Tiyatroyu beceremeyene oyuncu denmez

//
14 dakikada okunur

Usta sanatçı, oyun yönetmeni ve yazar Kemal Başar oyunculukta tiyatro yerine kısa yoldan şöhreti önemseyen genç oyuncular için, “Kendi hallerine bırakıyorum, üstünde düşünmüyorum bile, zamanım yok. Ona göre başarı oysa, devam. Bana göre o değil. Tiyatroyu beceremeyene dünyanın hiçbir yerinde oyuncu denemez.” diyor.

Sanatta bazı isimler çok yönlülükleri ile bir adım öne çıkmayı başarıyorlar. Oyunculuk, oyun yönetmenliği, müzisyenlik, yazarlık, çevirmenlik ve eğitmenlik kimlikleriyle Kemal Başar da bu isimler arasında yer alıyor. Üstelik bu yolda yalnız da yürümüyor. Kemal Başar’ın eşi de kendisi gibi usta bir oyuncu olan Lale Başar, oğulları da uluslararası alanda ödül de almış olan Savaş Başar. Ailecek sanatın içerisinde olan Kemal Başar bu durumun mesleki anlamdaki getirisi için, “Hayatta herkesin yolu ayrıdır. Bu ayrı yollarda düşmemek için kimin elini tuttuğun önemli. Seni düşürmeyecek, yoluna ışık tutabilecek birinin elini tutuyorsan, yolun daha açık olabilir. Yoksa hepimiz yolumuzda yalnızız. Üçümüzün meslektaş olması, Savaş’la benim müzikle de profesyonel anlamda ilgilenmem, karşılıklı anlayış açısından önemli; çünkü oldukça zor, ilişkide olduğun insanların anlayışına ihtiyaç duyulan mesleklerdeyiz.” ifadelerini kullanıyor. Usta sanatçı, oyun yönetmeni, yazar ve eğitmen Kemal Başar’la Litros Sanat’ın yeni sayısında; sanat kariyerini, yeni nesil oyuncuları, müzik ve tiyatro alanındaki çalışmalarını konuştuk.

Kemal Başar denilince; aktör, yönetmen, yazar, çevirmen, müzisyen ve eğitmen kimliğiniz doğrudan akla geliyor. Ancak bir insan, elbette sahip olduğu kazanımlardan çok daha fazlasıdır. Siz kendinizi nasıl tanımlarsınız peki?

Teşekkür ederim. “Bir insan, elbette sahip olduğu kazanımlardan daha fazlasıdır” gibi dogmatik bir cümleyle karşılaşınca hemen üstünde düşünürüm, her çağdaş insanın dogmalardan kuşku duyması gerekir. Şu sonuca vardım; bazen de fazlası değildir. Her insan çelişkili, karakterimizde olumlu yanlar da var, olumsuz olanlar da. Ben dürüst, sözü söz, açık yüreklilikle doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilen bir insan olmaya çalışırım. Bu davranışlar için en az bir meslekte ileri, muhtaç olmayan, bağımsız bir birey olabilmek gerekir. İşte bunun için çok çalışırım.

Tiyatroda sadece aktör olarak değil, yönetmen ve yönetici olarak da yer aldınız ve alıyorsunuz. Yoğun bir tempo… Mesleğiniz hayatınızın tam olarak merkezinde desek yanlış bir tanım olmaz sanırım.

Benim ana mesleğim tiyatro yönetmenliği. Tiyatro Keyfi’nin son prodüksiyonu olan “Cyrano Rock”, 81. rejim. Avrupa’da ve ülkedeki bunca rejiden sonra yaz aylarında da Özbekistan’daki yönetmenliğimle başlayacak olan, Türk Cumhuriyetleri’nde eserlerimizi çağdaş, dünya normlarında sahneleyerek Avrupa’ya taşıma diye özetleyebileceğim birçok uluslu projenin hem lideri, hem eserlerin yönetmeniyim. 24 saatim mesleğimi düşünerek, planlayarak, hayal kurarak, hedefe odaklanarak ve yaparak geçer. Sanat olan tiyatroyu en iyi ve özenli bir şekilde yapmaya çalışırım. Hayat kısa, sanat çok uzun. Bize ayrılan kısa zamanda, ne kadar yapabilirsek. Bu özel hayatıma, aileme, dostlarıma zaman ayırmadığım anlamına gelmez. Ama bir rahatsızlığım var, 10 dakika tiyatro ya da müzikten konuşulmadığı zaman sıkılıyorum.

