Şiirimin kaynağı gündelik hayat

//
12 dakikada okunur

Şair Aykut Nasip Kelebek: “Nasıl bir toplum olduğumuzu anlamaya ve bunu belli birtakım zihinsel, kültürel ve sosyal veriler üzerinden anlatmaya çalışıyorum; haliyle de İstanbul şehir hayatı benim için bulunmaz bir gözlem alanı haline geliyor. Şiirimin önemli ölçüde gündelik hayattan doğduğunu söyleyebiliriz.”

Şairlerin yeni kitap heyecanını daima içimde taşır ve paylaşmak isterim. Tanıdığım bildiğim bir heyecan olduğu için olsa gerek. Litros Sanat okuyucuları için Şair Aykut Nasip Kelebek’in Nisan 2024’de Ketebe Yayınları’ndan çıkan çiçeği burnunda “Güneş Eski Ritmini Bulana Dek” kitabı hakkında, şiiri üzerine keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Aykut Nasip Kelebek’in şiire dair düşünce ve eleştiri yazıları, şiirle ilgili yazdığı poetika yazılarıyla tamamladığı tezler var. Olağan Şiir Dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini yapıyor.  Edebiyat dergileri, şiir eleştirisi gibi birçok konuda konuştuk.

Bize kendinizden biraz bahseder misiniz?

İstanbul’da doğup büyüdüm, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldum, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi’nde Yeni Türk Edebiyatı programında yüksek lisans, İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde yine alanda doktora yaptım. İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde öğretim görevlisiyim, İstanbul tarihi ve şehir kültürü ile alakalı derslere giriyorum, aynı zamanda üniversitemizde edebiyatla ilgilenen öğrencilerimize yazarlık dersleri veriyorum. Malum, geçtiğimiz ay üçüncü şiir kitabımı yayınladım. “Kanlı Canlı Şiir” adında bir eleştiri kitabım ve “Sisten Sonra İstanbul” ve “Beyoğlu’nda Nasıl Yaşıyorsun?” adlı şehir kültürü üzerine kitaplarım var. 

“Bana Hayran Olsana”, “Kelimeler ve Adımlar” şiir kitaplarınız. Üçüncü şiir kitabınız “Güneş Ritmini Bulana Dek” nisan ayında Ketebe Yayınları’ndan okur ile buluştu. Toplumun gündelik yaşamın izlenimlerini, “İstiklal Caddesinden Cihangire açılan sokaklarda seni aradım” mısrasıyla İstanbul sokaklarını, özgün bir dil ile aktarmışsınız. Şiiriniz gündelik hayatın içinden mi doğuyor neler söylersiniz?

Katılırım. Nasıl bir toplum olduğumuzu anlamaya ve bunu belli birtakım zihinsel, kültürel ve sosyal veriler üzerinden anlatmaya çalışıyorum; haliyle de İstanbul şehir hayatı benim için bulunmaz bir gözlem alanı haline geliyor. Şiirimin önemli ölçüde gündelik hayattan doğduğunu söyleyebiliriz sanıyorum; aynı zamanda şiirin insanların gündelik hayatında da yer kaplaması ve insanların nefes alışverişlerine, acılarına mutluluklarına bir yerinden katılması gerektiğini düşünüyorum.  

“Erkek, kadının diğer kadınlar arasındaki güzelliğini tartıyor/ Kadın, erkeğin duvarları yeni boyanmış evini inceliyordu dikkatle/ Dünyasını incelememişti öyle” mısralarınızda, “Ölümsüzlüğe Ağıt” ve “Böcek” şiirinde eleştiriler var. Genç şairlerin kitaplarını eleştirdiğiniz bir yazıda var kitapta. Şiir eleştirilerine yönelişiniz nasıl başladı?

Genç şairlerin kitaplarını eleştirdiğim metin, “Cihangir Edebiyat” başlıklı şiirimin bir parçası. Dergi formatında bir şiir o, farklı türleri ve disiplinleri yer yer şiirde bir araya getirmeye çalışıyorum. Sorunuzun özüne gelince: Tıpkı şiir gibi şiir eleştirisi yayımlamaya da lise yıllarımda başladım; geçmişin şiirine dair görüşlerim, günün şiirine yönelik itirazlarım ve geleceğin şiirine dair bazı fikirlerim vardı. Bunları işin teknik, tarihsel ve kültürel yönlerini de hesaba katarak ortaya koyma arzum beni ister istemez şiir eleştirisine yönlendirmiş oldu. 

“Ey sen, sen, dergileri çocukça bir hayranlıkla izlemeye devam eden saf okur; senin için çıkıyoruz biz.” diye sesleniyorsunuz okura “Cihangir Edebiyat” yazınızda. Edebiyat dergileriyle ilk temasınız nasıl başladı?

Yukarıda biraz temas etmiş olduk, “Cihangir Edebiyat” dergi formatında yazdığım bir şiir. İçinde sunuşu, şiiri, hikâyesi ve şiir eleştirisi olan bir şiir. Elbette bu şiire dair kendi penceremden getirebileceğim açıklamalar var; ama okuyucuyu en azından şu an için çok yönlendirmek istemiyorum. Edebiyat dergilerinde yazmaya lise yıllarında başladım. 2008-2012 arası düzenli bir şekilde Yedi İklim’de yazdım ve derginin mutfağında bulundum. 2012’den bu yana Dil ve Edebiyat’ın mutfağındayım ve 2018’den bu yana yine Dil ve Edebiyat Derneği bünyesinde yayınladığımız Olağan Şiir’in genel yayın yönetmenliğini yürütüyorum.  

Günümüz İstanbul’unun destanını yazma arzum hep vardı

Kitabın son uzun şiiri “Sonra Yeniden Yapayalnız” şiirinde: İnsanı insan olduğu noktada yakalayan nesne- insan birlikteliğini şiirlerinizde okudum. Turgut Uyar şiiri gibi. İnsan-hayat-sokak damarı tam yerinde kullanılmış. Şiirinizi nasıl kuruyorsunuz? 

Bu bağlamda Turgut Uyar’la yan yana anılmayı ister miyim? Onun en azından benim şairlerimden olmadığını söylemekle yetineyim. “Sonra Yeniden Yapayalnız”da çağımız hayatını birçok cephesiyle birden anlatmaya ve büyükşehir ortamında yaşadığımız fiziksel, sosyal ve belki daha da acısı entelektüel yalnızlığı deşebildiğim kadar deşmeye çalıştım. Günümüz İstanbul’unun bir nevi destanını yazma arzum hep vardı, “sonra yeniden yapayalnız” ibaresinde bu destanın çekirdeğini fark ettim ve sonra mevzu bahis şiir ortaya çıkmış oldu. 

Şiirde incelik yahut ince zevk olmazsa olmazdır 

“Şairin bir matematik problemi çözer gibi çalışması, bir mısrayı, bir dörtlüğü, hatta bütün bir şiiri, birkaç türlü söyleyebilecek kadar ustalığa erişmesi, gerçek şiiri oluşturan çabalardan biridir” diyor Edip Cansever. Şiirlerinizi yazarken incelikli bir çalışmadan söz edebilir misiniz? 

Her şiirin farklı bir hikâyesi var şüphesiz: Ama çalışmanın hayati önemine inanırım ve hemen her şiirim üzerinde uzun uzun çalışırım. Bir mısranın, bir kelimenin, bir hecenin varlığı ya da yokluğu şiirde çok şeydir; güzel bir kelime kullandınız, incelik yahut ince zevk sanat için olmazsa olmazdır. 

Türk şiiri benim kişisel hikâyemin merkezi

Bugün bir roman, bir hikâye, bir anlatı kulağımıza hoş gelen kelimeler şiiri besliyor. Şiirinize işleyen kültür ve Türk şiiri size ne derece tesir etmiştir?

Türk şiiri bir defa benim kişisel hikâyemin merkezi; tarihe, topluma ve başka sanat dallarına ilgim çoğunlukla şiirin yönlendirmeleriyle ve bazı yerlerde de kılavuzluğuyla gerçekleşti. Türk şiirinden çevreye doğru yayılıyorum ve çevreden aldıklarımla yine Türk şiirine dönüyorum. 

“Yaz Bitti” şiirinizde: “bir mısra daha söylesem sanki her şey mahvolacak” mısranız Cemal Süreya’nın “Üvercinka” şiirinde: “bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek” mısraıyla bir benzeyiş yakaladım. Şiirinize yakın hissettiğiniz şairler var mı?

Doğru bir tespit. Şiirime ayrı ayrı yönleriyle yakın hissettiğim şairler elbette var. Zafer Acar, Sezai Karakoç, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Mehmet Akif Ersoy, Şeyh Galip, Nedim, Neşati, Taşlıcalı Yahya, Baki, Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman), Avni (Mehmet Fatih Sultan), Necati Bey  şu an aklıma gelenler.  

Yeni şiirin formu sürekli değişiyor. Şiirleriniz sizi tatmin ediyor mu? Yazmak istediğiniz şiirler var mı?

Şiirlerim benden çıktı, bundan sonra okuyucunun kanaati önemli. Allah nasip ederse yeni şiirler yazmaya devam etmek istiyorum elbette. 

 

Önceki Yazı

Soykırım var, unuttun mu?

Sonraki Yazı

Şarkılar sürgün ve soykırım coğrafyaları için söylendi

Son Yazılar

Mekan bendedir, sanatım da mekan da!

Tarih sanatçıları hep takıldıkları mekanlar ile andı.  1800’lü yılların ortalarına doğru açılan kafeler sanatçıların sosyalleştikleri, ilham