Tiyatro oyuncunun egemenliğindedir

22 dakikada okunur

“Şaşırt Beni” oyunu ile tiyatroseverlerle buluşan Yasemin Baştan ve Korhan Herduran Litros Sanat’ın 31. sayısının konuğu oldu. Bu zamana kadar hem tiyatro sahnesinde hem de sinema ve dizilerde izlediğimiz oyuncular sektörle ilgili: “Çok farklı kültürler ikisi. Sinemada bir yönetmen hegemonyası var. Sen ne yaparsan yap yönetmen nasıl şekillendirirse orada o şekilde varsın. Tiyatro ise oyuncu egemenliğinde, her şey oyuncunun elinde… Yani tabii yönetmen var ama iş bir süre sonra oyuncu ile seyirci arasında kalıyor.”

İyi bir insanın kötülük yapmaya karar vermesi ve yabancısı olduğu bu yeni dünyada kendini türlü komik durumlar içinde bulmasını anlatan “Şaşırt Beni” tiyatro oyunu, seyirciyi kahkahaya boğdu. 21 Nisan’da galası yapılan ve 23 Nisan’da perde diyen komedi oyunu, yılın iddialı yapımlarından biri olmaya aday. Daha önce birçok komedi yapımlarından tanıdığımız Selçuk Aydemir’in yazıp yönettiği oyunun kadrosunda; Pelin Karahan, Çağdaş Onur Öztürk, Murat Akkoyunlu, Tuna Kırlı, Yasemin Baştan, Barış Yıldız, Korhan Herduran, Adem Türker gibi sevilen oyuncular yer alıyor. İki perdeden oluşan Kerki Solfej ve MMT ortaklığındaki “Şaşırt Beni”, güldürürken aynı zamanda düşündürüyor. Oyunun detaylarını ve merak ettiklerimizi Korhan Herduran ve Yasemin Baştan ile konuştuk.

Şaşırt Beni nasıl bir oyun?
Korhan Herduran: Seyirciyi hem şaşırtan hem eğlendiren bir oyun. Çok güldürme vaat eden bir oyun olmasına rağmen toplumun ve bireylerin ortak dertlerine de dokunuyor aslında.
Yasemin Baştan: Ben artık hayatımın bu döneminde neşeli işler yapmak istiyordum. Çünkü daha drama ağırlıklı karakterler oynadım. Yolum neşeden geçsin ve bunu da insanlara bulaştırayım gibi bir hayalim vardı. Metni okuduğumda “evet bu” dedim. Selçuk Hoca ve ekip arkadaşlarımla seyirciyi neşeye davet ediyor almak beni heyecanlandırdı. Neşeli bir iş… Ve ne olursan olsun hayatta hep aydınlık tarafta olmak gerektiğini söylüyor. Bu projede olduğum için şanslıyım.
Peki oyuna nasıl dâhil oldunuz? Özellikle Yasemin Hanım’ı komedide görmeye çok alışık değiliz…
Yasemin Baştan: Tiyatroda komedi yaptım aslında. Ama bu dozda değil. Daha romantik komedi tadında. Gerçi burada da vazifem komedi yapmak değil. Pas atıcıyım. Daha komik arkadaşlar var ekipte, Korhan gibi. Ben Murat Akkoyunlu ile çalışmaya başlamıştım. O şekilde ekibe girdim.
Korhan Herduran: Benim için konunun evveliyatı 2014 yılına dayanıyor. Selçuk Hoca ile birçok projede yer aldık. Kendisi o yıllarda tiyatro yapmak hayalinden bahsetmişti. Bunun gerçekleşmesini sabırsızlıkla bekleyenlerdendim. Bu yıl onun hayatında bir dönüm noktası olmuş ve tiyatro yapmaya karar vermiş. Teksti yazınca hemen gönderdi. Benim daha önceki tiyatro tecrübelerime dayanarak naçizane fikrimi sordu. Herkesin fikrine açık biri. Bende kendimce teks üzerinde birkaç şey söyledim ve teksti son haline getirdi. Sonra castı yapıp hepimizi bir araya getirdi.
Sizin rol kendiliğinden belli oldu sanırım?
Korhan Herduran: Teksti yazarken Cem rolünü bana düşünmüştü. Bir süre sonra Cem’in oynayacağı roller kendiliğinden belli oldu. Beni çok eski tanıdığı için yapabileceklerimi ve neyi yansıtabileceğimi iyi biliyordu. 2012’den beri çalışıyorduk. Bu yüzden rolün detayları da işin içinde oturdu.
“Şaşırt Beni” bir aile hikâyesi
Biraz bize karakterlerinizden bahseder misiniz?
Korhan Herduran: Herkesin farklı karakterleri var aslında. Genel olarak bir aile hikâyesi… Bu ailenin en küçüğü Cem… Ailenin en zıpırı o olması gerekirken abisi ondan daha zıpır çıkıyor ve Cem aradaki dengeyi kurmaya sağlıyor. Bunun faturasını ise çok ağır ödüyor. Gerisi sürpriz olsun. Bir de Cem’in şöyle bir durumu oluyor. Aile kumpanyasında ihtiyaç duyulduğu anda eksik olan oyuncuların yerini doldurmak için bir jokere de dönüşüyor. Girmeye çalıştığı bu rollerde de onun komik hikâyelerini görecek seyirci. Cem zaten daha önce üç tane uzun metraj filmde oynamış ama bunu para için yapmış aslında oyunculukla ilgili bir derdi yok aynı zamanda.
Yasemin Baştan: Ben bu ailenin Seda Ablasıyım. Karakter ve tipleme arası bir durum var aslında. Bu anlamda öyle karakter analizi yapılacak bir durum yok. Oyunun bir yerinde ben olduğum belli olan başka birine de hayat veriyorum. Seda karakteri başka işler peşinde kumpanya çok umurunda değil. Eski kocalarının eşlerine kendini gösterme derdinde.
Hazırlık süreci nasıl geçti?
Yasemin Baştan: Hızlı çalıştık bence. Çünkü montajlı yazılmış bir tekst vardı elimizde. Selçuk Hoca dizi ve filmlerde olduğu gibi montajı bizim yapmamızı istediği şekilde yazmıştı. Oyunun hiçbir yerinde modumuz düşmüyor. Montajı aynı anda yapıyoruz. O hızın çıkması için tabii ezber önemli. Ezber süreci evde geçti. Hep birbirimiz motive ettik… Oyuncular açısında bir oyun birliği üslubu oluşması gerekiyordu. Bu bizde oluştu. Ve hızla ilerdik bana göre. Ama tabii ki kendi içinde zorlukları vardı.
Korhan Herduran: Kırkın üzerinde prova yaptık. Aslında ilk etapta muadili olan komedi oyunlarına göre biraz fazla çalıştık, prova olarak. Provalar ilerledikçe eğlenceli hale dönüştü. Aslında bizi beslemeye bir süreç başladı. Belki de ondan hızlı geçmiş gibi düşünmüş olabiliriz.
Oyun çok dinamik. Sürekli sahnedesiniz. Giriş, çıkışlar var. Bu şekilde olması zor değil mi?
Korhan Herduran: Bize zor gelmiyor. Sahnede çok fazla trafik var evet ama bu montajlar yazılı olarak tekste olduğu için bizim sadece bunu zihnimizde oturtmamız gerekti. Sonra her şey kolaylaştı. Özellikle sahne 9 trafiğin çok yoğun olduğu bir bölüm. Kendi aramızda bu sahneyi nasıl çıkaracağız acaba diye konuşurken en kolay çıkan sahne bu oldu.
İkinci perde çok hareketli idi. Özellikle Korhan için. Farklı bir karaktere bürünüyor ve neredeyse bütün perde o şekilde oynuyor. Bu zor olmadı mı?
Yasemin Baştan: Biz buna yetenek diyoruz. İnanıyor çünkü… Bir ara provalarda bu çocuk böyle kalacak diye korktum. Henüz okuma provasında iken bu sahne için yüksek bir potansiyeli vardı.
Korhan Herduran: Tekste o vücut formu yoktu. Tekste yazan “Dayak yiyip dönmüş Cem’in sesi bile değişmiştir” notu vardı. İlk provada ses değişimi yaptım herkesin hoşuna gitti. Sonra ayaklanıp sahnede provalara başladığımızda Selçuk Hoca, “Cem’in sesi değişmiş ama vücuduna da bir şey olmamış mıdır?” dedi. Benimde aklıma o an şu geldi. Omuriliğim boşalmış gibi olsa ve vücudumu tutamasam mı acaba dedim. Ekipten de reaksiyon gelince onun üzerine gittik.
Hem anlamlı hem eğlenceli bir oyun
İlk oyundan sonra ne hissettiniz?
Yasemin Baştan: Ben kendi adıma “seyirci sevdi” dedim. Seyirci hem anlamlı bir şey izlemek istiyor hem de eğlenmek istiyor. Ve bunu başardık sanırım.
Korhan Herduran: İlk oyunda endişesiz bir heyecan vardı. Aslında kendimizden, çalıştığımız şeyden emindik. Seyirci ne tepki verecek merakı vardı. Ama oyundan sonra seyirci bizi bağrına bastı dedik.
Oyunun bir mesajı var mı?
Yasemin Baştan: Çok güzel günler yaşamıyoruz. Bir kabulleniş var. Ama bu bir seçim aslında. Nerede duracağımızı iyi bilmeliyiz. Başınıza ne gelirse gelsin intikam hikâyesinden daha çok aydınlık tarafta kalıp güzel cümleler kurmalıyız. Doğru olup, yalan söylememeliyiz. Yani insan olalım diyoruz.
Korhan Herduran: Bir insan kötülük ile karşılaştığında bile aslında kötü birine dönüşmeme iradesini temsil ediyor oyun… Finalde “Gitmek ya da gitmemek işte bütün mesele bu” diye bir sözümüz var. Oyun biraz bunun üzerine kurulu.

Korhan Herduran
Daha rafine işlerde olmak istiyorum
Tiyatroda komedi yapmak zor mu?
Komedi tiyatroda daha güzel… Selçuk Hoca, “Komedinin anavatanı tiyatroymuş” dedi provalardan sonra. Gerçekten de öyle. Seyircinin reaksiyonunu direkt alıyor olmak ve onların tepkisine göre oyunu şekillendirmek çok farklı bir samimiyet katıyor komediye bence.
Sizi genelde komedi yapımlarında görüyoruz. Bu bir seçim mi? Üzerinize yapıştı sanki…
Konservatuvar mezunuyum ben. Burada drama konusunda da hem eğitim aldım hem de oyunlar oynadım. Ama komedi bana her zaman daha eğlenceli geliyor. Komediyi seyirciye bir şey anlatmak için kullanıyor olma hali bana her zaman daha işlevsel gelmiştir. Tiyatroyu toplumun yararına kullanmak, buna hizmet etmek hoşuma gidiyor. Diğer taraftan da insanları mutlu ediyor olmak paha biçilemez. Bu yüzden komediye karşı ciddi bir motivasyonum var.
Peki şu an da ilgilendiğiniz başka bir proje var mı?
Yok. Aslında bir süredir nadasa çekilmiştim. Selçuk Aydemir arayana kadar… Uzun bir zaman birlikte çalıştık ve sonra buna ara vermiştik. Ama tiyatro hayalini bildiğim için bu konu gündeme gelince tekrar bir araya geldik. En son “Mucize Doktor” dizisi ekibinde yer aldım. Bundan sonra da tabii sinema, dizi olabilir. Nadasa çekildim derken bir küskünlük yok. Daha nitelikli rafine olmuş yapımlarda yer almak istiyorum.
Tiyatro ile sinema ve dizi sektörünü karşılaştırın desem…
Çok farklı kültürler aslında. Sinemada bir yönetmen hegemonyası şart. Orada oyuncunun göremediğini yönetmen görüyor. Tiyatro ise oyuncu egemenliğinde, her şey oyuncu elinde… Yani tabii yönetmen var ama iş bir süre sonra oyuncu ile seyirci arasında kalıyor. Bir de sahne üzerindeki oyunculuk ile kamera karşısındaki oyunculuk teknik açıdan da farklı. Kamera önü bana sihirli geliyor. Oyuncunun düşüncelerini karşı tarafa aktarabiliyor.
Dijital yapımları takip ediyor musunuz? O sektör hakkında ne düşünüyorsunuz?
Evet takip ediyorum. Yaratım açısından daha özgür bir alan sunuyor. Yerli yapımlar yeni yeni yapılmaya başlandı. Toplumun nabzı yoklanıyor. Ama karşılığını buluyor ve sevilmeye başlandı. Dijital yapımları ile çalışma saatlerine de bir standart gelmeye başladı. Çünkü TV’de çok uzun süreler kısa zamanda çekilmesi gerekiyor. Böyle olunca da insani koşullar aşılıyor. Fakat dijital yapımlarda daha yaygın sürede daha planlı gidiliyor sanırım çekimlerde. Bu da oyuncuların hoşuna gidiyor. Tabii bir de uluslararası alana açabilme olasılığı var.

Yasemin Baştan
Komedinin seviyesi çok önemli
Siz bu ara neler yapıyorsunuz? Bir müzikal projede var sanırım.
Tek oyunluk bir macera oldu. Bitmek durumunda kaldı. Hayat bu bazen böyle bir şeyler sunuyor.
Bazen dizilerde üç beş bölümde bitebiliyor…
Ben bu mevzuları çok içerlemiyorum. Her projenin bir manası ve görevi var. Onu tamamlayınca aramızdan ayrılıyor. Benim için her yapım bir hediye aslında. O biter ve başka bir şey gelir. Böyle bir durum var, hayatta. Ama biz bunu kaçırıyoruz ve hep endişeli kaygılı yaşıyoruz. Aslında her şey olması gerektiği gibi.
Seksenler’de sizi uzun bir süre izledik. Yeni proje var mı?
Seksenler’den sonra Aşkın Tarifi dizisinde rol aldım. 18-20 saate varan çalışma şartları çok zor artık. İnsanlık dışı bir sistem… Yapacağın işin kalitesini de düşüyor bu durum. Ama yine tanıdığım, bildiğim, güvendiğim yapımlarda yer alırım. Tabii daha iyi şartlarda. Sadece biz oyuncular için değil, ekipte çalışan arkadaşlar için de zor. Umarım biraz düzelir. Dijital alan bu konuda daha ferah gibi. Hatta şu an bir proje var ama netleşmedi.
Daha çok aslında dram ve romantik komedi türünde karşımıza çıktınız. Şimdi ise tamamen bir komedi. Bundan sonra komedi yapımları gelir ise ne düşünürsünüz?
Ben yapılan komedinin seviyesiyle çok ilgileniyorum. Sırf komedi diye oynamam. Kiminle çalıştığım, ekip arkadaşlarımda çok önemli. Yüksek cümleler gibi geliyor ama artık bu yaştan sonra bunun ne kadar kıymetli olduğunu anladım. Yönetmen ve oyuncu arkadaşların seni vezirde ediyor, rezil de… Ve mutlu olmadığında bu performansını etkiliyor. İşine yansıyor.
Uzun zamandır sektördesiniz. Şöyle bir rol canlandırmak istiyorum diyor musunuz?
Açıkçası öyle bir şey düşünmedim. Çok güzel rollerde yer aldım. Büyük ustalarla oynadım. İkinci Bahar ile başlayan bir eğitim süreciydi benimki. Şu anda daha dingin bir yerde artık topluma hizmet cümlem ne ise onu söyleme peşindeyim.
Korhan Bey’e sorduğum soruyu size de yöneltmek istiyorum. Uzun yıllardır bu camia içinde olan biri olarak tiyatro ile sinema ve dizi sektörü arasında nasıl bir fark diye sorsam…
İkisi o kadar farklı ki. İkisi de oyunculuk. Ben tiyatro eğitimi aldım. Ve bizim eğitim dönemi çok katı idi. Dizilerde falan oynamamız yasaktı. O yüzden tiyatro sahnesi odaklı yetiştik. Tiyatro sahnesi benim için bambaşka bir antrenman alanı. Sinema ve dizi daha büyülü. Ama yönetmenin dünyası orası. Sen ne yaparsan yap yönetmen nasıl şekillendirirse orada o şekilde varsın. Ama tiyatro sahnesinde her yerde varsın.

Önceki Yazı

Bayram o bayram ola

Sonraki Yazı

Dijital platformlarda sürpriz hareketler

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye