Tanbur doğası gereği popüler müzikte olamaz

//
28 dakikada okunur

Tanbur denilince günümüzde akla gelen ilk isimlerden biri Murat Aydemir. 40 yılını bu saza veren birçok müzik projesi içinde yer alan, kitaplar yazan Aydemir aynı zamanda Türk müziğinin sevilen gruplarından İncesaz’ın da kurucularından. Son olarak birçok değerli sanatçının yer aldığı Geçen Yüzyıl albümü ile müzikseverlerin karşısına çıkan Tanburi Aydemir sazı ile ilgili şunları söyledi: “Tanbur siz ne kadar isterseniz isteyin popüler olabilecek bir saz değil. Ney ya da klarnete benzemez. Tanburun böyle bir gücü yok. Klasik müzik için doğup, yoğrulduğu için piyasa müziğinde olmayı kabul etmiyor. Tanburla içinde yer aldığım müzik bir salon müziği. Sokak, eğlence müziği değil. Zaten tanbur buna müsaade etmez.”

Klasik Türk Müziği’nin en değerli sazlarından biri tanbur… Gizemli bir kutu aslında. Upuzun sapı ile fizik kurallarına da biraz aykırı. Sesi ise etkileyici. Onu çalmak çok da kolay değil. Tabii bu saza gönül vermiş kıymetli sanatçılarımız var. Hem bu sazı hem de klasik müziğimizin bugünlere taşınmasında şu an popüler olan müziğin içinde unutulmaması için çalışan isimlerden biri de Murat Aydemir. Son dönemin en değerli tanburi sanatçılarından biri olan Aydemir, bu sayıda Litros Sanat’ın konuğu oldu.  Bugüne kadar birçok farklı müzik projesi içinde yer alan Aydemir, tanbur ile olan yolculuğundan, yeni çıkan albümünden ve kurucusu olduğu İncesaz’dan bahsetti. Bekir Ünlüataer, Volkan Ertem ve Taner Sayacıoğlu ile birlikte hazırladıkları Geçen Yüzyıl albümü bu yüzyıla tam bir armağan niteliğinde. İncesaz ile çalışmalarına devam eden Aydemir, verdiği eğitimlerle yeni neslin tanburilerini de yetiştirmeye devam ediyor. 

Tanburla tanışma hikâyenizi merak ediyorum. 40 yıl dile kolay bir zaman dilimi… 

12 yaşından başladım ve şu an 52 yaşındayım. Hep müzisyen olmak istiyordum. İlkokuldayken müzik faaliyetlerine katılırdım. İlkokul bittiğinde de aileme konservatuvara gitmek istediğimi söylemiştim. Kuzenim keman çalıyordu. Onu tanıdığımda konservatuvarda okuduğunu öğrendim. O anlamda bana rol model oldu. Ortaokul, lise ve üniversite derken on yıl konservatuvarda müzik eğitimi aldım. Tanbur seçimimde hocalarımın yönlendirmesi oldu. Konservatuvara girdim mızraplı sazlar bölümü vardı. Sınavda yer alan komisyon beni tanbura yönlendirdi. O zaman tanburun ne olduğunu bilmiyordum. Sanıyorum ilk üç yıl aramız çok iyi değildi. Çok uzun bir sapı vardı ve ses çıkarması zor bir enstrümandı. Herkes enstrümanını çalıyordu ama ben çalamıyordum. Bir türlü sevememiştim. Sonra hoca değişikliği oldu ve Necip Gülses geldi. Bana tanburu sevdiren ve öğreten Gülses hocamdır. Beni tanbur çalabileceğime ikna etti ve çok sıkı çalıştık. Eserler icra etmeye başladıkça benim de hoşuma gitti. Sazın sesi de zaten çok etkileyici. 

Bu geleneği devam ettirmek amaçlarınızdan biri mi oldu zamanla?

Tanbur Türk müziğini en iyi ifade eden sazdır. Her milletin milli bir sazı vardır ya bizimki tanbur. Başka bir coğrafyada bulamazsın bu sazı. Gelişimi İstanbul. 200, 300 yıl İstanbul’da hüküm sürüyor aynı Batı’daki piyano, keman gibi. Klasik Türk Müziği icra etmek için üretilmiş bir enstrüman. Tanbur çalmaya başladığımda sadece klasik müzikle ilgileniyordum. Tek amacım iyi bir tanburi olmak ve bu enstrümanı klasik müzik içerisinde temsil ederek o bayrağı taşımaktı. 17 yaşında Necdet Yaşar’ın kurduğu İstanbul Devlet Türk Müziği Topluluğu’na misafir sanatçı olarak çağırılmıştım. Uzun zamandır da Cumhurbaşkanlığı Klasik Müzik Korosu’nda tanburi olarak çalıyorum. Emekliliğim gelmek üzere. Çok değerli bestecilerimiz var. Onların eserlerini icra ediyorum. İlerleyen yıllarda ise çağımızın gereği farklı müzikler içinde yerimi aldım. İncesaz da böyle kuruldu. Benim asıl misyonum klasik tanbur ekolünü devam ettirmek. Bu anlamda çok fazla öğrenci yetiştiriyorum. 

Sanatımı icra ediyor olmak büyük bir haz veriyor

Daha popüler müzik içinde olmalıyım düşünceniz oldu mu?

Tanbur siz ne kadar isterseniz isteyin popüler olabilecek bir saz değil. Ney ya da klarnete benzemez. Tanburun böyle bir gücü yok. Naif bir enstrüman. Klasik müzik için doğup yoğrulduğu için oralarda olmayı kabul etmiyor. Klasik Türk Müziği tanburunu çalan Murat Aydemir’in kariyerimin en değerli yerinde. Ama maalesef klasik müziğe olan ilgili son 30 yıldır azaldı. Bu yüzden bu sazların kendi işini yaparak dinlemesi çok mümkün değil. Klasik bir albüm yaptığımda beni 100 kişi dinliyor, İncesaz ile yaptığımda bin kişi dinliyor. Bu noktada mutluyum ama. Diğer projelerime de baktığımda tanbura yakışan bir müzik içinde yer alıyorum. Tanburla içinde yer aldığım müzik bir salon müziği. Sokak, eğlence müziği değil. Zaten tanbur buna müsaade etmez. 

Kimlerin eserlerini icra etmeyi seversiniz? 

Klasik müzik kariyerinde Cumhuriyetin ilk 30, 40 yılına kadar önemli besteciler var. Pirimiz tanburi Cemil Bey, Mesut Cemil Bey, Refik Şemseddin Fersan, Cevdet Çağla, Şerif Muhittin Targan gibi çok değerli isimlerden bahsediyorum. Tabii bu saydıklarımdan da önce tanburi Büyük Osman Bey var. Mozart, Bach gibi düşünün. Bunlar tanbur için çalışacak eserler üretmişler. Onların eserleri klasik repertuarı oluşturuyor. Bunları bilmeyen tanburi olamaz derler. Bu klasik eserler içinde bin tane falan saz eseri vardır. Ben de bunları çalmayı severim. 

Yaptığınız müziğin karşılığını alıyor musunuz? 

Klasik müzik kariyerime ait en değerli çalışmalarım Derya Türkan ile birlikte yaptığım Ahenk 1 ve Ahenk 2 albümlerim. Sonra Salih Bilgin ile Neva isimli albümler yaptık. Bir de Murat Aydemir solo albümüm var. Bunlar tamamen klasik ekolde üretilmiş eserler. Özellikle Ahenk ile çok fazla turne yaptım. Sayı olarak az bir kitleye ulaştım ama manevi karşılığı ben de çok fazlaydı. Sayının önemi yok. Sanatımı icra ediyor olmak, insanların sizi takdir etmesi çok büyük haz. 

Sazımız altın çağını yaşıyor diyebiliriz

Yurt dışında da birçok konser vermişsiniz. Oradaki dinleyicilerinizin tanbura bakışı nasıl?

Tanburun mistik, büyülü bir sesi var. Kapalı bir kutu gibi ve gizemli duruyor. Müthiş bir rezonansı var. Tanburun sesini yakından duyup da “Bu ne güzel ses” demeyecek insan sayısı azdır. Sapı çok uzun fizik kurallarına aykırı. Dinleyici tanburun farklı bir tarafı olduğunu anlıyor ve onu hayranlıkla merakla dinliyor. Çok güzel olumlu dönüşler aldık. 

Eğitimler veriyorum dediniz. Bu eğitimlerde tanbura ilgi nasıl?

Son yirmi yıldır tanbur dersleri veriyorum. Amatör olarak sadece tanburu sevdiği için gelen de var, bunu meslek olarak yapmak isteyen de… 7’den 70’e her yaştan öğrencim oldu. Farklı meslek grubundan da gelenler oluyor. Mesela veteriner, mühendis olup gelip ders aldıktan sonra hayatına müzikle devam isteyen öğrencilerim de var. İlgi güzel. Tanbur altın çağını yaşıyor diyebiliriz aslında. Ben öğrenciyken bu alanda beş, altı isimden bahsederken şu an da profesyonel olarak çok iyi tanbur çalan yirmi, otuz tanburi sayabiliriz. Ki bir altta eğitim veren hocalık yapan ya da tanburu amatör olarak çalan birçok isimden bahsedebiliriz. Bu kadar öne çıkmasında İncesaz’ın etkisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü insanlara şunu gösterdik, tanbur ile sadece klasik müzik yapılmadığını başka şeylerinde çalındığını fark etti. 

İncesaz’ı bir arada tutan samimi ve güzel müzik

İncesaz konusu açılmışken oradan devam edelim konuşmaya. Çeyrek asırı geçen bir geçmişi var. Ve çok seviliyor. Bunu neye bağlıyorsunuz? 

İncesaz’ı, 1997 yılında kurduk. Kariyerimin ilk başlangıç albümü Ahenk’i 17, 18 yaşlarında yapmıştım. Kayıtları Cengiz Onural’ın stüdyosunda gerçekleştirdik. O zamanlar Cengiz abi Yeni Türkü’den ayrılmıştı. Bizim yaptığımız müzikten etkilendi. Ve birlikte bir şeyler yapalım dedi. Ahenk’teki o soundun gitarla birleşmiş, modernleşmiş halidir İncesaz. Tanburu klasikte nasıl çalıyorsam bu müzikte de aynı şekilde çaldım. Cengiz Onural’ın güzel bestelerini ve samimi müziğimizi insanlar sevdi. Zamanla benim yaptığım eserleri de koyduk. İnsanlar dinlediğinde bizden bir müzik dedi. Bugünden geriye dönüp baktığımızda iyi ki bu yola çıkmışım diyorum. İnsanın hayatında kırılma noktaları olur. Benim de oldu. ABD’ye ya da Avrupa’ya yerleşme imkânlarım oldu ama hep İncesaz ne olacak diye düşündüğümden buradan ayrılmadım. Önceliğim hep İncesaz oldu. İki ki buradayım. Bugüne kadar 11 albüm      yaptık. Grupta ben, Derya ve Cengiz abi esastık. Geri kalanlar ise değişebiliyordu. Sonra Derya Türkan da kendi yoluna gitti. Ama İncesaz’da bir dostluk, arkadaşlık, sevgi var. Hırslı bir grup değiliz. Birçok kişi geldi gitti. Bizi bir arada tutan ve bu uyumun nedeni güzel müzikti. 

İncesaz’ın son albümü Ne Güzel Şey Yaşamak oldu. Albümü konuşalım. Kimlere yer verdiniz albümde?

Bu albümde doktor bestekârların eserleri yer alıyor. Albüm teklifi Güzin Değişmez’den geldi. İncesaz’ın solistlerinden biriydi kendisi. Proje güzel olunca teklifi kabul etti. Albümde 13, 14 eser var. Alaaddin Yavaşça, Ali Şenozan, Selahattin İşli gibi tıp doktoru olup müzikle ilgilenen bestekârların eserlerini hazırladık. Klasik müziğe daha yakın bir çalışma oldu.

Peki yeni bir albüm hazırlığı var mı?

İncesaz olarak çalışmaya devam ediyoruz. Bundan sonra albüm olarak değil de 2-3 şarkılı EP çıkarmayı planlıyoruz. Çünkü albüm yapınca bir iki şarkı çok sevilip diğerleri gölgede kalıyor. Hem de bir albüm yapmak bir yılı buluyor. Ama birkaç şarkı hemen hazırlanıp dijitale koyulduğunda müzikseverlerle iletişimi hızlı oluyor. Hem de gündem de kalmak adına daha mantıklı bir yöntem.

Dijital müzikler ayarımızı bozdu

Birlikte çok güzel dizi müzikleri de yaptınız. Yakın zamanlarda böyle bir çalışma gelir mi yine? 

Ekmek Teknesi, İkinci Bahar gibi çok konuşulan dizilere müzikler yaptık. O zamanların hikâyeleri çok sıcaktı, samimiydi biz de aynı duygularla hazırladık. Bu müzikler çıtayı çok yukarı taşıdı. Başka diziler içinde yaptık ama sonradan böyle diziler, teklifler gelmemeye başladı. Soundlar değişti. Daha dijital şeyler yapılmaya başladı. İncesaz’ın yaptığı akustik müzik. Bu dijital müzikler ayarımızı bozdu. Çok iyi bir pc aldığınızda bu enstrüman seslerini oradan alabiliyorsunuz. Çalmanıza gerek yok. O yüzden zaten müzikler aynı olmaya ve fast food gibi hızlı tüketilmeye başladı. 

Müziğinizi hep başkaları ile paylaşıyorsunuz. Bu size ne katıyor?

Müziğimi paylaşmayı, birileri için beste yapmayı çok severim. Bu beni mutlu eden bir özellik. Zaten tanbur daha öncede söyledim tek başına çalınabilecek bir enstrüman ama sadece klasik müzik yapıyorsanız. Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu sanatçısıyım. Yılda bir ya da iki kez orada solo performans sergilerim. Bunu yapabileceğim tek yer orası. Birlikte sahne almak proje üretmek kısmına gelecek olursak yanı başınızda bir sanatçı olduğunda müziğiniz genişliyor. Özellikle tanbur açısından yapacaklarınız çoğalıyor. Tanbur diğer sazlara benzemiyor ona bir alan açılması lazım. Bu yüzden İncesaz ile tanbura değerli bir alan yaratıldı. 

Geçen Yüzyıl yeni yüzyıla armağan

Geçen Yüzyıl albümü hayırlı olsun tekrar. Yeni çıktı. Güzel bir proje albüm olmuş. 

Albümü son dönemin en değerli seslerinden Bekir Ünlüataer, viyolonsel sanatçısı Volkan Ertem, kanun sanatçısı Taner Sayacıoğlu ile birlikte hazırladık. Aslında bu albümün hikâyesi pandemi öncesine dayanıyor. Birlikte bir şeyler yapalım dedik. Birçok kez buluştuk üzerine konuştuk. Bu sohbetler esnasında proje kendiliğinden doğdu. Araya pandemi girdi sonra. Zoom üzerinden toplantılar yapıp evde kayıtlara devam ettik. Sonra pandemi bitti her şey hazır gibi Hasan Saltık’ı kaybettik. Bir süre daha öteledik. Sonra eşi Nilüfer Hanım bize destek oldu da Hasan Saltık’ı ithafen kayıtlara girdik. 1 yılı aşkın süre üzerinde çalıştık. Sonunda albüm bitti. Çıkışı da Cumhuriyet’in 100. yılına denk 10 parça var albümde ama biz o zamana kadar birçok şarkı eledik. Albümün adına gelecek olursak albümün adını ilk konuşmaya başladığımız andan itibaren Geçen Yüzyıl diye konuşuyorduk. Çünkü albümde adı geçen sanatçıların hepsi geçen yüzyılda yaşamış Cumhuriyet çocukları idi. Kimlerden bahsediyorum; Refik Fersan, Safiye Ayla, Ali Fuat Çağatay, Sebahattin Ezgi… Dönemin plaklarını dinleyerek bir sound oluşturmaya çalıştık. Murat Bardakçı’nın Safiye adlı bir kitabı var. Bu albüm hazırlıkları sırasında bu kitabı birbirimizden habersiz okuyormuşuz. Kitapta şöyle bir geçiyor, Mustafa Kemal Atatürk, o dönemin bestecilerinden Türk müziği ile ilgili yenilikler istiyor. Bir şahsiyet kazandıralım bu müziğe diyor. Biz de bu albümde bunu yapmaya çalıştık. 

Bu albümün bir amacı var mıydı peki? Yani o dönemin bestecilerini yeniden hatırlatmak, yeni yüzyıla taşımak gibi?

Özellikle bir misyon yüklemedik kendimize. Ama söylediğiniz amaca da hizmet edecektir. Aslında bu şarkıların internette farklı birçok versiyonunu bulabilirsiniz. Bizim farkımız ise sunum şeklimiz. Orkestrasyon eşliğinde çaldık biz şarkıları. Quartet gibi düşünün. Türk müziğinde gelenek şudur; Solist söylerken arkadaki sazlar da solisti takip eder. Alaturka müziğin özü budur. Biz daha farklı bir pencereden yaklaştık. Çello bir şey çalarken kanun başka bir şey yapıyor, tanbur farklı bir şey. Bazen enstrümanlar birleşiyor bazen ise susuyor sadece solist söylüyor. Aynı şarkıları çok klasik iyi okuyan var ama biz bir de gençlere bu soundla dinletmek istedik. Daha zengin bir sound oldu diye düşünüyorum, içinde bir armoni duyacaklar. Bu sound çok hoşumuza gitti bundan sonra da yine aynı şekilde üretimler yapmayı planlıyoruz. Belki ekibe başka isimler katabilir, çıkabilir. Bekir ile birlikte yeni fikirlerimiz var. Bu sefer belki bir klarnet katılır ya da farklı bir enstrüman. 

Bach ve Itri’nin fanatiği çok

Itri&Bach albümünüz de ilginç bir birleşim. Hala konserlerini vermeye devam ediyorsunuz. Bu birleşme nasıl oldu?

2012 yılı UNESCO tarafından Itri yılı olarak ilan edilmişti. Bizim geriye doğru gittiğimizde en büyük klasik bestecilerimizden biri. Biz de onunla ilgili bir proje yapalım istedik. Hasan Saltık o dönem farklı bir iş yapalım dedi. Itri’den bugüne ulaşan 30 üzerinde falan eser vardır. Daha öncede yeniden yorumlanmış bunlar. Sonra onun çağdaşı Bach’ı da projeye dâhil ettik. İkisinin eserlerinden bir füzyon ortaya çıkardık. Çağ Erçağ çelloda, Ertan Tekin dudukta ve bende tanburda Kalan Müzik etiketiyle bir albüm hazırladık. Çok fazla turne yapmadık ama bazı ülkeleri bu albüm ile gezdik. Daha birkaç ay öncede Gaziantep’te düzenlenen Klasik Müzik Festivali’nde sahne aldık.

 Enstrümantal albüm olduğu için alıcısı daha az. Ama Bach ve Itri’nin fanatiği çok. 

Kolay anlaşılır kitaplar hazırladık

Sizin akademik bir yanınızda var. Kitaplar çıkmış daha önce. Var mı yeni bir kitap hazırlığı?

Aslında kitap yazma niyetim yoktu. Yüksek lisans yaptım ama performans sanatçıyım. 2010 İstanbul kültür başkenti seçildiğinde birçok proje yapıldı. Benim de bir müzik günlüğüm vardı. Türk müziği makamlarını kendi çalışmam için yazmıştım. O dönemde Türk müziği naziratı İngilizce yayınlansa gibi bir fikir doğdu. Ve ilk kitap bu şekilde Turkish Music Makam Guide olarak çıktı. Dünyanın her yerindeki öğrenciler tarafından inanılmaz ilgi gördü. Sonra Türkçe’si basıldı. Yunancaya da çevrildi. Sonra, Tanbur Metodu diye bir kitap yazdım. Bu kitap yol gösterici bir çalışma oldu. Klasik Türk Müziği’nde yazılmış çok az metot var. Ve hepsi yazılı. Biz DVD’de çektik. Altyazı koyduk, Yunanca ve İngilizce. Çünkü yurt dışında da tanbur çalmak isteyen öğrenciler vardı. Şu an için herhangi başka bir kitap projem yok.

 

Önceki Yazı

Gazze direnişi emperyalizmin geleceği olmayacağını gösterecek 

Sonraki Yazı

Alev Alatlı’dan  Günay Rodoplu’ya 

Son Yazılar

Onun mirası tebessümü ve dostluğuydu

Şehit Mustafa Cambaz anlatılırken tebessümünden, kediseverliğinden, fotoğrafçılığından ve mücadelesinden bahsediliyor. Onun mücadelesi doğduğu andan başlıyor 15

Yazının nabzı vardır

Yazar Zeki Bulduk: “Yazı, yaşamaktan daha sahici geliyor bana. Yazıyı pek değiştiremeyiz ama anıları bile farklı