Sığınağın ve hafızanın yitimi: Yüzücüler

/
10 dakikada okunur

Türk okurların Tavan Arasındaki Buda romanıyla tanıyıp sevdiği Amerikalı yazar Julie Otsuka’nın, 2023 Andrew Carnegie Mükemmellik Madalyası kazanan son romanı Yüzücüler, geçtiğimiz Şubat ayında Duygu Akın’ın mahir çevirisiyle Domingo Yayınevi tarafından yayınlandı. Yüzücüler, Otsuka’nın, When the Emperor was Divine (2002) ve Tavan Arasındaki Buda’nın (2011) ardından kaleme aldığı üçüncü ve Türkçeye çevrilen ikinci romanı. Ailesi II. Dünya Savaşı yıllarında Japonya’dan Kaliforniya’ya göçen yazarın, söz konusu dönemde Japonya’nın geçirdiği değişimler ve Japon halkının yaşadığı zor tecrübeler etrafında örülen ilk iki kitabı tarihi roman niteliği taşırken Yüzücüler, günümüze, çağdaş toplum ve bireyin zorlayıcı günlük yaşam deneyimlerine ve bunlarla başa çıkmak için yarattığı sığınaklardan birine odaklanıyor.

Yüzücüler iki ana bölümden oluşuyor. İlki, bir yer altı havuzunun müdavimi olan bir grup yüzücünün hikâyesini anlatırken ikincisi, söz konusu yüzücülerden, demans hastası Alice’in öyküsüne odaklanıyor. Kronolojik olarak birbirini takip eden iki parçadan oluşan bu anlatı, havuzun hasar görmesi, kapanışı ve müdavimlerinin oluşturduğu organik kolektifin dağılışı ile Alice’in hafızasını, yaşam alanlarını, ailesini ve nihayetinde hayatını kaybedişi arasında kurulan paralellik üzerine inşa edilmiş.

Sığınağın yitimi

Kolektif bir anlatı olarak kurgulanan birinci bölümde, havuz ahalisinden anonim bir yüzücünün dilinden havuz ve müdavimleri hakkında bilgi alıyor ve tek tek yüzücüleri tanıyoruz. Anlatının merkezinde, aynı zamanda kitabın ana mekanını teşkil eden bir yüzme havuzu yer alıyor. İsmi belirtilmeyen fakat Amerika’da olduğunu sezdiğimiz bir kentte bulunan bu havuz, yer seviyesinin epey altında yer alıyor ve ona asansörle ulaşılabiliyor. Havuzun, kısa süreli ziyaretçilerine ek olarak senelerdir düzenli olarak haftada iki-üç kez ev sahipliği yaptığı gediklileri de mevcut. Üç farklı rutine sahip bu müdavimlerin -yavaş, orta ve hızlı- kulvarları ve yüzme rutinleri-ritüelleri gibi sosyal ve kültürel aidiyetleri, meslekleri, yaşları ve sağlık durumları da birbirinden farklı. Yerin üstündeki pek çok kolektif veya kamunun aksine onları birleştiren şey kültürel, etnik veya sosyal aidiyetleri değil, yüzme rutinlerine ve müdavimi oldukları havuza duydukları bağlılık ve yükledikleri anlam. Bu yer altı havuzu, yüzme tutkuları ve parçası oldukları yarı anonim yüzücüler grubu onlar için yeryüzünün keşmekeşinden, iş ve aile hayatının stresinden, kent yaşamının dayattığı yorgunluk, yalnızlık ve yalıtılmışlıktan uzaklaşabildikleri bir sığınak. 

Havuzun müdavimlerini tanıdıktan sonra, havuzda ince bir çatlağın belirmesiyle başlayan ve havuzun kapanmasıyla sonuçlanan, yüzücülerin sığınağını kaybetme sürecine tanıklık ediyoruz. Dördüncü kulvarın derin kısmında birdenbire ortaya çıkan çatlağın sebebi bulunamıyor; çatlak zaman içinde dallanıp budaklanıyor ve ona yenileri ekleniyor; nihayetinde bu süreç havuzun kapanmasıyla sonuçlanıyor. Yüzücüler için epey yıpratıcı olan bu süreç, çatlağın doğurduğu kaygı ve havuzu kaybetme korkusu, her birinin günlük yaşamını olumsuz etkiliyor. 

Belleğin kayboluşu

Kitabın ikinci kısmında, öyküsüne kulak verdiğimiz Alice’in bir süredir mustarip olduğu demans hastalığının ilerleyişini ve bu illetin Alice’in önce hafızasını, sonra evini ve yaşam alanlarını, en sonunda da hayatını elinden alışıyla sonuçlanan seyrini izliyoruz. Havuzun kapanışı yani sığınağın yitimi ile Alice’in hastalığının ilerleyiş hızı ve durumunun kötüleyişi arasında bir paralellik varmış izlenimi yaratılıyor. Bu süreci önce Alice’in kızının, sonra da Alice’in yatırıldığı rehabilitasyon merkezinin çalışanlarından birinin dilinden takip ediyoruz. Alice’in unuttukları ve hatırladıkları üzerinden hayat hikâyesinin önemli duraklarını ziyaret ediyoruz: Japonya’da geçen çocukluğu, Amerika’ya gelişi, çok istediği bebeğini kaybetmesi, annesinin de kendisi gibi demans hastalığına yakalanışı ve sonunda hayatını kaybedişi, kendisine aşkla bağlı olan eşi ve hem fiziksel hem duygusal olarak kendisinden fersah fersah uzaktaki kızı. Kısa sürede günlük yaşamını devam ettirmekte zorlanacak kadar kötüleyen Alice, ailesi tarafından bir rehabilitasyon merkezine yatırılıyor. Burada, kendisiyle ilgilenmeye başlayan kızının Alice ile yeniden ilişki kurma ve telafi çabalarına rağmen, hastanın yaşam alanlarından ve sevdiklerinden kopup yalnızlaşma sürecini izliyoruz.

Otsuka Yüzücüler’de yalın fakat etkileyici bir anlatım ve incelikli metaforlar aracılığıyla çok katmanlı bir metin inşa etmeyi başarmış. Kanımca bu romanın en önemli niteliklerinin başında, dil ve öyküdeki sadeliğe rağmen anlatıda derinlik ve çok katmanlılık yaratabilme başarısı geliyor. Yazar bunu, metafor yaratmadaki maharetiyle başarıyor: Havuz, günlük yaşamın keşmekeşi karşısında yalnızlıkla ve çeşit çeşit sıkıntıyla boğuşan bir grup yüzücü için bir sığınak olarak tasvir ediliyor. Yer altında bulunan bu havuz/sığınak sembolik olarak derinliğe ve içte olana yaptığı atıfla, yüzeyde kalan ve yüzeysel olan dış dünyayla bir tezat ve dış dünyaya bir alternatif oluşturuyor.

Kitabın güçlü yanlarından bir diğeri, çoklu anlatıcıya sahip oluşu. Metinde üç farklı anlatıcının sesini duyuyoruz: Havuzun anonim bir müdavimi, Alice’in kızı ve rehabilitasyon merkezinin çalışanlarından biri. Çoklu anlatıcının, çoklu bakış açısı anlamına geldiği söylenebilir. Bu, olup biteni ve onun algılanışını farklı anlatıcıların perspektifinden görme ve değişen perspektif ve ilişkilenme biçimlerini izleyebilme imkânı oluşturuyor. 

 

Önceki Yazı

Craxton’dan Amadeus’a aşk, neşe ve haset 

Sonraki Yazı

Dijital platformların klişeleri bitmiyor

Son Yazılar

Sahnede kör oluyorum

Özellikle komedi yapımlarından tanıdığımız ama ters köşe yapan işlerle de seyircilerinin karşısına çıkmayı seven oyuncu Gökhan