“Söz”ün müziği

5 dakikada okunur

Müzik nihayetinde ritimdir. Berrak bir su gibi ağır ağır akar. Sesin büyüleyici etkisine karşı durabilmek zor. O halde melodiler, insan ruhunu ele geçiren o tutkulu perilerin hikâyesini anlatacaktır bize. Gelirler ve usulca teslim alırlar ruhunuzu. Uzaktan kulağımıza dolan, ete-kemiğe (sese-ritme) bürünmüş notalar karşısında çaresiz kaldığımız anları hemen hatırlayabiliriz. Sarmaşık gibi her zerremizde dolaşarak parlayan ateşin, duygularımızın üstünde kurduğu o mutlak hakimiyeti hissedebiliriz. Melodi bunu yapar. Tesir gücünün çok yüksek ve doğrudan olmasıyla, müziğin tüm sanat dalları arasındaki yeri her zaman ayrıcalıklıdır. Bu ayrıcalıklı hal, müziğin ontolojik varlığı hakkındaki sözlerin de çıkış noktasını oluşturuyor. Sözgelimi Schopenhauer, müziği güzel sanatların bir dalı olarak bile görmeyerek, tasnifini “müzik sanatı ve güzel sanatlar’’ konumlandırması üzerinden yapar.

Müzik seslerin toplamıdır. Bu toplama eşlik eden sözler; müziğin cazibesini, dinleme hazzını ve etki gücünü artırır. Müziğin sözle birlikte anlamını bulduğunu söyleyebiliriz. Enstrümantal müziğin daha sınırlı bir alanda varlık göstermesinin gerekçeleri de bu durumla ilintilidir. Söz-müzik bir eserin iki bileşeni olarak iş birliği yaptıkları alanda eşit düzeyde temsil bulur ve her ikisinin de parladığı anlar müzikalitenin zirvesini işaret eder. Pisagor’la başlayıp, romantik dönemi ve 20. yüzyıl filozoflarını da kapsayacak şekilde, müzik felsefesi saf müzik (enstrümantal) üzerinden yapılmış ve hatta bazı filozoflar, sözlerin, müziğin kendi dilini konuşmasını engellediğini söylemiş olsalar da, ses-söz birlikteliği zamanı aşarak, çok başka bir saflığa erişmiştir. Müziğin bu yeni hali, insan ruhunu ele geçirecek kadar derin bir duyuşa kapı aralamayı başarmıştır. Vokalin gücüyle kendini doğuran büyülü kelimelerin, müziğin içinde notaların varoluşunu tetikleyerek, ses ile sözün ölümsüz birlikteliğini müjdelediğini söyleyebiliriz. 

Müzik, kelimelerden taşarak kendi diline doğru kanatlanır. Sözün, müziğin diline pranga vurduğu ve saflığına halel getirdiği savının, genel bir müzikal evreni kapsaması mümkün değil. Sözün kendi ritmi, şiirin doğal müziği vardır. İki müziğin mezcinden yeni bir müzik doğar. Dede Korkut, elindeki kopuz eşliğinde yom verirken, sözün ritimli gücünü kullanır. Söz, kendi halindeyken bile müziğiyle var olur.  Şiir de zaten müziğin içinden konuşur. Ahmet Haşim, şairin dilini anlatırken şöyle diyecektir; “Şairin dili, düzyazı gibi anlaşılmak için değil, fakat duyulmak üzere var olmuş, müzik ile söz arasında, sözden çok müziğe yakın ortalama bir dildir.’’ Duyulmak üzere var olmanın anlamı. Söylenmesi, söylene söylene yaygınlık kazanması, sözün uçarak, müziğiyle kanatlanmasını işaret eder. Bu yüzden, kendi iç gerilimi ve ruhunda var olan ritmiyle şiir, dünya döndükçe müzisyenlerin, bestekarların ve yorumcuların ilgisine mazhar olacaktır. Sözün en yüksek formu sayılan şiir, her defasında/her dile geldiğinde yeni bir müzik doğurur. Söz, müziğini bulur.

Önceki Yazı

10 adımda çocuğa göre edebiyat

Sonraki Yazı

Bütüncül bir memleket panoraması: Deliliğe Zarif Bir Giriş 

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı

Elly hakkında konuşalım mı?

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde