Sırlı adam

5 dakikada okunur

Cebeci’de Şekerbaba lokantasında tabldot yemeğimi yedikten sonra hukuk fakültesinin önünde santurumu kılıfından çıkarıp çalmaya başladım. Bir anda içimden Niyazi-i Mısrî’nin “Ey garip bülbül kandedir” adlı şiirine yaptığım besteyi çalmak geldi. Zaten kimse durup dinlemiyordu. Duyularımı dış dünyaya kapatıp santurumu çaldım. Bestemi söylemeye başlayınca yaşlı birisi, elindeki Dost Kitabevi poşeti ile yanıma bağdaş kurup oturdu. Beste bitince: “Bu ne güzellik genç dostum. Bu şiirin bestesini hep Ali Şurgani Dede’den dinledim. İlk kez bu hâlini dinledim.” dedi.
“Bu benim yapmaya çalıştığım bestem hocam. Şurgani babanın bestesine nazire.”
“Ya ne güzel! Nazire yapan bestekâr da kalmadı.Yaşın genç ama ruhun demlenmiş”
O sırada elinde termosla dolanan çaycıyı durdurdu, bana da çay ısmarladı. İlginç ve sempatik gelen yaşlı amca konuşmasına devam etti, ben de ara vermiş oldum müziğe. Çay molası. “Ruhaniyette yaş yoktur genç dostum… Eğer bir yaş söylenecekse: Hüdâ ile aynı yaştayız olur… Küçüklük, büyüklük zahire has ifadelerdir… Zahir ise geçicidir ve geçicinin-sürekliliği olmayanın gerçekliği yoktur… Şimdide olmak ise asıldır ve ruhidir… Gönlün ameli, şimdidir… O biriktirmez… Hafıza-zihin depodur ve geçmişe aittir… İşte baş ile kalbin-gönlün hâli…
Bir odada ne kadar mum-lamba yakılırsa, oda o kadar aydınlık olur ve mumlar-ışık birbirleri ile çatışmazlar, kavga etmezler. Ama zaman kavga zamanı olmuş.
Niyâzî Baba’nın şiirini seslendirirken çok duygulandım. Bir sokak köşesinde bunu duymak beni inanılmaz mutlu etti genç dostum. Mısrî kendi ekolünün şampiyonudur… Çünkü o aynı zamanda, mânâda Yûnus Emre gibi bir şampiyonun öğrencisidir… Niyazi’nin dilinden Yunus dürür söyleyen.
Hangi şiirini okursan oku sana mânâ yükler, gönül telini harekete getirir… Çünkü gönülden gelen ifadelerdir…
Niyâzî-i Mısrî hazretleri derler ki:
Zikr-i Hakk’a meşğul ola yana yana tâ kül ola
Her kim diler makbul ola tevhide boyanmak gerek
Melâmî mürşidi Hasan Fehmi Tezdoğan Hazretleri derler ki:
Geç bu sevdadan dediler koma kavgaya başın
Ben geçerim sevda geçmez uğradım emrâza ben
Yaptığınız icranızla ve görünen güzelliğinizle sizin bu yola, hakikate olan sevdanız ne güzel. Çal ve söyle, söyle ve çal… Siz gönül ehli olarak gönülden çalıp söyleyince, gönül ehillerinin size iştirak etmesi ne hoştur… Tebrik ederim…Gönüllerin birliği ne hoş ortam oluşturur ki, bu oluş cümle gönül ehlinin malumudur… Müziğin yanında sohbetlerde de bu oluş iştirak edenleri büyük feyzlere nail etmektedir… Bu kitap size hediyemdir, okuyun… Uzaklaşırken ona bakmaya devam ettim. Kitabı elime aldım ve rastgele bir şiir okumaya başladım:
Gönül kim râz-ı aşkı perde-i Mansûr’dan söyler
Peyâm-ı nahl-i Tûr’u tahta-i santûrdan söyler’
(Gönül, aşkın sırlarını Mansur makamından, Tur’daki hurma ağacının haberini de santur tahtasından bildirir.)

Önceki Yazı

Şehirler: Harici Harddisklerimiz

Sonraki Yazı

Edebiyat insanlığını bizden alır

Son Yazılar

Mevlânâ ve Mesnevî

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak

Tam gaz izlemeye devam!

Dijital ekranda; Netflix yapımı Oscar adaylı Noah Baumbach imzalı “Beyaz Gürültü”, sosyal medyada izlemeyenin dövüldüğü Mubi’de