Tanpınar’a dair neler okunabilir? II

5 dakikada okunur

Ahmet Hamdi Tanpınar okumalarına başlamadan evvel en çok ziyaret ettiğim yer nadirkitap.com olmuştu. Bu ziyaretlerimde, özellikle son bir yıl içinde hedefimde “Mücevherlerin Sırrı” vardı. İlyas Dirin, Turgay Anar ve Şaban Özdemir’in hazırladığı kitap, Tanpınar’ın derlenmemiş yazılarını, anket ve röportajlarını bir araya getiriyor. İlk yayınlandığı yıllarda ortalığı bir müddet ayağa kaldırmış. Zira Tanpınar’ın bilhassa siyasi yorumları epey kışkırtıcı. “Mücevherlerin Sırrı”, onu daha yakından tanımak için mutlaka okunması gereken kitapların başında yer alıyor. Kitaba ulaşmak artık çok güç, yayınevlerinin böylesine güzel ve özel kitapların yeni baskısını yapmamalarının ardında pek çok sebep olabilir. Ancak biz okur olarak bunlarla ilgilenemeyiz ve kolay ulaşmak noktasındaki hevesimizi daima diri tutmalıyız.

Tanpınar’ın doğum gününde yahut vefat gününde sempozyum düzenleyen belediyelerin daha sonra sempozyum metinlerini kitaba dönüştürmesi olmazsa olmaz bir âdet. Bazı metinler daha evvel konuşulmuş konular etrafında gezinse de bazıları var ki okundukça zihin açıyor. Bir yazar, başka bir yazara tabiri caizse kafayı takınca, kalem ve zihin hüneri de varsa ortaya çok güzel çalışmalar çıkabiliyor. Mesela Tanpınar’ın müzikle olan ilişkisine dair çalışmalar böyle. Malumdur ki o yalnız müzikle değil, sanatın birçok alanıyla ilgilenmiş ve hatta ciddi eleştiri yazıları yazmış bir entelektüeldi. Bugün hâlâ keşfedilmeyi bekliyor denmesi boşuna değil. Hem kendi yazdığı hem de hakkında yazılan her şey yeni sayfalar açıyor okuyuculara, meraklılara. “Yaşadığım Gibi” kitabından şu ifadeler, ayaklarımızı yerden kesmeye yeter de artar bile diyor ve hemen akabinde listeye geçiyorum:

“Kaç uçuruma birden asıldık? Her an muzlim bir felâketi bekliyoruz! Ölümden, yıkılıştan daha derin, çok kat’î bir şey! Çünkü hiçbir felâket, şuuru kadar büyük değildir, fakat ben ona da razıyım ey musıkî! Sadece beni kendi kutbumda, o mutlak yalnızlıkla bırakma! Beni kendi günlerime indirme, kartal pençelerinden düştüğüm zaman artık kendim olmayayım: Ve muhakkak ki her veli, her aziz Allah’la karşılaştığı, onunla dolduğu zaman, şu anda benim yaptığım gibi, yakıcı ziyâretin sonunda sadece bir kül yığını olmak istiyordu. Onun için musıkî san’attan ziyade dine benzer.”

“Ahmet Hamdi Tanpınar: Ebediyetin Huzurunda” (Ümit Meriç, Selma Ümit Karışman), “60 Yıl Sonra Bursa’da Tanpınar Zamanı” (Editör: Dr. Yahya Aydın), “Modernleşmenin Zihniyet Dünyası: Bir Tanpınar Fetişizmi” (Besim F. Dellaloğlu), “Kayıp Zamanın İzinde: Ahmet Hamdi Tanpınar” (Mehmet Aydın), “Haz ve Günah: Bir Tanpınar Yorumu”(İbrahim Şahin), “Tanpınar’ın Türküsü: Tanpınar’dan Anadolu’nun Yazılmamış Romanlarına” (Nurettin Albayrak), “Tersine Çevrilmiş Bir Teoloji: Ahmet Hamdi Tanpınar Yazıları” (Ahmet Sarı), “Hasret ve Azap: Tanpınar’da Şehir ve Kadın” (Mehmet Kurtoğlu), “Tanpınar’ın İzinde Beş Şehir” (Alberto Manguel), “Tanpınar’ın Başyapıtı Türk Modernizminin Zirvesi: Huzur” (Beatrix Caner).

Sanıyorum ki bir yazıyla daha devam edeceğiz…

Önceki Yazı

Herkes kendine düşen mesajı alır

Sonraki Yazı

Sinemanin iki çiçeği soldu

Son Yazılar

Şehir, mimari ve sanat

Hepimizin ortak derdi olan hususlarla ilgili birkaç soru soralım; Mimarlık eğitimi ülkemizde bu kadar geliştiği halde