Sinema bir sorumluluk mudur? 

21 dakikada okunur

Daha dün gibi yılbaşını bekliyor 2024’ün gelişine hazırlanıyorken yılın ilk 5 ayı geçmiş tam ortasına gelmişiz bile. Evet bir klişedir belki  “Nasılda su gibi akıp geçti günler” tabiri ama bu sefer bu söylem yerini buluyor gibi. 2024’ün başıydı yeni umutlarımızın, beklentilerimizin olduğu zamanlar. Bu sefer farklı olsun, bize yeni haberler getirsin diye çok dua ettik. Önceki senelere bakınca yılın yarısına hiç kötü geldik sayılmaz. Bir önceki senenin depremlerini, hastalıkları düşününce 2024’ün ilk yarısında ayakta durabiliyoruz gibiydi. Ta ki yanıbaşımızda yine yeniden bombalar düşene, zulümler başlayana kadar. Yıllardan beri hakim olduğumuz, izlemek zorunda olduğumuz bir film var karşımızda. Tamamen gerçek bir hikayeden uyarlanan; İsrail’in Filistin’e zulmü bitmeyen bir film gibi tam da gözümüzün önünde. Utanılası derecede yıllardan beri tanık olduğumuz bu “güya” savaş hali bir katliama dönüştü adeta. Herkesin canı gönülden “bir şey yapmalı” dediği bugünlerde gerçekten bir şeyler yapılsın diye bekliyor olduk. Bu tarz evrensel olaylarda hep aklıma sinemanın sorumlulukları gelir. İnsani sorumluluklarımız, siyasi diplomatik sorumluluklarımız kadar sanat dallarının da birebir sorumlulukları olduğuna inanıyorum. Yıllardan beri süregelen bitmek bilmeyen tüm olayları sinemayla duyduk, gördük, izledik. Büyük beyaz perdelerde başladı bu izleme sorumluluklarımız. Sonra daha ulaşılabilir oldu evlerde televizyonlara girdi. Şimdilerde ise 7 saniye ekranda kalma alışkanlıklarımıza kadar düşüp dijital ekranlarlar ceplerimize kadar ulaştı. Mekanlar araçlar değişse de biz dünyada var olan her şeye seyirci kaldık. Bazen birebir şahit olarak izledik bazen de nesillerden aktarılarak “bak önceden böyle olmuştu” diye tanık olduk. Ne olursa olsun ne kadar zaman geçerse geçsin biz hep izledik…
Geçenlerde biraz bunun üzerinde düşündüm ve aklıma bir soru geldi: “Acaba biz izleyici olmaya fazla mı alıştık?” Sanki biraz alıştık gibi evet. Sinemanın bir sorumluluğu olmalı; izleyicisinin de olmalı izletenin de olmalı. Tarihte bunun o kadar çok örneği var ki. Sinema sorumluluğu gerçekleştirilenler üzerine o kadar güçlü duruşlar var ki. İlk aklıma gelenlerden Polonya var mesela. On yıllar boyunca işgale uğrayan birçok kez haritadan silinmiş savaş masalarında meze edilmiş bir ülke. Biz de varız demek için sinemayı kullanmış ve bu sorumlulukla küllerinden yeniden doğan bir Polonya var karşımızda. O zaman her bir sinemacının sorumluluğunu yerine getirmesi gerekiyor gibi. Bu sorumluluğu her birimizin gönülden hissederek yapacağı filmler ile zulümlerin bittiği bir dünya olma ümidiyle bitirmek istiyorum bu bölümü. Bu ay itibariyle dijital platformlara gelmiş yeni işlerin hangisinin sinema sorumluluğuyla yapılmış olduğunun takdirini de size bırakıyorum. İyi seyirler…

MUBİ

ODA 666

Yönetmen Win Wenders’in 1982 senesinde Cannes Film Festivali’nde bir araya geldiği birçok ülkeden yönetmenlere “Sinema bir ifade biçimi olarak ölüyor mu, televizyonun yükselişinin yedinci sanat üzerindeki etkisiyle sinema yakında ölü bir sanat mı olacak?” şeklinde bir soru sorar. Ufak bir otel odasında meslektaşlarıyla sinemanın geleceği üzerine bir televizyonun önünde televizyonun sinema üzerindeki tehdidi konuşulur. Godard, Fassbinder, Spielberg, Antonioni, Herzog ve Yılmaz Güney gibi diğer sinemacıların kend perspektifinde verdiği cevaplar belgeselin seyrini diri tutuyor. Bu belgeselle görüyoruz ki bu kaygı hiç bitmemiş ve bitmeyecek gibi de duruyor. Geçtiğimiz yıllarda televizyon ile yaşadığımız tehdit şimdi dijital platformlar için hakim. Her gün araçlar değişsede sinema yapma motivasyonu aynı dirilikte olacağa benziyor. “Oda 666” şimdi Mubi’de…

İÇİNDEN ŞEHİR GEÇEN FESTİVAL

En köklü festivallerden olan İstanbul Film Festivali’nde sinefil kitlesinden oluşan sinema  aşıkları tarafından yapılan bu belgeselde; festivalin 25 yıllık tarihini, konuklarını, müdavimlerini, salonları tam bir sinemacı gibi anlatılmış. İmkansızlıklara rağmen ısrarlı hevesle izlenen filmler, uzun bilet kuyrukları, koştur koştur dolan salonlar. Seneler önce sinemaseverlerin film izleme tutkusuna şahit olan bu belgeselde adeta festival ruhunu hissedebilir, sinemaya aşık olmuş bir izleyici kitlesinin ruhunu görebilirsiniz. Festivallerin ruhunu kaybetmeye başladığı bugünlerde ah o güzel festivaller hissini en canlı şekilde hissedebileceğiniz belgesel sinemacılar için umut niteliğinde. “İçinden Şehir Geçen Festival” şimdi Mubi’de…

SARI SICAK

Gittikçe artan fabrikalar üzerine kurulan sosyal ekonominin karşı konulmaz değişimi ile makineleşmeye karşı hayatta kalmaya çalışan bir aile hikayesi. Fabrika yığının arasında geleneksel bilindik yöntemlerle var olmaya çalışan ailenin farklı hayalleri olan küçük oğlu İbrahim suyun akışına karşı koyar ve ters yönde yüzmek ister. Artan endüstrileşmeyle birlikte fabrikaların arasında sıkışıp kalmış bir sebze tarlası ve büyük maddi sorunlarına rağmen geleneksel tarım yöntemlerinde direniş hayata tutunmaya çalışan göçmen bir aile. Bu duruma rağmen küçük oğul İbrahim, kendisi için farklı bir geleceğin hayalini kurmaktadır. İbrahim’in küçük hayalinin peşinde bazı gerçeklerle acı şekilde yüzleşir. Hayatın en doğal akışlarına kamerasını doğrultan yönetmen Fikret Reyhan’ın çıkış filmi olan “Sarı Sıcak”, bulunduğu dönemin festivallerinde adından oldukça söz etirmişti. İstanbul Film Festivali’nde En İyi Film dahil dört ödül birden kazanan filmin oyuncu kadrosuda oldukça zengin. Aytaç Uşun ve Mehmet Özgür’ün başrollerinde olan “Sarı Sıcak”, şimdi Mubi’de…

NETFLİX

KÜÇÜLEN HAYATLAR

Dünya nüfusunun korkunç derecede artışı kaçınılmaz şekilde devam eder. Bu büyük problem için bilim insanları bir araya gelir ve bir çözüm bulmak zorunda hissederler. Bu çözüme göre insanların bedenlerini çok küçük boyutlara getirerek dünyada yer açmak ister ve kaynakları yeterli hale getirmeyi hedeflerler. Bu yeni dünyada küçülen insanların paradan ziyade hayatın değeri vardır fakat hayat da sanıldığı gibi kolay değildir. Paul ve Audrey çifti de bu çözüme ayak uydurup küçülmeye karar verirler. 2017 yapımı olan filmin yönetmen koltuğunda Alexander Payne otururken başrollerinde Matt Damon, Kristen Wiig yer alıyor. “Küçülen Hayatlar” şimdi Netflix’te…

ATLAS

Başrolünde Jennifer Lopez’in yer aldığı Netflix’in yayın listesinde yerini alan “Atlas” distopik hikayesiyle seyircisiyle buluştu.  Son yılların en tartışmalı konularından biri olan yapay zeka ve insan ilişkisinin tekrardan hatırladığımız filmde Harlan adındaki bir yapay zeka robotunu avlamaya adamış bir veri analistinin mücadelesine ortak oluyoruz.  Yapay zeka insanlığa tehdit olabilir mi ya da hepimizi yok edebilir mi sorularını direkt izleyiciye soran “Atlas” eleştirmenlerinden hedefinde. Brad Peyton’un yönettiği filmde Jennifer Lopez’e Simu Liu, Sterling Brown ve Mark Strong gibi oyuncular eşlik ediyor. “Atlas” şimdi Netflix’te…

SEN BÜYÜMENE BAK

2022 yapımı “Sen Yaşamaya Bak” filminin devamı niteliğinde olan “Sen Büyümeye Bak” filmi Netflix’in yeni yayın takviminde yerini aldı. Kaan Urgancıoğlu ile birlikte Aslı Enver’nin başrollerini paylaştığı ilk filmde Fırat ve Melisa çifti ile izleyici karşısına çıkmıştı. Filmde bekar bir anne olan Melisa’nın hasta olduğunu öğrendikten sonra oğlu Can’ı emanet ettiği Fırat ile aşkları konu edinilmişti ve beğenilmişti de. “Sen Büyümeye Bak” filminde hikaye kaldığı yerden devam ediyor. Filmde sevdiği kadını kaybeden bir baba ile oğlunun hayatlarına devam etmesi ve birbirlerini iyileştirmeleri  için yeni bir ilaç arayışı ile  başlar. Bu filmde Kaan Urgancıoğlu’na Melisa Aslı Pamuk bir nevi yeni esas kız olarak eşlik ediyor. Mert Ege Ak, Ezgi Şenler, Çağdaş Onur Öztürk, Asaf Baydar ve Perihan Savaş gibi başarılı oyuncuların yer aldığı filmin yönetmeni Ketche lakabıyla bilinen Hakan Kırvavaç. Bir nevi devam niteliği olan film izleyicilerini Netflix platformunda bekliyor.


BLU TV

ANKEBUT

Kaygı” ve “Cadı Üçlemesi” projesiyle dikkat çeken Ceylan Özgün Özçelik, korku türüne has unsurları politik bir sinemayla harmanlamayı sürdürüyor. Şiddet gördüğü kocasını öldüren bir kadının zihninin kapılarını açan  kısa belgesel kendine özgü geleneksel motifler ile farklı bir iş. Gerçek hikayelerden özgünle yazılan Cadı üçlemesi adı altında bir bölüm olan Ankebut gerçekliğiyle izleyiciye hissiyatını geçiriyor. Hapishaneden çıkan bir kadın, kâbus ve gerçeklik arasında salınır durur. Sekiz yıl boyunca kendisine şiddet uygulamış erkeği öldüren Name Öztürk’ün kabusuna ortak oluyor. Name’nin sesinden mucizeyi arıyor. “Ankebut” şimdi BluTV’de…

HERMANA

Ankara’daki Yahudiler’in geçmişi milattan önce Roma İmparatorluğu devrine kadar uzanıyor. 15. yüzyılda İspanya ve Portekiz’den gelen Sefarad Yahudileri’yle iyice zenginleşen topluluk, yüzyıllar boyunca Ankara’nın sosyal ve ekonomik hayatında yer almıştı. Belgeselde Ankara’daki bu Yahudiler’in pek bilinmeyen tarihleriyle, Ankara’dan Türkiye’nin başka illerine veya İsrail’e göç etmiş Yahudiler’le yapılmış söyleşiler yer alıyor. Röportajlarının birinde okul çağında öğle aralarınla “Müslimler namaza gayrimüslimler duaya” diye çağrı yapıldığını, birlikte yaşayabildiklerinden bahsediliyor. Ankara’da yahudi mahallesinde müslümanlarla beraber yaşayan yahudilerin hoşgörü ve beraberlik duygusuyla yaşadığına dikkat çeken belgesel günümüz koşullarında beraber yaşayabilme duygusunun azlığını hissettiriyor. “Hermana” şimdi BluTV’de…

ÖLÜ GELİN

Victor Van Dort hayatının aşkı olan Victoria ile evlenmek üzeredir ama ufak bir sorun vardır. Victor evliliğe kendini hazır hissetmez ve korkuları vardır.  Bu korkusunu yenmek için yüzük takma provaları yaptığı bir an bir aksilik olur ve Victoria’ya taktığı yüzüğü yanlışlıkla Ölü Gelin’e takar. Bu yanlışlık başına büyük işler açar ve kendini bir anda Ölüler Diyarında bulur. Zamanla işler korktuğundan farklı bir hal alır ve buradaki dünyanın Yaşayanlar Diyarından daha keyifli olduğunu anlar. Tim Burton sinemasından devlerden olan “Ölü Gelin”in seslendirmesinde tanıdık olduğumuz Johnny Depp ile Helena Bonham Carter’in imzası da var. En İyi Animasyon Filmi dalında Oscar adayı olan “Ölü Gelin” şimdi BluTV’de…

GAİN

CENGİZ HAN

Moğol’ üçlemesinin ilk filmi olan “Cengiz Han”, genç Temuçin’in Cengizhan olma hikayesine değiniyor. Tarihin savaş sahnelerinde kendisinden oldukça bahsettiren genç Timuçin esaretten kurtulur ve dünyanın neredeyse yarısını talan ederek yeni bir imparatorluk kurar. Acımasız ve savaşçı yönüyle bilinen Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu Cengiz Han, özenle hazırlanılmış ve iyi çalışılmış savaş sahneleri ile akıllarda kalıcı bir yer ediniyor. Rus tarihçi Lev Gumilyov’un kitabından uyarlanarak işlenen filmin yönetmen koltuğunda  Sergey Bodrov oturuyor. 1206’da dünyanın yarısını fethetmeden önceki Cengiz Han’ın hayatına konuk olduğumuz destansı hikaye ve atmosferden oluşan biyografi filmi “Cengiz Han” şimdi Gain’de…

İLK AŞK

Yönetmen Nihat Durak’ın 1996 yapımı “Yaban”dan sonraki ilk filmi olan  “İlk Aşk”, bir ailenin üç nesil fertleri üzerine tanıdık bir hikayeyi konu ediniyor. Yıllar önce Kore Savaşı’nda hayatını kaybettiği sanılan ailenin büyük oğlu Asaf doğduğu kasabaya geri döner. 40 yıl önce savaş esiri olan Asaf’ın geri dönüşüyle bazı yarım kalan hikayeler devam edecektir. Asaf yokken ilk aşkı Nevin Asaf’ın kardeşi Azmi ile evlenmiştir. Çok istenmeyerek yapılan bu evlilik bir süre sonra sonlandığı için Nevin ve Asad’ın arasında yarım kalan aşk devam eder. Evlilikleri bitmiş olsada Nevin’e karşı hala duyguları diri olan Azmi abisi Asaf ile çatışmalar yaşar. Çetin Tekindor, Vahide Gördüm, Erol Günaydın gibi önemli oyunculardan oluşan “İlk Aşk” şimdi Gain’de… 

LİVİNG

“Yaşamak” ömrünün son günlerini yaşayan bir adamın hikayesini konu ediyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında harap olan Londra’da kıdemli memur olan Williams, şehrin bürokrasisini yeniden inşa etmek için mücadele eder. Ofiste evrak işlerine gömülen, evde ise yalnız bir yaşam süren Williams için hayat oldukça boş ve anlamsızdır. Ancak, sarsıcı bir tıbbi teşhis, onun hayatını gözden geçirmesine neden olur. Ölümcül bir hastalığı olduğunu öğrenen William, işe gitmeyi bırakarak hayatı dolu dolu yaşamaya başlar. 2023 yapımlı filmin başrolünde İngiliz oyuncu Billy Nighy yer alıyor. Yönetmen koltuğunda Oliver Hermanus yer alırken senaryoda Nobel ödüllü yazar Kazuo Ishigro’nun imzası bulunuyor.

Önceki Yazı

Yaşamak Zeki Demirkubuz sineması gibi dokunaklı mı? 

Sonraki Yazı

Parçalanmış insan 

Son Yazılar

Mekan bendedir, sanatım da mekan da!

Tarih sanatçıları hep takıldıkları mekanlar ile andı.  1800’lü yılların ortalarına doğru açılan kafeler sanatçıların sosyalleştikleri, ilham