Şiir gibi bir Ramazan

28 dakikada okunur

Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennem ateşinden kurtuluş olan on bir ayın sultanı Ramazan; hareket ve bereket ayıdır. Kendisi gelmeden heyecanı gelir. İnsanlar ve toplum güzelleşir, estetikleşir. Adeta hayatımıza baharı getirir. Ayların en şiirselidir. Türk edebiyatında birçok şairin kaleminden Ramazan için dizeler dökülmüş. İkisini hatırlatmak isterim:

Yâ Rab, şu muazzam Ramazan hürmetine,
Kaldır aradan vahdete hâil ne ise;
Yâ Râb, şu asırlarca süren tefrikadan
Artık ezilip düşmesin ümmet ye’se.
Mâdâm ki verdin bize bir rûh-i nevin…
Yâ Râb, daha bir nefha-i te’yîd insin!
Mehmed Âkif

Oruç, ruhun sesi gelir her yıl
Gümüş topuklarını dokundurur kalbimize
Vücut dönmeğe başlar bir tapınağa kurban gibi
Yapılır örtülür uçurumları yakan dualardan
Ten ruhun avuçlarının içinde
Hilkat günlerinin yeniden oluşun terlerini döker
İnsan gecesini değiştirir gündüzüne erer
Bir mevsime döndürür zamanı hiç değişmeyen
İnsanın olma vaktidir bu erme fırsatı
Ruh emzirir anne gibi yeri göğü fecri
Yeni bir insan gelip nöbete duracaktır
Eskisi çürümüş bir heykel gibi devrildiğinden
Ey oruç, diriltici rüzgâr, İslam baharı
Es insan ruhuna inip yüce ilham dağından
Kevser içir, âbıhayat boşalt kristal bardağından
Susamış ufuklara insan kalbinin ufuklarına
Sezai Karakoç

Şiir gibi bir Ramazan geçirmek adına sizler için kitaplar derledim. İyi okumalar dilerim.

YENİ ÇIKANLAR

Bir İmparatorluk Biyografisi
Christine M. Philliou Türkiye İş Bankası
Osmanlı İmparatorluğu’nda 19. yüzyıla girilirken siyasette resmî kurumları ve din ayrımlarını aşan projeler oluşturmak için aile ve himaye ilişkilerini kullanan bireysel aktörlerin önemli bir ağırlığı vardı. Bu “uzun yüzyıl”ın ilk otuz yılında imparatorluğu sarsan ihtilaller sürecinde –1821’de başlayan ve 1832’de bağımsızlıkla sonuçlanan Yunan isyanı; 1826’da yeniçeriliğin kaldırılması ve bu ortamda Mısır’da Mehmed Ali Paşa’nın ciddi bir tehdit oluşturacak şekilde yükselişi– resmi iktidar aygıtının dışında kalsalar da söz edilen ilişkileri kullanarak Osmanlı “yönetişim” sistemi içinde yer almış bu aktörler de önemli roller oynadılar. İsyanlar patlak verince, merkezi devlet suçlu olarak algıladıklarını ve ortaklarını cezalandırma politikasını benimsedi. Bunu yapınca, Fenerlilerin ve yeniçerilerin içinde yer aldıkları pek çok siyaset alanında bir güç boşluğu ortaya çıktı. Osmanlı devletinin restorasyonu ancak 1830’larda, yeni bir yönetişim düzenlemesiyle sağlanabildi. Bu yeni düzenlemede Büyük Güçler’in ağırlığı giderek daha çok hissedilirken, içeride de diplomasinin askeri güç karşısındaki önemi en azından Tanzimat döneminin sonuna kadar sürekli arttı. Babıâli de devletteki merkezileşme çerçevesinde kendi kordiplomatiğini yeniden yapılandırıncaya kadar, Fenerlilerden yararlanmayı sürdürdü. Christine M. Philliou, Fenerli elitin önemli bir üyesinin, Stefanos Vogoridis’in (1780-1859) mesleki kariyerinin farklı aşamaları üzerinden bu kritik döneme ışık tutarken, bir “Fenerli” biyografisini Osmanlı İmparatorluğu’nun bu belirleyici değişim sürecinin anlatısına, Bir İmparatorluk Biyografisi ’ne dönüştürüyor.
Mehmet Genç, Bir Âlimin Hayat ve İlim Serencamı
Abdullah Mesut Küçükkalay / Ötüken
Bu kitap, hayatını ezelî hikmetin peşinden gitmeye ve ona ulaşmaya adayan; kâinatı, insanı ve maddeyi anlamak ve onların gerçekliklerini kavrayabilmek için bitmez tükenmez bir gayret gösteren; ilmi faaliyetlerini hayatının değil, hayatını ilmi faaliyetlerinin bir amacı olarak kabul etmiş bir âlimin, Mehmet Genç hocanın çile dolu hayat ve ilim yolculuğunu anlatmaktadır. Bir ilim insanının nasıl yaşaması, nasıl olması ve nasıl çalışması gerektiğinin mümtaz bir örneğini; ilim yolculuğunun izlerinden hareketle bütün çalışmalarının ayrıntılı bir tahlilini ve onun Osmanlı-Türk tarihi ve iktisat tarihi araştırmalarına yaptığı önemli, orijinal, ufuk açıcı ve hedef belirleyici katkılarını okuyucu ile buluşturmaktadır. Okuyucu bu çalışmada, Mehmet Genç’in sadece azimle mücadelelere bezenmiş hayat hikâyesini değil, aynı zamanda bütün eserlerinin tahlilini; kaleme aldığı çalışmaların hangi önemli bilimsel problemlerle ilişkili olarak geliştiğini; benimsediği bilim felsefesi ve metodolojinin özelliklerini; sosyal bilimler, tarih ve iktisat tarihi anlayışının inceliklerini; bazı sosyal bilim ekol ve düşünürleri ile olan düşünce ve yöntemlerinin benzerlik ve farklılıklarını ve kökten değişime neden olan bilimsel katkılarının ayrıntılı bir tahlilini de bulacaktır. Bu kitap ile okuyucu, üniversite kurumunun dört duvarı arasına sıkışıp kalmış teknokrat ve payeli pek çok akademisyenin kuru ve yavan dünyasının aksine, bilmeyi bir hayat ve varoluş ameliyesi ve sonsuzluğa uzanan kutlu bir yol olarak kabul eden örnek bir hocanın sıcak ve zengin ilim dünyasına davet edilmektedir.
Türk Hikayeciliğinde Rasim Özdenören
Saliha Tunç / Çizgi
Rasim Özdenören, Türk hikâyeciliğine sanatıyla yön veren aydınlar ve modern edebiyat temsilcileri arasında önemli bir konuma sahiptir. Modernist hikâye yazarlarından olan Rasim Özdenören, modern bireyin yalnızlığı, tutunamayışı, çaresizliği, bunalımı vb. izlekler ile kaleme aldığı hikâyelerinin yanı sıra mistik/metafizik eğilimle yazdığı pek çok hikâyesiyle de Türk edebiyatında yeni bir açılımı temsil eder. Hikâyelerinde bireyden yola çıkarak evrensel meseleleri yansıtan yazar hem sanatı hem de düşünceleriyle Türk hikâyeciliğine katkılar sağlamıştır. Özdenören’in modern anlatım tekniklerini kullanma ve metni farklı yöntemlerle kurgulama eğilimi, anlatmak istediği özü en iyi şekilde yansıtabilme çabasının bir ifadesidir. Hikâyelerin türlerine göre sınıflandırılarak yapı ve kurgu açısından incelenmesi, yazarın ifade ve yansıtma araçlarını kullanım yöntemlerinin çeşitliliğini gösterme açısından önemlidir. Rasim Özdenören’in hikâyelerinin en önemli ve temel kaynağı, yazarın insana bakış açısındadır. Sanatının gayesinin insanı “ruhen” ve “fikren” yüceltmek olduğunu vurgulayan yazarın hikâyelerinde şahıslar kadrosu, evrensel anlamda insan hakikatini temsil eden tüm boyutlarıyla yazarın amacına hizmet eder. Rasim Özdenören, yazılarında dile getirdiği düşüncelerinin hikâyelerinden ayrı bir açılıma sahip olmadığını bildirir. Çalışmada tema ve izlekler açısından incelenen hikâyeler, yazarın deneme türünde kaleme aldığı eserlerinde açıkladığı bazı düşüncelerinin hikâyelerine yansımaları bağlamında da değerlendirilmiştir. Yazar, hikâye türünün kısa, uzun ve minimalist kategorilerinde eserler kaleme almıştır. Türlerin tespit ve tasnifinde belirleyici unsurlar dikkate alınarak Özdenören’in her üç alt türde kaleme aldığı hikâyeler incelenmiştir. Eserlerini yoğun anlam katmanlarıyla kurgulayan Rasim Özdenören’in hikâyelerinde dinî-tasavvufi ve edebî metinler oldukça kapsamlı bir birikim teşkil eder. Eserlerde açık veya kapalı olarak yer alan metinlerin tespiti hem yazarın kaynaklarını hem de eski metinlerin modern hikâyelerde yeni anlam dairelerinde kullanım amaç ve yöntemlerini belirlemede bir hareket noktası oluşturur.

ÖNERDİKLERİM

Ramazan Geceleri
Peyami Safa / Ötüken
“Ramazan’a mahsus geceler ve Ramazan’a mahsus bir hayat var, buna emin olunuz. Görmek ve anlamak isterseniz, her geceki hayatını itiyadın hızıyla devam ettiren Beyoğlu’nda değil, İstanbul tarafında biraz dolaşınız: Beyazıt Sergisi yerinde duruyor, mabetler hıncahınç doludur. Alelade gecelerde bir fotoğraf kutusunun içi kadar karanlık ve sessiz caddeler, Ramazan’da, gündüzden daha kalabalık ve şu kapalı havalarda, gündüzden daha aydınlıktır. Siz bir barın köşesinde, alt dudağınızı ıslatan son bira köpüğünü yalarken, sarı kafes delikleri arasında sahur davulunu bekleyenler pek çok. Ve akşamın muayyen saatlerinde, siz, Tokatlıyan’ın çaylı rakısında veya daha bilmem nerede gatolarınızı yerken, evlerinin penceresinde iftar topunu bekleyerek gündüzü teşyi edenler var. Siz onları tanımazsınız, onlar da sizi tanımaz.” Peyami Safa’nın “Server Bedi Külliyatı” başlığı altında neşrettiğimiz kitaplarına yazı ve fıkralarıyla devam ediyoruz. On iki kitaplık Cingöz Recai Serisi ile Tilki Leman, Çekirge Zehra ve Kartal İhsan’ın maceralarının toplandığı üç kitaba, Zıpçıktılar ve Ah Minel Aşk’ı eklemiştik. Şimdi de 1930 ila 1960 yılları arasında büyük oranda Server Bedi müstearıyla, bazılarında ise kendi adıyla Cumhuriyet, Tan, Milliyet, Tercüman gazetelerinde kaleme aldığı, Ramazan kültürüne dair yazılarını derleyerek “Yazılar-Fıkralar Serisi”ni başlatıyoruz. Herhangi bir imzanın atılmadığı bazı yazılar da “Ramazan Kültürü” başlığı altında yayımlandığı için bu toplamaya dâhil edildi.
Ramazan Sohbetleri
Ahmet Rasim / Kapı
Edebiyatın ve gazeteciliğin duayen ismi Ahmet Rasim’in 1913 yılının Ramazan ayında yayımlanan bu yazıları, birbirinden güzel hikâyecikler ve tarihi anekdotlarla farklı bir Ramazan okuması deneyimi sunuyor. Üstad, tüm ülkenin Balkan Savaşı cephelerinden gelen haberlerle yatıp kalktığı bu dönemde yazılarıyla halka ve cephedeki askerlere moral vermeye çalışmıştı. Bunu yaparken Osmanlı tarihinden karşılaştırmalı örnekler vererek önemli tespitler yapmış, milletçe gelinen noktayı cesurca göstermiştir. Muzaffer Gökman’ın 1967’de yeni yazıya çevirip dipnotlarla zenginleştirdiği Ramazan Sohbetleri, hem eski Ramazan kültürümüzü görmemizi sağlayacak hem o günlerin siyasi hayatına ışık tutacak.
Rumeli’de Ramazan Geceleri
Branislav Nuşiç / Kapra
Sırp edebiyatının en önemli isimlerinden Branislav Nuşiç’in bu kitabı kaleme aldığı 1890’lı yıllarda Osmanlı, Rumeli’deki hâkimiyetini büyük oranda kaybetmiş ve bölgenin ismi isyanlarla ve savaşlarla anılır olmuştu. Bu siyasi iklimin tamamen dışında yazdığı Rumeli’de Ramazan Geceleri’nde Nuşiç, çarşı ve mahalle hayatını tüm canlılığıyla ortaya koyar. Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmekte olduğu dönemde geçmesine rağmen onun hikâyelerinde ne dönemin Müslüman çarşısının karamsar havasından bahsedilir ne de eski güzel günlere yetişemediğine dair bir yazıklanma duyulur. Şehrin, kasabanın ve köyün kültürel yaşantısını hikâyelerine ustalıkla işleyen yazar, çarşı hayatına yayılan çeşitliliği konuşma dili üzerinden yansıtmaya özen gösterir. Bu yüzden, eser Sırpça yazılmış olmasına rağmen altı yüzden fazla farklı Türkçe kelime içerir. On iki hikâyeden oluşan kitap, Ramazan ayında mahalle, çarşı ve çevresinde Rumeli halklarının yaşantısını ele almasının yanında, dönemin ev mimarisinden eğlence kültürüne, kadın-erkek ilişkilerinden sosyal sorunlara kadar birçok hususa da yer verir.

İhsan Süreyya Sırma’dan Tavsiyeler

Bu sayımızda; İslam Tarihi dalında 30 kitabı ve 200’ü aşkın ilmî makalesi yayınlan ve Abbasiler Dönemi, Ah Endülüs, Belgelerle II. Abdülhamid Dönemi, Ezan ya da Ebedi Kurtuluşa Çağrı, İslam Öncesi Mekke ve Hz. Muhammed, Pakia Mektupları, Seyahatname-i Süreyya, Sömürü Ajanı Amerikan Misyonerleri, Müslümanların Tarihine Giriş, Dağların Sırrı, Bir Garip Tarih, Hilafetten Saltanata Emeviler Dönemi gibi çok sayıda ilmi eseri kaleme alan İhsan Süreyya Sırma Hocamıza “Ramazan ayında hangi kitaplar okunmalı?” diye sordum. İşte aldığım cevaplar:

Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir
Kolektif / Diyanet İşleri Başkanlığı
EAlanlarında uzman bir heyet tarafından (Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı, Prof. Dr. İ. Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş) hazırlanan Kur’an Yolu Meâl ve Tefsiri, mushaf tertibine göre hazırlanmıştır ve ayetler hakkında özlü bilgiler içermektedir. Eser, Kur’an’ı ibadet olarak okumanın yanında anlamayı hedefleyen her okuyucu için bir başvuru kaynağı mahiyetindedir.
Hz. Peygamber’in Hayatı
İbn Hişam / Ketebe
Siyer-i Nebî okumaları, başta tarih ve İslamî ilimler olmak üzere birçok sosyal bilim dalının ana unsurlarından olmakla birlikte bir Müslümanın, nebevî geleneğe vukufiyeti açısından, başlaması ve devam ettirmesi gereken en önemli amellerden biridir. Ne var ki günümüze ulaşmış birçok siyer çalışması gerek tam metin gerek muhtasar olsun, özellikle gençlerin kendi istidadlarınca bir seçim yapmalarını zorlaştırabilmektedir zira sayı arttıkça güvenirlik azalabilmektedir. İşte bu noktada, Sîretü İbn Hişâm’ın Türkçe bir muhtasarı, onun bütün siyer literatürüne yön veren bir eser olması hasebiyle azâmî önem arz etmekteydi. Zira İbn Hişâm’ın, İbn İshak’ın siyer çalışmasına ve İbn Şihâb ez-Zührî’nin detaylı ve sahih rivayetlerine dayanırken öncüllerindeki malumatı âlimâne süzgecinden geçirerek hazırladığı bu eser, İslam’ın siyerle güçlenen geleneğini sistematik bir şekilde literatüre kazandırmıştır. Titiz bir tercüme, ihtisar ve hâşiye çalışmasıyla günümüz okuru için daha da anlaşılır bir şekilde muhtasar hale getirilen Sîretü İbn Hişam, hafızaları tazelemek, İslam’ın ana düsturlarını ayrıntıları ile birlikte pekiştirmek, Asr-ı Saâdet hadiselerini siyer kronolojisi dâhilinde hatırlamak, birçok âyetin nüzul sebeplerini de bu zincir içinde vazetmek üzere okuruyla buluşuyor.
Müslümanların Tarihi
İhsan Süreyya Sırma / Beyan
İslam Tarihi üzerine çalışmalarıyla bilinen ve 40 yılı aşkındır hem yetiştirdiği öğrenciler hem de yayınladığı kitaplarla on binlerce kişi üzerinde önemli etkileri olan İhsan Süreyya Sırma Hoca, ‘hayatının eseri’ mesabesinde olan çalışmasını tamamladı ve bu değerli eser Beyan Yayınları tarafından yayına hazırlanarak okuyucularının istifadesine sunuldu. Yayın dünyasında, tek kişi tarafından hazırlanan ve Müslümanların siyasi tarihini Hz. Âdem’den günümüze kadar inceleyen ikinci bir örneğin olmayışı, bu çalışmayı daha da anlamlı kılıyor. İhsan Süreyya Sırma Hoca bu çalışmasında, sadece dünya Müslümanlarının tarih boyunca hangi devlet isimleri altında ve kimler tarafından yönetildiklerini anlatmıyor aynı zamanda yaptığı yorumlarla geçmişte yaşananların günümüzdeki anlamına da işaret ediyor ve bundan nasıl dersler çıkarmamız gerektiğine dikkat çekiyor. Müslümanların Tarihi’nin 1. cildi, “Tarih Nedir?” sorusunun cevabını aramayla başlıyor. Tarihin, Kur’an’dan ayrılması mümkün olmayan, onunla kâim, insanı ideale götüren bir ilim olduğu vurgulanıyor. Âdem (a.s) ile başlayıp kıyamete kadar devam edecek olan tarihin, sadece okullarda okutulan geçmiş hadiseler kronolojisi olmadığını; bilâkis insanoğlunun yaşamıyla çok yakından ilgili ve yaşanan hayatın kendisi olduğuna dikkat çekiliyor. Müslümanların Tarihi’nin 2. cildi, Hz. Muhammed’in İslam’ı tebliğ görevini üstlenmesiyle başlıyor. İslâmî tebliğin kolay olmadığı, işkence çekmeden, ezâ görmeden bu ilâhi görevin yerine getirilemediği, Sünnetullah’ın bu olduğu anlatılıyor. İslâmî tebliğ yüzünden sadece Hz. Muhammed (s.a.s) ve ashabının değil, onlardan önceki peygamberler ve onların ümmetlerinin de bu uğurda işkence çektikleri vurgulanıyor. Müslümanların Tarihi’nin 3. cildinde, Hz. Peygamber’in vefatından sonra hilafete seçilen Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin yaşadığı dönem ile daha sonra yönetimi ele geçiren Emeviler’in saltanat dönemi inceleniyor. Müslümanların ilk yöneticileri olan ve daha sonra gelecek yöneticiler için en uygun model olduğu için “Örnek Halifeler Dönemi” olarak anılan bu dönemde görev yapan Halifeler’in yönetime getirilişleri ve İslam Devleti’nin temellerinin atıldığı süreç anlatılıyor. Müslümanların Tarihi’nin 4. cildinde, Emeviler dönemini sona erdiren Abbasiler’in saltanat dönemi ile Endülüs Emevileri, Selçuklular ve Haçlı Seferleri inceleniyor. Bu dönemde İslami fetihlerin devam etmesine rağmen birçok İslâmî kavramın sulandırılıp öz anlamından saptırılmış olduğu vurgulanıyor. Müslümanların Tarihi’nin 5. cildinde Osmanlı Devleti inceleniyor. Osmanlı Devleti’nin dünyamızda ‘İmparatorluklar Dönemi’ diye tanımlanabilecek bir dönemin son temsilcilerinden biri olduğu ve bünyesinde farklı dilden, ırktan ve dinden pek çok topluluğu barındırması bakımından günümüz devletlerinden farklı özellikler taşıdığına dikkat çekiliyor.

Önceki Yazı

Evrensel bir merhamet ve erdem çağrısı : Harakanî

Sonraki Yazı

Sanatta esinlenmenin sınırı ne?

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı

Elly hakkında konuşalım mı?

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde