Tolstoy 195 yaşında

30 dakikada okunur

Dünya klasikleri ya da dünya edebiyatı dendiğinde akla ilk gelen isimlerden biridir Lev Nikolayeviç Tolstoy. Moskova’nın 200 kilometre güneyindeki Tula şehrinde bulunan Yasnaya Polyana adlı bir konakta 9 Eylül 1928 tarihinde varlıklı ve soylu bir ailenin ferdi olarak dünyaya gözlerini açtı. Genç yaşta hem anne hem de babasını kaybetti. Dünyaca meşhur birçok kültür, politika ve bilim insanının da mezun olduğu Kazan Üniversitesinde hukuk ve Doğu dilleri eğitimini yarıda bıraktı ve Yasnaya Polyana’daki köylülerin arasına katıldı. Rusya’nın kültür başkenti olan St. Petersburg’da bulundu. Bu sürede Fransızcasını da ilerleterek Fransız edebiyatını yakından takip etti. Bir süre Kafkasya’da bulundu ve orduya katıldı. Aynı zamanda başta Kırım Harbi olmak üzere bu süre zarfında Türkleri de yakından tanımış oldu. Bu dönemde ilk gerçekçi hikayelerini yazdı. Kafkasya’yı merkeze alan Hacı Murat, Sivastopol ve Kazaklar adlı romanları ülkemizde de en çok okunan klasiklerdendir. Cesur bir asker olan ve terfi alan Tolstoy, harp meydanında yaşanan dramatik ve dehşete düşüren olaylar neticesinde ordudan ayrıldı ve önce St. Petersburg’a gitti, sonra da iki defa Batı Avrupa’ya seyahat etti. Bu dönemde de eser vermeye devam etti. Avrupa dönüşünde tekrar Yasnaya Polyana’ya yerleşti ve kendisini huzura kavuşturacağını kanaat getirdiği birtakım faaliyetlerde bulundu, köylü çocukları için okullar kurdu. Kendisini yazmaya, bilgeliğe ve insanlara adadı. Servetini köylülere dağıttı ve onlar gibi bir yaşam sürdü. 1910 yılında bir kasım günü 82 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Ardında on binlerce sayfadan oluşan eserlerini bıraktı. Tolstoy’un eserlerinin Türkçeye aktarılması 1890’lı yıllarda gazetelerde tefrika şeklinde başlamıştır. Yani henüz hayatta iken eserleri Türkçeye kazandırılmaya başlandı. Cumhuriyet’in ilk çeyreğinde hız kazanan bu çevirileri bugün yüzlerce farklı yayında görmekteyiz. Dünya klasiklerini dilimize kazandırmaya odaklanan yayınevlerinin de ilk bastıkları eserlerin başında Tolstoy’un eserlerinin geldiğini de görmekteyiz. Özellikle belirtmek istiyorum; son yıllarda Alfa Yayınları, Tolstoy’un tüm eserlerini (roman, öykü, deneme, masal, günlük, mektup, makale, oyun vs.) Rusça aslından çevirerek hem ciltli hem de karton kapak olarak yayımladı. Bu eserlerden birkaçını sizler için derledim. İyi okumalar dilerim.

Önerdiklerim

 

Anna Karenina / Lev Nikolayeviç Tolstoy / Can Yayınları

“Ne yapalım?” dedi kendi kendine, kararlı bir şekilde. “Bu ne demek? Bu meseleye dosdoğru yaklaşmaktan korkuyor muyum? Ne yani? Bu genç subayla aramızda, diğer tanıdıklarımla ilişkimden başka bir ilişki mi var, böyle bir şey olabilir mi?” Küçümsercesine gülümsedi ve yeniden kitabı aldı ama artık okuduğunu kesinlikle anlamıyordu. Kitap açacağını cama tuttu, sonra onun pürüzsüz, soğuk yüzeyini yanağına koydu ve onu nedensizce saran ani bir mutlulukla neredeyse duyulacak şekilde güldü. Sinirlerinin iki çivi arasında gerdirilen bir tel gibi gittikçe daha çok gerildiğini hissediyordu. Anna Karenina, tüm dünyada roman denince ilk akla gelen iki-üç kitaptan biri. Tolstoy’un eşsiz bir gözlem gücüyle Moskova ve Petersburg soylu yaşamına odaklandığı eser, 19. yüzyıl Rusya gerçekliği ve önemli toplumsal sentezlerle örülü. Aynı zamanda aşka ve ilişkilere dair yazılmış belki de en başarılı roman olan Anna Karenina’da Tolstoy, zengin karakter ağıyla dönemin insan haritasını çıkarıyor.

Savaş ve Barış, “klasik” dendiğinde akla gelen ilk kitaplardan. Napoléon’un Rusya’yı işgalini anlatan dev bir savaş romanı, aynı zamanda bir Rusya panoraması.

Diriliş / Lev Nikolayeviç Tolstoy / İletişim Yayınları

Bireysel vicdanın uyanışını anlatırken hukuk sisteminin adaletsizliğini, imkânsız bir aşk öyküsünü resmederken Hıristiyanlığın kalıplaşmış yanlışlarını ele alan Diriliş, Tolstoy’u hem bireyi hem toplumu eleştirdiği en acımasız romanıdır. Zengin ve yakışıklı bir Rus prensi olan Nehlüdof, halalarının hizmetindeki güzel köylü kızı Katyuşa’yı baştan çıkardıktan sonra bırakıp gider. Bir sonraki karşılaşmaları, yıllar sonra bir mahkeme salonunda olur: Katyuşa kötü yola düşmüştür ve adam öldürmek suçuyla yargılanacaktır. Katyuşa’nın durumundan kendini sorumlu tutan prens, vicdanının ezici baskısıyla baştan ayağa değişecek, yaşadığı dünyaya farklı gözlerle bakmaya başlayacaktır. İnsan ruhunun, vicdanının, inancının ve 19. yüzyıl Çarlık Rusyası’nın gerçekçi bir portresini çizen bu başyapıt, Tolstoy’un ateist ilan edilmesine ve 1901 yılında Kilise’den aforoz edilmesine sebep olmuştur. “Ne büyük bir sanatçı ve ne büyük bir psikolog!” Gustave Flaubert

Savaş ve Barış / Lev Nikolayeviç Tolstoy / Can Yayınları

Savaş ve Barış, “klasik” dendiğinde akla gelen ilk kitaplardan. Napoléon’un Rusya’yı işgalini anlatan dev bir savaş romanı, aynı zamanda bir Rusya panoraması. 1800’lerin ortalarında Rusya’nın içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullar, kentlerde, köy ve kasabalarda, büyük çiftliklerde sürdürülen hayat, dönemin önde gelen kişilikleri, saray yaşamı, özellikle üst sınıf ustaca çiziliyor. Tolstoy, birinci cildin önsözünde Savaş ve Barış’ı yazarken hissettiklerini, yaptığı zorlu çalışmaları ve romanın geçirdiği aşamaları anlatıyor. Bu metinler, özellikle bu dev romana yazarının gözünden, daha yakından bakma fırsatı verdiği için çok önemli. Elinizdeki çeviri, Savaş ve Barış’ın, dönemin Maarif Vekâleti’nin Zeki Baştımar’a ısmarladığı, 1943-1949 yılları arasında yapılan eksiksiz çevirisi. Zeki Baştımar bu çeviriyi o sırada Bursa’da hapiste olan Nâzım Hikmet’le birlikte yaptığı halde, bilinen siyasi nedenlerle Nâzım’ın adı hiçbir zaman kitapta yer almadı. 

Hacı Murat / Lev Nikolayeviç Tolstoy / İletişim Yayınları

Tolstoy’un ölümünden bir sene sonra basılan son romanı Hacı Murat hem savaş ve siyasetin doğası hem de iki farklı kültür ve dünya arasına sıkışıp kalmak hakkında bir hikâye. Tolstoy, gerçek olaylardan esinlenerek yazdığı bu romanda, Rus İmparatorluğu’na karşı kanının son damlasına kadar kahramanca savaşmış Çeçen isyancı Hacı Murat’ın hikâyesini anlatır. Çeçen lideri Şeyh Şamil’le anlaşmazlığa düştükten sonra Rusların tarafına geçen Murat, çok geçmeden her iki tarafın da güvenini kaybettiğini fark eder. Ruslar tarafından önce sıcak bir karşılama görse de hemen sonrasında casus olduğu şüphesiyle hapse atılır. Karısı ve oğlunun Çeçenlerin eline düştüğünü öğrendiğindeyse, her şeyi göze alarak ailesini kurtarmak üzere yollara düşer. Ortak bir amaç için savaşan iki adamı karşı karşıya getiren bu mücadele dolu hikâye, yüzyıllar öncesinden bugüne uzanan siyasi sorunların doğasına da ışık tutuyor. “Tolstoy olmasaydı, edebiyat, çobanı olmayan bir sürü, içinden çıkılamaz bir kördüğüm olurdu.” Anton Çehov

Yeni Çıkanlar

Behlül Dânâ Fıkraları / Seçkin Sarpkaya & Erhan Solmaz / Divan Kitap

Behlül Dânâ VIII.-IX. yüzyıllarda yaşadığı düşünülen, hakkında Halife Harun Reşid’in kardeşi veya İmam Cafer Sadık’ın talebesi olduğu yönünde rivayetler bulunan, sözleri ve davranışlarıyla “ukala-i mecânin” yani “akıllı deli” veya “deli görünüşlü akıllı”lardan biri olan, deyim yerindeyse bir tür halk filozofudur. Onun hakkında anlatılanlar Arap, Fars ve Türk kültür sahasında geniş bir alana yayılmış; anlatmalar, tarihteki gerçek Behlül’ü aşıp “behlül” kavramıyla birlikte onu güçlü bir fıkra tipine dönüştürmüştür. O, halkın sözcüsü bir fıkra tipidir ve hem Türkiye’de hem de Azerbaycan ve İran Türk sahalarında güçlü bir şekilde sahiplenilmiştir. Seçkin Sarpkaya ve Erhan Solmaz’ın hazırladıkları bu çalışmada, Azerbaycan ve İran Türk sahalarında Behlül Dânâ/Dânende/Divâne adlarıyla anılan fıkra tipiyle ilgili anlatılmış ve bu sahalardan derlenip yazıya geçirilmiş fıkralarla birlikte, bu fıkralardaki Behlül Dânâ tipini ortaya koyan tipolojik özellikler ve onu yaratan kavram dünyasının ikili karşıtlığını oluşturan şahıs kadrosu da incelenmiştir. Böylelikle Behlül Dânâ’nın Türk dünyası mizahındaki yeri belli bir örneklem çerçevesinde gösterilip estetik ve eleştiri noktalarındaki konumu da okuyucuların dikkatine sunulmuştur.

Majid Fakhry, alanında klasik sayılan İslam Felsefesi Tarihi ile öz ama kapsamlı bir çerçeve sunuyor. İslam Felsefesi’nin serencamı kendi yüksekliğinde kalarak çağ için bir düşünme vizyonu çiziyor.

İslâm Felsefesi Tarihi / Majid Fakhry / Kapı Yayınları

Felsefe… İnsanlığın ortak değeri. Batıdan yükselip Doğu’ya kadar genişlemiş ve kültür ve medeniyetleri etkilemiş en esaslı zihinsel faaliyet. Platon, Sokrat, Aristo… Felsefe Batı’da onlarla başladı. Sonrasında pek çok büyük filozof yetişti. İslâm dünyası da gecikmeden felsefe ile tanıştı; Fârâbî, İbn Sînâ veya el-Kindî gibi öncüler geldiler. … Onları da başka başka meşrepten düşünürler takip ettiler. İnsan, varlık, hayat, dünya neydi? İnsan nereden gelip nereye gidiyordu? İnsan bu dünyada ne arıyordu? İnsan kaderin mahkûmu muydu? İnsan kendi kaderini kendisi mi çizerdi? Külli ve cüzi irade neydi? Sorular soruları izledi. Soru soruyu doğurdu. İslam filozofları kendi zaviyelerinden hem felsefenin iç aleminde derinleştiler hem de özgün yorumlarıyla Batı Felsefesi üzerinde de etkili oldular. Majid Fakhry, alanında klasik sayılan İslam Felsefesi Tarihi ile öz ama kapsamlı bir çerçeve sunuyor. İslam Felsefesi’nin serencamı kendi yüksekliğinde kalarak çağ için bir düşünme vizyonu çiziyor.

Dünya Askeri Tarihi / Mesut Uyar / Yeditepe Yayınevi

Dünyada XIX. Yüzyılda modern tarih biliminin doğuşu ile birlikte gelişim kazanan askerî tarih çalışmaları, daha çok Batı merkezli bir perspektifle kaleme alınmıştır. Kendi içinde çok uzun bir tecrübeyi barındıran Türk askerî tarih ve kültürünün, Dünya literatüründe hakettiği yeri bulduğu söylenemez. Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyete giden son bir buçuk asırlık sürede Batı dillerinden çeşitli çeviriler yapılmış olsa da Dünya askerî tarihine dair genel ve kapsayıcı bir Türkçe telif eser bugüne kadar yazılamamıştır. Dünya askerî tarihine dair kapsamlı ilk Türkçe telif olan bu eserde, eski çağlardan günümüze silahlı çatışmaların dönüşümü farklı coğrafyalar özelinde de ele alınmaktadır. İnsanoğlunun kara ve denizde başlayan silahlı çatışma macerası, XX. Yüzyılda bunlara eklenen hava boyutu ile birlikte işlenerek günümüze kadar getirilmektedir. Asya’dan Avrupa’ya yüzlerce yıllık Türk askeri tarihi de Dünya askerî tarihi çerçevesinde değerlendirilmektedir. Harp silah ve aletleri, askerî teşkilatlar, taktik ve stratejilerin tarihi seyri ile askerliğe dair pek çok kavram tek bir kitabın içerisinde okuyucuyla buluşturulmaktadır.

Mektub / Paulo Coelho / Can Yayınları

“Türkiye’den geliyorum,” dedi üstada adam. “Bu yolculuğu size bir tek soru sormak için yaptım.” Yaşlı adam ona şaşkınlıkla baktı: “Çok güzel. Bana tek bir soru sorabilirsiniz.” “Size soracağım soruyu açık seçik sormalıyım. Sorumu Türkçe sorabilir miyim?” “Sorabilirsiniz,” diye yanıtladı bilge. “Tek sorunuzu yanıtlamış bulunuyorum. Başka bir şey öğrenmek istiyorsanız, onu yüreğinize sorun, sizi yanıtlayacaktır.” Paulo Coelho Mektub’da farklı kültürlerin gözünden rengârenk bir deneyim hazinesi sunuyor. Coelho’nun ifadesiyle, “Mektub bir tavsiye kitabı olmaktan ziyade tecrübeleri aktarmayı amaçlıyor.” Sözlü anlatının her türlü kaynağından köken ayırt etmeden beslenen bu duru metinler okura hem dünyevi karmaşanın ortasında soluklanma hem de kendini daha yakından tanıma fırsatı veriyor. Coelho, Brida (1990), Piedra Irmağı’nın Kıyısında Oturdum Ağladım, Beşinci Dağ, Işığın Savaşçısının Elkitabı, Veronika Ölmek İstiyor, Şeytan ve Genç Kadın, On Bir Dakika, Zâhir, Portobello Cadısı, Kazanan Yalnızdır, Elif, Akra’da Bulunan Elyazması, Aldatmak, Casus ve Hippi gibi yapıtlarıyla sürekli olarak çoksatar listelerinde yer aldı.

Kamil Uğurlu’dan Tavsiyeler

Orhun Âbideleri, Şâh-ı Zinde Nekropolü, İşte Biz Böyleyiz, Masal Gibi Öyküler, Konya Şehrengizi, Türkistan Tasvirleri, Dünden Bugüne Selçuklu Evleri, Mîr Ali’yle Gül Hanım’ın Destanı, Karaman Şehrengizi, Eskişehir Şehrengizi, Kelebek Kanadındaki Hayatlar, Ötüşün Kuşlar Ötüşün ve Kahramanmaraş Şehrengizi eserlerinin yazarı Kamil Uğurlu’ya “Hangi kitapları okuyalım?” diye sordum. İşte aldığım cevaplar:

Selâmlık Sohbetleri / Mitat Enç / Ötüken Neşriyat

İniş ve çıkışlar yaşamak her toplumun kaderinde vardır. Mitat Enç’in anılarıyla bize anlatmak istediği, kriz dönemlerinde düzenleri bozulan insanların hayata nasıl devam ettikleridir. Bazen zorla, bazen tabii bir şekilde kendiliğinden benimsenen, ya da bazen hoşlukla kabullenilen ve günlük yaşayışlarına damgasını vuran değişmeler insanları nasıl etkiler? Farklı din ve kültürlerin bize has kent dokusundaki ayrılmaz sanılan birliktelikleri… Unutamadıklarımız… Unutmak istediklerimiz… Ve unutturulmak istenenler… Anadolu ve İstanbul’daki hayatın Cumhuriyetin hemen öncesi ve sonrasındaki görünüşleri… Yazar, kaderin kendisine hazırladığı “Bitmeyen Gece” öncesindeki yaşadıklarını, dedesinin selâmlığını, oraya gelen kişileri, o günün sıcak ve samimi ilişkilerini bize aktarır ve şöyle der: “Selâmlık akşamları, benim çocukluktan gençliğe geçiş yıllarımın ev-okuluydu. Orada buluşanlardan, yaşamın evimiz dışındaki akışını, rengini, adabını; kentimi ve ülkemi sevmeyi öğrendim.”

 Yapıtları 100’den fazla dile çevrilen Aytmatov’un adını tüm dünyaya duyuran en ünlü eseridir Cemile.

Açlık / Knut Hamsun / Ötüken Neşriyat

Knut Hamsun’un ilk romanı Açlık’tan bazı bölümler, ilk defa 1888’de Ny Jord dergisinde, yazarın ismi verilmeden neşredildi ve 1890’da kitap olarak basıldı. Bu etkili ve yarı otobiyografik roman, kontrolü dışındaki güçler tarafından kendi kendisini yok etmenin eşiğine sürüklenen, yazar olarak başarıya duyduğu açlıkla fiziksel açlığı kaynaşan işsiz, genç bir adamın unutulmaz portresi üzerinden bilincin derinliklerini korkutucu ve sürükleyici bir güçle araştırıyor. Yazarın, zamanının romanlarını, basmakalıp olay örgülerini ve boş karakterlerini küçümseyip, “zihnin tuhaf, kendine özgü hâllerini, açlık çeken bir bedendeki sinirlerin gizemlerini betimleme girişiminde” bulunarak yarattığı bu modern klasik, Dostoyevski’nin eserleri misali, Batı edebiyatı ve hümanist geleneklerinden olağanüstü bir kopuşa işaret eder. Avrupalı yazarlar üzerinde heyecan verici bir etki yaratan bu büyük eseri, Türk edebiyatının büyük ismi Peyami Safa’nın Türkçesiyle sunmaktan kıvanıyoruz.

Martin Eden / Jack London / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Jack London’ın yarı otobiyografik romanı Martin Eden, 20. yüzyıl başında sosyal ve ideolojik meseleler ağırlıklı içeriğiyle Amerikan edebiyatında büyük ölçüde kabul görmüştür. London farklı sınıflar arasındaki zihniyet ve değer farklarını gözlerimizin önüne sererken, statü ve servetin Amerikan toplumundaki hayati önemine işaret eder. Romanın ana temalarından biri, başarı ve refah yolunun sosyal sınıf farkı gözetilmeksizin herkese açık olduğu şeklinde özetlenebilecek Amerikan Rüyası’dır. Ya da bu idealin yarattığı muazzam hayal kırıklığı… London, romanı bir sanatçının çıraklıktan olgunluğa geçiş sürecini işleyen Künstler roman geleneğinde yazmıştır. Martin’in aşkı uğruna eğitimsiz genç bir işçiden başarılı ve rafine bir yazara dönüşüm mücadelesini anlatır. Kahramanı hedefine ulaştığında ise motivasyonunu ve heyecanını çoktan yitirmiş, trajik bir sona doğru sürüklenmektedir artık… “Martin, bir maceraperest ve aksiyon adamıydı, bunu becerebilen pek fazla yazar da yoktur.” Orwell

Cemile / Cengiz Aytmatov / Ketebe Yayınevi

Cemile neşesi, şakaları, özgüveni ve söylediği türkülerle etrafına ışık saçan güzel, genç bir kadındır. Cephedeki kocasının küçük kardeşi, kendi deyimiyle “kiçine bala”sıyla aralarından su sızmaz. Ve birgün köyde bir başına yaşayıp giden savaş gazisi Danyar ile değirmene buğday taşıma işine girişmeleriyle birlikte onlar için her şey değişmeye başlar. Köyün tüm genç erkekleri savaşa gönderildiğinden kadın erkek, yaşlı genç fark etmeksizin geride kalan herkes her işi yapmaktadır. Zorlu geçen bir iş gününün ardından dönüş yoluna düştükleri bir akşam Danyar’ın bir türkü söylemesiyle bu kimsesiz, sessiz ve tuhaf adamın ruhunun derinliklerine gizlediği yaşam sevinci duyurur sesini. Kuşkusuz bu türkü, bir güz akşamı filizlenen aşkın da habercisidir. Yapıtları 100’den fazla dile çevrilen Aytmatov’un adını tüm dünyaya duyuran en ünlü eseridir Cemile. Hikâyeden çok etkilenen Fransız şair Louis Aragon onu Fransızcaya çevirmiş ve kitap böylece önce Avrupa’da daha sonra da tüm dünyada yayımlanarak büyük bir ilgi görmüştür.

 

Önceki Yazı

Edebiyatı hayatıma nasıl uyguluyorum?

Sonraki Yazı

Bir maçı izlemek ne kadar zor olabilir?

Son Yazılar

Bir değirmendir bu dünya

Muhtârî’nin “Men be-pây-ı hod in hatâ kerdem/Tâ be-destâ renc gestem âsiyâb” (Ben kendi attığım yanlış adım