Sisin içinde kaybolup giden “anneler”

5 dakikada okunur

 

Hayatta yolumuzu bulmak için en çok uğraşırız. Rollerimizi bilmek isteriz. Hayatımızın bir yolu, rotası olsun ve kendince gitsin isteriz. Kapılıp gitmek kolay ve güzel gelir. Aşık olmak kapılıp gitmenin ilk adımıdır. Aşık olduğun insanla bir yuva kurmak ise ikinci adımıdır. Sonrasında çocuklar gelir. Hayat mutlu mesut akar gider. Peki ya sonra? Florian Zeller imzalı “Anne” oyunu o ya sonranın içindeki çıkmazları, yalnızlıkları  evin demirbaşı olan anne üzerinden anlatıyor. 

Oyunun yönetmenliğini Onur Ünsal üstlenirken, oyunda Defne Kayalar, Engin Hepileri, Sevda Erginci ve Doğa Halis yer alıyor. Tek perdeden oluşan oyun birbirini tekrar eden sahnelerden oluşuyor. İlk başlarda ne olduğunu anlayamıyorsunuz. Ama annenin söylediklerine, tepkilere kulak verdikçe içine çekildiğiniz yanlızlığı görüyorsunuz. Çocuklar büyümüş, kendi yollarına gitmişlerdir. Baba ise sürekli iştedir. Anne ise evde yalnız ve bir başınadır. Çocukları büyütmekle geçen seneler sonrası elinde koskoca bir boşluk vardır. Bu boşluk onun bedenini, zihnini her geçen gün kaplıyordur. Annenin yalnızlığı ise baba tarafından görülmüyor, çocuklar tarafından ise kaçılıyordur. Oyunda anne ve baba aynı diyalogları sürekli tekrarlar. Anne babaya yine hangi toplantıya gittiğini, kiminle gittiğini sorar. Baba cevaplarmış gibi gözükür ama cevaplamaz. Ama tekrarlarda annenin zihninden geçenleri söylediğiyle gerçekten söyledikleri arasındaki çizgi sürekli kaybolup gider. Defne Kayalar annenin buhranlarını o kadar iyi yansıtıyor ki anlatılmaz ama izlenir.

Kırılmaları ortaya çıkaran çocuklar nerede diye sorarsanız; kızı hiç görmüyoruz,  oğulları ve oğullarının sevgilisi oyunun yarısından sonra fiilen devreye giriyor. Anne kızıyla bağını kesmiş gibi ama oğlundan ayrılamıyor. Duygusal bağını onu çocuk görerek devam ettiriyor. Sevgilisini de oğlunu elinden alacak olan olarak görüyor. Aslında Sevda Erginci’nin canlandırdığı sevgili karakteri gençliği, cazibeyi temsil ediyor. Babanın hayatında olan sevgiliyi, annenin geçip giden gençliğinin bir yansıması oluyor. Bazı noktalarda gençliği ve cazibeyi göstermek adına oyunun ritmini bozan aşırılıklara gitse de sevgili karakteri, annenin ikilemlerini anlamak için oyunun işleyen noktalarından biri oluyor. Ailenin erkeklerinin ama özellikle babanın iletişime kapalılığı, vurdumduymazlığı ise insanı çileden çıkarmıyor değil. Engin Hepileri’nin sürekli ceketini, kravatını çıkarıp askılığa astığı ve sonrasında tekrar giydiği her sahnede beni afakanlar basmadı değil.

Minimal bir dekor tasarımı tercih edilen oyunda ses öne çıkan unsurlardan. Sürekli tekrarlar arasındaki geçişler sesler üzerinden ortaya konduğu için sesteki herhangi bir sıkıntı oyunun bütün atmosferini etkileyebilirdi. Şanslıyız ki böyle bir sıkıntı ile karşılaşmadık. Yeni sezon takvimleri yavaştan belli oluyor. Oyunun takviminin yapımcılığını üstlenen Tiyatro iN’in sosyal medya hesapları üzerinden takip edebilirsiniz. Aynı zamanda Zeller’ın “Baba” ve “Oğul” oyunlarıda farklı prodüksüyonlarla sahnelenmeye devam ediyor.

Önceki Yazı

Üç şiirde üç kişi ve birkaç kitap

Sonraki Yazı

Kültür sanatın sezonu olur mu?

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye