Soykırım var, unuttun mu?

/
21 dakikada okunur

YediHilal Derneği’nin görsel sanatçıları bir araya getirerek hazırladığı “Kubbe: Filistin Zaman Tüneli” sergisi insanlığımızı hatırda tutmak için, insanlığın vicdanına çağrı yapıyor. Biz de bu çağrının peşinden giderek serginin oluşum sürecini; serginin küratörü  Numan Noyan Küçük ve sanatçıları Ali Yasir Çıraklı, Ahmet Enis Gürcan, Mehlika Hilal Kırca, Mehmet Görkem Gül, Şeyma Balcı Yurtseven ve Yasin Ünlüsoy’dan dinledik.

200 günü aşkın bir süredir devam eden zulmü sadece izliyor muyuz? Ya da izlemekten vazgeçtik mi? İlk günlerdeki duygularımız normalleşti mi? Ya da bu soykırımı unutuyor muyuz? Bu sorular, Filistin’deki zulme karşı duyduğumuz duyarlılığın zamanla nasıl değiştiğini sorgulatıyor. İşte tam da bu noktada, “Kubbe: Filistin Zaman Tüneli” sergisi, bizi Filistin direnişine dair bir hafıza yolculuğuna çıkarıyor. “İnsandır unutur, hatırlamak gerekir sık sık.” diyerek Filistin olaylarının tarihsel akışını açıklayıcı bir  şekilde yansıtırken Filistin’deki zulme karşı duyarlılığımızı canlı tutmayı amaçlıyor. Peki “Kubbe: Filistin Zaman Tüneli” sergisi fikri nasıl ortaya çıktı? Filistin konusuyla ilgili sanat eserlerinin toplumsal farkındalık oluşturmadaki rolü nedir? Sorularını serginin küratörü Numan Noyan Küçük’e yöneltirken,  Filistin’e özgü semboller eserlerde ne gibi bir rol oynuyor? Sergide yer alan eserler Filistin’in hikayesini ve tarihini nasıl yansıtıyor? sorularını Ali Yasir Çıraklı, Ahmet Enis Gürcan, Mehlika Hilal Kırca, Mehmet Görkem Gül, Şeyma Balcı Yurtseven ve Yasin Ünlüsoy’a Litros Sanat’ın yeni sayısı için yönelttik.

Soykırıma kayıtsız kalamayız

Numan Noyan Küçük ( Küratör):

Kubbe: Filistin Zaman Tüneli” sergisinin temel fikri ve nasıl oluştu? Bilgi verebilir misiniz?

İnsanlıkta eş, dinde kardeş öğretisini düstur edinen bir millet olarak, son yüzyılın en uzun hak arama ve vatan mücadelesi olan Filistin’e bizlerde kayıtsız kalamazdık. Millet olarak da kayıtsız kalmadık. Öyle ki boykotlar, eylemler, madden ve manen birçok başlıkta bu mücadeleye destek olmaya çabalıyoruz. Bunların hepsi çok kıymetli ama dahası olmalıydı. Naci el Ali’nin 1969’da çizdiği Hanzala, bir direnişin sanat eliyle nasıl evrensel motifle desteklenebileceğinin çok açık bir örneğiydi bizim için. Sadece bu örnekle dahi bir figür çiziminin ne kadar etkili olabildiğini görmekteyiz. İşte bu noktada bizim, ifade gücü çok etkili olan sanatın diliyle de konuyu anlatmamız gerekiyordu.  Böylece yola çıktık ve YediHilal Derneği’nin organize ettiği ve benim küratörlüğünü üstlendiğim “Kubbe, Filistin Zaman Tüneli” sergisi meydana geldi.

Sergi için eserleri seçerken hangi kriterleri göz önünde bulundurdunuz?

Sanatçılarımız bu insanlık ayıbına karşı son derece hassasiyete sahip, ellerinden ne geliyorsa yapmayı hedefleyen ve yapan, çok kıymetli kişiler. Onlarla ortak paydamız öncelikle bu hassasiyet oldu. Süreci sanat perspektifiyle anlatabilecek güçlü eserler ortaya koymak ana yöntemimiz, temas, yakınlık, yalınlık, devinim ise dinamiklerimizi oluşturdu. Öyle ki bu dinamikler ile sergimizde, ziyaretçileriyle eserler arasında bedenen ve ruhen birliktelik oluşturmasını hedefledik. Asırlık mücadeleyi anlatan serginin girişinde bu temas kaçınılmaz bir şekilde fiziksel olarak başlayıp her kubbede farklı duyulara hitap ederek devam ediyor.  

Şiir uçak düşüremez ama pilotun kafasını karıştırabilir

Filistin konusuyla ilgili sanat eserlerinin toplumsal farkındalık oluşturmadaki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sanatın gücünün farkındaysak aslında bu etkinin ne kadar hızlı olabileceğini hemen kavrarız. Gazze’yi açık hava hapishanesine döndüren korkunç beton bloklar üzerine uygulanan müthiş etkili ve bugün direnişin sembolüne dönmüş (özellikle Banksy’nin çalışmaları) sprey boya ile yapılmış duvar resimlerini herkes bilir. Veya Naci el Ali’nin 1969’da çizdiği Hanzala figürü başlı başına çok güçlü bir göstergedir artık. Yarım asrı geçkin yaşı ve çizerinin dediği gibi ancak evine döndüğünde büyüyecek bir çocuk olan Hanzala o kadar güçlü bir farkındalık oluşturmuş olacak ki, Siyonizmi korkutmuş, sanatçısının suikasta uğramasına neden olmuştur. Yine benzer toplumsal farkındalığa örnekler hepimizin çok iyi bildiği Filistin’e dair yazılmış şiirler, şarkılar ve kitaplar olur. Özetle “Belki şiir uçak düşüremez ama pilotun kafasını karıştırabilir.”

Sanat aslında sizin her zaman hemen önünüzde ama göremediğinizi veya tam aksine gölgede kalanı da görünür kılabilir. Çünkü süreci, fikri, objeyi veya hissiyatı akışın, durgunluğun içerisinden çeker alır güçlü bir ışık tutar, düşünce kaosu oluşturur. 

Üretmeli, haykırmalı bir taş atmalı…

Kültür sanat alanında çıkarılan eserler Filistin davasını sizce yansıtabiliyor mu?

Bu sorunun cevabını şu an üretilen çalışmalar açısından bugünden vermek zor olabilir, romantik bir yanıtla evet diyebiliriz ama bu yanıltıcı olacaktır.  İstesek dahi sosyolojik verilerle inşa edilmiş yöntemler kullanarak ölçeklendirdikten sonra eserlerin ne kadar insana bilinç kazandırdığını, bu verileri değerlendirerek anlayabiliriz. Ya da alanında öncü sayabildiğimiz bugüne kadar üretilmiş eserlerin yansımaları bize örnek olabilir. Ama biz işin bu noktasını düşünme lüksünde değiliz. Çünkü hepsinin ötesinde şunu diyebilmeli sanatçı; “Bir derdim var ve bu derdi en yalın haliyle nasıl ifade ederim? Ben ne yapabilirim?” Üretmeli, haykırmalı, hiç bir şey yapamıyorsa bir taş atmalı eninde sonunda o taş hedefini bulacaktır.

Herkes elindeki imkanla tepki göstermeli

Ali Yasir Çıraklı: YediHilal Derneği olarak ekim olayları başladığında ne yapabiliriz diye düşünmeye başladık. Basın açıklaması, eylem, yürüyüş gibi tepkilerle birlikte, insanlara hem duygusal olarak hitap edecek hem de bilgilendirecek bir çalışma ihtiyacı olduğuna karar verdik. Bu düşünceyle bir sergi hazırlığı yapıldı. Çalışmasını benim yaptığım “Küpler ve Yaşamlar” eserinde, molozları ve yıkılmış binaları küp formunda sembolize ettik. Bu küpleri sergi alanına yürümeyi zorlaştırması amacıyla düzensiz şekillerde yerleştirdik. Böylece Filistindeki yıkımı ve yaşanan zorlukları, fiziken bir nebze olsun hissettirip, katılımcılara aktarmayı amaçladık. Kırılmış bir fotoğraf çerçevesi, yıpranmış oyuncak bebek gibi sembol gücü yüksek objelerle, Filistin’den fotoğraf ve dokularla da çalışmanın hissiyatının katılımcıya geçişini destekledik.

Herkes elindeki imkan ve yetenekler dahilinde bu haksızlığa tepkisini göstermeli. Sanat bu tepkiyi; etki alanı geniş, akılda kalıcı ve anlatımı güçlü bir şekilde insanlara aktarma açısından faydalı. “Orada savaş var, siz burada entel dantel sergi açıyorsunuz.” diyenler olabilir. Biz de zaten oradaki zulmü anlatmak istiyoruz. O yüzden sadece sembolize işler değil, olayların tarihsel akışını anlatan bir duvarımız da var. Biz “Gelin, biraz hüzünlenin ve gidin” demiyoruz, “Kardeşim soykırım var, haberin var mı? Bu işin aslı ne, gel bak.” diyoruz. 

Özgür geleceğin başı umut

Mehlika Hilal Kırca: Gökten yere uzanan tülbent ağırlıklı  kumaşlar üzerinde çalıştım. Eserde çocukları, kuşları, özgürlüğü nitelemeye çalıştım. Gitgide bazı kumaşlar kirleniyor ve çalışmalar da bu minvalde değişiyor. Bu çalışmanın adı yerle gök arasında olan. Olan bitenin en başındaki o güzelliği ve umudun varlığını hatırlıyoruz. Özgür geleceğe uzanan yolun başı umuttu, inşallah sonu da öyle olsun diye umuyorum. Filistin’e özgü semboller algımızda hali hazırda var olduğu için eser içi kullanımda önemli bir yere sahip oluyor. İzleyicilerin daha hızlı bağ kurmalarına ve çevreleriyle paylaşarak etkiyi büyütmelerine olanak sağlıyor.

Bu sistematik bir soykırım

Yasin Ünlüsoy:Filistin hikayesi medya ve basında 7 Ekim itibariyle duyulmaya başlansa da, bu sistematik soykırım çok daha uzun senelere uzanıyor. İsrail gözünden birer sayıya dönüşmüş olan bu isimler; aileleri, evleri, sevdikleri, yaşamları olan insanlardı. Hepsinin birer adı vardı. Bize unutturulmaya çalışılanın da tam olarak bu olduğunu düşünüyorum. Geleceğe umut olacak çocuklar yeryüzünden ve zihinlerimizden silinmeye çalışılıyor. Biz ise bu isimleri bir araya toplayarak benliğimize kazımaya çalışıyoruz. Toplumsal olarak ruhsal bir bilinçlenme yaşamamız için tarihin verilerden ziyade isimlerden oluştuğu olgusunu unutmamamız gerekli. 

Genel manada etkileşimli dijital sanatın hayatımıza yeni yeni dahil olması nedeniyle bir anlamda çekincenin olacağını düşünüyordum. Ancak sergiyi ziyaret eden ziyaretçilerimizin eseri deneyimledikten sonraki düşünceleri oldukça olumluydu. Serginin ilk günlerinde ziyarette bulunan Filistinli bir ailenin, eser karşısında duygusal bir an yaşayarak ağladıklarını, onları yalnız bırakmadığımızı dile getirdiklerini duydum. 

Soykırım müslümanların sınavı

Şeyma Balcı Yurtseven: Öncelikle sergiye davet edildiğim için çok heyecanlandım. Ne yapacağımı düşünmek konusunda çok vaktim olmasa da umudumuzu kaybetmememiz gerektiği üzerine bir iş yapmak istedim. Mekanın kubbeli oluşu, sergi adının kubbe oluşu bana “gökkubbe” kavramını ve Enbiya suresi 32.ayeti hatırlattı (Gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise gökyüzünün işaretlerine sırt çevirmektedirler.) hatırlattı, bunun üzerine “Gökkubbe” temalı bir iş yapmaya karar verdim. Sonrasında kendi doku tekniğimle gökkubbeyi şekillendirmeye çalıştım. Sonsuzluk hissine kapıldım, nehirden denize özgür Filistin kavramını hatırlattı gibi güzel yorumlar aldım. Sanatçı gönlünden geçenleri anlatmak istese de izleyicinin ne anladığı, hissettiği daha önemli ve gerçekçi oluyor sanırım. O yüzden ben işimin hikayesini anlatsam da onlar üzerine başka hikayeler yazdılar, çok da iyi oldu. 

Sessizliğimin sonuna geldim

Ahmet Enis Gürcan: Bu konsept üzerine bir sergi yapılacağını duyduğumda uzun zamandır bana rahatsızlık veren sessizliğimin sonuna geldiğini düşündüm. Seve seve bu sergiye katılmak istedim. Zihnim bu çizimlerin oluşması İçin tüm materyalleri hazırlamış olduğunu anladım. Sadece bu yolun açılması gerekiyormuş. Sergi sürecinde tüm eserler tam bir uyum içerisinde ortaya çıktı. Sanki tüm şiiri ezbere biliyordum sadece ismini duymam kalmıştı geriye. 100 yıllık bir direnişin öyküsünü sanatın evrensel dili ile anlatmak ve bu sessizlik vebaline ortak olmamak İçin en iyi yaptığımız şey ile ses çıkarmak istedik. Sanatın işaret fişeği gibi bir etkisi mevcut. Unutulan bazı duyguları hatırlatmaya ve çaresiz hisseden ama birşey yapmak isteyen insanlara bir çare olma özelliği mevcut. Sanat ile hiçbir dil bilmeden aynı çizgilerin buluşmasını sağlıyoruz.

Sanat fikir inşası için değerli

Mehmet Görkem Gül: Eserde temel olarak insanın eğitim hakkının barbar bir şekilde alıkonulması çok temel materyaller kullanarak ele alındı. Filistin topraklarında yıllardır süregelen Siyonist hegemonya orada yaşayan çocukların ve gençlerin eğitime ulaşmasının önünde bir engel teşkil etmekte. Bu çerçevede engelleri temsil edebilecek en iyi malzemeyi demir olarak düşündüm. Kafesin üzeri ise eseri gören ziyaretçilerinde dikkatini çekeceği üzere yine bir kubbe formunda. Ama buradaki form doğru olan bir kubbeyi değil aksine çarpıtılmış yalandan ayakta durmakta dahi güçlük çeken bir yapıda, zaten duramayacakta. Gerçek, insanların ortak çatısı, kubbe öğrenmeyi engellemez. Günün sonunda hiçbir şey o topraklarda yaşayan eğitim hayatı kısıtlanmış birinin hissiyatını bunu bizzat yaşamadıkça yansıtamaz ama durumun vehametini yansıtabilir ve farkındalık oluşturulabilir. Temennim Filistinli çocukların ve gençlerin hızla eğitim haklarına ulaşabilmesi.

Filistin mevzusu sadece Müslümanların bir derdi ve hassasiyeti olmaktan çıkıp dünya üzerinde büyük bir yankı uyandırdı. Bu mevzunun bir insanlık dramı ve savaş suçu olduğu dünyanın dört bir yanında, farklı görüşten ve inançtan insanlar tarafından kabul edildi. Yazılan şiirler, söylenen şarkılar, yapılan çizimler ve oluşturulan sergiler ile sanat noktasında da bu direnişin sesi daha çok duyuruldu. Sanat olaylara farklı bir bakış açısı ve farkındalık getirdiği için fikir inşası için değerli bir konumda.

Önceki Yazı

Bir filmin yolculuğu; önce festival sonra vizyon 

Sonraki Yazı

Şiirimin kaynağı gündelik hayat

Son Yazılar

Mekan bendedir, sanatım da mekan da!

Tarih sanatçıları hep takıldıkları mekanlar ile andı.  1800’lü yılların ortalarına doğru açılan kafeler sanatçıların sosyalleştikleri, ilham