Sokaklarda daha özgürüm!

/
19 dakikada okunur

Marmaray duraklarında ve sokaklarda müzisyenlik yapan Alper Selan, sanata ve müziğe dair tutkusunu Litros Sanat okuyucuları için anlattı. Sigara dumanının yoğun olduğu, karanlık, kuytu ve havasız mekanları hiçbir zaman sevemediğini söyleyen Alper Selan şöyle devam etti: “Başına buyruk bir halim var. Kurallaştırılmışlık çemberine dahil olamayanlardanım. Sokak müzisyenliğim de tam olarak buradan geliyor. Sokak özgür bir yer. Kendi sevdiğim şarkıları hissederek çaldığım, içsel yolculuğuma katkı sağlayan bir köprü. Elbette kuralları kendim belirlediğim, daha steril ve teknik açıdan daha kaliteli mekanlarda çaldığım da oluyor. Böyle durumlarda sokak da mekân da aynı benim için.”

Yolculuk ederken, oradan oraya koştururken sokak müzisyenlerinin şarkılarına ister istemez kulak misafiri oluruz. Bazen eşlik ederiz bazen ise onları izler ve o şarkılarla çok başka dünyalara yolculuklar ederiz. Sizi sokaklarda ve Marmaray duraklarında verdiği konserlerle kulaklarımızın pasını silen değerli bir sanatçıyla tanıştıracağım. Kendi deyimiyle özgür bir şekilde bir mekâna bağlı kalmadan içinden geçen şarkıları seslendiriyor. Sanatçı Alper Selan hem müzisyen aynı zamanda da bir oyuncu. Yıllarca tiyatro sahnelerinde yer almasının yanı sıra dizi ve filmlerde de oynamış bir sanatçı. Marmaray durağında verdiği konserde kendisinin yaş, uyruk fark etmeksizin hayranlarına şahit oldum. Gelin isterseniz  daha fazla lafı uzatmadan sizi müzisyen Alper Selan ile gerçekleştirdiğimiz keyifli röportajımızla baş başa bırakayım.

Sizi tanımayanlar için öncelikle kendinizden bahseder misiniz?

Ben Alper Selan. Tiyatroyu severim. Müziği severim. Sevmeyi severim. Kadıköylüyüm. İşim gücüm sanat!

Sanata olan ilginiz nasıl başladı?

Kendimi bildim bileli sanatla iç içeyim. Çocukken oyuncaklarım bile melodika, mandolin, mızıka gibi enstrümanlardı. Melodik ses çıkartan bütün oyuncaklara ilgim vardı. O dönemde arkadaşlarıma çeşitli hikâyeler anlatır, bir kısmını kendim uydurur, onları eğlendirirdim. Tiyatroya olan ilgim doğuştan geliyor diyebilirim.Hem oyunculuk hem de müzisyenlik yapıyorsunuz…

Tiyatro ve müziği birbirinden ayırmadım hiçbir zaman. Rol aldığım oyunların müzikal tasarımlarını da üstlendim. Tiyatro oyunlarına müzikler yapar şarkılar bestelerim. Evde küçük bir stüdyom var. Seslendirme, aranje ve müzik adına birçok çalışmayı burada yaparım. Kendi şarkılarımı da yaptığım yerdir burası aynı zamanda. Yıllar içerisinde güzel besteler biriktirdim. “Gizli Tuzak” isimli single çalışmam bunlardan bir tanesi.

Müzik eğitimim tamamen doğuştan

Oyunculuk ve müzisyenliğe dair eğitim aldınız mı?

Sadri Alışık Kültür Merkezi’nde 1 yıl burslu olmak üzere 2 yıl tiyatro eğitimi aldım. Daha sonrasında tiyatronun oyunlarına dahil oldum. Öncesinde de çeşitli yerlerden hatırı sayılır derecede eğitimlerim var. Çeşitli workshop ve seminerlere de fazlasıyla katıldım. Müzik adına eğitimim ise tamamen doğuştan. Gitarı ve piyano çalmayı kendi kendime öğrendim. Elbette daha sonra bunların teorik bilgilerini de çeşitli kurslar aracılığıyla deneyimime kattım. Son dönemde ise özel şan dersi alıyorum. Şarkı söylemek en sevdiğim şey.

Marmaray’ın düzenli müzisyen kadrosunda olma hikayenizi de dinleyebilir miyiz?

Marmaray, metro, vapur gibi yerlerde müzisyenlik yapmak için belli bir izne ve imtihana tabi tutuluyorsunuz. Sokak müzisyenliği yaparken aynı zamanda buralara da başvurularda bulundum. Çok yoğunluk var ve kadrolara dahil olmak pek de kolay değil. Başvurumdan 1 yıl sonra Marmaray’dan cevap alabildim. Müzik koordinatörümüzle iyi bir toplantıdan sonra kadroya dahil oldum. İzin kartı çıkartıldı ve günler belirlendi. Haftanın belli günlerinde Marmaray’da, diğer günlerde de sokakta müziğe devam ediyorum.

