Sinemanin iki çiçeği soldu

12 dakikada okunur

Bazı insanlar vardır, hayatımızın merkezinde dururlar. Onlara dokunmayız, yüz yüze konuşmayız, hiçbir şey paylaşmayız ama onlar hayatımızda hep vardır. Varlıkları kişiliğimize değer katar ya da katmaz; bizim için rol model olabilirler veya olamazlar… Bunun hiçbir önemi yoktur. Özellikle şov dünyasından tanıdığımız isimler neredeyse ailemizin bir ferdi olurlar. Cüneyt Arkın deyince irkiliriz; Ayhan Işık, Münir Özkul, Sadri Alışık, Kartal Tibet… Zamanlarında yıldızlaşmış ve fakat sonrasında değerlerine değer katmış bu ve benzeri isimler her zaman vitrinin baş köşesinde olmuşlardır. Fakat onlar kadar olmasa bile birçok projede birlikte rol aldıkları ikinci ve üçüncü rollerdeki bazı isimler de vardır ki, kimlikleri ve kişilikleri ile her zaman saygı görürler, değer bulurlar.

Kayhan Yıldızoğlu da böylesi isimlerden biri…

Onu son projeleri sayılan “Kurtlar Vadisi Pusu”, “Çiçek Taksi” ve “Tatlı Kaçıklar” dizisinde izlerken, hem rafine oyunculuğu, hem de kendine has duruşu ve naif kişiliğiyle özel bir insan olduğunun hakkını teslim ettik.

Şener Şen ile dostluğu

Kayhan Yıldızoğlu, 28 Mayıs 1933 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Çerkez asıllı bir ziraat mühendisi olan Rahmi Bey, annesi ise Giritli bir öğretmendir. 1952’de babası bakanlıkta müsteşarlık için Ankara’ya tayin olunca aile Ankara’ya taşındı. Liseyi Kavaklıdere’de okudu, ailesinin isteği üzerine hukuk fakültesine kaydoldu fakat üçüncü sınıftayken okulu bıraktı.

1957’de askerliğini İstanbul’da yedek subay olarak yaparken, Türkan Suner ile tanışır ve evlenirler. Bu evlilikten 2 kızı olur fakat evlilikleri uzun sürmez. Askerlik dönüşü eski adıyla İstanbul Kambiyosu olan borsada döviz komiserliği yapmaya başlar.

Sinema ile tanışması bu dönemlere denk gelir. Ünlü sinema adamı Muhsin Ertuğrul’un bazı evrakları eksiktir. Bu eksik evrakların tamamlanması gerekmektedir. Bu iş onun üzerine kalır ve bu vesileyle sinemaya ilgisi başlar. Usta yönetmenin ekibi tarafından oyunculuk seçmelerine çağırılır. Bu buluşma hayatının dönüm noktası olacaktır. Seçmelerde başarılı olmuş ve önünde yepyeni bir dönem açılmıştır. 

Muhsin Ertuğrul’un seçmelerine katılmış olmasına rağmen Haldun Taner’in yönlendirmesiyle ilk filmini 1966 yılında çevirdi. Rahip, doktor, polis, eşkıya, profesör, komiser, Bizans imparatoru, fabrikatör gibi farklı projelerde yardımcı oyuncu rollerinde oynayan Kayhan Yıldızoğlu’nun hayatının dönüm noktalarından biri de ilk eşinden ayrıldıktan hemen sonra usta oyuncu Şener Şen’le 1969’dan itibaren Cihangir’de bir evde birlikte yaşamış olmasıdır.

Tiyatroda da görev aldı

Bir diğer önemli mesaisi de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları olmuş, burada 20 yıl görev yapmıştır. Kendisi gibi oyuncu olan İngiliz asıllı Suna Yıldızoğlu (Sonja Eady) ile ikinci evliliğini yapan Kayhan Yıldızoğlu, yaşlılığa bağlı organ yetmezliği sebebiyle vefat ettiğinde tabutunun yanı başında yine Suna Hanım vardı. Dostları onu Feriköy Mezarlığı’nda uğurlarken geride bir hoş seda bırakmıştı.

Kayhan Yıldızoğlu, 2015’te 52. Uluslararası Antalya Film Festivali’nde “Yaşam Boyu Onur Ödülü”, 2018’de ise 23. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri’nde “Sinema Onur Ödülü”ne layık görülmüştü…

90 yaşında hayatını kaybeden (9 Mart 2024) Kayhan Yıldızoğlu, 200’e yakın sinema filminde rol almış çok çalışkan bir sinema emekçisi idi. Günün imkânları ile çekilen tarihi filmlerde her nedense hep düşman karakterleri oynayan Yıldızoğlu, 1965 yılından sonra çekilen hemen bütün filmlerde mutlaka bir biçimde görünmüştü. Aslında güçlü ve kendine özgü bir sesi olmasına rağmen başkaları tarafından seslendirilen oyuncu, hiçbir filmiyle anılmasa bile, özellikle Şener Şen’in başrol oynadığı “Eşkıya”da beş parasız, perişan bir eski oyuncu olan Artist Kemal tiplemesiyle hafızalara kazınmıştır.

Yazar, oyuncu, yapımcı

Kayhan Yıldızoğlu’ndan hemen üç gün sonra sinemamızın bir başka önemli ismi, Arif Keskiner’in vefat haberini geçti ajanslar. Biz onu “Çiçek Arif” olarak tanıdık yıllar boyu. Sinemanın bir “Çiçek Abbas”ı vardı ama onunki başka…

Arif Keskiner, aynı zamanda kaleme aldığı hatıralarıyla çoktan nisyan sayfalarına terk edilmiş pek çok insanı hatıralarına ekledi. Keskiner yapımcılığı, yönetmenliği, yazarlığı ve özellikle de lakapları (Çiçek Arif, Kominist Arif) ile kendine has bir yer edindi hafızalarımızda.

1 Kasım 1938 Osmaniye (o yıllarda Adana’nın bir ilçesi)’de dünyaya gelen Arif Keskiner, ilk ve ortaokulu Adana’da okuduktan sonra İstanbul’a geldi. Bugün Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi olan İstanbul Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu’ndan mezun oldu. Askerlik görevinden sonra bir süre Yılmaz Güney ile çalıştı ve sinemayı öğrendi. Bu arada dört yıl boyunca da Ağaoğlu Yayınevi’nin editörlüğünü yürüttü.

İsveç’e gitti ve burada gazetecilik yapmayı denedi. Muhabirlik ve bulaşıkçılık yaptı fakat tutunamayınca Türkiye’ye döndü.  En iyi bildiğini düşündüğü sinemaya yöneldi. “Otobüs”, “Selvi Boylum Al Yazmalım”, “Maden”, “Kapıcılar Kralı”, “Piano Piano Bacaksız” filmlerinin prodüktörlüğünü yaptı; “Yılanı Öldürseler” ve “Piano Piano Bacaksız” filmlerinin senaryo yazımında yer aldı. Daha pek çok televizyon dizisi ve sinema filminin yapımcılığını üstlendi.

Sinema ona borçlu

Sinema dünyasının yasal haklarını kazanması konusunda mücadele etti. Filmciler Kooperatifi, Sinema Sevenler Derneği’nin kurulmasına öncülük etti. Sinema Yasası’nın çıkması da onun sayesinde olmuştur.

2002’de yayınlanan “Çiçek Gibi” isimli kitabını bir yıl sonra “Yine mi Çiçek” isimli kitabı takip etti. Vefatından birkaç ay önce ise “Akşam Çiçekleri” isimli kitabı okurları ile buluştu. Bu kitapları dışında “Binbir Renk Binbir Çiçek: Yaşar Kemal’li Anılar” ve “Nâzım’ın Evinde Vera’nın Sofrasında” kitaplarını da kaleme almıştır.

Hayatını anlatan “Bir Ömür Arif Keskiner” (2022) belgeseli onu farklı kesimlere tanıttı. 2018’de İstanbul Film Festivali’nde “Sinema Onur Ödülü” verilen “Çiçek Arif”, 15 yıl boyunca kan hastalığından muzdaripti. 12 Mart 2024 tarihinde 86 yaşında hayatını kaybeden usta yazar ve sinema adamı arkasında birbirinden önemli kitaplar, senaryolar ve filmler bırakarak Kilyos Demirciköy’de toprağa verildi.

Bir Adana sevdalısı idi hiç kuşkusuz. Kendisi gibi kardeşi Abdurrahman Keskiner de onun izinde yürüdü. Yılmaz Güney, Abidin Dino, Orhan Kemal, Yaşar Kemal gibi Adanalı sanatçılarla bir arada olması, onların eserlerinden etkilenmesi ve sinemaya onların duyarlılığını yansıtan projelerde yer alması ile bilinen Arif Keskiner, çok sayıda gencin de sinemayla tanışmasını sağlamış; bu yönüyle de ustalık üstlenmiştir.

Önceki Yazı

Tanpınar’a dair neler okunabilir? II

Sonraki Yazı

40 yıldır çini ile yoğrulan bir hayat: İsmail Yiğit 

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı

Elly hakkında konuşalım mı?

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde