Sinemada bahar havasi: İlk cemre düştü

22 dakikada okunur

Son bir yıl içerisinde uzun ve zor bir kış geçirdik. Bizi üzen savaş ve zulüm haberleri, doğal afetler acı kayıplarımız bahara olan özlemimizi arttırdı. Bu özlemin artmasındandır mıdır bilmem ama bahar da sanki bir o kadar inat etti bu sene gelmemek için. Her anlamda soğuğa doyduk ve sıcaklığa hasret kaldık. Sinema sektöründe de film izleme alışkanlıklarımızda da bu özlemimiz devam etti. 

Sinema, film izlemek, okuma yapmak deyince aklımıza hep bir kategorize etmek hevesi gelir. Kışın izlenecek filmler, yazın izlenecek filmler; yılbaşında, yıl sonunda vs. diye saya saya devam edip gidiyor kategorilerimiz. Tüm bu gruplandırmalardan anlıyoruz ki biz film izlemek için bir an kovalasakta her an film izleyebiliyoruz. Ekran başına oturmadığımız bir zaman dilimi yok. Pandemi hastalandık iyileşmek için izledik, zor zamanlardan geçtiğimiz günlerde umut olsun diye izledik; sevindiğimizde, depresyona girdiğimizde izleme alışkanlıklarımız değişse de hiç bitmedi. 

Mevsim geçişlerini de bu bağlamda önemli buluyorum. Bahar geldiğinde, yaza girdiğimizde bu izleme alışkanlıklarımız daha keyifli bir hale geliyor gibi hissediyorum. Açık hava sinemalarının başladığı tüm yıl beklenen filmlerin ilk gösterimlerinin yapılacağı festivallerin listeleri açıkladığı adeta sektöre bir cemrenin düştüğü bu hareketliği seviyorum. Çünkü baharın gelmesiyle bu etkinliklerde sadece film izlemekle kalmıyor, filmlerin ekipleriyle yapılan söyleşiler ile özel masterclasslar ile aldığımız haz kendini tam olarak hissettiriyor. Baharın film izleme alışkanlıklarımıza olan doğrudan etkisi festivallerinde dikkatini çekmiş olacak ki bu aylarda yapılan festivallerin gördüğü ilgi diğer aylara kıyasla daha farklı oluyor. Bu cemrenin düşülüyle ilk festival haberi de İKSV kapsamında düzenlenen İstanbul Film Festivali’nden geldi. 43. kez kapılarını açan festivalin programı geçen seneye göre daha çok ilgimi çekti açıkçası. Dünya sinemasından seçilen film örnekleri, usta yönetmenlerin eserlerini ve vizyona girmesini beklediğim yerli filmlerin yapacakları ilk gösterimler ilk bakışta dikkat çeken noktalardan. Berlin’de Altın Ayı kazanan “Dahomey” belgeseli, Selman Nacar’ın ikinci filmi “Tereddüt Çizgisi”, Venedik’te en iyi senaryo ödülü kazanan Nehir Tuna’nın “Yurt” filmi ve daha birçok projenin olduğu kataloga bakmanızı tavsiye ederim. Seneler sonra Ramazan’a denk gelmeyen festival haftasının mutluluğuyla daha çok salona girmeye özen göstereceğimin sözünü şimdiden kendime verdim. Elimden geldiğince bir sonraki sayıda daha çok izlemiş olduğumuz filmler üzerine konuşmayı arzu ederken bu sayıda dijital platformlarda neler var bir göz gezdirelim. 

NETFLİX 

AHİT: MUSA’NIN HİKAYESİ 

Netflix’in yeni dizisi “Ahit: Musa’nın Hikayesi” (Testament: The Story of Moses) Ramazan ayında vizyona giren ve kısa zamanda en çok izlenenler arasında yerini aldı. İnsanlığı özgürlüğüne kavuşturan Hz. Musa’nın prenslikten peygamberliğe uzanan yaşamının ele alındığı dizide sırasıyla; prenslik öncesi ve sonrası peygamberliğin gelişi ve Firavun ile mücadelesi işleniyor. Prensliğini geride bırakmak zorunda kalan Musa’nın Medyen’e sığınışından üstlendiği ilahi görevlere, Firavun’la karşı karşıya gelerek İbranileri azat etmesini istemesine kadar Mısır’ın başına gelen felaketler çoğu yer alıyor. Başrollerinde iki Türk oyuncunun rol aldığı dizide, ünlü oyuncu Mehmet Kurtuluş’un Firavun rolünde yer alması oldukça konuşuldu. Netflix ile yıldızı barışan Karga 7 Pictures “Rise of Empires Ottoman” ve “Pera Palas’ta Gece Yarısı” gibi projelerden sonra “Ahit: Musa’nın Hikayesi”nin de yapımı üstlendi. 

ÇOK AŞK 

Özellikle pandemi dönemi yaptığı gösteriler ile adından söz ettiren Hasan Can Kaya’nın filmi “Çok Aşk” Netflix Türkiye yayın listesinde yerini aldı. Abisi İrfan ile korsan film satarak hayatta kalmaya çalışan hayalperest Coşkun, hayatının aşkı olan cast direktörü Ayla ile karşılaşır. Senaryo yazıp, en büyük tutkusu olan sinema ile ilgili hayallerini gerçekleştirmeye çalışan Coşkun aynı zamanda Ayla’nın da gönlünü kazanmaya çalışır.  Stand up gösterilerinden sonra ivme kazandığı kariyerinin öncesinde uzun yıllar senaristlik yapan Hasan Can, filminde bu sektöre hakim olduğunu belli ediyor. Filmini ‘Hayat kadar gerçek, hayat kadar komik ve hayat kadar duygusal’ diyerek özetleyen Hasan Can Kaya’ya filmde Büşra Pekin, Şebnem Sönmez, Barış Yıldız ve Uğur Yücel gibi isimler eşlik ediyor. “Çok Aşk” şimdi Netflix’te… 

UNUTULMUŞ SEVGİ 

Netflix orjinal yapımlarından olan “Unutulmuş Sevgi,” Eylül 2023 Polonya yapımı bir dönem filmi olarak karşımıza çıkıyor. Eskiden saygın ve zengin bir operatör olan bir adam, ailesini ve hafızasını kaybettikten sonra hayatı değişir. Değişen hayatıyla kaybettiği geçmişi arasında tekrara bağ kurunca eski hayatına kavuşma fırsatı yakalar. Michal Gazda’nın yönetmenliğinde Tadeusz Dołęga-Mostowicz’in romanından uyarlanan filmin başrollerinden Leszek Lichota, Maria Kowalska ve Ignacy Liss gibi isimler var. 19. yüzyıl Avrupası, gerçekleri ve kader kavramları üzerine düşündürmeye sevk eden “Unutulmuş Sevgi” şimdi Netflix’te… 

MUBİ 

MÜKEMMEL GÜNLER 

Küçük mutluluklar umutla ve samimiyetle başlar.. Japonya Oscar adayı “Mükemmel Günler”i dijital platformlarda arayanların bekleyişine son vermek için Mubi kolları sıvadı. Hayatın değişmez sıkıcı sıradanlığı altında gizlenmiş derin anlamların peşinde olan film; tutkusunun peşinden koşan Hirayama’yı konu ediniyor. Tokyo’nun umumi tuvaletlerini temizleyen Hirayama, bir yandan müzik, edebiyat ve fotoğraf hayallerinin peşinden gitmeye kararlıdır. Geçmişiyle yeniden bağ kurmasına yol açan beklenmedik karşılaşmalar, hayatının düzenini yavaş yavaş bozmaya başlar.. Müzik kasetleri, ağaçlardan süzülen gün ışığı, kitaplar gibi günlük hayatın ufak mucizeleriyle varoluşumuzun güzelliklerini keşfe çıkan, sakin bir mutluluk arayışının izini süren “Mükemmel Günler”, adını Lou Reed’in eşsiz klasiği “Perfect Day”den alıyor. Wim Wenders’in, başrol oyuncusu Koji Yakusho’ya 2023 Cannes Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandıran, Japonya – Almanya ortak yapımı “Mükemmel Günler” 12 Nisan itibariyle Mubi’de izleyicini bekliyor.

YARA 

Yönetmen koltuğunda Ömer Güler’in oturduğu “Yara” kısa filmi 2020 yapımı kısa filmler arasında kendinden oldukça söz ettirdi. Oğlu Mert’in yaş gününde bir taziye evine ölünün ölüm raporunu düzenlemeye gider doktor Bahar yeni ölmüş Adem’in cansız bedenini muayene etmelidir. Muayene için gittiği evde Bahar’ı Adem’in karısı ve gelini karşılar. Evde genel bir yas havası varken gelininin gergin halleri Bahar’ın dikkatini çeker. Daha önce çok kez yaptığı rutin işinde gelinin itiraflarıyla beklenmedik bir hikayeye konu olan Bahar vicdanı ve kariyeri arasında kalır. Tülin Özen ve Nihal Yalçın’ın partnerliğiyle kurulan dünyaya izleyici olarak konuk oluyoruz. Yas ve vicdan yansıması olan “Yara” kısa filmi şimdi Mubi’de… 

YERSİZ YURTSUZ 

Fransız auteur yönetmenlerden Agnes Varda, Yeni Dalga ve Left Bank gibi önemli oluşumların içinde adı geçen, feminist düşünceleriyle filmlerini üreten bir kadın yönetmen olarak bildiğimiz güçlü isimlerden. Agnes Varda’nın filmlerindeki kadın karakterleri onu unutulmaz yapan özelliklerinden. Hali hazırda adıyla çokça anılan Varda’nın “Yersiz Yurtsuz” filmi Mubi katoloğuna eklendi. Fransa’nın güneyinde genç bir kadın, bir çukurda donarak ölmüş halde bulunur. Tunuslu bir işçi ve hayvancılık yapan bir aile de dahil çeşitli insanlar, geri dönüşler eşliğinde bu gizemli ve başına buyruk kadının hikayesini anlatır. “Yersiz Yurtsuz” filmi ile yönetmenin, hem geleneksel toplumsal cinsiyet söylemlerine karşı anlatı oluşturma çabasını hem de özgürlük ve irade kavramlarını sorguladığını görüyoruz. Mona’nın temas ettiği duyarsız tavırları seyirciye yansıyor ve bizi kendi duyarsızlığımız ile baş başa bırakıyor. “Vagabond” yani Türkçeye çevirisiyle “Yersiz Yurtsuz”; sert toplumsal eleştiriler içeren politik bir film. Fransa kırsalında soğukta donarak ölen evsiz bir genç kadın üzerinden politik ve feminist bir resim çizen “Yersiz Yurtsuz” şimdi Mubi’de… 

 GAİN

CHECK OUT THE EVENT 

Mini dizi severleri mutlu edecek bir dizi daha Gain’den geldi: “Check Out The Event”. Her biri birer saatten 4 bölümlük bir dizi olan “Check Out The Event” bir aşk üçgeni hikayesi. Ha Song-Yi, Uzun zamandır birlikte olduğu erkek arkadaşı Park Do-Gyeom aniden ondan ayrılınca kendini derin bir boşlukta hisseder. Bir gün, bir çift gezisi etkinliği için bilet kazandığını öğrenir. Ha Song-Yi ve Park Do-Gyeom, hala bir sevgililermiş gibi davranarak çift gezisine katılırlar. Bu arada, bir deneme yazarı olan Seo Ji-Kang , çift gezisi için rehber olur. Orada Ha Song-Yi ile tanışır ve ondan etkilenir. “Check Out The Event” şimdi Gain platformunda. 

SENKRON 

Özcan Deniz’in uzun bir aradan sonra platformlarda boy gösterdiği projesi: “Senkron” kendisinin yazıp yönettiği aynı zamanda da oynadığı güncel kuşak işlerden. “Paralel evren diye bir şey var mıdır?”, “Zamanda yolculuk yapabilir miyiz?”, “Yarım kalan hayallerimiz, kayıplarımız farkı bir evrende varlığına devam ediyor olabilir mi?” gibi soruların merkezinde bir senkron dünyası. Sedat ve Mina, gizemli bir olayın içinde bulurlar kendilerini. Bunun ardından Senkron bir dünyada yeni bir paralel evren şansı doğar. Aksiyon, gerilim, gizem ve bilim kurgu ögelerini harmanlayan bu drama dizisi 2021 yılı yapımlarından. Her biri yaklaşık 35 dakikalık bölümlerden oluşan “Senkron” dizisi şimdi Gain’de… 

KELEBEKLER 

Klişelerin aksine var olan kalıpları ters yüz etmek niyetinde olan melodram ve komedi türünü iç içe izleyiciye sunan “Kelebekler”, 2017 yapımı filmler listesinde üst sıralardaydı. Babalarının acilen çağırması üzerine 30 yıldır birbirleriyle görüşmeyen üç kardeşin yeniden bir araya geldikleri köylerine giderler. Yaptıkları uzun araba yolculuğundan sonra kardeşler köye geldiklerinde babalarının hayatını kaybettiğini öğrenirler. Annelerinin intihar sonucu ölmesinden sonra sorunlu aile bağları olan Cemal, Kenan ve Suzan babalarını da kaybettikleri gün yeni hesaplaşmalara başlarlar. Almanya’da yaşayan astronot olan Cemal yıllar sonra kardeşlerini tıplayan abi figürüyle yer alırken babalarının vasiyetini öğrenince işler değişir. Absürt bir aile hikayesi olan film yönetmeni Tolga Karaçelik’e Sundance Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü kazandırmasıyla da adından oldukça söz ettirmişti. “Kelebekler” şimdi Gain platformunda… 

BLU TV 

THE REGIME 

İlk başta “Saray” olan adı “The Regime” olarak değişen dizi, Orta Avrupa’da diktatörlükle yönetilen hayali bir ülkenin sarayında dönenler üzerine siyasi otoritelerin yapabilecekleri üzerine önemli atıfları bulunuyor. Evrensel bir diktatörlük kavramı üzerine düşündüğümüzde seyircinin çok da uzak olmayan hikayelerden. Kara mizah türündeki altı bölümlük “The Regime”, çökmekte olan otoriter bir rejimin sarayında geçen bir yılı anlatıyor. Kate Winslet yapımcısı ve başrolünde olduğu, Mart’ta ABD yayına girmesinin hemen ardından BluTV’de yayınlanmaya başlamıştı. “The Regime” tarihi dram filmi sevenler ve Kate Winslet’ı izlemeyi sevenler için şimdi BluTV’de… 

 A SIMPLE FAVOR 

Amerikalı yazar Darcey Bell’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan film, komedi filmlerinden tanıdığımız Paul Feig’in imzasını taşıyor. Yönetmen bu kez diğerlerinden farklı olarak içinde bolca komedi unsurlarının da olduğu bir gerilim filmi çekmek istemişe benziyor. Filmde kitaba kıyasla bazı farklılıklar var ama bu uyarlama işlerde çok sık rastladığımız bir durum. Son derece yoğun bir iş kadını olan Emily birgün çocuğunu tek başına büyüten influencer arkadaşı Stephanie’den filmin isminide aldığı “Küçük bir ricada” bulunur. Stephanie’den istenen şey Emily’nin beklenmedik bir şekilde ortadan kaybolmasıdır. Bu kayboluş ve devamında arkadaşların yaşadıkları komik ama gerilimi yüksek bir dünyaya bizi misafir eder. Filmin başrollerinde Oscar ve Altın Küre adayı Anna Kendrick ve “Gossip Girl” dizisinde bilinen Blake Lively yer alıyor. Linda Cardellini, Rupert Friend, Henry Golding, Eric Johnson, Jean Smart, Sarah Baker ve Andrew Rannells gibi isimler olduğu film şimdi BluTV’de…

MİMAROĞLU

Elektronik müziğin öncülerinden İlhan Mimaroğlu’nun hikayesinin anlatıldığı “Mimaroğlu” belgeseli BluTV’de. 60’lı yıllarda Türkiye’den Amerika’ya göç eden efsanevi elektronik müzik bestecisi İlhan Mimaroğlu ve yaşam dolu hayat arkadaşı Güngör Mimaroğlu. Çiftin kişisel arşivinden yararlanan belgesel, İlhan Mimaroğlu’nun radikal bir sanatçı olarak portresini ortaya koyarken, çiftin bir aile dramanın ortasında yeşeren güçlü ve ilham verici ilişkisine odaklanır. Film çok katmalı yapısıyla müzik, aşk, göç ve hayal kırıklığına dair gerçek hikayeler anlatır. 2020 yapımı belgeselin yönetmen koltuğunda Serdar Kökçeoğlu oturuyor.

Önceki Yazı

İlkesi olmayan festivaller uzun ömürlü olamaz

Sonraki Yazı

Edebiyatçılarımızı yâd etmek

Son Yazılar

Burgazada, Sait Faik ve gençler

Sakarya Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesi öğrencileriyle yazar Sait Faik’in vefatının 70. yılında Burgazada’da birlikteydik. Burgazada

Şiir daima bir fazladır

Şair İhsan Deniz: “Şiir kendi başına vardır, olduğu yerde durur, orda, ancak orada vardır. Tanımlar ne