Her birimiz kendi yolumuzda ilerliyoruz

Eşiniz Lale Başar da sizin gibi usta, başarılı bir sanatçı. Oğlunuz da yolunuzdan ilerliyor. Bunun mesleki anlamda getirisi pozitif oluyordur değil mi?

Kimse kimsenin yolundan ilerlemez. Hayatta herkesin yolu ayrıdır. Bu ayrı yollarda düşmemek için kimin elini tuttuğun önemli. Seni düşürmeyecek, yoluna ışık tutabilecek birinin elini tutuyorsan, yolun daha açık olabilir. Yoksa hepimiz yolumuzda yalnızız. Üçümüzün meslektaş olması, Savaş’la benim müzikle de profesyonel anlamda ilgilenmem, karşılıklı anlayış açısından önemli; çünkü oldukça zor, ilişkide olduğun insanların anlayışına ihtiyaç duyulan mesleklerdeyiz. Birbirine alan tanıdığın, boğmadığın, sorgulamadığın, hesap sormadığın dost, aşk, baba oğul, kardeş, her türlü ilişki en sağlıklısıdır. Biz onu yaşıyoruz, her birimiz yollarımızda güvenle ilerliyoruz.

Devlet Tiyatroları’nda uzun yıllar sahne aldınız öyle ki Ankara Devlet Tiyatrosu’nda müdür olarak da görev aldınız. Emekli olduktan sonra ise kendi tiyatronuzu kurdunuz. Bu süreç nasıl gelişti?

Ankara Devlet Tiyatrosu’nda müdür olmanın bir önemi yok ki, aslolan sanatçılıktır. Ona bakarsanız Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Uluslararası İlişkiler Birimi’nin kurucu başkanı da benim, sistemini belirleyen, pek çok festivaline yöntem, stil kazandıran da. Bunların önemi yok. Devlet Tiyatrosu, Cumhuriyet kurumu olduğunun bilincinde olmayan, kuruluş amacından sapmış, sanat yapamayan bir kurum, engellemeye gücüm yetmedi. Emekliliğe hak kazandığım gün, çok erken yaşta hemen ayrıldım. Avrupa normlarında tiyatro yapan bir Türk tiyatrosu kurmak gerekiyordu, onu yaptım. 11 yıldır Londra’dan Amsterdam’a, Berlin’den Sibiu’ya, Tel Aviv’den Seul’e turneler yapan Tiyatro Keyfi’nin sanat yönetmeniyim. Tiyatroda aldığım en önemli karar benden ve nitelikli pek çok sanatçıdan da faydalanmasını bilmeyen, onları öğütmeye, sıradanlaştırmaya çalışan düşük profilli yöneticileriyle şu anki haline çok üzüldüğüm Devlet Tiyatrosu’ndan zaman kaybetmeden ayrılmak ve Dr. Cüneyt Arkan ile birlikte Emma Gösteri Hizmetleri Ltd. Şti ve onun sürükleyici markası olan Tiyatro Keyfi’ni kurmaktır.

Oyunlarınızın içeriklerini nasıl belirliyorsunuz peki ve tabii seyircinin tiyatroya olan ilgisini nasıl görüyorsunuz?

Hayata, topluma, insana dair düşüncelerim var. Ya ülkenin, dünyanın çağdaş oyun yazarlarına temayı ve konuyu vererek oyun yazdırıyor, sonra dramaturjisini, çoğu zaman ışık tasarımını da yaparak yönetiyorum, ya dünya klasiklerini yine kendi yoğurt yiyişimle, yani geleneksel tiyatromuzdan yola çıkan, Avrupa normlarında, çağdaş sahnelemelerle yönetiyorum. Bu sahnelemelerde usta oyunculara eşlik eden yetiştirdiğimiz gençler çok önemli rol oynuyor. Biz gençlere cesaretle yol açan bir tiyatroyuz.

Tiyatroyu ‘bilen bir kişi’ için yapıyoruz

Bir yandan da eğitmensiniz, öğrenciler yetiştiriyorsunuz. Yeni nesil oyuncuların tiyatroyu değil de, popüler işlerde yer alıp kısa yoldan şöhreti yakalamak istedikleri yönündeki eleştirilere katılıyor musunuz?

Eleştirsem ne olacak, gerçek bu, kendi hallerine bırakıyorum, üstünde düşünmüyorum bile, zamanım yok. Ona göre başarı oysa, devam. Bana göre o değil. Tiyatroyu beceremeyene dünyanın hiçbir yerinde oyuncu denemez. Bizde deniyorsa, ben ne yapayım, desinler. Herkes mutlu olsun ama o yolun sonu mutluluk değil, yaşar görürler. Biz, Shakespeare’in işaret ettiği “bilen bir kişi” için yapıyoruz tiyatroyu. Önemli olan o “bir kişi”dir.

Gençleri destekliyorum, yeter ki çalışsınlar

Sosyal medya artık meslek seçimlerinde çok etkili, öyle ki projelere oyuncu seçilirken; yetenekten ziyade takipçi sayısına bakılır oldu. Bunun mağduriyetini yaşayan pek çok konservatuvar mezunu genç oyuncu var ve kimileri de, sosyal medyada içerik üretimine başlamış durumda. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?

Ne yapsınlar? Gençler yollarına çekilen setlerle uğraşıyor ve hedeflerine yan yollara saparak ulaşmaya çalışıyor. Bu yolların çoğu karanlık ama ben sorayım, ne yapsınlar? Hepsini destekliyorum. Yeter ki çalışsınlar, üretsinler, yaratıcı olsunlar, umutlarını kaybetmesinler.

Müzikle de yakından ilgilisiniz. Hakkı Ergök ile birlikte “Öykülerden Oyunlar” oyununu da sahneye koymuştunuz. Bu alanda başka çalışmalarınız olur mu, olacak mı?

“Öykülerden Oyunlar”, tek başına, orkestrayla sergilediğim yeni şekliyle devam ediyor. Zamanım oldukça konserlerim de. Kalan Müzik’ten çıkan kendi şarkılarımdan oluşan albümden sonra iki teklim de yayınlandı. Şimdi son şarkım “Yalnız Doğar İnsan” için stüdyodayım. O da yakında tüm müzik platformlarında yerini alır. Yapıyorum, atıyorum uzaya… Tiyatrom değil ama müziğim ilerideki kuşaklara ulaşır. Tiyatro acılı bir meslek, eseriniz bitince kayboluyor. Müzik öyle mi?

Genç oyuncu adaylarına bir tavsiye verecek olsanız, bu ne olur? Mesleklerinde ilerlemek için neyi öncelemeliler?

Tutku kelimesi en önemlisi. Hep öğrenci kalmak, koca bir sanatın içinde küçücük bir nokta olduğunun farkında, o noktayı nasıl daha parlak yaparım diye uğraşan, okuyan, öğrenen, istikrarlı, mücadeleden ve yenilgiden korkmayan, alçakgönüllü bir insan olmak. Ben öyle yaptım. Yapıyorum. Ama ne gençken ne sonra, kimsenin tavsiyesini de dinlemedim. Benimkilerin de gençler için bir önemi yok. Çok ileri gidebilmek isteyen herkesin yolu özgün, kendine has olmalı. Yollarını mutlaka bulacaklardır. İçlerindeki büyük gücün, kendine inancın farkına ne kadar erken varırlarsa o kadar erken.

Önceki Yazı

İki yıldız daha düştü

Sonraki Yazı

“Sanatımla tanımsız dünyalar kurguluyorum”

Son Yazılar

Mekan bendedir, sanatım da mekan da!

Tarih sanatçıları hep takıldıkları mekanlar ile andı.  1800’lü yılların ortalarına doğru açılan kafeler sanatçıların sosyalleştikleri, ilham