Şiir bir düşünme biçimi

/
16 dakikada okunur

Şair Furkan Çalışkan: “Şiir benim için bir düşünme biçimidir. Şiir Versus, meseleleri şiir ile tartmanın mümkün olabileceği bir ölçü aleti tasarlandı. Yanılgısında bir kıymet, isabetinde bir şüphe barındırmasını istedik. Düzensiz çıkıyor. Bizden bağımsız bir varlığı var desem bilmem inanır mısınız?

Eski şiirlerinden bugüne değin Furkan Çalışkan’ın şiirine panoromik bir bakış gerçekleştirdik. Yeni kitabı “Kutsal Jenaratörler”den Ketebe Yayınları’ndan Pasaj serisinin ilk kitabı olan “Uzakların Saldırısı” ve “Başka Yakınlıklar”a, genel yayın yönetmenliğini üstlendiği Şiir Versus’tan, modern Türk şiirinin izini sürdüğü “İmkansızın İhlali”ne ve müzisyen Büşra Kayıkçı ile beraber hazırladıkları “Sukûnet”e kadar birçok meseleyi konuştuk ve şiirin nabzını tuttuk. Şöyle diyor Furkan Çalışkan: “Edebiyatın müzikle, mimarinin sinemayla etkileşime girdiği alanların ilham verici olduğunu düşünüyorum.”

“Bir Yansımanın Yaratığı” şiirinizle açılıyor Kutsal Jenaratörler. Bu çağın, hatta pandemiyle birlikte yaşadığımız şu dönemin şiirini yazıyorsunuz gibi geliyor bana. “Huzurlu bir düşüşü tırmanıyoruz” gerçekten de. Bir başka şairin deyimiyle gole çevirebilir miyiz bu ara pası? “Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer”e dönüştürebilir miyiz ya da? 

“Bir Yansımanın Yaratığı” aslında “bakış kardeşliğine” yazılmış bir ağıttır. Hayata, sanata ve insana dair bir başkasıyla kurduğumuz kendiliğinden bir ortaklığın yansıması. Bu şiir özelinde bu ortaklığı rahmetli Eser Gürson ile kurdum. Edebiyatımızın en kıymetli eleştirmenlerinden olan Gürson, yazın dünyamızın yıldızlığı göğünde bir an görünüp kaybolmuş ama yansıması ve etkileri sürmüş bir değer. Onun şiire bakışıyla aramda bir yakınlık olduğunu düşünüyorum. Bütün bunların toplamı demek daha doğru olur “Bir Yansımanın Yaratığı” için. 

“Kutsal Jenaratörler”in bir sisi var

“Uyanıklığımızın tabiri” diyebiliriz bu yeni eseriniz için belki de. Yani aslında o mısranızın bir açılımı gibi. Çünkü şu anki toplumun bir panaroması gibi de geliyor bana Kutsal Jenaratörler.  

Broch’un Almanya’nın 19. yy sonundan 20. yy ortasına kadar olan toplumsal değişimini anlatttığı anıt eseri Uyurgezerler’de yakaladığı bir doku var. Birey ve toplumun kesiştiği yerde, tarih ve sosyolojinin nasıl konumlandığını görüyoruz. Bir sis var, bazen bu sisin adı bazen romantizm bazen realizm bazen de anarşizm. Benim açımdan Kutsal Jenaratörler’in de bir sisi var. Buna uyanıklığın tabiri demek, evet mümkün. Belki de uyanıklığın değil uyurgezerliğin demek daha makul. 

Çok eski zamanlardan beri şiirinizin takipçisiyim. Eski şiirlerinizden birçoğu aklımda. Mesela “Kırkbinçiçek”, “Ve Kalbim Olaysız Bir Biçimde Dağıldı”, “Son Teslim” bunlardan yalnızca bazıları. Bu eserde ise mekanikliği ince bir ironiyle ele aldığınızı düşünüyorum. Ancak şiirsel öznenin Yahya Efendi’de denize bakıp söylediklerini sanırım daha çok önemsiyorum. Daha doğru ifadeyle şiirinizin bu naif yönünü özlediğimi söyleyebilirim. Romantik ya da Pollyannaca bir bakış mı olur bu? Çünkü bu çağın bizi kıstırdığı bir yer, bir mekanik dünya da söz konusu. 

Önceden de naif bir şiir yazdığımı düşünmüyorum. Sadece daha çok hayret etmek, dilin gündelik kullanın deformasyonlarına daha sık başvuran bir zihin vardı. Şimdi ise, özellikle Türkiye Saati’nden sonra, yol hazırlığı yapmış, zamanı algılama biçimleri değişmiş, coğrafyayı kavrama yöntemleri farklılaşmış, şiirin kendi aklını daha ön plana çıkaran şiirler yazdığımı söyleyebilirim. 

Serzeniş bir çaresizlik alameti

Bir şiirinizdeki “Bay Sermaye-Bayan Toprak” karşılaştırmanız bana çok manidar geldi. Sermayeden gözlerini ayırmayıp toprağın varlığını hesaba katmayanlar için mi bu serzeniş? Neler söylemek istersiniz?

Bir serzeniş değil. Serzeniş bir çaresizlik alametidir bence. Uzun süredir iktisat okumaları yapıyorum. İkili ilişkileri, sosyal değişimleri, insan teklerinin toplum içindeki serüvenlerini iktisadi bir okumayla tekrar gözden geçirmenin son derece aydınlatıcı olduğuna inanıyorum. Bu deneyimi poetik bir düşünme iklimi içinde görmek istedim. 

Profan ve i̇lahi̇ olan aynı tezgahta i̇şleni̇yor

“Kutsal Jenaratörler”de maddeye, mekanik olana bir yergi ön planda. Zaman geçtikçe sizin şiiriniz de tema ya da zaman zaman biçim olarak değişime uğradı, denebilir mi? 

Soyut ve lirik bir şiir yazmıyorum. Maddenin algılanış biçimlerinin manevi temayülleri de belirlediği bir düzleme geldik. Profan ve ilahi olan aynı tezgâhta işleniyor. Jenaratörler hem yağlanıyor hem kutsanıyor. Önce bunu iyi anlamak lazım. Yoksa ilahi olanı mühendislik hesaplarıyla, profan olanı ilahi soyutlamalarla anlatmaya başlar ve dilsiz kalana dek devam ederiz. 

Şiir sizin için bir itiraz etme biçimi mi?

Şiir benim için bir düşünme biçimidir. 

Şiir Versus’tan bahsedelim mi biraz da?

Şiir Versus, meseleleri şiir ile tartmanın mümkün olabileceği bir ölçü aleti tasarlandı. Yanılgısında bir kıymet, isabetinde bir şüphe barındırmasını istedik. Düzensiz çıkıyor. Bizden bağımsız bir varlığı var desem bilmem inanır mısınız? Bu belki de tembelliğimizi örtmek için bir kılıf da olabilir. Bilemiyorum. 

Metinleri yayımlamak onları sizden bağımsızlaştırır

“Uzakların Saldırısı ve Başka Yakınlıklar, Ketebe Yayınları’nın ilgiyle takip ettiğim Pasaj serisinin ilk kitabı. İlgili eserin ortaya çıkış süreci ve Pasaj serisinin kurulma süreci hakkında neler söylemek istersiniz?

“Uzakların Saldırısı” pasaj dizisinden önce yayınladığım bir kitaptı. Dünyanın birçok ülkesine çok fazla seyahat ediyorum. Seyahat etmek, mülkiyet duygusundan uzaklaşmak, yaşam pratiklerindeki değişim, rutinlerin aksaması, güvenli bölgeden uzaklaşmak yazmak konusunda beni tetikliyor. Fakat bunlar sadece kendim için yazdığım, defterlerime not ettiğim metinler olarak var olmuştu. Bir süre sonra yayınlanmamış metinlerin varlığı benim rahatsız etmeye başladı. Çünkü yayınlamak onları bir miktar sizden bağımsızlaştırır. Bende birikmelerini istemedim. Sonra ilave metinler de yazınca pasaj dizisinden tekrar bir baskı yapmak makul geldi. Melez metinlerin yer alacağı bir dizinin de ilk kitabı oldu böylece. 

Bi̇r i̇nsani hayatimiza dahi̇l etmek onu kendi̇ dünyamiz i̇çi̇n de i̇cat etmekti̇r

“Bazıları var olmasa bile onları icat etmek gerekir.” diyorsunuz “Uzakların Saldırısı”nda. Size ya da hepimize kitaplar yazdıran biraz da bu düşünce olabilir mi? Bizi şiir ya da roman kahramanlarını icat etmeye iten bir dış dünya var diyebilir miyiz?

İcat etmek genellikle teknik alanda değerlendirilen bir kavram. Oysa biz hayatın akışı için de yaşayabilmek için sürekli olgular icat ediyoruz. Ve elbette bu olguların somutlaştığı insanlar. Bir insanı hayatımıza dahil etmek de onu kendi dünyamız için de icat etmektir aslında. 

Şiir ile gelenek arasında bir niyet ilişkisi var

“İmkansızın İhlali”nde Modern Türk şiirinin izini sürüyorsunuz. Divan şiiriyle aramıza çekilen sete rağmen Türk şiirinin varlığını koruduğundan bahsetmiştiniz bir söyleşinizde. Şiir-gelenek ilişkisi noktasında söylemek istedikleriniz olur mu?

O kitap Turgut Uyar’ın “Bir Şiirden” adlı harikulade şerhlerinden ilham alan bir kitap. Şiir söz konusunda olduğunda şair personasının gereğinden fazla yer tuttuğunu düşünen biri olarak, biyografiden koparılmış bir bakışın sadece metinle karşı karşıya kaldığında sağlayacağı çıktıları aradım. Gelenekten kasıt şerh geleneği ise bu konuda benim yöntemsel bir ilişki kurduğum söylenemez. Bir niyet ilişkisi olduğunu söylemek daha makul olur. 

“Sükûnet” adlı çalışmanız orijinal bir çalışma olarak raflarda yerini aldı. Üç sanatçı olarak hazırladığınız bu çalışma bir kitabın ne kadar farklı bir şekilde ortaya konabileceğine dair de fikir veriyor bizlere. Kitaptaki disiplinlerarası yön dikkate alındığında yayınevindeki göreviniz ve kitaplarla olan derin irtibatınızın bu noktada etkisi olduğu söylenebilir mi?

Disiplinlerarası işleri seviyorum. Hem bir yazar, şair hem de bir yayıncı olarak. Edebiyatın müzikle, mimarinin sinemayla etkileşime girdiği alanların ilham verici olduğunu düşünüyorum. Sanatın doğasının biçimsel farklılıkların ve sınırların belirsizleştiği yerlerde kendisini daha fazla açığa çıkardığını düşünürsek bu deneylerin daha sık yapılmasından yanayım. Sükûnet de böyle bir deney aslında. 

Furkan Çalışkan

1983 Ankara doğumlu. İstanbul Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümü mezunu. Halen aynı fakültede doktora çalışmalarına devam ediyor. Şiir ve yazıları çeşitli edebiyat dergilerinde yayımladı. Arkadaşlarıyla Şiir Versus dergisini çıkarıyor. Ekim 2019 tarihinden bu yana da Ketebe Yayınları’nın yayın yönetmenliğini yürütüyor. Şiirleri İspanyolca, Arnavutça, Almanca ve Arapçaya tercüme edildi. Kitapları: Kabahatler Kanunu (2009), Savunma Sanatları (2013), Türkiye Saati (2017), Uzakların Saldırısı (2018), İmkansızın İhlali- Modern Zamanlarda Şiir (2019). 

 

Önceki Yazı

Kütüphanemi (yine) toplarken

Sonraki Yazı

Sanatta devamlılık vardır

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye