“Süleyman Çelebi” din dilini türkçeleştirdi 

22 dakikada okunur

Akademisyen, şair ve yazar Bilal Kemikli: “Süleyman Çelebi din dilini Türkçeleştiriyor ve mabede sokuyor. Türkçeye karşı üç şairin ortak bir katkısı söz konusudur. Üç şair de sehl-i mümteni ile eserler yazmıştır.” 

Esenler Belediyesi 2021-2022 yılını Süleyman Çelebi kültür sanat sezonu ilan etti. Bu kapsamda Süleyman Çelebi ile ilgili çalışmalar başlatıldı. Esenler Belediyesi’nin katkılarıyla editörlüğünü Bilal Kemikli’nin yaptı ve çok sayıda yazar da bir araya gelerek Süleyman Çelebi’nin Vesiletü’n-Necat eseri üzerinde çalışmalar gerçekleştirdi. Bu çalışmaların bir parçası olan “Vesiletü’n-Necat & Bir Şaheseri Okumak” isimli kitap adı altında ayrıntılı araştırmalara yer verildi. Vesiletü’n-Necat eseri 600 yıl önce yazılmasına rağmen hala güncelliğini korumaya devam etmekle birlikte eser üzerinde çalışmalar sürüyor. Süleyman Çelebi’nin Vesiletü’n-Necat eserinin günümüze kadar güncelliğini nasıl koruduğunu, Mevlid ismini zamanla nasıl aldığını, Mevlid’in halk tarafından nasıl yaşatıldığını, halkı nasıl bir araya getirdiğini ve Vesiletü’n-Necat üzerine yapılan çalışmaların bir parçası olan “Vesiletü’n-Necat & Bir Şaheseri Yeniden Okumak” isimli kitap üzerine Bilal Kemikli ile konuştuk. 

“Vesiletü’n-Necat & Bir Şaheseri Yeniden Okumak” isimli kitabı okuyanları neler bekliyor?

Esenler Belediyesi 2022 kültür yılını Süleyman Çelebi yılı ilan etti. Unesco’dan bu konu ile ilgili ilk başlarda net bir açıklama olmadı. Kutlama yılına alınıp alınmadığı belli değildi. Kültür Bakanlığı da bu konu hakkında herhangi bir girişimde bulunmamıştı. Cumhurbaşkanı nezdinde ise Süleyman Çelebi henüz ele alınan bir konu değildi. Esenler Kültür İşleri’nde çalışan arkadaşların ve kültür danışmanlarının ufkunun açık olduğunu, Türkiye’nin kültür gündemini belirleyecek kabiliyete ve yetkinliğe sahip olduklarını açık yüreklilikle ifade etmek gerekir. Bu senenin konseptine uygun olarak danışmanlık yapmamı istediler. Ben de onlara katkıda bulunmaya çalıştım. Bazı kültürel etkinliklerin yapılmasını birlikte sağladık. “Bir Şaheseri Yeniden Okumak” isimli kitap yeni düşünülen ve bu yıla mahsus bir kitap değildi. Kitabı daha önce düşündük çünkü kültür dünyamızın gönül dünyamızı derinden etkileyen bu tür kurucu metinlerin insanı yetiştiren bir yönü var. Mevlid okunduğunda mevlidden bir dil öğreniyoruz. Peygamber’e olan tasavvurumuz oluşuyor. Peygamber’i sevmeyi ve anlamayı öğreniyoruz. Mevlid törenlerinde birlikte olmayı ve buluşmayı, ortak alanları oluşturmayı sağlamış oluyoruz. Mevlid törenlerinde ikramlar yapılıyor. Adap ve edep öğreniyor. Misafir ağırlanma öğreniliyor. Bu öğrenme biçimleri yaşam boyu eğitim bağlamı içerisinde değerlendirilmesi gereken bir konudur. Kente göçler, köyden gelişler  farklı yerlere inişler mahalle kültürünün değişmesi, apartmanların yeni sisteme geçmesi ve site kültürü toplumu oluşturan aynı zamanda insanların bencil ya da bireyselleşmesine katkı sağlayan unsurlar.  Modern insan yalnızlaşma, yabancılaşma süreci yaşıyor. Mevlid ihtifallerini, Süleyman Çelebi’yi yeniden gündeme getirmek yalnızlığı ve yabancılaşmayı sekteye uğratıyor.  Yaygın eğitim insanların dayanışma ve sosyalleşmesini sağlar. Bu eserle saygı ve nezaket ölçüsünde ortak dil inşa edecek bir metin olması arzusundayız. Bu çalışmalardan yola çıkarak çeşitli yerlerde Süleyman Çelebi’yi gündeme alıp konuşmalar, sohbetler, tiyatrolar, filmler ve diziler yapmak icap eder. Bizi bir araya getiren etkinliklerin sayısı artsın.

Bir fikre uyanmak doğuştur 

Süleyman Çelebi’nin “Vesiletü’n-Necat” eseri halk arasında zamanla Mevlid ismi ile yayılmış. Halk arasında Mevlid ismi nasıl kullanılmaya başlandı?

Vesiletü’n-Necat hakkında yapılan son çalışmalar Mevlid isminin Süleyman Çelebi tarafından verildiğini gösteriyor. Son çalışmaların sonucuna göre Vesiletü’n-Necat “Mevlid-i Nebi” şeklinde Süleyman Çelebi tarafından kullanılan bir isim. Ancak Mevlid ismini bilmediğimiz için halkın icat ettiğini düşündük. Halk arasında Mevlid olarak kullanılıyor. Mevlid-i Nebi denildiğinde aklımıza Mevlid Kandili geliyor. Oysa ki Mevlid  kitabın ismi olduğu gibi edebiyatımızda mevlid dediğimiz bir tür adı da olmuştur. Kavramın hikayesi  bir kitap adını  aşarak zengin bir edebiyat ve 150’ye yakın mevlid yazıldı. Vesiletü’n-Necat ismi kurtuluş anlamlarına geliyor. Mevlidin anlamı ise veled fiilinden geliyor. Doğmak, doğdu anlamlarını karşılıyor. Mevlid, kitap adı olmanın ötesinde başka bir boyut kazanıyor. Vesiletü’n-Necat peygamberin doğumunu anlatan bir kitap. Doğuma ilişkin bahsettiğimizde tek bir doğum söz konusu değil. Bir çocuğun anne rahminden dünyaya gelmesi… Bir fikre uyanmak da doğuştur, manevi doğuş olarak nitelendirebiliriz. Vesiletü’n-Necat kitabında peygamberimizin doğumu anlatılmadan önce kainatın varoluşu ele alınıyor. Kainatın ilk yaradılanı muharrik-i evvel nuru Muhammed’dir. Bütün bu kainatın var  olmasını sağlayan şey Peygamberimiz olduğunu “Sen olmasaydın ben bu kainatı yaratmazdım.” kutsi hadisine atfen bu kainatın yaratılışının merkezine peygamberimizi koyuyor. Hz. Peygamber, Amine validemizden doğuyor. Doğumu tasvir ediyor. O doğumda peygamberlerimizin anaları ve huriler var. Peygamberimiz doğduğu zaman olağanüstü hadiseler gerçekleşiyor. Bütün bir kainatın, varlığın sebebi olan peygambere merhaba diyerek karşılamaları var. Sadece insanlar değil dağ, taş, kurt, kuş, gezegenler bütün bu kainat  alemi merhaba diyor. Peygamber’in kırk yaşında Hira Dağı’nda Cebrail aleyhisselamla karşılaşması. Bu hakikate doğmaktır. Hakikate doğmak iki şekildedir. Bi’seti nebi ve miraçtır. Miraç yükselmektir. Tabii doğumla dünyaya iniyoruz. Manevi doğuşta ise yukarı doğru çıkıyoruz. Peygamberimiz bu anlamda Hz. İnsan olmanın en yetkin insan olmanın numune-i timsali olarak bu eserde varlık kazanmış oluyor. Diğer bir doğum ise ahirete doğmaktır. Ölüm yada vefat diyoruz. Vesiletü’n-Necat metinlerinde Hz. Peygamber’in doğumuyla birlikte vefatı okuyucuya aktırıldı. Vesiletü’n-Necat da doğumun aynı zamanda ölüm olduğunu anlatıyor.  Bu bakımdan halk bu okuduğu kitaba Mevlid adını koyarken bu kadar felsefi analizler yapmıyordu. Ancak Peygamber-i Zişan Efendimizin doğumu vesilesiyle yazıldığını bildiği için buna mevlid adını vermiştir. Eserin yazıldığı dönemde toplumsal bunalımlar sıkıntılar mevcut. Sıkıntılardan bunalımlardan kurtulmanın yegane yolu Hz. Peygamber’i örnek almak ona bağlanmakta mümkündür. 

Vesiletü’n-Necat aynı safta buluşmayı  öğretti

Mevlid-i Şerif hangi duygu ve düşüncelerle ele alındı, sadece bir sanat eseri ortaya konmak için mi yazılmıştır yoksa yaşadığı dönemin toplumsal sorunlarına değinmiş midir? 

Süleyman Çelebi’nin eseri Vesiletü’n-Necat, sevgi duygusuyla ortaya çıktı. Peygamber’i severek onun bize öğretmek istediği, tanıtmak istediği bilgi hazinesi, bilim hazinesidir.  Peygamber’in adı irfandır, tecrübiyettir.  Tanzimat döneminde ortaya çıkan  bir eser halk için mi yazılır sanat için mi yazılır tartışmalarını eser üzerinden değerlendirdiğimizde hem sanat hem de toplum içindir. Sanattan kasıt güzel olanı görmek, güzeli dile getirmek ve güzeli taklit etmektir. Bu bağlam içerisinde Peygamber-i Zişan Efendimizi sevmek, onu örnek almak için Vesiletü’n-Necat eseri yazıldı. Vesiletü’n-Necat yazılırken bilgi yoğunluğundan şiirin dili coşkun bir hale dönüştü. Süleyman Çelebi Vesiletü’n-Necat failatün failatün failün vezniyle “Allah adın zikr idelim evvelâ vâcib oldur cümle işde her kula” cümleleriyle kendi musikisine varlığını kazandırmış oldu. Kültürümüzde hiçbir eser konfor, şan şöhret ve para kazanmak için yazılmaz. Bir ihtiyacı karşılamak için yazılır. Vesiletü’n-Necat fetret  dönemindeki insanların dağınık duygularını peygamber sevgisi etrafında buluşturmak için yazıldı. Sevgiyle muamele etmenin, sevgiyle insanları karşılamanın, sevgiyle kainatı temaşa etmenin yolunu yordamını öğretmek için yazıldı. Vesiletü’n-Necat eseri toparlayıcı ve birlikte olmayı öğretiyor. Özellik Fetret Döneminde ortaya çıkan hubbesihrik akımının, bazı heretik ve Batıni geleneklerin önüne geçmek için yazıldı. Eser, bilhassa mehdilik iddiasıyla ortaya çıkıp insanları sömüren istismarcılara karşı yazılmış oldu. Sanat ve toplumsal anlayış hakikaten ölçülü şekilde cereyan etmiş, okunduğunda, dinlendiğinde sanatı etkiliyor.  Toplumu bir araya getiriyor olması sebebiyle topluma kendi hakikatiyle yüzleşmeyi ve numune-i timsal olan peygamberi aramayı, anmayı öğrettiği için de toplumsal bir tarafı  var. 

Yunus Emre Türkçenin süt dişidir

Ahmed Yesevi, Yunus Emre gibi önemli şahsiyetlerden sonra Süleyman Çelebi Türkçeyi hakikat dili haline getirenlerden biri” diyorsunuz bu cümleyi biraz açabilir misiniz?

Türkler İslamlaşmayla birlikte müslüman oldular. Müslüman devletler kuruldu. Müslüman devletlerde ilim dili Arapçaydı. İran’la yakın bir coğrafyaya sahip olması sebebiyle Türk İslam Horasan bölgesi, Hindistan bölgesi  İran’la yakın bir ilişkisi olduğu için Farsçadan da etkilenildi. Göçlerle ilişkilerle edebiyat dili Farsça diliyle gelişti. İslamlaşma bize iki dil kazandırdı. Ahmed Yesevi “Arapça ve Farsça dilini biliyorum. Ayetlerin ve hadislerin manalarını biliyorum. Türkçe söyleyeceğim ki Türk beyleri ayeti, hadisi duysun ve  Müslüman olsun. Allaha secde etsinler.” diyor. Asya’da Türk dillerinde İslam’ı yaymak için ve İslam’ı bilenlerin de Müslümanlığı daha iyi öğrenmeleri için Ahmed Yesevi Türkçe söylemeye başladı. Ahmed Yesevi’yi, Türkçeyi Müslümanlaştıran ve hakikat diline dönüştüren bir kişi olarak nitelendiriyorum. Hakikat dili Ahmed Yesevi’nin hikmetleriyle Anadolu’ya geldi. Anadolu’da Türkçeyi yeniden Yunus Emre dile getirdi. Hakikatleri Anadolu Türkçesiyle söylemeye başladı. Anadolu Türkçesinden kasıt Türkistan’dan çıkan Oğuz Türklerinin aşağı doğru İran, Irak ve Suriye’yi gezip oralara uğrayıp oradan Türkiye’ye gelmesiyle oluşan bir gezgin dilidir.  Asya’da konuşulan Türkçe dilinden  farklı bir dil ortaya çıktı. Dil insan gibidir. İnsan nasıl ülfet edip muhabbet ediyorsa, dil de başka dillerle ülfet eder muhabbet eder. Böylece bu dili Yunus Emre Ahmed Yesevi’den gelen bu hakikat farkını bu dille yeniden söyledi. Yunus Emre’den önce Anadolu Türkçesini kullanan şairler var. Ancak en önemli şair Yunus Emre’dir.  Yunus Emre, Türkçenin süt dişi olarak nitelendirilir.  Türkçeyi çok iyi kullanması ve sehl-i mümteni kullanmasının aynı özelliğini Süleyman Çelebi’de görüyoruz. Süleyman Çelebi din dilini Türkçeleştiriyor ve mabede sokuyor.   Türkçeye karşı Ahmed Yesevi’nin, Süleyman Çelebi’nin ve Yunus Emre’nin ortak bir katkısı söz konusudur. Üç şair de sehl-i mümteni ile eserler yazmıştır.

Vesiletü’n-Necat eseri  ihtiyaçtan ortaya çıktı 

Günümüze kadar 100’den fazla mevlid yazılmış ancak günümüze ulaşmış olan Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i 600 yıl önce yazılmasına rağmen günümüze kadar gelmiş ve hala güncelliğini koruyor.  Hala anılıyor olmasının altında yatan sebepleri anlatabilir misiniz? 

Eserin bu kadar derin etkili olduğunun birkaç sebebi var. Birincisi samimiyettir. Allah’ın lütfudur. Hak samimi olarak yapılan işe lütfeder. Süleyman Çelebi, eseri samimi bir niyetle   bir problemi çözmek, yaraya merhem olmak için yazmıştır. Samimiyeti, bağlılığı peygambere olan aşkı sebebiyledir ki bu eser kaldı. Allah samimi bir gayretle yapılan çalışmaları bereketli kılar. İkincisi ise eserin üslubundan kaynaklanıyor. Üslubun çok kolay okunuyor ve anlaşıyor olmasıdır. Sehl-i mümteni üslubunu kullanıyor. Sehl-i mümteni en zor en anlaşılması güç bir mevzuyu en kolay anlaşılacak bir şekilde anlatmaktır. Halk eseri  bestelenerek teganni ile okunduğunda ezberlenebiliyor. Üçüncüsü ise bir ihtiyacı karşılıyor. Bu ihtiyaç  toplumun, milletin bir araya gelmesi, bir ortak dil oluşturulması. Süleyman Çelebi, Vesiletü’n-Necat eseri ile bunu temin etmiştir. Bu yüzden halk kendisine böylesine büyük bir hizmet yapan bu ulu zatı unutmuyor. 

Her okur kendi ilmiyle anlar 

Süleyman Çelebi’nin eserini okumak ve anlamak için ciddi bir gayret ve altyapı gerekir mi? Bu eseri okuyan herkes eseri anlayabilir mi ? 

Sehl-i mümteni, kolay okunuyor anlamına geliyor ancak  kolay anlaşılacağı anlamına gelmez. Hiçbir şey bilmeyen de okuduğunda bir şey anlar. Biraz okuyanda bir şeyler anlar. Daha derinlemesine tefekkür eden çok soranda anlar. Vesiletü’n-Necat eserini  herkes kendi vüs’atı ölçüsünde metni anlar. Sade ancak basit değildir. Hayat tecrübesiyle aldığı eğitimle okur kendi penceresinden anlar. İnsanların dünyası ne ise metinden de anlayacağı odur. 

 

Önceki Yazı

Mirasım melodilerim

Sonraki Yazı

“Beni o gün ağlatan yukarıdan gördüklerimdi”

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye