Sınırsız(!) alanda komiklikler ve tuhaf kıyaslar

10 dakikada okunur

Dijitalde komedi yapmak daha mı kolay? Platformların hangi yapımları neden ön plana çıkıyor? “Gibi” ve “Erşan Kuneri” karşılaştırmaları nasıl bir zeminde oturuyor? Bu soruları beraber cevaplayalım istiyorum. İşte dijital platformlardaki bazı komedi dizilerinin ayrıştıkları ve öne çıkan noktaları…

Son zamanlardaki sosyal atmosferimizde gerginlik az geliyormuş gibi bir de dijitaldeki komediler üzerinden gerildik! Gibiciler ve Erşan Kuneri sevenler komedi zekası anlamında da ayrılıyor adeta. Tecrübeli bir oyuncu olan Zafer Algöz’ün sosyal medya hesabından “Gibi” dizisi için yaptığı “Erşan Kuneri seviyesine gelmesi için 2 fırın ekmek, 4 fırın da İzmir boyozu yemesi gerekir” yorumu tartışma yarattı. Gibi’nin İlkkan’ı, Kıvanç Kılınç da sosyal medya hesabında Algöz’ün yorumundan sonra “Yetişkinliğin ve tekâmülün, biyolojik değil zihinsel ve kültürel süreçlerin sonucu olduğu zahmetsizce gözlemlenebiliyor” cümlesini kurdu. Kıvanç Kılınç’ın “Gibi” üslubundaki yorumu sonrası platformların takipçilerinde lezzet anlamında bir ayrışma gözlemledim. Bu hem lezzet anlamında bir ayrışım olduğu gibi “zeka” ve “argo-küfür” kullanımlarındaki tavırlar da bakış açılarındaki farklılıkları ön plana çıkaran başka unsurlar olarak dikkat çekiyor. Yazımda dijital platformlardaki bazı komedi dizilerinin ayrıştıkları ve öne çıkan noktaları değerlendirmek istedim.

“10 bin Adım” günlük komikliğin peşinde
Gain’de ilk izlediğim işlerden “10 Bin Adım” adlı dizi. Platformun gideceği iyi yer hakkında fikir vermişti. “10 Bin Adım”, hikâyesini Engin Günaydın ve Devin Özgür Çınar’ın yazdığı bir mini dizi. Senaryoyu da yine Devin Özgür Çınar yazıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiyesi üzerine iki eski sevgilinin her gün 10 bin adım yürümesi ve karşılarına çıkan durumlar günlük sıradanlık standartlığında çok öz şekilde veriliyor. İlişkilerimizi yaşarken ve gündelik hayatta kalmaya çalışırken sıradan gelen komik hallerimizi izlemek heyecan verici. Bu diziyi tam olarak “komedi” diye nitelendirmek doğru mu diye düşünürken Gain’de dizinin bio kısmında “Gülmelik – Arkadaşlarla İzlemelik – Romantik” yazdığını gördüm. Kahramanlarımız ne kadar argo kullanabilirse o kadar kullanıyorlar. Sanki zarif ve estetik tavrı dizinin hem sıradan hem sanatın içinde olan tarafını vurguluyor.
“Erşan Kuneri” sınırsızlığın sınırında
Cem Yılmaz’ın yazıp yönettiği “G.O.R.A.” filmini bilmeyen yoktur. Cem Yılmaz 2000’lerin başında Türk Sineması’nda komedi türünde kült bir iş ortaya koydu. Sinema sektörünün çıkışında ciddi bir etkisi oldu. “G.O.R.A.”daki karakterler öyle beğenildi ki filmdeki karakterlerin dizi ve filmleri çekildi. “Arif V 216”dan sonra Netflix’te yayınlanan “Erşan Kuneri” ise başka konuşuluyor. Öncelikle makro bir işten başka makro etkiler ürettiği için Cem Yılmaz’ı kutlarım. Gelelim Erşan Kuneri’ye…
8 bölümde adeta 7 film çekilmiş. Bu filmlerin afişleri tüm Türkiye’yi süslüyor! Filmlerin isimlerinin yaptığı çağrışımlar (bizim zihnimizin pis tezahürü değil, avam çağrışımlar) izlemese de insanlar ne oluyor diye sormaya başladı. Dikkat çekmek için doğru strateji olabilir ama doğru yol olmadığı kesin. Dizi ile ilgili duyduklarınızdan sonra marjinal bir seyre dalacağınızı düşünüyorsunuz. İlk bölümde bu marjinallik biraz korkuttu beni. Birinci bölümün içerisinde bol küfür, bol argo ve avam cinsellik unsuru oluşu birçok izleyiciyi etkiledi diye düşünüyorum. İlk bölüm diğerlerine göre özellikle mi cüretkar diye düşünmeden de edemedim. Cem Yılmaz Leman Dergisi zamanlarındaki karakterleri canlandırmış ve “nasıl olsa dijitaldeyiz” rahatlığıyla oynatmış diye düşündüm. Öyle rahat ve sınırsız bir kafa. Peki sınırsızlığın sınırı olur mu?
“Doğu”nun yalın komikliği
Doğu Demirkol denildiğinde herkesin yüzünde bir tebessüm oluşuyor. Ne gariptir Doğu Demirkol yıllar önce sahneye çıkıp stand up yaptığında izleyiciler onu yuhalayarak uğurlamıştı. O gün kötü bir günüydü ama Doğu Demirkol’un hep ilginç bir üslubu ve samimiyeti vardı. Modern zamanlarda insanlar zannediyorum samimiyete yavaş alışıyor ama zor bırakıyor. Hepimizin de yakından tanıdığı bu hikâyeyi Doğu Demirkol BluTV için yazıp diziye dönüştürüyor. Bireyin kendini, ailesini ve yaşadıklarını anlatışındaki yalınlık ve komiklik herkesin ailesindeki gibi olduğu için belki de çok lezzetli duruyor. O anneden, babadan, kardeşten ve abiden farklı dozlarda hepimizin etrafında olması ve izlediklerimizin lümpence verilmemesi işi daha komik yapıyor. İçerisindeki bazı argo unsurlara rağmen bence dijitalin aile komedisi olmaya aday.Bilirsin ya öyle “Gibi”
İşte son zamanların çok konuşulan dizisine geldik. “Gibi” isminden bahsetmek istiyorum. Tam dizinin vermek istediği mesajı veren cinsten bir isim. Bir durum anlatıldığında “Aha işte tam bizim gibi” cümlesini kurarız. “Gibi”, çok benzerlikler ve çok farklılıklar üzerine kurulu, bol zeka, az küfür ve argo üzerine kurulu ciddi komedi! Birçoğu “böylesi de olabiliyormuş bak” diyecek ama “Gibi” ekibi öylesini de tiye almaya çok yatkın. Tüm sıradanlıklarımızla ve rutinlerimizle olabildiğince ciddi bir şekilde dalga geçen çok şahane bir iş. Her bölümde aynı isimler ama farklı konu ve meselelerin olması da hayatımızdaki komiklikleri yaşayan bizlerin hiç değişmediği gerçeğini güzel sunuyor.
“Erşan Kuneri” ve “Gibi” karşılaştırması yapılması o kadar absürt ki “Gibi” bölümü gibi olacak bir konu. Kimsenin yirmi fırın ekmeğe de ihtiyacı yok. Biraz saygı ve fırsat zannediyorum sektörün istediği unsurlar. EXXEN gibi yeni bir platformda fırsat verilen projenin birçok yerden ret aldığını da biliyoruz. Bu diziyi zekice unsurlarla ve farklı anlatıyla gülmeye alışık olmayan kitlelere ulaştırdıkları için dizi ekibini ve EXXEN’i kutlarım.

Önceki Yazı

Hayal gücü, kum taneleriyle birleşiyor

Sonraki Yazı

Kûfî bugünün sanatı değil!

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye