“Biraz gökyüzü verin bana”

4 dakikada okunur

Dijital reşitlik kavramı ilk ne zaman aklımı kurcalamaya başladı hatırlamıyorum. Son birkaç haftadır ise çocuklarla daha uzun süre vakit geçirdiğimden olacak daha sık aklıma düşüyor. Hâlihazırda çocukların dijital dünyadaki varlığını çoktan kabul etmiş, onları mutlu edecek içerikler üretmek gerektiğine inanan biri olduğumdan da kuşkunuz olmadığını düşünüyorum. Öyleyse meramımı anlatmaya devam edebilirim. Bir etkinlikte, miniklerin –ki bu ifadeyi yaşlarının küçüklüğünü vurgulamak için seçiyorum- sosyal medya kullanımını gözlemleme imkânım oldu. Hangisiyle sohbet etsem bana sosyal medya hesaplarını verip kendileriyle etkileşime geçmemi nazikçe teklif ettiler. 

Buraya kadar her şey normal tabii. Bildiğimiz gerçekler bunlar, çocuklar dijital dünyaya bizden daha çabuk adapte oldu. Sonra “Bu çocuklar bir başka, çok zekiler,” deyip duran biziz. Kimileri için evladının iki yaşındayken istediği videoyu açabilmesi, birilerini arayabilmesi övünç kaynağı. Hepsinin hesaplarını ekledim ama bazı sosyal medya platformlarını duymadığım için beni kınadıklarını da fark etmedim değil. 

Dokuz yaşındaki bir arkadaşım bana şunu dedi örneğin: “Sen de discord yoksa hiç eğlenemiyorsun ki.”

Eve gider gitmez çocuklardan duyduğum sosyal medya mecralarını araştırdığımı söylememe gerek yok zannederim. Bir platformunda birbirlerinin resimlerini çizip akran zorbalığı yaptıklarını görünce işimizin, sokakta kavga eden haylazları ayırmaktan daha zor olduğunu gördüm. YouTube’da en sevdikleri içerikleri uzun zamandır inceliyordum ama risk odaklı değerlendirmelerin önemini hiç bu kadar hissetmemiştim. 

Tiktok ya da Twitch kullanıcısı çocukların retoriği, ilgilendikleri alanlar ve birbirleriyle etkileşimleri de şaşırtıcıydı. Mahremiyetleri ihlal edilip ebeveyn tarafından görüntülerinin, kişisel bilgilerinin yayılması, günceli takip etme tutkusu ile gündelik hayat pratiklerinin devamlı olarak sosyal medyaya taşınması da oldukça yaygın görünüyor.

Dijital reşitlik yaşının yükselmesi çocukların daha iyi korunmasına yardımcı olabilir. Ancak birçok sosyal medya platformuna giriş için yaş sınırlaması çoktan aşılmış durumda zaten. Dijital ebeveynliğin güçlenmesi, sosyal medya okuryazarlığının yaygınlaşması teoride durumu değiştirir gibi. Pratikteyse çocukların gözünde yasaklayıcı ve sıkıcı yetişkinler olmak da payımıza düşebilir. Ben bildiğim yoldan ilerleyip Gökhan Akçiçek’in içime su serpen satırlarına daldım: “Biraz gökyüzü verin bana / Hamburgerleriniz / Kolalarınız ve çizgi filmleriniz / Sizin olsun.”

 

Önceki Yazı

Sessizliğin sanatı

Sonraki Yazı

Vahşi yaşam bir seyahat değildir

Son Yazılar