Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Yazar: Yasemin Karahüseyin
Sosyal Görünüm Medya Ağları ve Sosyal Görünüm Anksiyetesi başlıklı, Ahmet Altındiş’in The Journal of Academic Social Science Studies dergisinde yayınlanan 2017’deki makalesinde gittikçe artan sosyal görünüş laygısı ele alınıyor. Bu çalışma gençlerin sosyal medya ile kurduğu ilişkinin sosyal görünüş kaygısını artırdığını ortaya koyuyor. Çalışmaya katılanların %32.4’ü sosyal medyada paylaştıkları fotoğrafların ne kadar beğeni aldığını önemsediğini, %56.3’ü güzel bir arkadaşı ile çekindiği fotoğrafı paylaşmayı tercih ettiğini, %44.6’sı ancak üzerinde düzenlemeler yaptıktan sonra resimlerini beğendiğini, %13.4’ü insanlarla konuşurken görünüşünden dolayı gerginlik yaşadığını belirtmiş. Sümeyye Özmen ve Firdevs Çelik’in 2019 yılında yayımlanan “Gençlerde Sosyal Görünüş Kaygısı ve Beğenilme Arzusunun Estetik Cerrahiyi Kabul Etme Üzerine Etkisi” adlı makalesinde estetik yaptırdığında kendini daha özgüvenli hissedeceğini söyleyenler %47, daha mutlu hissedeceğini düşünenlerin oranıysa %49.
Sosyal medya, moda, Hollywood, estetisyenler el ele verip durmadan değişen bir güzellik algısı pompalayarak insanların görünüş kaygısını artırıyor. Birey aynada gördüğü bende kendini değil başkalarının gördüğü beni arıyor. Ben kimim sorusu, ben filan gibi güzel miyim ya da ona benzeyebilir miyim sorusuna dönüşüyor. Böylece varoluş, anlam gibi kavramlar karanlık bir kuyuya atılıyor.
Güzelliğin ne olduğu sorusu film boyu sizi yalnız bırakmıyor
Diana Wynne Jones tarafından yazılan, usta yönetmen Hayao Miyazaki tarafında animeye uyarlanan “Howl’un Yürüyen Şatosu”, sosyal görünüm anksiyetesi üzerinde duran bir film. Güzel ve Çirkin, Kurbağa Prens gibi masalların araladığı kapıyı Howl ve Sophie karakteri üzerinden arkasına kadar açıyor Miyazaki. Güzelliğin ne olduğu sorusu film boyu sizi yalnız bırakmıyor.
Kendini çirkin bulan ve bu sebeple şapka dükkanına kendini adeta hapseden Sophie yakışıklılığı dillere destan meşhur bir büyücü olan Howl ile karşılaştığında, ülkelerin kaderini, Howl’un ve dönemin bakış açısını değiştirecek bir serüvenin içine giriyor. Howl tarafından terk edilen Kötülükler Cadısı’nın kıskançlığı Sophie’yi beli bükülmüş 90 yaşında, ihtiyar bir kadına dönüştürüyor. İşin ilginç yanı bu değişim kendini çirkin hisseden, içine kapanık olan genç kızı, yaşlı ama kendini rahatlıkla ifade edebilen, özgüven sahibi bir kadına çeviriyor.
Bu yeni haliyle kimseyi üzmemek için -hala yürüyebildiği ve yiyebildiğine şükrederek- tehlikelerle dolu bir yolculuğu çıkıyor Sophie. Ve kısa zamanda Howl’la birbirine bağlı ateş cininin yani Calcifer’ın ayakta tuttuğu Yürüyen Şato’da buluyor kendini. Tüm ihtiyarlığına rağmen şato ve içindekiler için elinden geleni yapıyor. Öyle ki iyiliği ve inadıyla, kabul gören güzellik anlayışının ekseninden çıkarıyor herkesi. Ona kara büyü yapan Kötülükler Cadısı’na dahi merhamet gösteren kalbi onu gün geçtikçe hem gençleştiriyor hem güzelleştiriyor. Miyazaki’nin ABD’nin Irak işgalinden etkilenerek çektiği filmdeki karanlık, karamsar savaş sahneleri Sophie’nin “Kalp ağır bir yüktür.” repliğiyle daha da sarsıcı hala geliyor. Ve bu yükü göğsünde taşıyan duyarlı olduğu kadar güzeldir de aynı zamanda.
Howl dış görünüşüne fazlasıyla önem veren, estetik kaygı içinde debelenen, geceleri korkunç bir kuşa dönüşerek savaşı nihayete erdirmek için savaşan bir büyücüdür. Sosyal görünüm kaygısı o kadar yüksektir ki onda, temizlik esnasında saç boyasını karıştırdığı için Sophie’ye öfkelenir ve akabinde derin bir depresyona girer. Çünkü dönemin modası, güzelliğin simgesi sarı saçları lacivert olmuştur. Fakat bu temizlik ve karışıklık bir dönüm noktasıdır herkes için. Ruhlar da şato da maddi ve manevi arınmıştır. Sophie’nin yaptığı bu köklü temizlik Howl’a cesaret verir. Onun kendini güçlü hissetmesine, kimlik bunalımından kurtulmasına vesile olur. Ayna yerine ruhuna, sûret yerine sîrete bakan Howl, genç ve güzel kızları esiri edip kalplerini yiyen tescilli bir yakışıklı değildir artık. Çünkü Sophie’nin fedakar ruhundan gelen o saf güzellik hem insanların bakış açısını değiştirmeyi hem de savaşı bitirmeyi başarmıştır.
İnsanlar ne yaşlanmak ne çirkin olmak istiyor
Tom Cruise’u yaşlanmamak için her gün -100 derecede donmaya iten sebep yüzyıllardır aynı. İnsan ne geçmişte ne şimdide ne filmlerde yaşlanmak, çirkin olmak istiyor. Güzellik algısı durmadan değişerek, insanı bir endüstrinin içine çekip acımasızca sömürüyor. Hep daha fazlasının gerektiğine inandırarak yarattığı döngünün içinde mutsuzluğa itiyor.
Bedenin/yaşamın kurgulandığı bir çağda Klinik Psikolog Gökhan Ergür, Miyazaki’nin filminde ifade ettiği şeyi ne güzel özetliyor. “Günümüzde; temsil gerçeğe, kopya aslına, tasvir nesneye ve dış görünüş öze tercih edilmiş vaziyette. Bu döngüyü kırabilmek ve hakiki olana yaklaşabilmek için ihtiyacımız olan şey; üzerimizde bir mücevher gibi taşıdığımız ruhumuzu yeniden hatırlamak ve hatırlatmaktır.” Bu hatırlama eylemi içinse “Howl’un Yürüyen Şatosu” iyi bir imkan olarak defalarca seyredilmeyi hak ediyor.
Yorum Yaz