Sosyal medya imkân mı yoksa tehdit mi?

/
16 dakikada okunur

Sosyal medya gündemimizde olan her konuda kendine has bir yer ediniyor. 6 Şubat 2023’te yaşadığımız acı felaket sonrasında da sosyal medya kullanımı üzerine çeşitli tartışmalar meydana geldi. Bizde “Acaba paylaşımlarımız afetten etkilenen kişileri ve toplumun genelini ne biçimde etkiliyor?”, “Yaptığımız paylaşımlar afetin meydana getirdiği sonuçlarla mücadelede nasıl bir rol oynuyor?” sorularını  Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç Dr. Metin Eken, İHH Sosyal Medya Yöneticisi Emre Sertkaya ve Manevi Danışman Meryem Hekimoğlu’na sorduk.

Sosyal medya hayatımıza girdi gireli her an onun farklı bir boyutunu tartışır halde buluyoruz kendimizi. Bir gün sosyal medyanın sanat üzerindeki etkilerini, diğer gün eğitimde meydana getirdiği dönüşümleri, bir başka gün ise dijital ortamdaki verilerimizin güvenliğini konuşuyoruz. 6 Şubat’ta arka arkaya yaşadığımız iki büyük deprem ve takip eden süreçte meydana gelen binlerce artçı sarsıntı sonrasında gerçek hayatımızın bir uzantısı olan sosyal medyada da depremin etkilerini iliklerimize kadar hissettik. Yaşanan felaketin büyüklüğünü sosyal medyada gördüğümüz içerikler aracılığıyla idrak ettik. Kurtarma ekipleri sosyal medya üzerinden aldıkları ihbarlarla enkazlara gitti, deprem bölgesi dışında yaşayanlar ise yardım faaliyetlerinin organizasyonunu sosyal medya üzerinden gerçekleştirdi.

İnsanlar toplumsal olaylar ve afetler gibi kriz anlarında özellikle sevdikleri hakkında bilgi alabilmek için daha fazla iletişim kurma ihtiyacı hissederler. Günümüzde sosyal medya bu boşluğu dolduran en önemli araç haline gelmiş durumda. Gerek birebir ilişkide bulunduğumuz kişiler hakkında bilgi almak, gerekse varlığından haberdar bile olmadığımız yerler hakkında bilgilere ulaşmak için sosyal medyadan yararlanıyoruz. Tabii ki sosyal medya doğası itibariyle herhangi bir filtreden geçirilmemiş iletileri önümüze çıkardığı için bahsedilen bilgi akışı her zaman sağlıklı biçimde ilerlemiyor. Gerek önceki yıl gerçekleşen orman yangınlarında, gerekse yaşadığımız depremlerde gördüğümüz üzere kimi zaman teyit edilmemiş bilgiler günlerce sosyal medya uygulamalarımızın akışını işgal edebiliyor ya da halihazırda sonuçlandırılmış bir ihbar kopyala-yapıştır tweetler yüzünden günlerce gündemde kalmaya devam edebiliyor. 

Meydana gelen afetlerden çıkarmamız gereken birçok ders var. Konumuz itibariyle dile getirilmesi gereken derslerden birisi de kriz dönemlerinde sosyal medyayı doğru biçimde kullanabilme becerisi kazanmamız gerektiği. Acaba paylaşımlarımız afetten etkilenen kişileri ve toplumun genelini ne biçimde etkiliyor? Yaptığımız paylaşımlar afetin meydana getirdiği sonuçlarla mücadelede nasıl bir rol oynuyor? Konuyla ilgili sorularımızı  Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç Dr. Metin Eken, İHH Sosyal Medya Yöneticisi Emre Sertkaya ve Manevi Danışman Meryem Hekimoğlu’na sorduk. 

Etkileşim için acı kullanılıyor

Doç Dr. Metin Eken (Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi): Bu konuda üniversitedeki derslerimizde de sıklıkla vurguladığım bir hususu ifade edebilirim. Yalnızca afet durumları için değil genel bir eleştirel medya okuryazarlığı kapasitesi geliştirmenin bir adımı olarak kavramamız gereken ilk şey sosyal medyaya dair tehditlerin yine onun imkân olarak görülen yönleri içerisinde gizli olduğudur. Yani pek çok risk ve sorun, bizler sosyal medyayı bir imkân olarak görüp kullandığımızda belirgin hale gelmektedir. Bu ifadeyi bir örnekle daha anlaşılır hale getirip afet sürecinden örneklerle zenginleştirebiliriz. Sosyal medya gündeme geldiğinde ilk zikredilen şeylerden biri onun klasik kitle iletişim araçlarının tek yönlü işleyişi karşısında üstünlük sağladığına inanılan etkileşim özelliği ve bunun doğal bir sonucu olarak gelişen aktif kullanıcı algısıdır. Kaynağın bir özne konumunda olduğu ve alıcıların (kitle) da bir nesne yani kendilerine sunulan içeriklerin pasif tüketicileri olduğu bir çerçevenin aksine izleyicinin aktif bir konuma geçtiği yani özneleştiği fikri ön plana çıkartılır. Peki, risk bunun neresindedir. Pek çok örnekte görüldüğü üzere bir yandan hemen her sosyal medya mecrasında her yönüyle daha aktif olduğunu düşünen birey aynı zamanda kendisini tüm bu ortamlarda daha görünür hale getirir, ifşa eder. Mahremiyetini bu ortamlarda var olabilmenin bir bedeli olarak ikincil bir değer konumuna düşürür. Temel amaç etkileşim almaktır. Yaşamın hemen her alanının ifşası üzerinden ortaya konan görünürlük cinselliğin olduğu kadar acı ve kederin de bir tür pornografisini sunar. 

Sosyal medya pratiklerimizi belirliyor

6 Şubat tarihinden itibaren ülkemizi elim bir acı ile karşı karşıya bırakan afet süreci, bahsi geçen durumun çok apaçık örneklerini sundu. Etkileşim almak için bir sosyal medya platformunda, depremzedelerin telefonla aranarak alaya alınması; enkazdan kurtarılan yaralıların ve acılı ailelerinin mahrem görüntülerinin servis edilmesi; sansasyonel ve yanıltıcı içeriklerle takipçi kazanma çabaları bu örneklerden yalnızca birkaçı. Yalnızca bireysel sosyal medya kullanıcılarının paylaşımlarında değil haber profesyonelleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından ortaya konan paylaşımlarda da benzer sorunlar gün yüzüne çıktı. 

Tüm bu örnekler hem kültürel belirlenimleri hem de teknik özellikleri gereği değer yüklü araçlar olarak nitelenebilecek internet ve sosyal medyanın onları kullanım pratiklerimizi ciddi ölçüde belirleyebilme gücüne sahip olduğunu ortaya koymaktadır. İşin garibi çoğu kez farkında olunmayan, salgın benzeri yayılım gösteren bir tavırdan bahsediyoruz. Bu durum toplum genelinde eleştirel medya okuryazarlığı kapasitesini geliştirme çabalarının önemini bir kez daha ortaya koyuyor.

Dezenformasyon çalışmalarımızı olumsuz yönde etkiledi

Emre Sertkaya (İHH Sosyal Medya Yöneticisi):  Sosyal medyanın bu süreçte faydasını görmedik. Hatta asılsız ihbarlarla zararını gördük diyebiliriz. Ama insani yardım konusunda yaptığımız çağrılarla bölgedeki depremzedeler için büyük bir yardım organizasyonu gerçekleştiriyoruz. Depremin ilk anından itibaren sahadaki çalışmalarımıza paralel olarak sosyal medyada da yaptığımız paylaşımlarla bölge halkının yanında olduğumuzu hızlıca hissettirdik. Arama kurtarma ekiplerimizin enkazlardan vatandaşlarımızı çıkarmış olduğu görüntüleri anında paylaşarak vatandaşlarımıza moral olmasını sağladık. Dezenformasyon sahadaki çalışmalarımızı olumsuz yönde etkiledi. Baraj patladı söylentisi, gelen asılsız ihbarlara harcanan vakit gibi.

Sosyal medya bir dayanak noktası oldu

Meryem Hekimoğlu (Manevi Danışman): Deprem olduğu zaman İstanbul’da, hemen ertesi gün ise Malatya’daydım. Sosyal medyayı hem deprem bölgesinden hem de uzaktan gözlemleme imkânım oldu. Sosyal medya, bir kullanıcı adına sahip olan herkesin katılabildiği, bilgi sahibi olup olmadığına bakmaksızın paylaşım yapabildiği bir mecra. İstanbul’da bulunduğum sürede sosyal medyadan okuduklarım/öğrendiklerim ile Malatya’da gördüklerimin bir kısmı benzer, bir kısmı tamamen farklıydı. Bütün söyleyeceklerimin bulunduğum bölge ile alakalı olduğunu belirtmek isterim. Enkaz altında kalanların yerlerinin bildirilmesi oradaki ekiplerin işine yaradı muhtemelen, biz sosyal medya üzerinden gelen haberler ile mi yoksa direkt aranarak ihbar edilen enkazlara mı yönlendirildik, bilmiyorum. Canlı olabileceği üzerine haber verilen bir enkaza madenci bir ekiple birlikte gittik ve madenci ekip uzun süre çalıştı. Artık çalışamayacakları kadar yorulunca yeni ekiple yer değiştirdiler. Burada önemli nokta şu; ulaşım araçlarının zaten az olduğu bir zamanda değişim için gerekli olan sürede insanlar bizzat -günlerce- başında bulunduğumuz enkaz için “ekipler yok, buraya kimse gelmedi” gibi tweetler atmışlar, o an sosyal medyayı -şarjların bitmemesi için- kullanmamaya gayret ettiğimizden dolayı çok sonra gördüm. Hem bizim hem de orada bulunan insanların morallerini kolaylıkla bozabilecek, zaten fazla olan stres yükünü daha da artırabilecek etkiye sahipti bu tarz tweetler. 

Sosyal medya insanların birbirinin acısını paylaştığı bir alan oldu

Aynı zamanda ekiplerin canlılara zarar vermemek için titiz çalışmaları da yavaşlıkla itham edildi. Fakat daha önemlisi, bir bilim insanının konuşmasından bir cümle ya da tahmin alınıp çeşitli şekillerde paylaşılmıştı. “23 Şubat’ta çok daha büyük bir deprem gelecek, daha önce bu deprem tahmin edilmişti” gibi. Resmî açıklamaları takip eden ve yardım istemek için sosyal medyayı kullanan depremzedeler bu tür haberlerden çok daha fazla etkilendiler. Deprem bölgesinde olmayan insanların belki koruma refleksiyle iyi niyetli olarak yaptıkları bu paylaşımların doğurabileceği sonuçları düşünemediklerini varsayıyorum. Yardımlar için yapılan yanlış yönlendirmeler, gönüllüleri bir sürü işin içinde bir de yardım bekleyen yerleri arayıp teyit etmek zorunda bıraktı. Yardım isteklerinin ‘teyitli’ yazısıyla paylaşıldığını gördük. Bunun yanı sıra, sosyal medya deprem bölgesinde bazı durumların da yansıması oldu. Afet anında insanların -yukarıda belirttiğim durumları bir kişiyi daha kurtarmak için paylaşan kişiler dahil- birbirleri için nasıl çırpındıklarına tanık olduk. Bu hem oraya görevli olarak giden hem de depremden etkilenen insanlar için bir dayanak oldu. Uzmanların yaptığı doğru yönlendirmeler bazı durumlar için kurtarıcı oldu. Tehlikeli durumların haber verilmesi, yardımlar için yapılan anlık bilgiler kurtarıcı oldu. İnsanların birbirinin acısını paylaştığı bir alan oldu, bu sayede belki fark edemeyeceğimiz insanlara ulaşma ve destek olma imkânımız oldu. Bu bakımdan destekleyici olduğunu söyleyebiliriz.

Önceki Yazı

Enkaz altında tarih yatıyor!

Sonraki Yazı

Sanat şifa olur mu?

Son Yazılar

Bir değirmendir bu dünya

Muhtârî’nin “Men be-pây-ı hod in hatâ kerdem/Tâ be-destâ renc gestem âsiyâb” (Ben kendi attığım yanlış adım