Kültürel mirasın yaşayan simgesi: Ses Tiyatrosu

TİYATRO

Günümüzde çok amaçlı bir kültür sanat alanı olarak kullanılan, kültürel mirasın simge yapılarından olan Ses Tiyatrosu; sirk ve At Cambazhanesi olarak başladığı yolculuğunda, sayısız aktör ve aktrisin profesyonellik kazandığı, birçok tiyatro ekibine ev sahipliği yapan, bir dönem sinema salonu olarak dahi kullanılan bir sahne olarak varlığını sürdürdü. Ses Tiyatrosu’nda uzun yıllar Dormen Tiyatrosu ile sahneye çıkan usta sanatçı Suna Keskin, “Gerçek bir tiyatro duygusu veren salon ve sahneydi. Kulisi iki katlıydı, koltukları, locaları, yukarıda bir galerisi vardı… Tiyatro planının hepsi çok güzeldi, harikaydı sahne de öyleydi.” diyor. 

Bir tiyatro sahnesi düşünün… Yıllara meydan okusun, sayısız sanatçıyı sahnesinde ağırlasın, her döneme tanıklık etsin… Yaşayan bir tarihten bahsediyoruz elbette. Günümüzde dahi varlık sürdürmeye devam eden, çakılı her çivisinde derin izler taşıyan bir yapı; Ses Tiyatrosu. Ses-1885 olarak da bilinen bu tarihi bina; her görenin mutlaka telefonlarına sarılıp fotoğrafını çekmek istediği at nalı şeklindeki balkonu, aslına uygun bir şekilde korunan tarihi locaları, ince el işçiliğinin örneği tavan süslemeleri ve şahsına has ahşap dokusuyla hafızalara kazınmış durumdadır. Koltuklarına oturduğunuz andan itibaren, bir zaman yolculuğuna çıktığınız Ses Tiyatrosu, 17 yıl boyunca sinema salonu olarak da görev görmüştü. Ancak ilk kullanıldığında, sirk ve At Cambazhanesi olarak seyircilerini karşılıyordu.

İstanbul’un kalbi denilen semtlerinden biri olan Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesi’nin kalabalığı arasında ulaştığınız Halep Pasajı’nın içerisinde yer alan Ses Tiyatrosu; "Cirque de Pera (Pera Sirki)" ya da "At Cambazhanesi" olarak bilinen ahşap bir sahneydi. Bu pasaj, Halepli Hristiyan Arap Hacar Ailesi tarafından 1885 yılında yaptırılmıştı. Ancak pasajın 1904 yılında çıkan büyük yangında yanmasından sonra bu alan, tadilata girdi. Rum asıllı Mimar Campanaki, ahşap sahneyi tam anlamıyla bir tiyatro sahnesine dönüştürdü ve burası, bugünkü kimliğini kazanma noktasında ilk adımını atmış oldu.

Ses kelimesiyle salonun “sesleri” simgelendi

Elbette “Ses” adını alması öyle hemen olmadı. Tiyatro sahnesinin ilk ismi Fransız daha sonra Varyete Tiyatrosu oldu. Tam 16 yıl sonra yani 1920 yılında Süreyya Paşa tarafından satın alındı. Fakat ismi değişmedi. Takvimler 1942 yılını gösterdiğindeyse, o büyük ve kalıcı değişim gerçekleşti. Salonda dönemin en popüler müzikâl, operet ve revüleri sahnelenmeye başladı. Salondan yükselmeye başlayan seyirci, ezgi, koro ve sanatçı sesleri, bir simge olarak yaşatılmak istendi. Bu da Ses Opereti adıyla gerçekleşti. Operet tanımı daha sonra tiyatrosu olarak değişti.

Modern Türk Tiyatrosu’nun büyük ekiplerini ağırladı

140 yılı aşan bir ömre sahip olan Ses Tiyatrosu; 1920 yılında Muhsin Ertuğrul’un kurduğu "Edebi Tiyatro Heyeti" ekibini ağırladı. Bu adım, aynı zamanda tiyatroya ilk sanatsal ciddiyetini de kazandırmış oldu. Bu yıllar aynı zamanda Bedia Muhavvit’in salonun erken dönem bağımsız oyunları, Vasfi Rıza Zobu’nun da Şehir Tiyatroları’nın erken dönem oyunlarıyla Ses sahnesine çıktıkları dönem oldu.

Altın Çağ olarak da tanımlanan 1942-1962 dönemindeyse, birçok ismin profesyonelliğe adım attığı sahne vazifesini gördü. O isimler arasında Aşk Köprüsü oyunuyla Münir Özkul da vardı, Zafer Önen ve Timuçin Caymaz da…

Takvimler 1963 yılını gösterdiğindeyse tiyatro sanatında eşine az rastlanır bir olay gerçekleşti. Yenilenen yapıya ev sahibi olan Haldun Dormen yönetimindeki Dormen Tiyatrosu, rakip tiyatro ekibi Kent Oyuncuları’na büyük bir jest gerçekleştirdi. Eşine az rastlanır bu olayda; Yıldız-Müşfik Kenter kardeşlerin kurucusu oldukları tiyatro ekibi Kent Oyuncuları, eserlerini sahneleyebilecekleri bir sahneye sahip değildi. Bu noktada devreye giren isim, Haldun Dormen oldu. Sahibi oldukları Ses Tiyatrosu sahnesini, tam 6 yıl boyunca Kent Oyuncuları ile paylaştı. Yani Ses Tiyatrosu aynı anda hem Dormen Tiyatrosu hem de Kent Oyuncuları ekibine ev sahipliği yaptı. 

“Ses Tiyatrosu sahnesi, gerçek bir tiyatro duygusu verirdi”

O yıllarda Dormen Tiyatrosu’nun genç bir sanatçısı olan Suna Keskin, hem yaşanan bu süreci hem de tarihi Ses Tiyatrosu’nu, şu sözlerle anlatıyor:

“Dormen Tiyatrosu, Ses Tiyatrosu sahnesinde zannediyorum 1960’lı yılların sonuna doğru çıkmaya başladı. Küçük Sahne’den oraya geçtiler, onların ilk döneminde ben yoktum. Ben 1963 sezonunda Dormen Tiyatrosu’na dahil oldum ve kapanıncaya kadar da Dormen Tiyatrosu’nda sahneye çıktım. Benim dönemimde Haldun Dormen ile Kenter Tiyatrosu (Kent Oyuncuları), aralarında anlaştılar. Ve zannediyorum 15.00-18.00 matinesinde Kenter Tiyatrosu oynamaya başladı, ilk olarak Bretch’in Üç Kuruşluk Opera’sıyla başladılar diye hatırlıyorum. Tam hatırlayamıyorum bunu ama o aklımda kalmış, çok güzel bir oyundu. Müşterek kullandılar. Çünkü Haldun ile Yıldız Kenter’in çok güzel bir dostlukları vardı. Sahneleri olmadığı için Haldun, Yıldız Kenter ile Müşfik Kenter’e bir jest yaptı ve tiyatrosunun kapılarını açtı. Birlikte, müşterek ve çok güzel bir şekilde paylaştık sahneyi. Birlikte tabii ki çok güzel dostluklar kuruldu her iki tiyatro arasında. Benim için çok değerli zamanlardı. 

Tiyatronun girişinde şöyle bir şey hatırlıyorum; bir koridor şeklindeydi, şimdiki gibi değildi planlaması. Uzunca bir koridordan gidilirdi, girişin sağ tarafında bir kulüp vardı hatta orada Ruhi Su şarkı söylerdi. Bizim için onun sesini duymak da -genç bir oyuncuydum ben tabii o zamanlar- çok heyecan vericiydi. Gişe açılırdı o zamanlar, şimdiki gibi Biletix gibi uygulamalardan satılmazdı biletler. O gişede Nora adında çok becerikli ve maharetli bir hanımefendi otururdu. Çok kıymetli bir kızdı, o kadar güzel ve tatlı dilli bir şekilde bilet satardı ki… Kuyruğa girerdi bir sürü seyirci, kemikleşmiş Dormen Tiyatrosu seyircisi onu tanırdı. Kenterler’in de zannediyorum Tuna’ydı adı, o da çok güler yüzlü bir hanımefendiydi. Bir de tiyatronun içi tabii ki bizim için önemliydi. Gerçek bir tiyatro duygusu veren salon ve sahneydi. Kulisi iki katlıydı, koltukları, locaları, yukarıda bir galerisi vardı… Tiyatro planının hepsi çok güzeldi, harikaydı sahne de öyleydi.”

Ses Tiyatrosu’nda sinemaya merhaba

Ses Tiyatrosu, sahip olduğu kimliği hiçbir zaman kaybetmedi ancak sadece tiyatro salonu olarak da kalmadı. 1972 yılına gelindiğinde, artık seyirci sinema filmlerini bu salondan izliyordu.  Bu değişim aslında bir yerde, “İstanbul’da tiyatroyla eğlence kültürünün, sinemayla da kitle kültürünün oluştuğunun” bir göstergesiydi. Çünkü Yeşilçam sineması, günümüzde bir dizi izlemek gibi toplumun günlük bir eğlence aracı haline gelmiş ve kitlelerin izlemeyi en çok tercih ettiği sanat dalı olmuştu. Fakat bu süreç çok uzun sürmedi, özellikle televizyonun evlere iyiden iyiye yerleşmesi seyirciyi, sinemadan uzaklaştırmaya başladı. 1974 yılıyla birlikte başlayan televizyon dizisi kavramı, 1978 yılıyla birlikte iyiden iyiye hayatlara yerleşti. Beyaz perdeden seyredilen sanatçılar, küçücük kutuların içerisinden evlere konuk olmaya başladılar. Bu durum sinemayı etkilerken, tiyatro ise gördüğü ilgiyi hiçbir zaman kaybetmedi. Bunda, sahne sanatlarının beyaz perdeye kıyasla herhangi bir alternatifinin olmayışının da etkisi büyüktü. 

Takvimler 1984 yılını gösterdiğinde, halen Ses Tiyatrosu ve Sineması adıyla hizmet vermekte olan yapının ön cephesi hariç, tamamı tamamen yıkılıp yenilendi. 1989 yılındaysa sinemayla olan tüm bağı kopacaktı. Ses Tiyatrosu'nu devralan ve bugün halen işletmeye devam eden Ortaoyuncular yani Ferhan Şensoy ve ekibi, sahnenin adını "Ses - 1885 Ortaoyuncular" olarak değiştirdi ve eskisi gibi sadece tiyatro işlevine kavuşturdu. Sinema ise alt katta, Beyoğlu Sineması adıyla varlık göstermeye başladı.

Münir Özkul, Erol Günaydın gibi isimlerin yeniden çıkmaya başladığı bu sahne, genç tiyatroculardan Rasim Öztekin ile Ankara’da yetişen ve İstanbul’a geçiş yapan Derya Baykal’ı da ağırlamaya başladı.

Kavuğun teslimine ev sahibi oldu

Tiyatroya yıllar sonra, mesleğinde profesyonel olduğu sahnede geri dönen Münir Özkul; kendisine İsmail Hakkı Dümbül’lü tarafından 1968 yılında verilen geleneksel Türk tiyatrosunun en önemli sembolü olan kavuğu, 1989 yılında Ses Tiyatrosu sahnesinde Ferhan Şensoy’a devretti.

Münir Özkul kavuk için, “600 senelik bir kültürün, bir temaşa sanatının, tuluatın sembolüdür.” yorumunu yapmıştır.

Günümüzde Ses Tiyatrosu

Tiyatro sanatıyla varlığını sürdürmeye devam eden Ses Tiyatrosu artık Ses-1885 adıyla, Ferhan Şensoy ile Derya Baykal’ın kızları Müjgan Ferhan Şensoy Öget ve Neriman Derya Şensoy tarafından yönetilmektedir.

Geleneksel yapısını korumaya devam eden tiyatro aynı zamanda, çok amaçlı bir kültür salonu olarak da hizmet vermektedir. Farklı tiyatro ekiplerinin gösterileri, belgesel gösterimleri hatta akustik konserlere dahi ev sahipliği yapmaktadır. 

Hüsna KÖŞGER
Hüsna KÖŞGER

Gazeteci ve sunucu. 25 Mayıs 1993 tarihinde İstanbul’da doğdu. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Beykent Üniversitesi’nde başarı bursu ile Sinema ve Televizyon üzerine tamamladı. Bununla birlikte, alı ...

Yorum Yaz