Sokaklarda şarkı söylemeniz nasıl başladı?

Sigara dumanının yoğun olduğu, karanlık, kuytu ve havasız mekânları hiçbir zaman sevemedim. Tarzım olmayan, hissetmediğim şarkıları da söylemeye yabancıyım. Böyle mekanlarda dinleyiciyi eğlendirmek zorundasınız. Başına buyruk bir halim var. Kurallaştırılmışlık çemberine dahil olamayanlardanım. Sokak müzisyenliğim de tam olarak buradan geliyor. Sokak özgür bir yer. Kendi sevdiğim şarkıları hissederek çaldığım, içsel yolculuğuma katkı sağlayan bir köprü. Elbette kuralları kendim belirlediğim, daha steril ve teknik açıdan daha kaliteli mekanlarda çaldığım da oluyor. Böyle durumlarda sokak da mekân da aynı benim için.


Oyunculuğa dair yer aldığınız projelerden bahseder misiniz?

Birçok televizyon dizisinde bölüm oyunculuklarım var. “Mucize Doktor”, “Şampiyon”, “Yemin” dizileri bunlardan bazıları. Tiyatro oyunlarında yer almamın 17-18 yıllık bir geçmişi var. Muhtemelen saymakla da bitmez. Tiyatro sayesinde turneler yaparak 5-6 ülke gezme fırsatım da oldu. Türkiye’nin birçok iline gittim. Yıllar içerisinde oldukça anı birikti. Turne sırasında bir arkadaşımızı Ankara’da unutmuştuk, onu hiç unutamam.


“Gizli Tuzak” adında bir tekli çıkardınız geçen sene. O teklinin hikâyesini dinleyelim sizden. 

“Gizli Tuzak” benim 2010 yılında yazdığım bir şarkı. Yılların üzerinden demlenerek geçtiği eski bir hikâye. Duyguların yoğun yaşandığı ilk gençlik yılları. Bazı teknik, maddi ve manevi imkanlar daha ulaşılabilir hale geldiği zaman sırası da gelmişti. Şarkının ismi hakkında bazen soruyorlar, “Tuzak zaten gizli değil midir? Neden ayrıca gizli olduğunu belirttin?” diye. Ben de amacıma ulaşmış oluyorum. Bu durumda klibi izlemelerini ve şarkının sözlerine odaklanmalarını tavsiye ediyorum. Küçük bir ipucu vereyim, “Bazı tuzaklar gizli, bazıları alenidir.”

 

 

Sokaklara fazla olduğumu söyleyenler var

Sizi dinleyenlerden ve çevrenizden aldığınız geri bildirimler nasıl?

Beklediğimden de şımartıcı. Sokağa fazla olduğumu söyleyenler var. Keşfedilip sokağı bırakacağımdan endişe eden sadık dinleyicilerim oluştu. Kadıköy Bahariye’de haftanın belli günleri sabit olarak müzik yaptığım bir yer var. Starbucks’ın yanı. Ben olmadığım zamanlarda başka müzisyen arkadaşlar oluyor orada. Birçok dinleyicinin orada yalnızca beni görmek istediğini itiraf ettiği oldu. Tarzımı ve repertuarımı kaliteli bulduklarını her seferinde söylüyorlar. Ben olunca oranın enerjisi değişiyormuş. 

 


Bana kedili müzisyen diyorlar

Sokaklarda şarkı söylerken başınızdan geçen en ilginç anınızı paylaşır mısınız?

Bir gün Teoman’dan “Paramparça” şarkısını çalarken benden “Erik Dalı” isteyen olmuştu. Sokağın hikâyesi bitmez. Sarhoşu da gelir aşığı da. Elbette kedisi de… Şimdiki kedimi sokaktan sahiplendim. Her şarkı söylediğimde beni bulup yerdeki çantama oturan koca göbekli, hafif şaşı bir sarman beni sahibi olarak seçti. Bir süre ben nereye o oraya dolaştık. Benim en sadık dinleyicim oldu. Birçok kişinin dikkatini çektik. “Kedili müzisyen” olarak biraz nam saldım. Bir gün bir köpeğin saldırısına uğradı. O gün onu sahiplendim. O zamandan beri birlikte yaşıyoruz. İsmi “Şaşal”. Hem biraz şaşı olduğu için hem de koca bir şaşal şişeye benzediği için bu isim ona çok uydu. Sokak kedisi olmasına rağmen dışarı çıkmayı hiç istemedi. Soğuk kış gününde sıcacık kaloriferinin yanında benimle gayet mutlu. 

 

Türkiye’de sokak müzisyenliği aslında çok popüler. Sizin taraftan bize anlatır mısınız bunun artılarını ve eksilerini?

Sokakta müzik yapmak için iyi bir müzisyen olmak yetmiyor. Bu aynı zamanda bir yaşam tarzı. Bir nevi survivor diyebilirim. Çoğu zaman zabıtayla sorunlar yaşanabiliyor. İklim açısından da şartlar zorlu olabiliyor. Hissedileni -3 olan karlı kış gününde çaldığım da olmuştu, kavurucu güneşin bronzlaştırmayı abarttığı bir yaz sıcağında da… Bir takım karanlık profilin kendine hak gördüğü ve kendileri dışında başka müzisyenin çalmasına izin vermediği, minimal çeteleşmiş sevimsiz tiplerle de baş etmek gerekebiliyor bazen. Tüm bu şartlara rağmen kendinize bir alan bulup şarkı söyleme mücadelesinin parayla bir karşılığı yok. Manevi bir yolculuk diyebilirim. İyi yanlarından bahsetmek gerekirse benim için tam bir terapi.

 

Sokak müzisyenliğinden bir anda popüler olup ünlü olan birçok sanatçı da var. Sizin de böyle bir hayaliniz var mı yoksa ‘ben böyle mutluyum’ diyenlerden misiniz?

Aşağı yukarı Kadıköy’ün müzisyeni olarak tanınmaya başladım. Şu an için yerel bir popülerlik mevcut. Performanslarımı videoya alıp sosyal medyadan paylaşmalarının da katkısı oluyor elbette. Bu durumdan memnunum. Aynı zamanda kendi şarkılarımın da dinleyiciye ulaşması beni daha çok mutlu eder. Zaman içerisindeki gerçekleşmesini istediğim hayalim bu şimdilik.

Hayal kurarken denge kurmak çok önemli

Geleceğe dair proje ve planlarınızı da sormak istiyorum. 5-10 yıl sonra kendinizi nerede hayal ediyorsunuz?

Bu soruyu 10 yıl önceki halime sorsanız bugün için Türkiye’nin tanınmış bir rock yıldızıydım fakat öyle olmadı. Zaman, hayalini kurduğumuz gibi işlemiyor bazen. Yaşamın tesadüf olmayan, öğretici, olgunlaştırıcı, tekâmül ettirici sistematik bir düzeni var. Bu minvalde hikâyenize katkısı olacaksa hayalleriniz gerçekleşiyor. Katkısı olmayan devinimler sistem tarafından engellenir. Çoğu çabanın sonuçsuzluğu bundan kaynaklanır. Yakın bir zamanda, hayalleri olan, yaşam enerjisi dolu, yetenekli bir sokak müzisyeni arkadaşımızı kaybettik. Hepimizi çok sarstı. O zamandan beri günü 24 saat kuralıyla yaşamaya çalışıyorum. “Bugün her şey yolundaysa iyiyim. Yarına yarın bakarım, bir şeyleri dert etmeye mecalim yok” felsefesi hâkim artık. Yine de cevaplamak gerekirse 5 yıl içinde şarkılarını dinleyiciye ulaştırmış bir müzisyen profili çizilmiş olur muhtemelen. Hayal kurmayı bırakmak da doğru değil, denge çok önemli.

 

Pandemiyle birlikte oyunculuğa ara verdim

Pandemi döneminde sahnelerin kapanması, müzisyenlere ve tiyatro oyuncularına büyük bir yük bindirdi. Oyunlar iptal edildi. Bu dönemi her sektörde olduğu kadar zor geçirdik. Sahneler yavaş yavaş açılmaya başladığı dönemde ise yer alacağım bir tiyatro oyunu da anlaşmazlıklar sebebiyle iptal oldu. O gün gitarı aldığım gibi sokağa çıktım. Artık her şeyimi tamamen bireysel yapmaya karar verdim. Ekip işi artık yok! Ne yapacaksam yalnız başıma yapacaktım. Sokak müzisyenliği serüveni böylece başlamış oldu.

 

Ferhan Şensoy ile aynı projede yer almayı çok istedim

Sadri Alışık Tiyatrosu’nda, Çolpan İlhan, Toron Karacaoğlu, Erhan Yazıcıoğlu gibi çok değerli hocalardan tiyatro eğitimi aldım. Tiyatromuzun misafir ettiği Johannes Galli ve Evdokimos Tsolakidis’in seminer ve workshoplarına katıldım. Fadik Sevin Atasoy, Yetkin Dikinciler de o isimlerden bazıları elbette. Birlikte sahne alma fırsatı bulduğum çok sayıda değerli isim var. Sevgili Ercüment Balakoğlu ve Cem Özer ilk aklıma gelenler. Ferhan Şensoy ile aynı projede yer almayı çok istedim, tanışıklığım olmuştu ama böyle bir fırsatım olmadı.

Önceki Yazı

10 adımda çocuğa göre edebiyat   -IV-

Sonraki Yazı

Yeni Orta Dünya

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye