar Wolfgang Herrndorfs’un 30 ülkede 2 milyondan fazla satan kitabından uyarlanan filmin yönetmeni Fatih Akın. İlgisiz zengin ailenin gençliğe adım atmaya başlayan çocuğu Maik, yalnız kaldığı yaz ayında amaçsızca havuza girip çıkarken Rus göçmeni okul arkadaşı Tschick çalıntı bir Lada jiple kapılarında belirir. Maik ve Tschick artık nereye varacağı belli olmayan hesapsız, plansız ve illegal bir yolculuğa çıkmıştır. Hem kendilerini hem de çevreyi keşfettikleri bu yolculukta, bu genç bireyler hiç deneyimlemedikleri duygular yaşarlarken izleyici de bir çocuk filminden daha fazlasını izleyecektir. Filmin uyarlandığı romanı Sevin Okyay çevirisiyle Türkçe baskısından okuyabilirsiniz. 

Belgeseller

Street Food

Dünya turunda en önemli özgünlüklerin başında sokak lezzetleri geliyor. Her ülkenin hatta her şehrin farklı bir sokak lezzetinin olduğu bir gerçek. David Gelb ve Brian McGinn tarafından 2019’da ilk bölümüyle Netflix’te izleyicilerle buluşturulan Street Food serisi her sezonunda farklı bir gölgenin sokak lezzetlerine odaklanıyor. Asya, ABD ve Latin Amerika odaklı sezonlarda hem o coğrafyanın şehirlerini keşfederken hem de özgün sokak yemeklerini görmüş oluyoruz. Latin Amerika’ya odaklanan sezonunda Meksika, Brezilya, Arjantin, Peru, Kolombiya ve Bolivya’nın sokak lezzetleri ele alıyor.

Expedition Happiness

Bir film yapımcısı ile müzisyen ve köpekleri yenilenmiş bir okul otobüsüyle birlikte Kuzey Amerika’yı uçtan uca gezdikleri bu belgesel filmde hem yeni şehirleri ve ülkeleri keşfediyoruz hem de yolun zorlukları ve eğlencesine ortak oluyoruz. Renkli karakterli ikilinin yolculuklarına ortak olurken insanın kendi yolculuk hayallerine dalmamasına imkân yok. 

 

 

 

 

 

 

Biking Borders

Film, Berlin’den Pekin’e pedal çeviren Max ve Nono’nun okul yaptırmak için gerekli parayı toplamak üzere çıktıkları yolculuğu anlatıyor. Bu hayırlı görev için Avrupa’dan Asya’ya uzanan ikili oldukça zorlu bir parkurda mücadeleye girişiyorlar. Birbirlerinden oldukça farklı coğrafyalarda bisiklet üzerinde seyahat eden ikili, hem coğrafi zorluklarla hem de iklim koşullarının yarattığı olumsuzluklarla baş etmek zorunda kalıyorlar. 

Bisiklet Âşıkları

Bu kez bisikletiyle yolculuk edenler Avrupa’dan Asya’ya değil ABD, Meksika ve Kanada yolculuğuna çıkıyorlar. İki kadının bu zorlu mücadelesi güç ve ilişkiler gibi konularda zorlu bir sınavdan geçiyor. Hem farklı ülkeleri keşfetmek hem de bisiklet sürmenin keyfini ve zorluklarını paylaşmak için Bisiklet Âşıkları keşfedilmeyi bekleyen bir belgesel deneyimi sunuyor.

 

 

 

 

 

Paul Hollywood’un Büyük Avrupa Gezisi 

Liverpoollu bir aktör ve aşçı olan Paul Hollywood, üç büyük Avrupa ülkesinin en popüler arabalarının kendi uluslarının kimliklerini ve kültürleriyle olan bağlarını nasıl ifade ettiklerini bulmaya çalışıyor.  Paul Hollywood’un Büyük Avrupa Gezisi’ni izlerken hem arabaları hem de o arabaların üretildikleri ülkeleri ve şehirleri keşfedebilirsiniz. Hem araba hem de şehir tutkunlarına hitap eden keyifli bir yol belgeseli.

Morgan Freeman ile İnancın Hikayesi

İnanç kavramına dair destansı ve derinlemesine bir araştırma belgeseli olan Morgan Freeman ile İnancın Hikayesi, her bölüm büyük bir soruya odaklanıyor. Morgan Freeman ile birlikte dünya üzerindeki inanç ritüellerini keşfederken toplumların inanç zenginlikleri de eşsiz bir görsellik içinde keşfedebilirsiniz. Farklı inançların dünyanın dönüşümünde ne gibi roller oynadıklarını ve günümüzde ne ifade ettiğini görmek için oldukça başarılı bir prodüksiyon olan belgesel dizisi unutulmaz bir deneyim vaat ediyor.

Önceki Yazı

Yazının intikamı arasında yol almanın tutkusu

Sonraki Yazı

Kalbe Giden Yolculuk

Son Yazılar

Bir değirmendir bu dünya

Muhtârî’nin “Men be-pây-ı hod in hatâ kerdem/Tâ be-destâ renc gestem âsiyâb” (Ben kendi attığım yanlış adım